Konusunu Oylayın.: Allah'ın güzel isimlerine ayna olmak.. Örneğin insan belki Cemil, Kerim, Sabur vs olabilir; ama

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Allah'ın güzel isimlerine ayna olmak.. Örneğin insan belki Cemil, Kerim, Sabur vs olabilir; ama
  1. 25.Ocak.2012, 14:47
    1
    Misafir

    Allah'ın güzel isimlerine ayna olmak.. Örneğin insan belki Cemil, Kerim, Sabur vs olabilir; ama






    Allah'ın güzel isimlerine ayna olmak.. Örneğin insan belki Cemil, Kerim, Sabur vs olabilir; ama Mumsema Allah'ın güzel isimlerine insan nasıl ayna olabilir? Örneğin insan belki Cemil, Kerim, Sabur vs olabilir; ama Yuhyi ve Yumit, Zahir ve Batın, Celal, Kabız ve Basıt vs,.. peki bunlara nasıl ayna olabilir?


  2. 25.Ocak.2012, 14:47
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



  3. 26.Ocak.2012, 23:39
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Allah'ın güzel isimlerine ayna olmak.. Örneğin insan belki Cemil, Kerim, Sabur vs olabilir; ama




    "İnsan öyle bir nüsha-i camiadır ki Cenab-ı Hak bütün esmasını insanın nefsi ile insana ihsas ediyor." (Sözler).
    Buna göre, her insan Cenab-ı Hakk'ın bütün isimlerine mazhardır. Fakat parmak izlerinin farklılığı gibi her bir insanın ruh yapısı da farklılık gösterir. Kimi daha zeki, kiminin hafızası daha güçlü, kimi daha cesurdur.

    Üstadımız, "Her bir ismin feyz-i tecellisini bir mazhar-ı cami olmaya çalış." buyurmakla, insanın kendi iradesini doğru yolda kullanmasıyla, diğer insanlardan daha fazla bir mazhariyete erebileceğini ders veriyor. Mesela, insanın her organı, her hücresi her hissiyatı Allah'ın ilminden haber verir. Bu yönüyle bütün insanlar Âlim ismine mazhardırlar.

    Bir de ilim tahsil eden kişilerdeki tecelli vardır ki naklettiğimiz vecizedeki "çalış" ifadesi bu tecelli içindir. Bu ve benzeri manevi sermayelerini yerinde kullanan insanda bazı hususî tecelliler ön plana çıkar.

    Bu ön plana çıkan özellikler Cenab-ı Hakk'ın hangi esmasına bakıyorsa, o esma, o insanda ism-i azam olup diğerleri onun gölgesindedir. Mesela; Hz. Musa (a.s)'da Cenab-ı Hakk'ın celâli isimleri öndedir. Fakat Hz. İsa (a.s)'da Rahim ve Cemil isimlerinin tecellileri daha ileri derecededir. Mesela İmam-ı Ali (ra)'de ilim dikkat çeker, Hz. Osman (ra)'da hilm, Hz. Ömer (ra)'de ise izzet ve celal devreye girer. Diğer insanların kendilerinde galip olan özelliklerini de bu örneklere göre değerlendirebiliriz.

    Peygamber Efendimiz (asm) ise Cenab-ı Hakk'ın bütün esmasına azami derecede mazhar olduğundan, onda bütün huylar ve hasletlerin tamamı en güzel bir şekilde ve azami mertebede tezahür etmektedir.

    İnsan üç cihetle esmâ-i İlâhiyeye bir aynadır:

    Birinci vecih: Gecede zulümât, nasıl nuru gösterir; öyle de, insan zaaf ve acziyle, fakr ve hâcâtıyla, naks ve kusuruyla bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini, kuvvetini, gınâsını, rahmetini bildiriyor ve hâkezâ, pekçok evsâf-ı İlâhiyeye bu sûretle âyinedarlık ediyor. Hattâ, hadsiz aczinde ve nihayetsiz zaafında, hadsiz a'dâsına karşı bir nokta-i istinad aramakla, vicdan, dâimâ Vâcibü'l-Vücuda bakar. Hem, nihayetsiz fakrında, nihayetsiz hâcâtı içinde, nihayetsiz maksadlara karşı bir nokta-i istimdâd aramaya mecbur olduğundan, vicdan, dâimâ o noktadan bir Ganî-i Rahîmin dergâhına dayanır, duâ ile el açar. Demek, her vicdanda şu nokta-i istinad ve nokta-i istimdâd cihetinde iki küçük pencere Kadîr-i Rahîmin bârigâh-ı Rahmetine açılır; her vakit onunla bakabilir.

    İkinci vecih âyinedarlık ise: İnsana verilen numûneler nevinden cüz'î ilim, kudret, basar, sem', mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz'iyât ile, Kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem'ine, hâkimiyet-i rubûbiyetine âyinedarlık eder; onları anlar, bildirir. Meselâ, ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum ve onun mâlikiyim ve idare ediyorum; öyle de, şu koca kâinat sarayının bir ustası var, o usta onu bilir, görür, yapar, idare eder ve hâkezâ.

    Üçüncü vecih âyinedarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i İlâhiyeye âyinedarlık eder. insanın mahiyet-i câmiasında nakışları zâhir olan yetmişten ziyâde esmâ vardır. Meselâ, yaratılışından Sâni', Hâlık ismini ve hüsn-ü takvîminden Rahmân ve Rahîm isimlerini ve hüsn-ü terbiyesinden Kerîm, Latîf isimlerini ve hâkezâ, bütün âzâ ve âlâtı ile, cihazât ve cevârihi ile, letâif ve mâneviyâtı ile, havâss ve hissiyâtı ile ayrı ayrı esmânın ayrı ayrı nakışlarını gösteriyor. Demek, nasıl esmâda bir İsm-i âzam var; öyle de, o esmânın nukuşunda dahi bir nakş-ı âzam var ki, o da insandır.

    Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa, hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimâli var.

    (Said Nursi, Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere)



  4. 26.Ocak.2012, 23:39
    2
    Editör



    "İnsan öyle bir nüsha-i camiadır ki Cenab-ı Hak bütün esmasını insanın nefsi ile insana ihsas ediyor." (Sözler).
    Buna göre, her insan Cenab-ı Hakk'ın bütün isimlerine mazhardır. Fakat parmak izlerinin farklılığı gibi her bir insanın ruh yapısı da farklılık gösterir. Kimi daha zeki, kiminin hafızası daha güçlü, kimi daha cesurdur.

    Üstadımız, "Her bir ismin feyz-i tecellisini bir mazhar-ı cami olmaya çalış." buyurmakla, insanın kendi iradesini doğru yolda kullanmasıyla, diğer insanlardan daha fazla bir mazhariyete erebileceğini ders veriyor. Mesela, insanın her organı, her hücresi her hissiyatı Allah'ın ilminden haber verir. Bu yönüyle bütün insanlar Âlim ismine mazhardırlar.

    Bir de ilim tahsil eden kişilerdeki tecelli vardır ki naklettiğimiz vecizedeki "çalış" ifadesi bu tecelli içindir. Bu ve benzeri manevi sermayelerini yerinde kullanan insanda bazı hususî tecelliler ön plana çıkar.

    Bu ön plana çıkan özellikler Cenab-ı Hakk'ın hangi esmasına bakıyorsa, o esma, o insanda ism-i azam olup diğerleri onun gölgesindedir. Mesela; Hz. Musa (a.s)'da Cenab-ı Hakk'ın celâli isimleri öndedir. Fakat Hz. İsa (a.s)'da Rahim ve Cemil isimlerinin tecellileri daha ileri derecededir. Mesela İmam-ı Ali (ra)'de ilim dikkat çeker, Hz. Osman (ra)'da hilm, Hz. Ömer (ra)'de ise izzet ve celal devreye girer. Diğer insanların kendilerinde galip olan özelliklerini de bu örneklere göre değerlendirebiliriz.

    Peygamber Efendimiz (asm) ise Cenab-ı Hakk'ın bütün esmasına azami derecede mazhar olduğundan, onda bütün huylar ve hasletlerin tamamı en güzel bir şekilde ve azami mertebede tezahür etmektedir.

    İnsan üç cihetle esmâ-i İlâhiyeye bir aynadır:

    Birinci vecih: Gecede zulümât, nasıl nuru gösterir; öyle de, insan zaaf ve acziyle, fakr ve hâcâtıyla, naks ve kusuruyla bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini, kuvvetini, gınâsını, rahmetini bildiriyor ve hâkezâ, pekçok evsâf-ı İlâhiyeye bu sûretle âyinedarlık ediyor. Hattâ, hadsiz aczinde ve nihayetsiz zaafında, hadsiz a'dâsına karşı bir nokta-i istinad aramakla, vicdan, dâimâ Vâcibü'l-Vücuda bakar. Hem, nihayetsiz fakrında, nihayetsiz hâcâtı içinde, nihayetsiz maksadlara karşı bir nokta-i istimdâd aramaya mecbur olduğundan, vicdan, dâimâ o noktadan bir Ganî-i Rahîmin dergâhına dayanır, duâ ile el açar. Demek, her vicdanda şu nokta-i istinad ve nokta-i istimdâd cihetinde iki küçük pencere Kadîr-i Rahîmin bârigâh-ı Rahmetine açılır; her vakit onunla bakabilir.

    İkinci vecih âyinedarlık ise: İnsana verilen numûneler nevinden cüz'î ilim, kudret, basar, sem', mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz'iyât ile, Kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem'ine, hâkimiyet-i rubûbiyetine âyinedarlık eder; onları anlar, bildirir. Meselâ, ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum ve onun mâlikiyim ve idare ediyorum; öyle de, şu koca kâinat sarayının bir ustası var, o usta onu bilir, görür, yapar, idare eder ve hâkezâ.

    Üçüncü vecih âyinedarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i İlâhiyeye âyinedarlık eder. insanın mahiyet-i câmiasında nakışları zâhir olan yetmişten ziyâde esmâ vardır. Meselâ, yaratılışından Sâni', Hâlık ismini ve hüsn-ü takvîminden Rahmân ve Rahîm isimlerini ve hüsn-ü terbiyesinden Kerîm, Latîf isimlerini ve hâkezâ, bütün âzâ ve âlâtı ile, cihazât ve cevârihi ile, letâif ve mâneviyâtı ile, havâss ve hissiyâtı ile ayrı ayrı esmânın ayrı ayrı nakışlarını gösteriyor. Demek, nasıl esmâda bir İsm-i âzam var; öyle de, o esmânın nukuşunda dahi bir nakş-ı âzam var ki, o da insandır.

    Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa, hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimâli var.

    (Said Nursi, Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere)






+ Yorum Gönder