Konusunu Oylayın.: Rahman ve Mearic surelerinde "Allah iki doğunun ve iki batının rabbidir" diye bir ayet var. İki doğu ve iki batıdan kası

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Rahman ve Mearic surelerinde "Allah iki doğunun ve iki batının rabbidir" diye bir ayet var. İki doğu ve iki batıdan kası
  1. 25.Ocak.2012, 14:43
    1
    Misafir

    Rahman ve Mearic surelerinde "Allah iki doğunun ve iki batının rabbidir" diye bir ayet var. İki doğu ve iki batıdan kası






    Rahman ve Mearic surelerinde "Allah iki doğunun ve iki batının rabbidir" diye bir ayet var. İki doğu ve iki batıdan kası Mumsema Rahman ve Mearic surelerinde "Allah iki doğunun ve iki batının rabbidir" diye bir ayet var. İki doğu ve iki batıdan kasıt nedir?


  2. 25.Ocak.2012, 15:16
    2
    Ercan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Temmuz.2011
    Üye No: 88468
    Mesaj Sayısı: 3,121
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: Gaziantep

    Cevap: Rahman ve Mearic surelerinde "Allah iki doğunun ve iki batının rabbidir" diye bir ayet var. İki doğu ve iki batıd




    "O hem iki doğunun, hem iki batının Rabbidir. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?" (Rahman Suresi, 17-18)

    Âyet şunları düşündürür:

    a- Güneş, Allah'ın emriyle doğar ve batar; bu doğup batma, her gün farklı açılarla gerçekleşir.

    b- Dünyanın da güneşin de Rabbi O'dur. Bunların ayrı ayrı sahipleri olsaydı, bu uyum olmazdı.

    c- Doğu, batı ve ikisi arası herşeyi yaratan Allah'tır. Kâinatın hikmetli nizamının sahibi O'dur.

    Hem iki doğunun Rabbi, hem iki batının Rabbidir O yaratıcı Rahmân, yani yalnız insan ve cinnin başlangıçtan yaratıcısı olmakla kalmayıp, bütün varlık yönlerinin hatta varlık ve yokluk nimetlerinin hepsinin sahibi ve bütün tekamül (gelişme) mertebelerinin Rabbidir.

    “O hem iki doğunun, hem iki batının Rabbidir” ( Rahman, 55/17) mealindeki ayette yer alan "iki doğu -iki batı" ifadesi, birden çok gerçeğe işaret etmektedir:

    a- Bu ayetten önce geçen "Güneş ve ay bir hesap iledir" âyetinden anlaşılacağı gibi, güneş ve ayın doğu ve batıları demektir. (krş. Hâzin(Mecmau’t-tefasir), 6/139; Alûsî, 26/105)

    b- Yaz ve kış mevsimlerinde günlerin uzayıp kısalmalarına göre doğular ve batılar demektir. (Zemahşerî, IV/445, el-Beydâvî,VI/139) Buna göre, âyette mevsimlerin her iki tarafı zikredilmiş ve bu iki uç kısımlar arasındaki her günkü doğu ve batı mefhumu insanların aklına havale edilmiştir. "Doğuların ve batıların Rabbine yemin olsun" (Meâric, 70/40). âyetinde ise, doğu ve batı kelimeleri çoğul kullanılarak her günkü durumlarına işaret edilmiştir.

    c- Yerin küre şeklinde yuvarlak olması sebebiyle her yarım küre parçasına göre bir doğu, bir de batıya işaret edilmiştir. Buna göre, âyet dünyanın yuvarlak olduğuna da delâlet etmektedir. Bunda doğu kabul edilen bir nokta aynı zamanda batı, batı kabul edilen bir nokta ise aynı zamanda doğu kabul edilir. (İbn Aşûr, 26/247; Hamdi Yazır, 7/370-371)

    d- Şafak'ın doğuşu ile güneşin doğuşu, güneşin batışı ile şafak'ın batışı. Bu görüş ibn Abbas'a izâfe delmiştir. (Alusî, 26/105)

