Konusunu Oylayın.: Diyanet İşleri Başkanlığına Açık sorularım

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Diyanet İşleri Başkanlığına Açık sorularım
  1. 18.Ocak.2012, 22:49
    1
    Misafir

    Diyanet İşleri Başkanlığına Açık sorularım






    Diyanet İşleri Başkanlığına Açık sorularım Mumsema Bismillahırrahmanırrahim.

    Sayın yetkililer,

    Aşağıdaki sorularımı cevaplandırmanızı arz ederim.Daha önce gönderdiğim SORU05 kodlu sorularımın iptal edilerek bu gönderdiğim soruların dikkate alınmasını arz ederim.

    Soru:1 -Kuran kerim ayetleri ile hidayetin ve sıratı müstakımin Arapça ve Türkçe kelime karşılığının ne olduklarını Ayeti kerimelerde geçtiği şekli ile açıklar mısınız,bu konudaki Ali İmran 73- Bakara 120 ayeti kerimleri ile Nisa 175- Hicr 41 ayeti kerimlerini açıklar mısınız?

    Soru:2- Hidayet ile Sıratı müstakim aynı şey midir, aynı şey ise neden iki farklı kavramlarla Kur'an'da yer almıştır.Aynı şey değilse arasındaki fark nedir?

    Soru:3-Kur'an' da geçen sadaka, sırat,tarik, sebil kelimelerinin manası nedir? Bu kelimelerle Huda ve sıratı müstakim arasında bir bağlantı var mıdır?Neden hep meallerde bu kavramlar karıştırılıyor?Yoksa biz mi anlayamıyoruz bunları da açıklarsanız sevinirim .

    Soru:4-Kur'an da geçen Likaallah, lika Rabbi, likaena, likaihi kelimelerin anlamı nedir?Likaallah farz mıdır?Bu farz ise neden 32 farzın içinde yer almamıştır?

    Soru:5-Sahihi Buhari ve Sahihi Müslimde geçen sahih olduğu hereksce kabul edilen meşhur Cibril hadisindeki İman şartlarından olan Likaallah şartı hem Arapça hem de Türkçe metinde yer almışken, bu husus huşu sahiplerinin Bakara 46 daki kesin olarak Allaha mülaki olmaya iman edenler diye buyrulduğu halde Allaha mülaki olmaya iman neden imanın 6 şartının içinde sayılmıyor,bu hangi iman şartının içinde bulunuyor, yoksa unutulmuş mudur?Likaallah iman etmeyen kişi iman etmiş olur mu? Eğer iman sahibi oluyorsa meşhur Cibril hadisinde likaalah kavramı neden yer almıştır?Bunların da açıklanmasını arz ederim.

    Soru:6- Bazı alimler Allah'a mülaki olmak öldükten sonra gerçekleşecek bir olay diyorlar, bu durumda Ankebut 5 de geçen “Kim Allah'a mülaki olmayı dilerse Allah'ın tayin ettiği o ecel (zaman) mutlaka gelecektir” buyrulduğuna göre, buradaki mülaki olmak işlemi ölümle olacak olsaydı Allah neden kim dilerse şartını koymuştur.Allaha ulaşmayı yani mülaki olmayı dilemeyenler de mümin olsun kafir olsun ölümle zaten Allah'a ulaşacak değil midir?. Bu durumda Allaha mülaki olmanın bu dünya hayatında sadece dileyenler için geçerli olduğu kesinleşmiyor mu?

    Soru:7-Yunus suresinin 7-8 ayeti kerimelerinde geçen Allaha mülaki olmayı dilemeyenlerin ayetlerden gafil ve sonunda ateşe gidecekleri açıklandığına göre Diyanet İşleri Başkanlığı olarak neden bu hakikatleri 74 milyon insanımıza açıklamıyorsunuz? Burada bir vebal olduğunu düşünüyor musunuz?

