Konusunu Oylayın.: Ölümden sonra ne kadar zamanda çürür ve öle merhume kıyamet kopana kadar suale mi çekilir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Ölümden sonra ne kadar zamanda çürür ve öle merhume kıyamet kopana kadar suale mi çekilir?
  1. 25.Ocak.2012, 14:43
    1
    Misafir

    Ölümden sonra ne kadar zamanda çürür ve öle merhume kıyamet kopana kadar suale mi çekilir?






    Ölümden sonra ne kadar zamanda çürür ve öle merhume kıyamet kopana kadar suale mi çekilir? Mumsema beden mezara girdikten sonra ne kadar zamanda çürür ve öle merhume kıyamet kopana kadar suale mi çekilir yo
    ksa onun kıyameti başlarmı


  2. 05.Şubat.2012, 15:31
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: ölümden sonra ne kadar zamanda çürür ve öle merhume kıyamet kopana kadar suale mi çekilir?




    İnsan öldükten sonra berzah alemine gider bedeni çürür
    Sorgu sonrası ya cennet yada cehenneme gider


  3. 05.Şubat.2012, 15:31
    2
    Devamlı Üye



    İnsan öldükten sonra berzah alemine gider bedeni çürür
    Sorgu sonrası ya cennet yada cehenneme gider


  4. 05.Şubat.2012, 16:23
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: ölümden sonra ne kadar zamanda çürür ve öle merhume kıyamet kopana kadar suale mi çekilir?

    ÖLÜMÜN ÂFET ve MUSİBETLERİ

    insan ölüm anında üç türlü felâketle karşı karşıyadır.
    • Can çekişmenin (ruh çıkışının) zorluğu.
    • Azrail'in suretinin görülmesi.
    • İsyankârların cehennemdeki yerlerini görmeleri.
    66 ibn Mâce, Cenâiz, 65; Tirmizî, Şemail, s. 217; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/141; ibn Hibbân, es-Sahîh, nr. 6613; Hatîb, Târîhu Bağdat, 6/262; Beyhakî, Delâilü'n-Nü-büvve, 7/212-213;
    67 Süyûtî, Şerhu's-Sudûr, s. 66; ibn Arrâk, Tenzthü'ş-Şerîa, 2/375; Zebîdî, İthaf, 14/87; Müttakî-i Hindî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 42183; Kuşeyrî, er-Risâle, s. 381.
    Birincisi: Can Çekişmenin Zorluğu
    Bu ruhun, bedenin bütün damarlarından ve azalarından çekilip alınmasıdır ki, biz bunu geçtiğimiz konuda anlatmıştık.
    İkincisi: Azrail'in Suretinin Görülmesi
    Bu hal, Azrail'in şeklinin görülmesi ve bu sebeple kalbin korku ve dehşetle kaplanması durumudur. Şayet ölüm meleğinin günahkâr bir kulun ruhunu alırken girdiği şekli, en kuvvetli insan dahi görse, buna tahammül edemezdi.
    Rivayet edildiğine göre Hz. İbrahim (a.s) ölüm meleğine, "Günahkârların ruhunu alırken büründüğün şeklini bana gösterir misin?" diye ricada bulundu. Azrail (a.s), "Sen o halimle bana bakmaya güç yetiremezsin" dedi. İbrahim (a.s), "Olsun dayanırım" dedi. Bunun üzerine Azrail (a.s), "O zaman bana arkanı dön" dedi.
    İbrahim (a.s) kısa bir zaman sonra yüzünü tekrar ona çevirdiğinde, karşısında rengi kapkara, saçı-sakalı karışmış, etrafına pis kokular saçan, simsiyah elbiseli, ağzın-dan-burnundan ateş ve dumanlar çıkaran bir adam vaziyetinde gördü ve oracıkta bayıldı.
    Bir müddet sonra ayıldığında onu eski şekline geri dönmüş olarak gördü ve, "Günahkâr bir kimse, ölüm anında başka hiçbir zorluk ve sıkıntı ile karşılaşmasa da sadece senin şeklini görse, bu onun hesabının görülmesi için yeterlidir" dedi.
    Ebû Hüreyre'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resülullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    "Davud (a.s) kıskanç bir adamdı, evinden çıktığında kapılarını kilitlerdi. Yine bir gün Davud (a.s) kapıyı kapatıp evinden çıktı. Hanımı evin içinde bir adam gördü ve, 'Bu
    64
    ÖLÜM ve SONRASI
    m
    da kim? Bu adamı eve kim soktu? Eğer şimdi Davud gelirse başımıza çok şey gelecek" dedi. Biraz sonra Davud (a.s) çıkageldi ve adamı gördü, ona, 'Sen de kimsin?' diye sordu. Adam,
    'Ben, hiçbir hükümdardan korkmayan, hiçbir kapıcının beni engelleyemeyeceği biriyim' dedi. Bunları duyan Davud (a.s), 'Allah'a (c.c) yemin olsun ki, sen ölüm meleğisin' dedi ve olduğu yere çöküp öylece kalakaldı."68
    Rivayet edildiğine göre İsâ (a.s) yolda yürürken bir ka-fatasına rastladı, ona ayağı ile vurduktan sonra, "Allah'ın (c.c) izni ile konuş" dedi. Kafatası, "Ey Ruhullah! Ben falanca zamanın hükümdarlarından idim. Ben, başımda tacım, etrafımda askerlerim ve yakınlarımla tahtımda oturmakta iken birden ölüm meleği bana gözüktü. Onu görünce her uzvum yerine çekildi, sonra ruhumu aldı. Keşke etrafımda o kalabalık insanlar olmasaydı; çünkü şimdi onlar fena ayrılığın sebebi oldular. Keşke bana faydası dokunmayan insanlarla ünsiyetim olmasaydı; zira şimdi onlar yalnızlığıma sebep oldular" dedi.
    İşte bunlar, günahkârların karşılaşacakları, itaat edenlerin ise ibret alıp korunacakları musibetlerdir.
    Peygamberler sadece ölüm anında çekilen acılardan bahsetmişler, fakat ölüm meleğini gören kişinin kalbini kaplayan korkuya fazla değinmemişlerdir. Oysa bir kişi rüyasında ölüm meleğini görse, hayatının geri kalanı ona zehir olur. Acaba onu ölüm anında görenin hali nice olur!
    Allah'a ibadette kusur etmeyip itaat edenler, ölüm meleğini en güzel haliyle görürler.
    68 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/419; ibn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2/16; Mütta-kî-i Hindî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 32327.
    İMAM GAZÂLÎ
    65
    ikrime (rah), İbn Abbas'ın şöyle anlattığını nakleder:
    "İbrahim (a.s) kıskanç biriydi. Devamlı olarak ibadetlerini yaptığı bir evi vardı, çıkarken kapısını kilitlerdi. Yine bir gün dışarı çıkmıştı, geri döndüğünde evinde yabancı birinin olduğunu görünce hemen, 'Seni evime kim soktu?' diye sordu, adam, 'Bu evin sahibi' diye cevap verdi. İbrahim (a.s), 'Bu evin sahibi benim.' Adam, 'Beni bu eve senden ve benden daha fazla sahip olan soktu.' İbrahim (a.s), 'Peki, sen meleklerden hangisisin?' Adam, 'Ben ölüm meleğiyim' dedi. İbrahim (a.s), 'Bana müminin ruhunu aldığın zamanki suretini gösterebilir misin?' diye sordu. Ölüm meleği, 'Olur, ama önce arkanı dön' dedi. İbrahim (a.s) arkasını döndü, bir müddet sonra tekrar ona bakıp da güzel yüzlü, temiz elbiseli, etrafına güzel kokular saçan bir genç gördüğünde ona, 'Ey ölüm meleği! Mümin bir kimse ölüm anında sadece senin suretini görse bu ona yeter' dedi."
    Ölüm anında kişinin başına gelen hallerden biri de onun yazıcı (hafaza) melekleri görmesidir.
    Vüheyb b. Verd-i Mekkî anlatıyor: "Bize kadar ulaşan bilgilere göre, ölmek üzere olan herkesin gözünün önüne yazıcı melekler gelir ve ona amelini gösterirler. Eğer o kimse itaatkâr biri ise ona, 'Bizden taraf Allah seni hayırlarla mükâfatlandırsın; bizi hep iyilerin meclisinde oturttun; karşımıza daima sâlih amellerle çıktın' derler.
    Fakat ölmek üzere olan kişi günahkâr ise melekler ona, 'Bizden taraf, Allah seni hayırla mükâfatlandırmasın. Sen nice kereler bizleri kötülerin meclislerinde oturttun, karşımıza hep kötü amellerle çıktın, kötü laflar işittirdin' diye bedduada bulunurlar."