    Bunu şöyle açıklamak mümkündür: Yerküreden çok büyük olan güneşin ışınları, yerkürenin kendisine dönük olan yüzüne isabet ettiğinde o taraf gündüz olur. Güneş ışınları, aynı zamanda yer kürenin iki yanından geçer gider. Bundan dolayı kürenin iki yanı, ışınların oraya tam isabet etmemesinden dolayı yarı aydınlık halde kalır. Yerkürenin güneş ışınlarına dönük olmayan kısmının ortaları ise tam karanlıktır. Neticede, yuvarlağımsı biçimde olan yerkürede: tam aydınlık ve az aydınlık; tam karanlık ve az karanlık şeklinde bölümler ortaya çıkar. Böylece iki aydınlık ve iki karanlık meydana gelir ki, iki doğu ile iki batı mânâsı da anlaşılmış olur. (bk. Niyazi Beki, Rahman suresi, ilgili ayetin tefsiri)

    e- Güneşin ve diğer gök cisimlerinin doğuş ve batış yerleri.

    f- Güneş gibi maddî, akıl gibi manevî ışık kaynaklarının doğuş ve batış noktaları veya ışıyıp sönmeleri. Elmalılı burada asıl amacın, Allah Teâlâ'nın gerek yiyecek gibi var edilerek gerekse hastalık gibi yok edilerek oluşan bütün nimetlerin sahibi ve yöneticisi olduğuna dikkat çekmek olduğunu belirtir.

    Bunlardan hangisi olursa olsun, asıl kasdedilen mânâ, Allah'ın var olan ve olmayan bütün nimetlerin sahibi ve yöneticisi olduğunu beyan etmektir. Görülüyor ki bu âyetler, hem nimeti hem kudreti hatırlatmaktadır. Nimeti hatırlatmak, şükrü gerektirir, kudreti hatırlatmak da, nankörlüğe karşı kınamayı takviye eder. (Yorumlar için bk. Râzî, XXIX, 99; İbn Âşûr, XXVII, 247; Elmalılı. VII. 4670-4671; Kur’an Yolu:V/145)

    Cevap 2:

    "Hayır, Allah'ın nizamı onların sandığı gibi değildir! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, Biz onların yerine kendilerinden daha hayırlı insanlar getirmeye kadiriz. Bizim elimizden kurtulan, gücümüzün yetmediği hiçbir şey yoktur. (Mearic Suresi 40-41)

    Allah’ın Zat-ı Akdesini bilmek mümkün değildir. Kur’an’da, onun sıfatları takdim edilerek kendisini tanımamız istenmiştir. Demek ki, Cenab-ı Hakkı ancak onun isim ve sıfatlarıyla tanıyabiliriz. Onun içindir ki, Kur’an’ın sureleri “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” manasına gelen Besmeleyle taçlandırılmıştır.

    Allah’ın kâinat çapında yansımaları görülen en açık vasfı rububiyet (Rab olma, kâinatı tekvinî vahiyle, insanlık camiasını ise teşriî vahiy ile terbiye edip idare etme) vasfıdır. Kur’an’ın ilk suresi Fatiha’nın başında “Rabbul-âlemîn-Alemlerin Rabbi”, son suresinin başında “Rabbi’n-nas-insanların Rabbi” vasfının kullanılması, tevhid-i rububiyetin idrak edilmesinin ne kadar önemli olduğunun göstergesidir.

    İnsanlık camiası için geçerli olan teşriî vahyin muhatabı Hz. Peygamber(a.s.m) olduğu için, Kur’an’da sık sık “Rabbin” ifadesine yer verilmiştir. Nitekim, ilk inen Alak suresinin ilk ayeti “Yaratan Rabbinin adıyla oku” mealindeki ifadeyle başlamıştır.