    Soru 8- 15 haziran 2010 tarihli Diyanet Takviminin arkasında hidayet için: "Hidayet ALLAH'a ulaşmayı dilemek demektir Cenabı Hak insana hidayet ve dalalet olmak üzere iki yol göstermiştir. İnsanlar bizzat kendi iradelerini kullanarak imana talip olmadıkça, Cenabı Hak kimsenin kalbine imanı zorla koymaz ALLAH'ın insana imanı nasip etmesi, yine insanın bu hususta göstereceği gayrete bağlıdır ALLAH (c c ) çeşitli vesilelerle insanları hidayete erdirir Peygamberler insanların hidayetine vesile olduğu gibi, gönderilen kitaplarda yine aynı şekilde insanların hidayetine vesiledir.
    Tebliğ yapan insanların yaptıkları tebliğ ve irşad faaliyetleri de bu manada birer vesile ve vasıta kabul edilir....." denildiğine göre hidayetin kurana uygun olan bu tanımı neden kuran meal ve tefsirlerine de yansıtılmıyor.Burada bir kasıt yoksa çok bir ihmal olduğu kesin değil mi?Bu vebalden Diyanet İşlerimiz ne zaman kurtulacaktır?


    Soru:9- Kuran da geçen Nebi ve Resul kavramlarının bu gün öğretilen akaidde tam tersi manalar verildiğini özelikle şeriat kitaplarının sadece nebilere verildiği çok sayıda Ayeti Kerimede bahsedildiği halde (bazı ayetler: Ali İmran 81-Meryem 30 En’am 84-89 –Ankebut 27 – Bakara 213) Nebiler kendilerine kitap verilmeyen peygamberlerdir diye bu gün okullarda okutulan akaid dersleri hala neden düzeltilmedi.Bu konuda yakın zamanda bazı akademisyenler tarafından bu yanlışlık dile getiriliyor.(Mesela Prof.Dr.Mehmet OKUMUŞ, Prof.Dr.Abdülaziz BAYINDIR) Bu konuda Başkanlığınızda bir çalışma var mıdır? Kur'an’ a aykırı bir akaid eğitimi vebal değil midir? Burada Diyanet İşleri Başkanlığının bir sorumluluğu yok mudur?

    Soru:10- Yine geleneksel din eğitim ve yaşantısında yaygın olan kanaat, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile beraber Nebiliğin de Risaletin de sona erdiği kabul edilmiştir.
    Halbuki Ahzap suresinin 40. ayeti kerimesinde “hatemün nebi “ yani “nebilerin (peygamberlerin) sonu” ifadesi yazılı olmasına, bu ayette ve de Kur’an da başka bir ayette “hatemün resul” diye bir ifade geçmemesine rağmen tam tersine Kuranda risaletin devamlı olduğu her devirde her kavme ard arda resul gönderildiği hükümleri bulunduğu halde (misal; Müminun 44- Zümer 71-İbrahim 4-Bakara 87-Enfal 36- Cuma 2- İsra 15) neden bu yanlışlık düzeltilmeden sürdürülmektedir. Prof.Dr.Abdülaziz BAYINDIR bir makalesinde risaletin kıyamete kadar devam edeceğini yazmıştır.Bu konuda Diyanet İşlerimizde bir çalışma var mıdır?

    Soru:11-Geleneksel din eğitim ve yaşantısında “tüm resullerin aynı zamanda nebi oldukları, nebi olunmadan resul olunmaz “ şeklinde bir yaygın kanaat yazılı kaynaklarda yer almakta ve çoğunluk Müslümanlarca böyle inanılmaktadır.
    Halbu ki; Kur’an’ a baktığımızda en başta Neml 35 de ve Yusuf 50 de geçen ve resul olarak adlandırılan kişilerin Müslüman bile olamayan birisi; Sebe Melikesi Belkıs'ın, diğeri de; fravunun gönderdiği alelade haberciler yani elçiler olduğu açık olduğundan burada geçen resullerinde nebi yani peygamber olduğu kimse düşünemez herhalde.Bu resuller de mi nebi olmuşlar.
    Öte Yandan Allahu Teala, Cinlerden ve meleklerden de resul olduğunu Kuranı kerimde çok sayıda ayeti kerimede bahsetmektedir.Mesela Hacc 75-E’nam 61-Zuhruf 80- de melek resullerden bahsedilmektedir.Bu resullerde Nebi olmuşlar, melek nebi yani melek peygamber hiç duydunuz mu?
    Yine Cinlerden resul olduğu En’am -130 da açıklanmaktadır.Cin nebi (Cin peygamber ) olduğunu söyleyecek birisi var mı, böyle bir ifade yani Nebi (peygamber ) olan cin Kur’an'da var mı?
    Bu konudaki yanlış öğreti ve inanışın önüne geçilmek üzere Diyanet İşlerimizde bir çalışma mevcut mudur, yoksa düşünülmekte midir?

