Konusunu Oylayın.: Aile içerisinde yaptığımız istişarelerde nasıl hareket etmeliyiz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Aile içerisinde yaptığımız istişarelerde nasıl hareket etmeliyiz?
  1. 16.Ocak.2012, 21:40
    1
    Misafir

    Aile içerisinde yaptığımız istişarelerde nasıl hareket etmeliyiz?






    Aile içerisinde yaptığımız istişarelerde nasıl hareket etmeliyiz? Mumsema Aile içerisinde yaptığımız istişarelerde nasıl hareket etmeliyiz?
    yardımcı olursanız çok sevinirim şimdiden ALLAH razı olsun


  2. 16.Ocak.2012, 21:40
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



  3. 25.Ocak.2012, 12:08
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Aile içerisinde yaptığımız istişarelerde nasıl hareket etmeliyiz?




    Gerek aile içerisinde gerek iş ortamında gerekse farklı platformlarda, kararları alırken istişare (danışma) ile almamızı dinimiz emretmektedir.

    Kur'ân'a göre istişare, mü'min bir toplumun en bariz alâmeti ve İslâm'a gönül vermiş bir cemaatin en önemli hususiyetidir. Kur'ân-ı Kerim'de şûrâ, namaz ve infakla aynı çizgide zikredilir ve şöyle buyrulur:
    "Onlar (öyle kimselerdir) ki, Rablerinin çağrısına icâbet eder ve namazı dosdoğru kılarlar; onların işleri kendi aralarında şûrâ iledir; kendilerine rızık olarak verdiğimizden de infakta bulunurlar." (şûrâ, 42/38)

    İstişare esnasından herkesin fikri alınmalı, şayet başkası tarafından söylenen söze -velev ki yanlış dahi olsa- saygı duyulmalı, tenkid edilmemelidir. Bu istişarenin ruhuna aykırıdır. İstişare ederken herkes benim düşüncemi desteklesin gibi bir düşünce içerisinde olmak da istişarenin özüne uygun değildir.
    İstişareye katılan her insan kendi fikrini söyler ve çoğunluğun kanaatine göre karar alınıp uygulanır.
    İster icmâ kararıyla, ister çoğunluğun görüşüne göre olsun, şûrâ, usûlüne göre cereyan etmişse, artık orada üzerinde anlaşılan görüşe muhalefet etmek câiz değildir ve alternatif düşünceler ileri sürülemez. "Ben farklı ve isabetli bir görüşte bulunmuştum." veya "Ben muhalefet şerhi koymuştum." gibi sözlerle alınan karar aleyhinde rey izhar etmek, düpedüz bozgunculuk ve günahtır.
    Allah Rasûlü (asv), kendi içtihatlarına rağmen böyle bir çoğunluğun görüşlerine uyarak Uhud'a çıkmış, sonra da evvel ve âhir, hatalı da olsa, ekseriyetin içtihatlarıyla alâkalı hiçbir beyanda bulunmamıştır.


    Meşveret, yapılacak işler hususunda, ehil olan kişilere danışmak, onlardan görüş almaktır. Şûra ve İstişare kelimeleri de aynı anlamda kullanılır.

    Hz. Peygamber (asm.), kendi görüşlerini dikte ettiren biri değildi. Hemen her hususta ashabıyla meşveret eder, onların görüşlerini alırdı. Ebu Hüreyre, Resulullah'ın bu yönüyle ilgili olarak şu tesbitte bulunur: "Ben, Resulullah'tan daha fazla arkadaşlarıyla meşveret eden birini görmedim." (1)

    Bedir, Uhud, Hendek Savaşları öncesi, ashabına danışmış, onların fikirlerini almış, ona göre hareket etmiştir. (2)

    Mesela, Bedir Savaşı öncesi, orduya yerleşme emri verdiğinde, ashabtan Hubab b. Münzir söyle der: "Ya Resulullah, buraya yerleşmemiz, Allah'tan bir vahiyle midir ? Yoksa, sizin düşünceniz midir ? Resulullah, kendi düşüncesi olduğunu söyleyince, Hubab, su olan bir yere yerleşmenin daha uygun olacağını ifade eder. Resulullah, bu görüşten memnun kalır ve o doğrultuda hareket emri verir. (3)

    Burada, görülmektedir ki, ashab, Resulullah'ın peygamberlik yönüyle, insaniyet yönünü birbirinden ayırmaktadır. Risalet yönünü ilgilendiren hususlarda, ashaba düşen görüş beyan etmek değil, itaat etmektir. Ama, vahiy gelmeyen hususlarda, onların da görüş beyan etme hak ve hürriyetleri vardır.