    İşte bu durum, ölünün gözlerini bir daha asla dünyaya geri çevirmemek üzere o iki meleğe diktiği zamandır.

    66
    ÖLÜM ve SONRASI
    Üçüncüsü: İsyankârların Cehennemdeki Yerlerini Görmesi
    Ölüm anındaki musibetlerden biri de Allah'a isyan eden günahkârların önce kalplerini bir korkunun kaplaması, ardından da cehennemdeki yerlerini görmeleridir. Çünkü onlar can çekişme anında bütün takatlerini kaybederler. Artık ruhları bedenlerinden çıkmak için boyun eğer. Fakat ruh, ölüm meleğinin, "Ey Allah'ın düşmanı! Haberin olsun, varacağın yer cehennemdir" ya da, "Ey Allah'ın sevgili kulu! Sana müjdeler olsun, varacağın mekânın cennettir" diye iki haberinden birini işitmedikçe bedenden çıkmaz. İşte gerçek akıl sahiplerinin korkuları bu sebeptendir.
    Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:
    "Sizlerden herhangi biri, gideceği yeri bilmeden, hatta yerinin cennet mi yoksa cehennem mi olduğunu görmeden bu dünyadan ayrılmaz."69
    Resûl-i Kibriya (a.s) bir diğer hadis-i şeriflerinde de şöyle buyurmuştur:
    "Kim Allah'a kavuşmayı severse Allah da ona kavuşmayı sever; kim de Allah'a kavuşmaktan hoşlanmazsa Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz."
    Resûlullah (s.a.v) böyle buyurunca sahabeler,
    "Ey Allah'ın Resulü, biz hepimiz ölümden hoşlanmıyoruz" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v),
    "Bu sizin durumunuz değildir. Mümine varacağı yer (cennet) gösterildiğinde Allah'a kavuşmayı ister, Allah da ona kavuşmayı ister" buyurdular.70
    69 Farklı lafızlarla aynı mânadaki hadisler için bk. Buhârî, Cenâiz, 89; Tirmizî, Cenâiz, 71; ibn Mâce, Zühd, 32; Ahmed b. Hanbel,e/-Müsned, 2/16; ibn Hibbân, es-Sahîh, nr. 3130.
    70 Buhârî, Rikâk, 41; Tirmizî, Cenâiz, 68; Nesâî, Cenâiz, 10; ibn Mâce, Zühd, 31; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/313, 346, 420.
    İMAM GAZÂLÎ
    67
    Şöyle rivayet edilmiştir:
    Huzeyfe b. Yemânî (r.a) ağır hasta olduğu zamanlardı. Vefat edeceği gecenin sonlarına doğru idi. Yanında hastalığı başladığından beri ayrılmayan Ebû Mesud71 bulunuyordu. Bir ara Huzeyfe (r.a) ona, "Kalk bir bak, saat kaça yaklaşmış" dedi. Ebû Mesud kalktı, dışarıya baktı, sonra tekrar yanına geldi ve, "Şafak sökmüş" dedi. Huzeyfe (r.a), "Ateşe götüren sabahtan Allah'a sığınırım" diyerek dua etti.
    Bir gün Mervân b. Hakem, ölüm döşeğinde yatmakta olan Ebû Hüreyre'nin (r.a) ziyaretine geldi. Yanına vardığında, "Allahım! Onun acılarını hafiflet" diye dua etti. Bunu işiten Ebû Hüreyre,"Ey Allahım, daha da artır" deyip ağlamaya başlar, sonra, "Allah'a yemin olsun ki, dünya için hü-zünlendiğimden dolayı ağlamıyorum, sizlerden ayrılacağım için de telâşlanmıyorum, sadece bana haber verilecek olan cehennem veya cennet müjdesini beklediğim için ağlıyorum" dedi.
    Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    "Allah Teâlâ bir kulundan razı olduğu zaman ölüm meleğine, 'Falan kulumun yanına git, bana ruhunu getir de onu rahata kavuşturayım. Onun yaptığı ameller yeterlidir. Ben onu türlü türlü imtihanlardan geçirdim; o her zaman benim hoşnut olduğum amelleri işledi' buyurur.
    Bunun üzerine ölüm meleği, her birinde güzel kokular saçan zaferan kökleri ve reyhan demetleri bulunan beş yüz melekle beraber yeryüzüne inerler. Onlardan her biri birbirine hiç benzemeyen müjdeler verir. Sonra melekler iki saf halinde ellerinde güzel kokularla beraber o kişinin ruhunun çıkışını beklerler.
    71 Elimizde İhya nüshasında bu isim ibn Mesud şeklindedir. Fakat Zebîdî bu hatanın tüm ihya nüshalarında yapıldığını; doğrusunun Ebû Mesud şeklinde olduğunu belirtmiştir. Ebû Mesud, sahabenin büyüklerindendir. ismi, Akabe b. Amr b. Sa'lebe-i En-sârî'dir (bk. Zebîdî, İthaf, 14/93).
    68
    ÖLÜM ve SONRASI
    İblîs bu manzarayı görünce ellerini başına koyarak haykırmaya, çığlıklar atmaya başlar. Askerleri kendisine, 'Efendimiz, size neler oluyor böyle?' diye sorduklarında İblîs, 'Şu adama yapılan ikramları görmüyor musunuz? Nerelerdeydiniz; neden onu azdırmadınız' der. Askerleri, 'Bizler onu azdırmak için çok çaba sarfettik, lâkin o (Allah tarafından) korunmuştu' diye cevap verirler."72
    Hasan-ı Basrî (rah) diyor ki: "Mümin ancak rabbine kavuştuğu an rahata erer. Rahatını Allah'a kavuşmakta bulan kişinin ölümü, onun sevinç, neşe, emniyet ve izzet bulduğu gündür."
    Câbir b. Zeyd'e (rah) ölüm döşeğinde iken, "Ne istersin?" diye soranlara, "Hasan-ı Basrî'yi görmek istiyorum" diye cevap verdi. Hasan-ı Basrî (rah) onun yanına gelince etrafındakiler, "Bak işte Hasan geldi" dediler. Câbir göz kapaklarını kaldırdı ve Hasan-ı Basrî'ye doğru bakarak, "Kardeşlerim! Zaman geldi. Cennete ya da cehenneme gitmek üzere sizlerden ayrılıyorum" dedi.
    Muhammed b. Vâsî son anlarında şunları söylemiştir: "Ey kardeşlerim, sizlere selâm olsun! Ya ateşe gidiyorum ya da rabbimin mağfiretine."
    Sâlihlerin her biri ebediyen can çekişip, günahların veya sevapların hesabını vermemek için tekrar dirilmemeyi temenni etmişlerdir.
    Son nefes anlarının kötü geçme korkusu, ariflerin kalplerini dehşete düşüren bir şeydir. Gerçekten bu durum, ölüm anında insanın başına gelebilecek en korkutucu hallerden biridir.
    ibn Kesîr, Tefsîrü'l-Kur'âni'l-Azîm, 4/1932; Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 8/32; Şerhu's-Sudûr, s. 93; Zebîdî, ithaf, 14/94-97; ayrıca bk. Nesâî, Cenâiz, 9; es-Sünenü'1-Küb-râ, nr. 1959.
    İMAM GAZÂLÎ
    69
    Biz daha önce Havfve Recâ kitabında, kötü sonun (sû-i hatime) ve ariflerin bu husustaki korkularını işlemiştik. Aslında o hususlar bu kitapta anlatılmaya daha lâyıktır, fakat tekrar o mevzuya dönerek konuyu uzatmak istemiyoruz.

    ÖLÜM ANINDA TAKINILMASI GÜZEL HALLER

    Son demlerini yaşayan bir kimsenin yapması gerekenler; huzur ve sükûn içinde olması; çırpınma, yırtılma, debelenme gibi davranışlarda bulunmaması, kelime-i şehâdet getirmesi ve Allah'a hüsnüzan içinde bulunmasıdır (O'na kavuşacağına sevinmesidir).
    Ölüm Anında Azalarda Görülen Güzel Haller
    Bu hususta Hz. Peygamber (s.a.v) buyurmuşlardır ki: "Ölen bir kişinin durumunu şu üç hususta inceleyin; alnından terler sızdığı, gözlerinden yaşlar aktığı ve dudakları kuruduğu zaman. İşte bu hal Allah'ın kendisine inen bir rahmetidir. Boğazı sıkılmış biri gibi hırlar, rengi kıpkırmızı olur ve dudakları da morarmış olursa, bu da Allah'ın kendisine inen bir azabıdır. "73
    Ölüm Anında Dilde Görülen Güzel Haller: Kelime-i Şehâdet
    Ölmek üzere olan birinin kelime-i şehâdet getirmesi hayra alâmettir. Ebû Saîd-i Hudrî'den (r.a) rivayet edilen bir hadiste Resûlullah (s.a.v),
    73 Müttakî-i Hindî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 42178; Süyûtî, Şerhu's-Sudûr, s. 59; Şevkânî, el-Fevâidü'l-Mecmûa, 367. Ayrıca bk. Tirmizî, Cenâiz, 10; ibn Mâce, Cenâiz, 5; Nesâî, Cenâiz, 5; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/350; Hâkim, el-Müstedrek, 1/361; Hakîm-i Tirmizî, Nevâdirü'l-Usûl, nr. 85.
    70
    ÖLÜM ve SONRASI
    "Ölülerinize (ölmek üzere olanlara) lâ ilahe illallah zikrini telkin edin"74 buyurmuştur.
    Huzeyfe'nin (r.a) rivayetinde, "...Çünkü kelime-i tevhid, geçmiş günahları silip yok eder" kısmı da vardır.
    Hz. Osman'ın (r.a) rivayetinde ise Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    "Allah'tan (c.c) başka ilâh olmadığını bilerek ölen kimse cennete girer."7S
    Ubeydullah (r.a) bu rivayete, "Ölmek üzere olan kişi şe-hâdetgetirirken..."76 ilâvesini de eklemiştir.
    Hz. Osman (r.a) der ki: "Son anlarını geçiren birine, lâ ilahe illallah zikrini telkin edin. Çünkü dünyadaki son anlarını bu kelimelerle bitiren kişinin âhiretteki azığı (mükâfatı) muhakkak cennet olur."
    Hz. Ömer (r.a) demiştir ki: "Ölmek üzere olan hastalarınızın yanlarında bulunun, onlara Allah'ı (c.c) hatırlatın. Çünkü onlar sizin göremediklerinizi görürler. Onlara, lâ ilahe iiiallah zikrini telkin edin."
    Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: Resûlullah'ın (s.a.v) şöyle dediğini işittim: "Bir gün Azrail ölmek üzere olan birinin yanında hazır bulunduğu bir sırada kalbini yokladı, orada bir şey bulamayınca çenesini ayırarak diline baktı; onu, ucu bir tarafa yapışmış, kelime-i tevhidi söylerken bulur. İşte o adam ihlâs kelimesini (lâ ilahe illallah zikrini) söylemesi sebebiyle affedildi."77
    74 Müslim, Cenâiz, 1; Tirmizî, Cenâiz, 7; Ebû Davud, Cenâiz, 20; Nesâî, Cenâiz, 4; Ibn Mâce, Cenâiz, 3. Huzeyfe (r.a) rivayeti için bk. Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs, nr. 5450.
    75 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/65; ibn Hibbân, es-Sahîh, nr. 201; Ebû Avâne, el-Mûsned, nr. 10-12; Bezzâr, el-Bahrü'z-Zehhâr, nr. 415.
    76 Beyhakî, Şuabü'l-imân, nr. 7; Hatîb, Târîhu Bağdat, 2/221; Heysemî, Mecmau'z-Ze-vâid, nr. 20.
    77 Hatîb, Târihu Bağdat, 9/125; Beyhakî, Şuabü'l-imân, nr. 9235; Müttakî-i Hindî, Ken-zü'l-Ummâl, nr. 1770.
    İMAM GAZALİ
    71
    Ölmek üzere bulunan kişiye telkin veren kişi bunda fazla ısrarcı olmamalı, son derece nazik davranmalıdır. Çünkü çoğu zaman bu durumdaki kişilerin dilleri dönmeyebilir ve ona zorla şehâdet veya lâ ilahe illallah kelimesini söy-letmeye çalışmak ona ağır gelebilir ve o anda bir şey söylemekten hoşlanmayabilir. Böyle bir zorlama onun için kötü bir ölüme sebep olabilir, bundan kaçınılmalıdır.
    Ölmek üzere olan birine, lâ ilahe illallah zikrini telkin etmekten maksat, onun Allah'ı düşünmesini sağlayarak ruhunu teslim etmesini temin etmektir. Kalbinde bir olan Hakk'ı istemekten başka bir şey kalmayınca, ölüm ile beraber dostuna kavuşması kendisi için nimetlerin en büyüğü olur.