    İşte Maaric Suresinde yer alan “Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki..” mealindeki ayetin ifadesinde de, inkârcıların kör gözlerine sokulacak Rab olma/rububiyet gerçeği vurgulanmaktadır. Güneşin doğuşu ve batışı, gösterdiği harika bir nizam ve intizam penceresinden, bu nizamı kuran Allah’ın -ilim ve hikmetle bezenmiş- sonsuz kudretini göstermektedir. Bu ifadeyle Kur’an adeta şöyle diyor: “Dünyayı, ayı, güneşi, yıldızları bir sapan taşı gibi evirip çeviren, koca güneşi bir gizleyen bir ortaya çıkaran Allah’ın, ölümle batan insanları yeniden güneş gibi, -hayat ışığıyla- ortaya çıkarması, dünyayı kaldırıp yerine ahireti koyması O’nun sonsuz kudretine ağır gelebilir mi? Ve imtihana tabi tutulan cinler ve insanlar, hesap vermeden sonsuz ilimle yoğrulmuş bu sonsuz kudretten kaçıp kurtula bilirler mi?”


    Sorularla İslamiyet



  3. 25.Ocak.2012, 15:16
    2
    Devamlı Üye



    "O hem iki doğunun, hem iki batının Rabbidir. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?" (Rahman Suresi, 17-18)

    Âyet şunları düşündürür:

    a- Güneş, Allah'ın emriyle doğar ve batar; bu doğup batma, her gün farklı açılarla gerçekleşir.

    b- Dünyanın da güneşin de Rabbi O'dur. Bunların ayrı ayrı sahipleri olsaydı, bu uyum olmazdı.

    c- Doğu, batı ve ikisi arası herşeyi yaratan Allah'tır. Kâinatın hikmetli nizamının sahibi O'dur.

    Hem iki doğunun Rabbi, hem iki batının Rabbidir O yaratıcı Rahmân, yani yalnız insan ve cinnin başlangıçtan yaratıcısı olmakla kalmayıp, bütün varlık yönlerinin hatta varlık ve yokluk nimetlerinin hepsinin sahibi ve bütün tekamül (gelişme) mertebelerinin Rabbidir.

    “O hem iki doğunun, hem iki batının Rabbidir” ( Rahman, 55/17) mealindeki ayette yer alan "iki doğu -iki batı" ifadesi, birden çok gerçeğe işaret etmektedir:

    a- Bu ayetten önce geçen "Güneş ve ay bir hesap iledir" âyetinden anlaşılacağı gibi, güneş ve ayın doğu ve batıları demektir. (krş. Hâzin(Mecmau’t-tefasir), 6/139; Alûsî, 26/105)

    b- Yaz ve kış mevsimlerinde günlerin uzayıp kısalmalarına göre doğular ve batılar demektir. (Zemahşerî, IV/445, el-Beydâvî,VI/139) Buna göre, âyette mevsimlerin her iki tarafı zikredilmiş ve bu iki uç kısımlar arasındaki her günkü doğu ve batı mefhumu insanların aklına havale edilmiştir. "Doğuların ve batıların Rabbine yemin olsun" (Meâric, 70/40). âyetinde ise, doğu ve batı kelimeleri çoğul kullanılarak her günkü durumlarına işaret edilmiştir.

    c- Yerin küre şeklinde yuvarlak olması sebebiyle her yarım küre parçasına göre bir doğu, bir de batıya işaret edilmiştir. Buna göre, âyet dünyanın yuvarlak olduğuna da delâlet etmektedir. Bunda doğu kabul edilen bir nokta aynı zamanda batı, batı kabul edilen bir nokta ise aynı zamanda doğu kabul edilir. (İbn Aşûr, 26/247; Hamdi Yazır, 7/370-371)

    d- Şafak'ın doğuşu ile güneşin doğuşu, güneşin batışı ile şafak'ın batışı. Bu görüş ibn Abbas'a izâfe delmiştir. (Alusî, 26/105)

    Bunu şöyle açıklamak mümkündür: Yerküreden çok büyük olan güneşin ışınları, yerkürenin kendisine dönük olan yüzüne isabet ettiğinde o taraf gündüz olur. Güneş ışınları, aynı zamanda yer kürenin iki yanından geçer gider. Bundan dolayı kürenin iki yanı, ışınların oraya tam isabet etmemesinden dolayı yarı aydınlık halde kalır. Yerkürenin güneş ışınlarına dönük olmayan kısmının ortaları ise tam karanlıktır. Neticede, yuvarlağımsı biçimde olan yerkürede: tam aydınlık ve az aydınlık; tam karanlık ve az karanlık şeklinde bölümler ortaya çıkar. Böylece iki aydınlık ve iki karanlık meydana gelir ki, iki doğu ile iki batı mânâsı da anlaşılmış olur. (bk. Niyazi Beki, Rahman suresi, ilgili ayetin tefsiri)

    e- Güneşin ve diğer gök cisimlerinin doğuş ve batış yerleri.