    Sayın yetkililer;
    Öncelikle ülkemizde yaşayan yaklaşık 74 milyon insanımızın ve islam dünyasının dünya ve ahiret saadeti için çok önemli ve vazgeçilmez olarak gördüğüm bu konuların en üst ve dirayetli ilim ve din heyetlerince Kur'anı Kerimin bütünü ve sahih hadisi şerifler bu konudaki gelmiş geçmiş hikmet ve mana ehli alimlerin ve mutasavvıfların da görüşleri de incelenerek bu soru ve sorunların açıklığa kavuşturulması zaruri hale gelmiştir diye acizane düşünüyorum.

    Acizane öncelikle bir Müslüman ve vatandaş olarak bu konularda duyduğum rahatsızlığımı siz din büyüklerimiz arz etmeyi bir insanlık ,kardeşlik görevi olduğunu bunda çok büyük bir vebal olduğunu düşünerek bu sorularımı arz ediyorum.Sorularımın cevapsız kalmamasını umuyor, hepinize saygılar sunuyorum.

    Allah şimdiden hepinizden razı olsun.


  2. 18.Ocak.2012, 22:49
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



    Bismillahırrahmanırrahim.

    Sayın yetkililer,

    Aşağıdaki sorularımı cevaplandırmanızı arz ederim.Daha önce gönderdiğim SORU05 kodlu sorularımın iptal edilerek bu gönderdiğim soruların dikkate alınmasını arz ederim.

    Soru:1 -Kuran kerim ayetleri ile hidayetin ve sıratı müstakımin Arapça ve Türkçe kelime karşılığının ne olduklarını Ayeti kerimelerde geçtiği şekli ile açıklar mısınız,bu konudaki Ali İmran 73- Bakara 120 ayeti kerimleri ile Nisa 175- Hicr 41 ayeti kerimlerini açıklar mısınız?

    Soru:2- Hidayet ile Sıratı müstakim aynı şey midir, aynı şey ise neden iki farklı kavramlarla Kur'an'da yer almıştır.Aynı şey değilse arasındaki fark nedir?

    Soru:3-Kur'an' da geçen sadaka, sırat,tarik, sebil kelimelerinin manası nedir? Bu kelimelerle Huda ve sıratı müstakim arasında bir bağlantı var mıdır?Neden hep meallerde bu kavramlar karıştırılıyor?Yoksa biz mi anlayamıyoruz bunları da açıklarsanız sevinirim .

    Soru:4-Kur'an da geçen Likaallah, lika Rabbi, likaena, likaihi kelimelerin anlamı nedir?Likaallah farz mıdır?Bu farz ise neden 32 farzın içinde yer almamıştır?

    Soru:5-Sahihi Buhari ve Sahihi Müslimde geçen sahih olduğu hereksce kabul edilen meşhur Cibril hadisindeki İman şartlarından olan Likaallah şartı hem Arapça hem de Türkçe metinde yer almışken, bu husus huşu sahiplerinin Bakara 46 daki kesin olarak Allaha mülaki olmaya iman edenler diye buyrulduğu halde Allaha mülaki olmaya iman neden imanın 6 şartının içinde sayılmıyor,bu hangi iman şartının içinde bulunuyor, yoksa unutulmuş mudur?Likaallah iman etmeyen kişi iman etmiş olur mu? Eğer iman sahibi oluyorsa meşhur Cibril hadisinde likaalah kavramı neden yer almıştır?Bunların da açıklanmasını arz ederim.

    Soru:6- Bazı alimler Allah'a mülaki olmak öldükten sonra gerçekleşecek bir olay diyorlar, bu durumda Ankebut 5 de geçen “Kim Allah'a mülaki olmayı dilerse Allah'ın tayin ettiği o ecel (zaman) mutlaka gelecektir” buyrulduğuna göre, buradaki mülaki olmak işlemi ölümle olacak olsaydı Allah neden kim dilerse şartını koymuştur.Allaha ulaşmayı yani mülaki olmayı dilemeyenler de mümin olsun kafir olsun ölümle zaten Allah'a ulaşacak değil midir?. Bu durumda Allaha mülaki olmanın bu dünya hayatında sadece dileyenler için geçerli olduğu kesinleşmiyor mu?

    Soru:7-Yunus suresinin 7-8 ayeti kerimelerinde geçen Allaha mülaki olmayı dilemeyenlerin ayetlerden gafil ve sonunda ateşe gidecekleri açıklandığına göre Diyanet İşleri Başkanlığı olarak neden bu hakikatleri 74 milyon insanımıza açıklamıyorsunuz? Burada bir vebal olduğunu düşünüyor musunuz?

    Soru 8- 15 haziran 2010 tarihli Diyanet Takviminin arkasında hidayet için: "Hidayet ALLAH'a ulaşmayı dilemek demektir Cenabı Hak insana hidayet ve dalalet olmak üzere iki yol göstermiştir. İnsanlar bizzat kendi iradelerini kullanarak imana talip olmadıkça, Cenabı Hak kimsenin kalbine imanı zorla koymaz ALLAH'ın insana imanı nasip etmesi, yine insanın bu hususta göstereceği gayrete bağlıdır ALLAH (c c ) çeşitli vesilelerle insanları hidayete erdirir Peygamberler insanların hidayetine vesile olduğu gibi, gönderilen kitaplarda yine aynı şekilde insanların hidayetine vesiledir.
    Tebliğ yapan insanların yaptıkları tebliğ ve irşad faaliyetleri de bu manada birer vesile ve vasıta kabul edilir....." denildiğine göre hidayetin kurana uygun olan bu tanımı neden kuran meal ve tefsirlerine de yansıtılmıyor.Burada bir kasıt yoksa çok bir ihmal olduğu kesin değil mi?Bu vebalden Diyanet İşlerimiz ne zaman kurtulacaktır?


    Soru:9- Kuran da geçen Nebi ve Resul kavramlarının bu gün öğretilen akaidde tam tersi manalar verildiğini özelikle şeriat kitaplarının sadece nebilere verildiği çok sayıda Ayeti Kerimede bahsedildiği halde (bazı ayetler: Ali İmran 81-Meryem 30 En’am 84-89 –Ankebut 27 – Bakara 213) Nebiler kendilerine kitap verilmeyen peygamberlerdir diye bu gün okullarda okutulan akaid dersleri hala neden düzeltilmedi.Bu konuda yakın zamanda bazı akademisyenler tarafından bu yanlışlık dile getiriliyor.(Mesela Prof.Dr.Mehmet OKUMUŞ, Prof.Dr.Abdülaziz BAYINDIR) Bu konuda Başkanlığınızda bir çalışma var mıdır? Kur'an’ a aykırı bir akaid eğitimi vebal değil midir? Burada Diyanet İşleri Başkanlığının bir sorumluluğu yok mudur?

    Soru:10- Yine geleneksel din eğitim ve yaşantısında yaygın olan kanaat, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile beraber Nebiliğin de Risaletin de sona erdiği kabul edilmiştir.
    Halbuki Ahzap suresinin 40. ayeti kerimesinde “hatemün nebi “ yani “nebilerin (peygamberlerin) sonu” ifadesi yazılı olmasına, bu ayette ve de Kur’an da başka bir ayette “hatemün resul” diye bir ifade geçmemesine rağmen tam tersine Kuranda risaletin devamlı olduğu her devirde her kavme ard arda resul gönderildiği hükümleri bulunduğu halde (misal; Müminun 44- Zümer 71-İbrahim 4-Bakara 87-Enfal 36- Cuma 2- İsra 15) neden bu yanlışlık düzeltilmeden sürdürülmektedir. Prof.Dr.Abdülaziz BAYINDIR bir makalesinde risaletin kıyamete kadar devam edeceğini yazmıştır.Bu konuda Diyanet İşlerimizde bir çalışma var mıdır?

    Soru:11-Geleneksel din eğitim ve yaşantısında “tüm resullerin aynı zamanda nebi oldukları, nebi olunmadan resul olunmaz “ şeklinde bir yaygın kanaat yazılı kaynaklarda yer almakta ve çoğunluk Müslümanlarca böyle inanılmaktadır.
    Halbu ki; Kur’an’ a baktığımızda en başta Neml 35 de ve Yusuf 50 de geçen ve resul olarak adlandırılan kişilerin Müslüman bile olamayan birisi; Sebe Melikesi Belkıs'ın, diğeri de; fravunun gönderdiği alelade haberciler yani elçiler olduğu açık olduğundan burada geçen resullerinde nebi yani peygamber olduğu kimse düşünemez herhalde.Bu resuller de mi nebi olmuşlar.
    Öte Yandan Allahu Teala, Cinlerden ve meleklerden de resul olduğunu Kuranı kerimde çok sayıda ayeti kerimede bahsetmektedir.Mesela Hacc 75-E’nam 61-Zuhruf 80- de melek resullerden bahsedilmektedir.Bu resullerde Nebi olmuşlar, melek nebi yani melek peygamber hiç duydunuz mu?
    Yine Cinlerden resul olduğu En’am -130 da açıklanmaktadır.Cin nebi (Cin peygamber ) olduğunu söyleyecek birisi var mı, böyle bir ifade yani Nebi (peygamber ) olan cin Kur’an'da var mı?
    Bu konudaki yanlış öğreti ve inanışın önüne geçilmek üzere Diyanet İşlerimizde bir çalışma mevcut mudur, yoksa düşünülmekte midir?

    Sayın yetkililer;
    Öncelikle ülkemizde yaşayan yaklaşık 74 milyon insanımızın ve islam dünyasının dünya ve ahiret saadeti için çok önemli ve vazgeçilmez olarak gördüğüm bu konuların en üst ve dirayetli ilim ve din heyetlerince Kur'anı Kerimin bütünü ve sahih hadisi şerifler bu konudaki gelmiş geçmiş hikmet ve mana ehli alimlerin ve mutasavvıfların da görüşleri de incelenerek bu soru ve sorunların açıklığa kavuşturulması zaruri hale gelmiştir diye acizane düşünüyorum.

    Acizane öncelikle bir Müslüman ve vatandaş olarak bu konularda duyduğum rahatsızlığımı siz din büyüklerimiz arz etmeyi bir insanlık ,kardeşlik görevi olduğunu bunda çok büyük bir vebal olduğunu düşünerek bu sorularımı arz ediyorum.Sorularımın cevapsız kalmamasını umuyor, hepinize saygılar sunuyorum.

    Allah şimdiden hepinizden razı olsun.


    Benzer Konular

    - Kayserideki diyanet işlerin başkanlığına bağlı kur an kurslarının adresleri

    - Diyanet İşleri Bakanlığı ile Diyanet Vakfı arasındaki fark nedir ?

    - Sandalyede namaz kılmak (Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu)

    - İlk Diyanet İşleri Başkanı Kimdir ? Sırasıyla Diyanet İşleri Başkanları

    - Türkiye Diyanet işleri başkanlığına bağlı Camiler

  3. 23.Şubat.2012, 10:38
    2
    Yuzarsif
    YAKIŞIKLI

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ocak.2011
    Üye No: 83096
    Mesaj Sayısı: 137
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 27

    Cevap: Diyanet İşleri Başkanlığına Açık sorularım




    Diyanet ile ilgili sorularınızı buraya sorunuz.

    http://sorusor.diyanet.gov.tr/


  4. 23.Şubat.2012, 10:38
    2
    YAKIŞIKLI



    Diyanet ile ilgili sorularınızı buraya sorunuz.

    http://sorusor.diyanet.gov.tr/


  5. 23.Şubat.2012, 12:07
    3
    nisan21
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Aralık.2009
    Üye No: 71128
    Mesaj Sayısı: 154
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: İzmir

    Cevap: Diyanet İşleri Başkanlığına Açık sorularım

    bu sayfaya girip soru sorduktan sonra gönder yapmamız gerekiyor ama gönder butonu yok!


  6. 23.Şubat.2012, 12:07
    3
    Devamlı Üye
    bu sayfaya girip soru sorduktan sonra gönder yapmamız gerekiyor ama gönder butonu yok!





+ Yorum Gönder