    Ama o anda kalbi hâlâ dünya muhabbetine bağlı kalmış ve onun lezzetlerini yitirme endişesi taşıyorsa bununla beraber tevhid kelimesi sadece dilinin ucunda dolaşıp kalbine nüfuz etmemişse, işte o zaman kişi ilâhî takdirin tehlikesi altına girer. Çünkü sadece dilin hareket etmesi pek de makbul değildir, fakat Allah (c.c) bir ihsanda bulunup kabul ederse bu müstesnadır.
    Ölüm Anında Allah'a Hüsnüzanda Bulunmak
    Son nefesleri verirken Allah'a karşı hüsnüzanda bulunmak (O'na kavuşacağı için sevinmek ve Allah'ın rahmet ve ihsanının bol olduğuna inanmak) güzel bir şeydir. Biz bu konuyu Recâ kitabında teferruatıyla anlatmıştık. Ölüm anında Allah'a hüsnüzanda bulunmanın fazileti hakkında rivayet edilen pek çok hadis ve haber vardır.
    Sahabeden Vasile b. Eska' (r.a) bir hastanın ziyaretine gitmişti. Ona, "Allah'a olan zannını bana anlatır mısın? O'nun sana ne şekilde muamelede bulunacağını düşünü-
    ÖLÜM ve SONRASI
    İMAM GAZALİ
    73
    yorsun?" diye sordu. Hasta, "Günahlarım gırtlağıma kadar dayanmış helak olmak üzereyim, ama hâlâ rabbimin rahmetinden ümidimi kesmiş değilim" diye cevap verince Vasile (r.a) tekbir getirdi, onunla beraber ev halkı da tekbir getirdi. Vasile (r.a) tekrar Allahüekber dedikten sonra, "Ben Resûlullah'ın (s.a.v) şöyle dediği işittim" diyerek şu hadis-i şerifi nakletti:
    "Allah Teâlâ buyurur ki: Ben kulumun zannı üzereyim; o halde beni dilediği gibi düşünsün."78
    Hz. Peygamber (s.a.v) son anlarını yaşamakta olan bir gencin yanına girdi ve ona, "Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordu. Genç, "Allah Teâlâ'dan ümidimi kesmedim, lâkin günahlarımdan ötürü korkuyorum" dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyurdu:
    "Bu korku ile ümit hali, şu ölüm anında hangi kulun kalbinde bir arada bulunursa, Allah Teâlâ ona umduğunu verir, korktuğundan emin kılar."79
    Sabit b. Eslem-i Bünânî (rah) şöyle anlatmıştır: "Aklı. hep oyun ve eğlencede olan bir genç vardı. Annesi her zaman kendisine öğütlerde bulunur ve, 'Oğlum, senin bir günün vardır, o günü aklından çıkarma!' derdi. Bir gün kendisine Allah'ın emri gelip çatarak ölüm döşeğine düştüğünde annesi onun üzerine kapandı ve, 'Yavrucuğum, işte ben seni her dâim oyun ve eğlenceden sakındırarak, senin bir günün var dediğim gün bugündür' dedi. Oğlu, 'Ey anneciğim! Benim ihsanı ve keremi bol bir rabbim var. Ben öyle
    78 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/491; Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kabîr, 22/211; el-Ev-sat, nr. 7947; Beyhakî, Şuabû'l-İmân, nr. 1005-1006; ibn Asâkir. Târîhu Medîneti Dı-maşk, 14/441; 15/373, 65/114-116. Hadisin bir başka rivayetinde şu ifadeler de vardır: "Ben kulumun beni zannı üzereyim, eğer hayırlı şeyler düşünürse kendisi için hayır; yok, kötü şeyler düşünürse kendisi için şer olur." ibn Asâkir, ölüm döşeğindeki hastanın tabiînden Ebü'l-Esved olduğunu kaydeder (bk. a.g.e., 15/373).
    79 Tirmizî, Ceiıâiz, 11; ibn Mâce, Zühd, 31; Ahmed b. Hanbel, Kitâbü'z-Zühd, nr. 132; Süyûtî, Şerhu's-Sudûr, s. 51.
    ümit ediyorum ki, rabbim beni bugün o ihsanlarının bir kısmından mahrum etmeyecek' dedi."
    Sabit b. Eslem-i Bünânî (rah) demiştir ki: "Allah Teâlâ o gence kendisine duyduğu hüsnüzannmdan dolayı mağfiret etti."
    Câbir b. Vedâa anlatıyor: "Devamlı hareketli ve neşeli, şen şakrak bir genç vardı. Bir gün geldi ölüm döşeğine düştü. Annesi baş ucuna gelerek, 'Oğlum, bana vasiyet edeceğin bir şey var mı? diye sordu. Oğlu, 'Yüzüğüm anne...Ben öldüğüm zaman sakın onu parmağımdan çıkarmayın. Çünkü onda Allah'ın adı yazılı. Belki onun hürmetine Allah Teâlâ beni bağışlar' dedi.
    Delikanlı defnedildikten sonra kendisini rüyasında gören bir kişiye, 'Anneme söyleyin ki, yüzüğümün üzerinde yazılı olan kelimenin faydasını gördüm; Allah Teâlâ beni bağışladı' dedi."
    Mu'temir b. Süleyman şöyle anlatmıştır: "Babam son anlarını yaşarken bana, 'Ey Mu'temir! Bana Allah'ın kullarına tanıdığı kolaylıklardan bahset, içimde olan güzel niyetlerimle Allah Teâlâ'ya kavuşmayı arzuluyorum' dedi."
    Salih insanlar, ölüm döşeğinde olan kişinin rabbinden güzel beklentiler içinde olmasını sağlamak amacıyla yapmış olduğu iyi amellerinden söz edilmesini güzel bulmuşlardır.74
    alıntı