    f- Güneş gibi maddî, akıl gibi manevî ışık kaynaklarının doğuş ve batış noktaları veya ışıyıp sönmeleri. Elmalılı burada asıl amacın, Allah Teâlâ'nın gerek yiyecek gibi var edilerek gerekse hastalık gibi yok edilerek oluşan bütün nimetlerin sahibi ve yöneticisi olduğuna dikkat çekmek olduğunu belirtir.

    Bunlardan hangisi olursa olsun, asıl kasdedilen mânâ, Allah'ın var olan ve olmayan bütün nimetlerin sahibi ve yöneticisi olduğunu beyan etmektir. Görülüyor ki bu âyetler, hem nimeti hem kudreti hatırlatmaktadır. Nimeti hatırlatmak, şükrü gerektirir, kudreti hatırlatmak da, nankörlüğe karşı kınamayı takviye eder. (Yorumlar için bk. Râzî, XXIX, 99; İbn Âşûr, XXVII, 247; Elmalılı. VII. 4670-4671; Kur’an Yolu:V/145)

    Cevap 2:

    "Hayır, Allah'ın nizamı onların sandığı gibi değildir! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, Biz onların yerine kendilerinden daha hayırlı insanlar getirmeye kadiriz. Bizim elimizden kurtulan, gücümüzün yetmediği hiçbir şey yoktur. (Mearic Suresi 40-41)

    Allah’ın Zat-ı Akdesini bilmek mümkün değildir. Kur’an’da, onun sıfatları takdim edilerek kendisini tanımamız istenmiştir. Demek ki, Cenab-ı Hakkı ancak onun isim ve sıfatlarıyla tanıyabiliriz. Onun içindir ki, Kur’an’ın sureleri “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” manasına gelen Besmeleyle taçlandırılmıştır.

    Allah’ın kâinat çapında yansımaları görülen en açık vasfı rububiyet (Rab olma, kâinatı tekvinî vahiyle, insanlık camiasını ise teşriî vahiy ile terbiye edip idare etme) vasfıdır. Kur’an’ın ilk suresi Fatiha’nın başında “Rabbul-âlemîn-Alemlerin Rabbi”, son suresinin başında “Rabbi’n-nas-insanların Rabbi” vasfının kullanılması, tevhid-i rububiyetin idrak edilmesinin ne kadar önemli olduğunun göstergesidir.

    İnsanlık camiası için geçerli olan teşriî vahyin muhatabı Hz. Peygamber(a.s.m) olduğu için, Kur’an’da sık sık “Rabbin” ifadesine yer verilmiştir. Nitekim, ilk inen Alak suresinin ilk ayeti “Yaratan Rabbinin adıyla oku” mealindeki ifadeyle başlamıştır.

    İşte Maaric Suresinde yer alan “Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki..” mealindeki ayetin ifadesinde de, inkârcıların kör gözlerine sokulacak Rab olma/rububiyet gerçeği vurgulanmaktadır. Güneşin doğuşu ve batışı, gösterdiği harika bir nizam ve intizam penceresinden, bu nizamı kuran Allah’ın -ilim ve hikmetle bezenmiş- sonsuz kudretini göstermektedir. Bu ifadeyle Kur’an adeta şöyle diyor: “Dünyayı, ayı, güneşi, yıldızları bir sapan taşı gibi evirip çeviren, koca güneşi bir gizleyen bir ortaya çıkaran Allah’ın, ölümle batan insanları yeniden güneş gibi, -hayat ışığıyla- ortaya çıkarması, dünyayı kaldırıp yerine ahireti koyması O’nun sonsuz kudretine ağır gelebilir mi? Ve imtihana tabi tutulan cinler ve insanlar, hesap vermeden sonsuz ilimle yoğrulmuş bu sonsuz kudretten kaçıp kurtula bilirler mi?”


    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder