Konusunu Oylayın.: İsLam KardeşLiği Ve Peygamber Efendimiz

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İsLam KardeşLiği Ve Peygamber Efendimiz
  1. 23.Ocak.2012, 17:57
    1
    Misafir

    İsLam KardeşLiği Ve Peygamber Efendimiz

  2. 31.Ocak.2012, 02:06
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: İsLam KardeşLiği Ve Peygamber Efendimiz




    İnsanoğlu yaratıldığı günden bu güne kadar doğru veya yanlış bir takım şeylere tapmıştır. Bunun sebebi; Allah’u Teala’nın insana verdiği dindarlık içgüdüsünün tezahürüdür. Eğer bu içgüdü bir takım kanunlarla sınırlandırılmadan başıboş bırakılırsa insanoğlu taşa, ateşe, güneşe, aya taptığı gibi hayvanlara da tapabilir. Tabi ki insanoğlunu ve her şeyi yaratan Allah’u Teala bu içgüdünün nasıl tatmin edileceğini en iyi bilendir. Bu yüzden insanoğluna doğru yolu göstermek için dönem dönem kitaplar ve peygamberler göndermiştir. En son olarak ta kitabımız Kuran’ı kerim ve peygamberimiz Muhammed (sav)i göndermiştir.
    Allah’a, kitaplarına, pegamberlerine ve diğerlerine akıl ve kalp ile iman eden yani Müslüman olan bir kişinin, İslam fikrini inkar etmesi, şer’i hükümlerle tatbik edilen İslam devleti hilafetsiz yaşaması haramdır. Allah’u Teala bu konuda şöyle buyurdu:
    ‘’Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.’’ (Maide 44)

    Ne yazık ki; şu anda dünya üzerinde Allah (cc) nun indirdiği
    ile hükmeden yani şer’i hükümlerle yönetilen İslam Devleti Hilafet yoktur. Müslümanlar, bu sorumluluğun mesuliyetini hissederek altından nasıl kalkacaklarını kendi kendilerine sormalılar. Bu farzdan kurtulabilmek için Allah’ın indirdiğiyle hükmeden bir devletin kurulması yolunda bütün gücümüzle çalışmak zorundayız. Peki bu çalışma nasıl olmalıdır? Allah’u Teala bu konuda şöyle buyuruyor:
    ‘’Bir kavim nefislerindekini değiştirmedikçe Allah o kavmin halini değiştirmez’’(Rad 11)
    Hilafet devletini ikame edecek olanlar tabi ki Müslümanlardır. Fakat bugün Müslümanların zihinleri batıl olan bir çok fikirlerle doludur. Onların bu hallerini değiştirmek için İslam fikri ve ideolojisini berrak bir şekilde yeniden ümmete ulaştırmak gerekir. Yani bu çalışmanın esasını fikir teşkil etmelidir. Müslümanlar bu görevi bilfiil yüklenmek zorundadır. Allah (cc) şöyle buyuruyor:

    ‘’Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.’’(Al-iİmran104)

    Bu kardeşlikte kan bağı olmayabilir, fakat ondan daha kuvvetli bir bağ vardır ki oda fikirdir. Bu bağın diğer bağdan daha kuvvetli olduğuna dair birçok deliller vardır. Müslüman olduktan sonra Peygamber (sav) Efendimizin safında yer alan birçok sahabe Müslüman olmayıp küfür saflarında yer alan kardeşlerine karşı savaşmışlar, hatta onları öldürmüşlerdir. Allah (cc) :

    ‘’Müminler, müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kafirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız Allah'adır.’’(Al-i İmran28)buyurmaktadır. Başka bir ayeti kerimede:
    ‘’Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı.. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.’’(Enfal 63)buyurmaktadır.
    Resulullah (sav) ve sahabeler İslamiyetin ilk yıllarında inançlarından ve fikirlerinden dolayı birçok zulüm görmüşlerdir. Bu zulümleri yapanların çoğu akrabaları ve eski arkadaşlarıydı. Bu zulümlerden ve işkencelerden kurtulmak için doğup büyüdükleri ve çok sevdikleri yerden yani Mekke’den, tanımadıkları bir beldeye hicret etmişlerdir. Muhacirlerle Ensar arasındaki oluşan ilişkiler, yardımlaşmalar, fikir kardeşliği açısından en güzel örnektir. Tabii kardeşlik bağı bile, bu kardeşlik bağının yanında sönük kalır.
    Enes (ra) anlatıyor: Abdurrahman bin Avf (ra) Medineye geldiğinde Peygamberimiz (sav) onunla Sa’d b. Rebi (ra) nın arasında uhuvvet akdetti. Bunun üzerine Sa’d (ra) Abdurrahman (ra) ya dönerek
    Medineliler içerisinde malı en çok olan benim, malımın yarısını al. Nikahımda iki karım var birisini boşayayım onu beğenirsen al dedi. Bunun üzerine Abdurrahman (ra) : Allah (cc) hanımını da malını da sana mübarek kılsın, sen bana pazarı göster kâfi dedi. Ebu Hüreyre (ra) tan rivayetle Resulullah (sav) : “ Ensar peygamber efendimize : Ya Resulullah (sav) hurmalıklarımızı bizimle Mühacir kardeşlerimiz arasında bölüştür dediler. Allah’ın resulü olmaz cevabını verdi. Muhacirler ise : hem bizim yerimize çalışacaksınız hem de mahsülde size ortak mı olacağız dediler. Ensar peygamber efendimizin emrini dinledik itaat ettik karşılığını verdiler.
    Enes (ra) rivayet ediyor: “Muhacirler; Ya Resulullah, yanlarına geldiğimiz bu kavim gibisini görmedik. Az olan bir şeyde bile en güzel şekilde yardımlaşıyorlar, çok olan nesnelerde de bol bol veriyorlar. Vallahi bize külfet yüklemedikleri gibi cabadan gelen şeylere de ortak ediyorlar. Bütün ecirleri almalarından endişe duyuyoruz dediler. Resulullah: Ensarı övüp, lehlerinde, Allaha dua ettigiğiz sürece endişe etmeyiniz” Cabir (ra) anlatıyor: “ Ensar hurmalıklarını kestiklerinde hurmalarını, birisi diğerinden daha az olmak üzeri ikiye ayırır, sonra hurma dallarını az olanın üzerin koyarlar, müteakiben Muhacirleri tercihte serbest bırakıyorlardı. Onlar fazla yığını Ensarda dalları için az olan yığını alırlardı. Hayberin fethine kadar bu böyle sürdü. Hayber feth edilence Nebi (sav) Ensara hitaben “Üzerinize düşen vazifeyi bize karşı tastamam yaptınız. Hoş görürseniz Hayber hissenizden vazgeçin kendi meyveleriniz de bundan böyle size kalsın buyurdu.
    Ensar: senin bize koştuğun şartların vardı. Bizde buna mukabil sana cenneti şart koşmuştuk. Koştuğunuz şart karşılığında bizden istediğiniz her şeyi yaptık, dediler. Resulullah: peki başınız size ne buyurdu. Enes (ra) anlatıyor: “Peygamber efendimiz Ensar’ı çağırdı. Bahreyn mahsulünü kendilerine tahsis edecekti. Onlar: Muhacir kardeşlerimiz için de aynı miktarda hisse çıkarmazsan kabul etmeyiz dediler. Allah resulü hayır mı diyorsunuz, yakında (benden sonra) başkaları size tercih edilecek! buyurdu.
    Bu örneklerde Muhacir ile Ensar arasındaki kardeşlik bağının ne kadar kuvvetli olduğu görülüyor. Bu insanlar daha önce birbirlerini tanımıyorlardı. Aralarında tabi kardeşlik bağının ne kadar kuvvetli olduğu görülüyor. Bu insanlar daha önce birbirlerini tanımıyorlardı, aralarında tabi kardeşlik bağı yani kan bağı yoktu. Peki neydi bu insanlara bu davranışları yaptıran? Onlara bunu yaptıran İslam fikri ve bu fikrin emirleriydi. Onlar çok iyi biliyorlardı ki bu emirleri yaptıkları zaman peygamber efendimizin onlara müjdelediği cennete kavuşacaklarını.Onların tek istediği Allah’ın rızasını kazanmak. Sevdikleri kişileri Allah rızası için sevdiler, nefret ettikleri kişilerden de Allah rızası için nefrettiler, savaştılar. Hatta öz kardeşleri ile bile savaştılar. Allah’u teala Hucurat suresi 10. Ayetinde: “müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz”, buyurmuştur. Allah’ın da bildirdiği gibi müminin kardeşi ancak mümindir. Kendi öz kardeşimiz de olsa eğer mümin değilse o bizim kardeşimiz olmaz. Onunla olan kardeşliğimiz sadece kanbağından dolayıdır. Yeri geldiğinde eğer davamıza engel oluyorsa onunla da savaşmak zorundayız.

    Bir kitlenin başarılı olabilmesi için en önde gelen şartlardan biridir kardeşlik. Aynı kitle içinde yer aldığımız dava kardeşimizi Allah rızası için sevmeliyiz. Allah’u Teala Ali Imran suresi 103. Ayetinde :
    "Hep birlikte Allah’in ipine (İslama, Kuran’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın: hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O; gönüllerinizi birleştirmiş ve onun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız”
    Biz Müslümanlar ve tüm dünyanın kurtuluşu hep beraber Allah’ın ipine (İslamiyete, İslam fikrine, İslam ideolojisine) sımsıkı sarılmasına bağlıdır. Ancak bu şekilde bütün insanlık alemi yaratıcıdan gelen doğru şeye iman etmiş ve birleşmiş olur. Bunun dışında sarılanacak şeyler batıldır ve kişiler tarafından uydurulmuştur. Buda insanlığı her zaman perişanlığa, ayırımcılığa, kendi benliğini düşünmeye ve insanlar arasındaki kardeşlik bağını yok etmeye ve sonunda cehenneme sürükler.
    Eğer ben Müslüman’ım diyorsak; İslam fikrini butun dünyaya yaymaya, bunun için bir kitle oluşturmaya ve bu kitledeki diğer dava arkadaşlarımızı Allah rızası için kardeş gibi görmeye ve sevmeye mecburuz. Ancak bu şekilde cennete girebiliriz.



  3. 31.Ocak.2012, 02:06
    2
    Editör



    İnsanoğlu yaratıldığı günden bu güne kadar doğru veya yanlış bir takım şeylere tapmıştır. Bunun sebebi; Allah’u Teala’nın insana verdiği dindarlık içgüdüsünün tezahürüdür. Eğer bu içgüdü bir takım kanunlarla sınırlandırılmadan başıboş bırakılırsa insanoğlu taşa, ateşe, güneşe, aya taptığı gibi hayvanlara da tapabilir. Tabi ki insanoğlunu ve her şeyi yaratan Allah’u Teala bu içgüdünün nasıl tatmin edileceğini en iyi bilendir. Bu yüzden insanoğluna doğru yolu göstermek için dönem dönem kitaplar ve peygamberler göndermiştir. En son olarak ta kitabımız Kuran’ı kerim ve peygamberimiz Muhammed (sav)i göndermiştir.
    Allah’a, kitaplarına, pegamberlerine ve diğerlerine akıl ve kalp ile iman eden yani Müslüman olan bir kişinin, İslam fikrini inkar etmesi, şer’i hükümlerle tatbik edilen İslam devleti hilafetsiz yaşaması haramdır. Allah’u Teala bu konuda şöyle buyurdu:
    ‘’Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.’’ (Maide 44)

    Ne yazık ki; şu anda dünya üzerinde Allah (cc) nun indirdiği
    ile hükmeden yani şer’i hükümlerle yönetilen İslam Devleti Hilafet yoktur. Müslümanlar, bu sorumluluğun mesuliyetini hissederek altından nasıl kalkacaklarını kendi kendilerine sormalılar. Bu farzdan kurtulabilmek için Allah’ın indirdiğiyle hükmeden bir devletin kurulması yolunda bütün gücümüzle çalışmak zorundayız. Peki bu çalışma nasıl olmalıdır? Allah’u Teala bu konuda şöyle buyuruyor:
    ‘’Bir kavim nefislerindekini değiştirmedikçe Allah o kavmin halini değiştirmez’’(Rad 11)
    Hilafet devletini ikame edecek olanlar tabi ki Müslümanlardır. Fakat bugün Müslümanların zihinleri batıl olan bir çok fikirlerle doludur. Onların bu hallerini değiştirmek için İslam fikri ve ideolojisini berrak bir şekilde yeniden ümmete ulaştırmak gerekir. Yani bu çalışmanın esasını fikir teşkil etmelidir. Müslümanlar bu görevi bilfiil yüklenmek zorundadır. Allah (cc) şöyle buyuruyor:

    ‘’Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.’’(Al-iİmran104)

    Bu kardeşlikte kan bağı olmayabilir, fakat ondan daha kuvvetli bir bağ vardır ki oda fikirdir. Bu bağın diğer bağdan daha kuvvetli olduğuna dair birçok deliller vardır. Müslüman olduktan sonra Peygamber (sav) Efendimizin safında yer alan birçok sahabe Müslüman olmayıp küfür saflarında yer alan kardeşlerine karşı savaşmışlar, hatta onları öldürmüşlerdir. Allah (cc) :

    ‘’Müminler, müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kafirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız Allah'adır.’’(Al-i İmran28)buyurmaktadır. Başka bir ayeti kerimede:
    ‘’Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı.. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.’’(Enfal 63)buyurmaktadır.
    Resulullah (sav) ve sahabeler İslamiyetin ilk yıllarında inançlarından ve fikirlerinden dolayı birçok zulüm görmüşlerdir. Bu zulümleri yapanların çoğu akrabaları ve eski arkadaşlarıydı. Bu zulümlerden ve işkencelerden kurtulmak için doğup büyüdükleri ve çok sevdikleri yerden yani Mekke’den, tanımadıkları bir beldeye hicret etmişlerdir. Muhacirlerle Ensar arasındaki oluşan ilişkiler, yardımlaşmalar, fikir kardeşliği açısından en güzel örnektir. Tabii kardeşlik bağı bile, bu kardeşlik bağının yanında sönük kalır.
    Enes (ra) anlatıyor: Abdurrahman bin Avf (ra) Medineye geldiğinde Peygamberimiz (sav) onunla Sa’d b. Rebi (ra) nın arasında uhuvvet akdetti. Bunun üzerine Sa’d (ra) Abdurrahman (ra) ya dönerek
    Medineliler içerisinde malı en çok olan benim, malımın yarısını al. Nikahımda iki karım var birisini boşayayım onu beğenirsen al dedi. Bunun üzerine Abdurrahman (ra) : Allah (cc) hanımını da malını da sana mübarek kılsın, sen bana pazarı göster kâfi dedi. Ebu Hüreyre (ra) tan rivayetle Resulullah (sav) : “ Ensar peygamber efendimize : Ya Resulullah (sav) hurmalıklarımızı bizimle Mühacir kardeşlerimiz arasında bölüştür dediler. Allah’ın resulü olmaz cevabını verdi. Muhacirler ise : hem bizim yerimize çalışacaksınız hem de mahsülde size ortak mı olacağız dediler. Ensar peygamber efendimizin emrini dinledik itaat ettik karşılığını verdiler.
    Enes (ra) rivayet ediyor: “Muhacirler; Ya Resulullah, yanlarına geldiğimiz bu kavim gibisini görmedik. Az olan bir şeyde bile en güzel şekilde yardımlaşıyorlar, çok olan nesnelerde de bol bol veriyorlar. Vallahi bize külfet yüklemedikleri gibi cabadan gelen şeylere de ortak ediyorlar. Bütün ecirleri almalarından endişe duyuyoruz dediler. Resulullah: Ensarı övüp, lehlerinde, Allaha dua ettigiğiz sürece endişe etmeyiniz” Cabir (ra) anlatıyor: “ Ensar hurmalıklarını kestiklerinde hurmalarını, birisi diğerinden daha az olmak üzeri ikiye ayırır, sonra hurma dallarını az olanın üzerin koyarlar, müteakiben Muhacirleri tercihte serbest bırakıyorlardı. Onlar fazla yığını Ensarda dalları için az olan yığını alırlardı. Hayberin fethine kadar bu böyle sürdü. Hayber feth edilence Nebi (sav) Ensara hitaben “Üzerinize düşen vazifeyi bize karşı tastamam yaptınız. Hoş görürseniz Hayber hissenizden vazgeçin kendi meyveleriniz de bundan böyle size kalsın buyurdu.
    Ensar: senin bize koştuğun şartların vardı. Bizde buna mukabil sana cenneti şart koşmuştuk. Koştuğunuz şart karşılığında bizden istediğiniz her şeyi yaptık, dediler. Resulullah: peki başınız size ne buyurdu. Enes (ra) anlatıyor: “Peygamber efendimiz Ensar’ı çağırdı. Bahreyn mahsulünü kendilerine tahsis edecekti. Onlar: Muhacir kardeşlerimiz için de aynı miktarda hisse çıkarmazsan kabul etmeyiz dediler. Allah resulü hayır mı diyorsunuz, yakında (benden sonra) başkaları size tercih edilecek! buyurdu.
    Bu örneklerde Muhacir ile Ensar arasındaki kardeşlik bağının ne kadar kuvvetli olduğu görülüyor. Bu insanlar daha önce birbirlerini tanımıyorlardı. Aralarında tabi kardeşlik bağının ne kadar kuvvetli olduğu görülüyor. Bu insanlar daha önce birbirlerini tanımıyorlardı, aralarında tabi kardeşlik bağı yani kan bağı yoktu. Peki neydi bu insanlara bu davranışları yaptıran? Onlara bunu yaptıran İslam fikri ve bu fikrin emirleriydi. Onlar çok iyi biliyorlardı ki bu emirleri yaptıkları zaman peygamber efendimizin onlara müjdelediği cennete kavuşacaklarını.Onların tek istediği Allah’ın rızasını kazanmak. Sevdikleri kişileri Allah rızası için sevdiler, nefret ettikleri kişilerden de Allah rızası için nefrettiler, savaştılar. Hatta öz kardeşleri ile bile savaştılar. Allah’u teala Hucurat suresi 10. Ayetinde: “müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz”, buyurmuştur. Allah’ın da bildirdiği gibi müminin kardeşi ancak mümindir. Kendi öz kardeşimiz de olsa eğer mümin değilse o bizim kardeşimiz olmaz. Onunla olan kardeşliğimiz sadece kanbağından dolayıdır. Yeri geldiğinde eğer davamıza engel oluyorsa onunla da savaşmak zorundayız.

    Bir kitlenin başarılı olabilmesi için en önde gelen şartlardan biridir kardeşlik. Aynı kitle içinde yer aldığımız dava kardeşimizi Allah rızası için sevmeliyiz. Allah’u Teala Ali Imran suresi 103. Ayetinde :
    "Hep birlikte Allah’in ipine (İslama, Kuran’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın: hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O; gönüllerinizi birleştirmiş ve onun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız”
    Biz Müslümanlar ve tüm dünyanın kurtuluşu hep beraber Allah’ın ipine (İslamiyete, İslam fikrine, İslam ideolojisine) sımsıkı sarılmasına bağlıdır. Ancak bu şekilde bütün insanlık alemi yaratıcıdan gelen doğru şeye iman etmiş ve birleşmiş olur. Bunun dışında sarılanacak şeyler batıldır ve kişiler tarafından uydurulmuştur. Buda insanlığı her zaman perişanlığa, ayırımcılığa, kendi benliğini düşünmeye ve insanlar arasındaki kardeşlik bağını yok etmeye ve sonunda cehenneme sürükler.
    Eğer ben Müslüman’ım diyorsak; İslam fikrini butun dünyaya yaymaya, bunun için bir kitle oluşturmaya ve bu kitledeki diğer dava arkadaşlarımızı Allah rızası için kardeş gibi görmeye ve sevmeye mecburuz. Ancak bu şekilde cennete girebiliriz.






+ Yorum Gönder