  5. 05.Şubat.2012, 16:23
    3
    Silent and lonely rains
    ÖLÜMÜN ÂFET ve MUSİBETLERİ

    insan ölüm anında üç türlü felâketle karşı karşıyadır.
    • Can çekişmenin (ruh çıkışının) zorluğu.
    • Azrail'in suretinin görülmesi.
    • İsyankârların cehennemdeki yerlerini görmeleri.
    66 ibn Mâce, Cenâiz, 65; Tirmizî, Şemail, s. 217; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/141; ibn Hibbân, es-Sahîh, nr. 6613; Hatîb, Târîhu Bağdat, 6/262; Beyhakî, Delâilü'n-Nü-büvve, 7/212-213;
    67 Süyûtî, Şerhu's-Sudûr, s. 66; ibn Arrâk, Tenzthü'ş-Şerîa, 2/375; Zebîdî, İthaf, 14/87; Müttakî-i Hindî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 42183; Kuşeyrî, er-Risâle, s. 381.
    Birincisi: Can Çekişmenin Zorluğu
    Bu ruhun, bedenin bütün damarlarından ve azalarından çekilip alınmasıdır ki, biz bunu geçtiğimiz konuda anlatmıştık.
    İkincisi: Azrail'in Suretinin Görülmesi
    Bu hal, Azrail'in şeklinin görülmesi ve bu sebeple kalbin korku ve dehşetle kaplanması durumudur. Şayet ölüm meleğinin günahkâr bir kulun ruhunu alırken girdiği şekli, en kuvvetli insan dahi görse, buna tahammül edemezdi.
    Rivayet edildiğine göre Hz. İbrahim (a.s) ölüm meleğine, "Günahkârların ruhunu alırken büründüğün şeklini bana gösterir misin?" diye ricada bulundu. Azrail (a.s), "Sen o halimle bana bakmaya güç yetiremezsin" dedi. İbrahim (a.s), "Olsun dayanırım" dedi. Bunun üzerine Azrail (a.s), "O zaman bana arkanı dön" dedi.
    İbrahim (a.s) kısa bir zaman sonra yüzünü tekrar ona çevirdiğinde, karşısında rengi kapkara, saçı-sakalı karışmış, etrafına pis kokular saçan, simsiyah elbiseli, ağzın-dan-burnundan ateş ve dumanlar çıkaran bir adam vaziyetinde gördü ve oracıkta bayıldı.
    Bir müddet sonra ayıldığında onu eski şekline geri dönmüş olarak gördü ve, "Günahkâr bir kimse, ölüm anında başka hiçbir zorluk ve sıkıntı ile karşılaşmasa da sadece senin şeklini görse, bu onun hesabının görülmesi için yeterlidir" dedi.
    Ebû Hüreyre'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resülullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    "Davud (a.s) kıskanç bir adamdı, evinden çıktığında kapılarını kilitlerdi. Yine bir gün Davud (a.s) kapıyı kapatıp evinden çıktı. Hanımı evin içinde bir adam gördü ve, 'Bu
    64
    ÖLÜM ve SONRASI
    m
    da kim? Bu adamı eve kim soktu? Eğer şimdi Davud gelirse başımıza çok şey gelecek" dedi. Biraz sonra Davud (a.s) çıkageldi ve adamı gördü, ona, 'Sen de kimsin?' diye sordu. Adam,
    'Ben, hiçbir hükümdardan korkmayan, hiçbir kapıcının beni engelleyemeyeceği biriyim' dedi. Bunları duyan Davud (a.s), 'Allah'a (c.c) yemin olsun ki, sen ölüm meleğisin' dedi ve olduğu yere çöküp öylece kalakaldı."68
    Rivayet edildiğine göre İsâ (a.s) yolda yürürken bir ka-fatasına rastladı, ona ayağı ile vurduktan sonra, "Allah'ın (c.c) izni ile konuş" dedi. Kafatası, "Ey Ruhullah! Ben falanca zamanın hükümdarlarından idim. Ben, başımda tacım, etrafımda askerlerim ve yakınlarımla tahtımda oturmakta iken birden ölüm meleği bana gözüktü. Onu görünce her uzvum yerine çekildi, sonra ruhumu aldı. Keşke etrafımda o kalabalık insanlar olmasaydı; çünkü şimdi onlar fena ayrılığın sebebi oldular. Keşke bana faydası dokunmayan insanlarla ünsiyetim olmasaydı; zira şimdi onlar yalnızlığıma sebep oldular" dedi.
    İşte bunlar, günahkârların karşılaşacakları, itaat edenlerin ise ibret alıp korunacakları musibetlerdir.
    Peygamberler sadece ölüm anında çekilen acılardan bahsetmişler, fakat ölüm meleğini gören kişinin kalbini kaplayan korkuya fazla değinmemişlerdir. Oysa bir kişi rüyasında ölüm meleğini görse, hayatının geri kalanı ona zehir olur. Acaba onu ölüm anında görenin hali nice olur!
    Allah'a ibadette kusur etmeyip itaat edenler, ölüm meleğini en güzel haliyle görürler.
    68 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/419; ibn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2/16; Mütta-kî-i Hindî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 32327.
    İMAM GAZÂLÎ
    65
    ikrime (rah), İbn Abbas'ın şöyle anlattığını nakleder:
    "İbrahim (a.s) kıskanç biriydi. Devamlı olarak ibadetlerini yaptığı bir evi vardı, çıkarken kapısını kilitlerdi. Yine bir gün dışarı çıkmıştı, geri döndüğünde evinde yabancı birinin olduğunu görünce hemen, 'Seni evime kim soktu?' diye sordu, adam, 'Bu evin sahibi' diye cevap verdi. İbrahim (a.s), 'Bu evin sahibi benim.' Adam, 'Beni bu eve senden ve benden daha fazla sahip olan soktu.' İbrahim (a.s), 'Peki, sen meleklerden hangisisin?' Adam, 'Ben ölüm meleğiyim' dedi. İbrahim (a.s), 'Bana müminin ruhunu aldığın zamanki suretini gösterebilir misin?' diye sordu. Ölüm meleği, 'Olur, ama önce arkanı dön' dedi. İbrahim (a.s) arkasını döndü, bir müddet sonra tekrar ona bakıp da güzel yüzlü, temiz elbiseli, etrafına güzel kokular saçan bir genç gördüğünde ona, 'Ey ölüm meleği! Mümin bir kimse ölüm anında sadece senin suretini görse bu ona yeter' dedi."
    Ölüm anında kişinin başına gelen hallerden biri de onun yazıcı (hafaza) melekleri görmesidir.
    Vüheyb b. Verd-i Mekkî anlatıyor: "Bize kadar ulaşan bilgilere göre, ölmek üzere olan herkesin gözünün önüne yazıcı melekler gelir ve ona amelini gösterirler. Eğer o kimse itaatkâr biri ise ona, 'Bizden taraf Allah seni hayırlarla mükâfatlandırsın; bizi hep iyilerin meclisinde oturttun; karşımıza daima sâlih amellerle çıktın' derler.
    Fakat ölmek üzere olan kişi günahkâr ise melekler ona, 'Bizden taraf, Allah seni hayırla mükâfatlandırmasın. Sen nice kereler bizleri kötülerin meclislerinde oturttun, karşımıza hep kötü amellerle çıktın, kötü laflar işittirdin' diye bedduada bulunurlar."

    İşte bu durum, ölünün gözlerini bir daha asla dünyaya geri çevirmemek üzere o iki meleğe diktiği zamandır.

    66
    ÖLÜM ve SONRASI
    Üçüncüsü: İsyankârların Cehennemdeki Yerlerini Görmesi
    Ölüm anındaki musibetlerden biri de Allah'a isyan eden günahkârların önce kalplerini bir korkunun kaplaması, ardından da cehennemdeki yerlerini görmeleridir. Çünkü onlar can çekişme anında bütün takatlerini kaybederler. Artık ruhları bedenlerinden çıkmak için boyun eğer. Fakat ruh, ölüm meleğinin, "Ey Allah'ın düşmanı! Haberin olsun, varacağın yer cehennemdir" ya da, "Ey Allah'ın sevgili kulu! Sana müjdeler olsun, varacağın mekânın cennettir" diye iki haberinden birini işitmedikçe bedenden çıkmaz. İşte gerçek akıl sahiplerinin korkuları bu sebeptendir.
    Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:
    "Sizlerden herhangi biri, gideceği yeri bilmeden, hatta yerinin cennet mi yoksa cehennem mi olduğunu görmeden bu dünyadan ayrılmaz."69
    Resûl-i Kibriya (a.s) bir diğer hadis-i şeriflerinde de şöyle buyurmuştur:
    "Kim Allah'a kavuşmayı severse Allah da ona kavuşmayı sever; kim de Allah'a kavuşmaktan hoşlanmazsa Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz."
    Resûlullah (s.a.v) böyle buyurunca sahabeler,
    "Ey Allah'ın Resulü, biz hepimiz ölümden hoşlanmıyoruz" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v),
    "Bu sizin durumunuz değildir. Mümine varacağı yer (cennet) gösterildiğinde Allah'a kavuşmayı ister, Allah da ona kavuşmayı ister" buyurdular.70
    69 Farklı lafızlarla aynı mânadaki hadisler için bk. Buhârî, Cenâiz, 89; Tirmizî, Cenâiz, 71; ibn Mâce, Zühd, 32; Ahmed b. Hanbel,e/-Müsned, 2/16; ibn Hibbân, es-Sahîh, nr. 3130.
    70 Buhârî, Rikâk, 41; Tirmizî, Cenâiz, 68; Nesâî, Cenâiz, 10; ibn Mâce, Zühd, 31; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/313, 346, 420.
    İMAM GAZÂLÎ
    67
    Şöyle rivayet edilmiştir:
    Huzeyfe b. Yemânî (r.a) ağır hasta olduğu zamanlardı. Vefat edeceği gecenin sonlarına doğru idi. Yanında hastalığı başladığından beri ayrılmayan Ebû Mesud71 bulunuyordu. Bir ara Huzeyfe (r.a) ona, "Kalk bir bak, saat kaça yaklaşmış" dedi. Ebû Mesud kalktı, dışarıya baktı, sonra tekrar yanına geldi ve, "Şafak sökmüş" dedi. Huzeyfe (r.a), "Ateşe götüren sabahtan Allah'a sığınırım" diyerek dua etti.
    Bir gün Mervân b. Hakem, ölüm döşeğinde yatmakta olan Ebû Hüreyre'nin (r.a) ziyaretine geldi. Yanına vardığında, "Allahım! Onun acılarını hafiflet" diye dua etti. Bunu işiten Ebû Hüreyre,"Ey Allahım, daha da artır" deyip ağlamaya başlar, sonra, "Allah'a yemin olsun ki, dünya için hü-zünlendiğimden dolayı ağlamıyorum, sizlerden ayrılacağım için de telâşlanmıyorum, sadece bana haber verilecek olan cehennem veya cennet müjdesini beklediğim için ağlıyorum" dedi.
    Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    "Allah Teâlâ bir kulundan razı olduğu zaman ölüm meleğine, 'Falan kulumun yanına git, bana ruhunu getir de onu rahata kavuşturayım. Onun yaptığı ameller yeterlidir. Ben onu türlü türlü imtihanlardan geçirdim; o her zaman benim hoşnut olduğum amelleri işledi' buyurur.
    Bunun üzerine ölüm meleği, her birinde güzel kokular saçan zaferan kökleri ve reyhan demetleri bulunan beş yüz melekle beraber yeryüzüne inerler. Onlardan her biri birbirine hiç benzemeyen müjdeler verir. Sonra melekler iki saf halinde ellerinde güzel kokularla beraber o kişinin ruhunun çıkışını beklerler.
    71 Elimizde İhya nüshasında bu isim ibn Mesud şeklindedir. Fakat Zebîdî bu hatanın tüm ihya nüshalarında yapıldığını; doğrusunun Ebû Mesud şeklinde olduğunu belirtmiştir. Ebû Mesud, sahabenin büyüklerindendir. ismi, Akabe b. Amr b. Sa'lebe-i En-sârî'dir (bk. Zebîdî, İthaf, 14/93).
    68
    ÖLÜM ve SONRASI
    İblîs bu manzarayı görünce ellerini başına koyarak haykırmaya, çığlıklar atmaya başlar. Askerleri kendisine, 'Efendimiz, size neler oluyor böyle?' diye sorduklarında İblîs, 'Şu adama yapılan ikramları görmüyor musunuz? Nerelerdeydiniz; neden onu azdırmadınız' der. Askerleri, 'Bizler onu azdırmak için çok çaba sarfettik, lâkin o (Allah tarafından) korunmuştu' diye cevap verirler."72
    Hasan-ı Basrî (rah) diyor ki: "Mümin ancak rabbine kavuştuğu an rahata erer. Rahatını Allah'a kavuşmakta bulan kişinin ölümü, onun sevinç, neşe, emniyet ve izzet bulduğu gündür."
    Câbir b. Zeyd'e (rah) ölüm döşeğinde iken, "Ne istersin?" diye soranlara, "Hasan-ı Basrî'yi görmek istiyorum" diye cevap verdi. Hasan-ı Basrî (rah) onun yanına gelince etrafındakiler, "Bak işte Hasan geldi" dediler. Câbir göz kapaklarını kaldırdı ve Hasan-ı Basrî'ye doğru bakarak, "Kardeşlerim! Zaman geldi. Cennete ya da cehenneme gitmek üzere sizlerden ayrılıyorum" dedi.
    Muhammed b. Vâsî son anlarında şunları söylemiştir: "Ey kardeşlerim, sizlere selâm olsun! Ya ateşe gidiyorum ya da rabbimin mağfiretine."
    Sâlihlerin her biri ebediyen can çekişip, günahların veya sevapların hesabını vermemek için tekrar dirilmemeyi temenni etmişlerdir.
    Son nefes anlarının kötü geçme korkusu, ariflerin kalplerini dehşete düşüren bir şeydir. Gerçekten bu durum, ölüm anında insanın başına gelebilecek en korkutucu hallerden biridir.
    ibn Kesîr, Tefsîrü'l-Kur'âni'l-Azîm, 4/1932; Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 8/32; Şerhu's-Sudûr, s. 93; Zebîdî, ithaf, 14/94-97; ayrıca bk. Nesâî, Cenâiz, 9; es-Sünenü'1-Küb-râ, nr. 1959.
    İMAM GAZÂLÎ
    69
    Biz daha önce Havfve Recâ kitabında, kötü sonun (sû-i hatime) ve ariflerin bu husustaki korkularını işlemiştik. Aslında o hususlar bu kitapta anlatılmaya daha lâyıktır, fakat tekrar o mevzuya dönerek konuyu uzatmak istemiyoruz.

    ÖLÜM ANINDA TAKINILMASI GÜZEL HALLER

    Son demlerini yaşayan bir kimsenin yapması gerekenler; huzur ve sükûn içinde olması; çırpınma, yırtılma, debelenme gibi davranışlarda bulunmaması, kelime-i şehâdet getirmesi ve Allah'a hüsnüzan içinde bulunmasıdır (O'na kavuşacağına sevinmesidir).
    Ölüm Anında Azalarda Görülen Güzel Haller
    Bu hususta Hz. Peygamber (s.a.v) buyurmuşlardır ki: "Ölen bir kişinin durumunu şu üç hususta inceleyin; alnından terler sızdığı, gözlerinden yaşlar aktığı ve dudakları kuruduğu zaman. İşte bu hal Allah'ın kendisine inen bir rahmetidir. Boğazı sıkılmış biri gibi hırlar, rengi kıpkırmızı olur ve dudakları da morarmış olursa, bu da Allah'ın kendisine inen bir azabıdır. "73
    Ölüm Anında Dilde Görülen Güzel Haller: Kelime-i Şehâdet
    Ölmek üzere olan birinin kelime-i şehâdet getirmesi hayra alâmettir. Ebû Saîd-i Hudrî'den (r.a) rivayet edilen bir hadiste Resûlullah (s.a.v),
    73 Müttakî-i Hindî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 42178; Süyûtî, Şerhu's-Sudûr, s. 59; Şevkânî, el-Fevâidü'l-Mecmûa, 367. Ayrıca bk. Tirmizî, Cenâiz, 10; ibn Mâce, Cenâiz, 5; Nesâî, Cenâiz, 5; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/350; Hâkim, el-Müstedrek, 1/361; Hakîm-i Tirmizî, Nevâdirü'l-Usûl, nr. 85.
    70
    ÖLÜM ve SONRASI
    "Ölülerinize (ölmek üzere olanlara) lâ ilahe illallah zikrini telkin edin"74 buyurmuştur.
    Huzeyfe'nin (r.a) rivayetinde, "...Çünkü kelime-i tevhid, geçmiş günahları silip yok eder" kısmı da vardır.
    Hz. Osman'ın (r.a) rivayetinde ise Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    "Allah'tan (c.c) başka ilâh olmadığını bilerek ölen kimse cennete girer."7S
    Ubeydullah (r.a) bu rivayete, "Ölmek üzere olan kişi şe-hâdetgetirirken..."76 ilâvesini de eklemiştir.
    Hz. Osman (r.a) der ki: "Son anlarını geçiren birine, lâ ilahe illallah zikrini telkin edin. Çünkü dünyadaki son anlarını bu kelimelerle bitiren kişinin âhiretteki azığı (mükâfatı) muhakkak cennet olur."
    Hz. Ömer (r.a) demiştir ki: "Ölmek üzere olan hastalarınızın yanlarında bulunun, onlara Allah'ı (c.c) hatırlatın. Çünkü onlar sizin göremediklerinizi görürler. Onlara, lâ ilahe iiiallah zikrini telkin edin."
    Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: Resûlullah'ın (s.a.v) şöyle dediğini işittim: "Bir gün Azrail ölmek üzere olan birinin yanında hazır bulunduğu bir sırada kalbini yokladı, orada bir şey bulamayınca çenesini ayırarak diline baktı; onu, ucu bir tarafa yapışmış, kelime-i tevhidi söylerken bulur. İşte o adam ihlâs kelimesini (lâ ilahe illallah zikrini) söylemesi sebebiyle affedildi."77
    74 Müslim, Cenâiz, 1; Tirmizî, Cenâiz, 7; Ebû Davud, Cenâiz, 20; Nesâî, Cenâiz, 4; Ibn Mâce, Cenâiz, 3. Huzeyfe (r.a) rivayeti için bk. Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs, nr. 5450.
    75 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/65; ibn Hibbân, es-Sahîh, nr. 201; Ebû Avâne, el-Mûsned, nr. 10-12; Bezzâr, el-Bahrü'z-Zehhâr, nr. 415.
    76 Beyhakî, Şuabü'l-imân, nr. 7; Hatîb, Târîhu Bağdat, 2/221; Heysemî, Mecmau'z-Ze-vâid, nr. 20.
    77 Hatîb, Târihu Bağdat, 9/125; Beyhakî, Şuabü'l-imân, nr. 9235; Müttakî-i Hindî, Ken-zü'l-Ummâl, nr. 1770.
    İMAM GAZALİ
    71
    Ölmek üzere bulunan kişiye telkin veren kişi bunda fazla ısrarcı olmamalı, son derece nazik davranmalıdır. Çünkü çoğu zaman bu durumdaki kişilerin dilleri dönmeyebilir ve ona zorla şehâdet veya lâ ilahe illallah kelimesini söy-letmeye çalışmak ona ağır gelebilir ve o anda bir şey söylemekten hoşlanmayabilir. Böyle bir zorlama onun için kötü bir ölüme sebep olabilir, bundan kaçınılmalıdır.
    Ölmek üzere olan birine, lâ ilahe illallah zikrini telkin etmekten maksat, onun Allah'ı düşünmesini sağlayarak ruhunu teslim etmesini temin etmektir. Kalbinde bir olan Hakk'ı istemekten başka bir şey kalmayınca, ölüm ile beraber dostuna kavuşması kendisi için nimetlerin en büyüğü olur.
    Ama o anda kalbi hâlâ dünya muhabbetine bağlı kalmış ve onun lezzetlerini yitirme endişesi taşıyorsa bununla beraber tevhid kelimesi sadece dilinin ucunda dolaşıp kalbine nüfuz etmemişse, işte o zaman kişi ilâhî takdirin tehlikesi altına girer. Çünkü sadece dilin hareket etmesi pek de makbul değildir, fakat Allah (c.c) bir ihsanda bulunup kabul ederse bu müstesnadır.
    Ölüm Anında Allah'a Hüsnüzanda Bulunmak
    Son nefesleri verirken Allah'a karşı hüsnüzanda bulunmak (O'na kavuşacağı için sevinmek ve Allah'ın rahmet ve ihsanının bol olduğuna inanmak) güzel bir şeydir. Biz bu konuyu Recâ kitabında teferruatıyla anlatmıştık. Ölüm anında Allah'a hüsnüzanda bulunmanın fazileti hakkında rivayet edilen pek çok hadis ve haber vardır.
    Sahabeden Vasile b. Eska' (r.a) bir hastanın ziyaretine gitmişti. Ona, "Allah'a olan zannını bana anlatır mısın? O'nun sana ne şekilde muamelede bulunacağını düşünü-
    ÖLÜM ve SONRASI
    İMAM GAZALİ
    73
    yorsun?" diye sordu. Hasta, "Günahlarım gırtlağıma kadar dayanmış helak olmak üzereyim, ama hâlâ rabbimin rahmetinden ümidimi kesmiş değilim" diye cevap verince Vasile (r.a) tekbir getirdi, onunla beraber ev halkı da tekbir getirdi. Vasile (r.a) tekrar Allahüekber dedikten sonra, "Ben Resûlullah'ın (s.a.v) şöyle dediği işittim" diyerek şu hadis-i şerifi nakletti:
    "Allah Teâlâ buyurur ki: Ben kulumun zannı üzereyim; o halde beni dilediği gibi düşünsün."78
    Hz. Peygamber (s.a.v) son anlarını yaşamakta olan bir gencin yanına girdi ve ona, "Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordu. Genç, "Allah Teâlâ'dan ümidimi kesmedim, lâkin günahlarımdan ötürü korkuyorum" dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyurdu:
    "Bu korku ile ümit hali, şu ölüm anında hangi kulun kalbinde bir arada bulunursa, Allah Teâlâ ona umduğunu verir, korktuğundan emin kılar."79
    Sabit b. Eslem-i Bünânî (rah) şöyle anlatmıştır: "Aklı. hep oyun ve eğlencede olan bir genç vardı. Annesi her zaman kendisine öğütlerde bulunur ve, 'Oğlum, senin bir günün vardır, o günü aklından çıkarma!' derdi. Bir gün kendisine Allah'ın emri gelip çatarak ölüm döşeğine düştüğünde annesi onun üzerine kapandı ve, 'Yavrucuğum, işte ben seni her dâim oyun ve eğlenceden sakındırarak, senin bir günün var dediğim gün bugündür' dedi. Oğlu, 'Ey anneciğim! Benim ihsanı ve keremi bol bir rabbim var. Ben öyle
    78 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/491; Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kabîr, 22/211; el-Ev-sat, nr. 7947; Beyhakî, Şuabû'l-İmân, nr. 1005-1006; ibn Asâkir. Târîhu Medîneti Dı-maşk, 14/441; 15/373, 65/114-116. Hadisin bir başka rivayetinde şu ifadeler de vardır: "Ben kulumun beni zannı üzereyim, eğer hayırlı şeyler düşünürse kendisi için hayır; yok, kötü şeyler düşünürse kendisi için şer olur." ibn Asâkir, ölüm döşeğindeki hastanın tabiînden Ebü'l-Esved olduğunu kaydeder (bk. a.g.e., 15/373).
    79 Tirmizî, Ceiıâiz, 11; ibn Mâce, Zühd, 31; Ahmed b. Hanbel, Kitâbü'z-Zühd, nr. 132; Süyûtî, Şerhu's-Sudûr, s. 51.
    ümit ediyorum ki, rabbim beni bugün o ihsanlarının bir kısmından mahrum etmeyecek' dedi."
    Sabit b. Eslem-i Bünânî (rah) demiştir ki: "Allah Teâlâ o gence kendisine duyduğu hüsnüzannmdan dolayı mağfiret etti."
    Câbir b. Vedâa anlatıyor: "Devamlı hareketli ve neşeli, şen şakrak bir genç vardı. Bir gün geldi ölüm döşeğine düştü. Annesi baş ucuna gelerek, 'Oğlum, bana vasiyet edeceğin bir şey var mı? diye sordu. Oğlu, 'Yüzüğüm anne...Ben öldüğüm zaman sakın onu parmağımdan çıkarmayın. Çünkü onda Allah'ın adı yazılı. Belki onun hürmetine Allah Teâlâ beni bağışlar' dedi.
    Delikanlı defnedildikten sonra kendisini rüyasında gören bir kişiye, 'Anneme söyleyin ki, yüzüğümün üzerinde yazılı olan kelimenin faydasını gördüm; Allah Teâlâ beni bağışladı' dedi."
    Mu'temir b. Süleyman şöyle anlatmıştır: "Babam son anlarını yaşarken bana, 'Ey Mu'temir! Bana Allah'ın kullarına tanıdığı kolaylıklardan bahset, içimde olan güzel niyetlerimle Allah Teâlâ'ya kavuşmayı arzuluyorum' dedi."
    Salih insanlar, ölüm döşeğinde olan kişinin rabbinden güzel beklentiler içinde olmasını sağlamak amacıyla yapmış olduğu iyi amellerinden söz edilmesini güzel bulmuşlardır.74
    alıntı






+ Yorum Gönder