    Meşveret, hak ve hakikati ortaya koyma ve mevcut şartlar içinde yapılması gerekeni in isabeli şekilde belirleme imkanı verir. Meşveret edilenlere değer verildiğini gösterir. Onların kalblerini hoşnut eder, işin beraberce yürütülmesini sağlar. (4)

    Hz. Peygambere, Uhud mağlubiyeti neticesinde "Onlarla meşveret et" (Al-i İmran Sûresi, 159) emrinin gelmesi de manidardır. Zira esasen Resulullah savaş öncesi meşveret etmiş, "şehirde müdafaa savaşı yapılması" şeklinde görüş belirtmişti. Çoğunluk, meydan savaşı isteyince, onların görüşüne göre hareket emri verdi. İsteseydi, şuranın bu kararını lağvederdi. Fakat O, bunun arkasındaki elem, zarar ve savaş kurbanlarını az-çok bilmekle beraber, bu kararı uyguladı. Çünkü, meşveret esasının yerleşmesi, İslam cemaatinin talimi ve ümmetin terbiyesi, geçici zararlardan çok daha önemliydi. (5)

    Çocuk, düşüyor diye yürümekten alıkonmamalıdır. Ümmet-i Muhammed dahi, İslami esasların ilk yerleşme döneminde, düşe kalka dosdoğru yürümeyi öğrenecektir. Devamlı direktiflerle yönlendirilen ve kendisine serbest hareket imkanı verilmeyen bir çocuk, gelişimini tamamlayamaz.

    Meşveret emrinin peşine "kesin karar verdiğinde ise, Allah'a dayan" (Al-i İmran Sûresi, 159) denilmesi, işin uygulama yönüyle alakalıdır. Karar verilmişse, artık hemen uygulama safhasına geçilmelidir. Tereddüt olmamalı, emin ve kararlı bir şekilde, meşveret kararları uygulanmalıdır. Uhud Savaşı öncesi, meşveretten "meydan savaşı" kararı çıkınca Resulullah, evine gider, zırhını giyer. "Meydan savaşı" diyenlerin bir kısmı gelip, görüşlerinden vazgeçtiklerini söylerler. Resulullah der: "Bir peygambere, zırhını giydiğinde, artık geriye dönmesi yakışmaz." (6)

    sorularla islamiyet



  4. 25.Ocak.2012, 12:08
    2
    Moderatör



    Gerek aile içerisinde gerek iş ortamında gerekse farklı platformlarda, kararları alırken istişare (danışma) ile almamızı dinimiz emretmektedir.

    Kur'ân'a göre istişare, mü'min bir toplumun en bariz alâmeti ve İslâm'a gönül vermiş bir cemaatin en önemli hususiyetidir. Kur'ân-ı Kerim'de şûrâ, namaz ve infakla aynı çizgide zikredilir ve şöyle buyrulur:
    "Onlar (öyle kimselerdir) ki, Rablerinin çağrısına icâbet eder ve namazı dosdoğru kılarlar; onların işleri kendi aralarında şûrâ iledir; kendilerine rızık olarak verdiğimizden de infakta bulunurlar." (şûrâ, 42/38)

    İstişare esnasından herkesin fikri alınmalı, şayet başkası tarafından söylenen söze -velev ki yanlış dahi olsa- saygı duyulmalı, tenkid edilmemelidir. Bu istişarenin ruhuna aykırıdır. İstişare ederken herkes benim düşüncemi desteklesin gibi bir düşünce içerisinde olmak da istişarenin özüne uygun değildir.
    İstişareye katılan her insan kendi fikrini söyler ve çoğunluğun kanaatine göre karar alınıp uygulanır.
    İster icmâ kararıyla, ister çoğunluğun görüşüne göre olsun, şûrâ, usûlüne göre cereyan etmişse, artık orada üzerinde anlaşılan görüşe muhalefet etmek câiz değildir ve alternatif düşünceler ileri sürülemez. "Ben farklı ve isabetli bir görüşte bulunmuştum." veya "Ben muhalefet şerhi koymuştum." gibi sözlerle alınan karar aleyhinde rey izhar etmek, düpedüz bozgunculuk ve günahtır.
    Allah Rasûlü (asv), kendi içtihatlarına rağmen böyle bir çoğunluğun görüşlerine uyarak Uhud'a çıkmış, sonra da evvel ve âhir, hatalı da olsa, ekseriyetin içtihatlarıyla alâkalı hiçbir beyanda bulunmamıştır.


    Meşveret, yapılacak işler hususunda, ehil olan kişilere danışmak, onlardan görüş almaktır. Şûra ve İstişare kelimeleri de aynı anlamda kullanılır.

    Hz. Peygamber (asm.), kendi görüşlerini dikte ettiren biri değildi. Hemen her hususta ashabıyla meşveret eder, onların görüşlerini alırdı. Ebu Hüreyre, Resulullah'ın bu yönüyle ilgili olarak şu tesbitte bulunur: "Ben, Resulullah'tan daha fazla arkadaşlarıyla meşveret eden birini görmedim." (1)

    Bedir, Uhud, Hendek Savaşları öncesi, ashabına danışmış, onların fikirlerini almış, ona göre hareket etmiştir. (2)

    Mesela, Bedir Savaşı öncesi, orduya yerleşme emri verdiğinde, ashabtan Hubab b. Münzir söyle der: "Ya Resulullah, buraya yerleşmemiz, Allah'tan bir vahiyle midir ? Yoksa, sizin düşünceniz midir ? Resulullah, kendi düşüncesi olduğunu söyleyince, Hubab, su olan bir yere yerleşmenin daha uygun olacağını ifade eder. Resulullah, bu görüşten memnun kalır ve o doğrultuda hareket emri verir. (3)

    Burada, görülmektedir ki, ashab, Resulullah'ın peygamberlik yönüyle, insaniyet yönünü birbirinden ayırmaktadır. Risalet yönünü ilgilendiren hususlarda, ashaba düşen görüş beyan etmek değil, itaat etmektir. Ama, vahiy gelmeyen hususlarda, onların da görüş beyan etme hak ve hürriyetleri vardır.

    Meşveret, hak ve hakikati ortaya koyma ve mevcut şartlar içinde yapılması gerekeni in isabeli şekilde belirleme imkanı verir. Meşveret edilenlere değer verildiğini gösterir. Onların kalblerini hoşnut eder, işin beraberce yürütülmesini sağlar. (4)

    Hz. Peygambere, Uhud mağlubiyeti neticesinde "Onlarla meşveret et" (Al-i İmran Sûresi, 159) emrinin gelmesi de manidardır. Zira esasen Resulullah savaş öncesi meşveret etmiş, "şehirde müdafaa savaşı yapılması" şeklinde görüş belirtmişti. Çoğunluk, meydan savaşı isteyince, onların görüşüne göre hareket emri verdi. İsteseydi, şuranın bu kararını lağvederdi. Fakat O, bunun arkasındaki elem, zarar ve savaş kurbanlarını az-çok bilmekle beraber, bu kararı uyguladı. Çünkü, meşveret esasının yerleşmesi, İslam cemaatinin talimi ve ümmetin terbiyesi, geçici zararlardan çok daha önemliydi. (5)

    Çocuk, düşüyor diye yürümekten alıkonmamalıdır. Ümmet-i Muhammed dahi, İslami esasların ilk yerleşme döneminde, düşe kalka dosdoğru yürümeyi öğrenecektir. Devamlı direktiflerle yönlendirilen ve kendisine serbest hareket imkanı verilmeyen bir çocuk, gelişimini tamamlayamaz.

    Meşveret emrinin peşine "kesin karar verdiğinde ise, Allah'a dayan" (Al-i İmran Sûresi, 159) denilmesi, işin uygulama yönüyle alakalıdır. Karar verilmişse, artık hemen uygulama safhasına geçilmelidir. Tereddüt olmamalı, emin ve kararlı bir şekilde, meşveret kararları uygulanmalıdır. Uhud Savaşı öncesi, meşveretten "meydan savaşı" kararı çıkınca Resulullah, evine gider, zırhını giyer. "Meydan savaşı" diyenlerin bir kısmı gelip, görüşlerinden vazgeçtiklerini söylerler. Resulullah der: "Bir peygambere, zırhını giydiğinde, artık geriye dönmesi yakışmaz." (6)

    sorularla islamiyet






+ Yorum Gönder