Konusunu Oylayın.: Kul hakkına girildiğinde hak sahibi hakkını helal etmeden o hak Allah katında affedilmiyorsa neden yıllarca küfrün yolun

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kul hakkına girildiğinde hak sahibi hakkını helal etmeden o hak Allah katında affedilmiyorsa neden yıllarca küfrün yolun
  1. 13.Ocak.2012, 23:07
    1
    Misafir

    Kul hakkına girildiğinde hak sahibi hakkını helal etmeden o hak Allah katında affedilmiyorsa neden yıllarca küfrün yolun






    Kul hakkına girildiğinde hak sahibi hakkını helal etmeden o hak Allah katında affedilmiyorsa neden yıllarca küfrün yolun Mumsema Kul hakkına girildiğinde hak sahibi hakkını helal etmeden o hak Allah katında affedilmiyorsa neden yıllarca küfrün yolunda yürümüş kişiler iman ettiklerinde onların tüm günahları affediliyor?


  2. 13.Ocak.2012, 23:07
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



    Kul hakkına girildiğinde hak sahibi hakkını helal etmeden o hak Allah katında affedilmiyorsa neden yıllarca küfrün yolunda yürümüş kişiler iman ettiklerinde onların tüm günahları affediliyor?


    Benzer Konular

    - Hakkını helal etmemek ve hakkını haram etmek aynı şey midir?

    - Yolun Hakkını Verin

    - Allah katında hangi kullar, alimler ve şehitler gibi fazilet sahibi olabilir?

    - Nahl suresi 9. ayet: Yolun doğrusu Allah'ındır. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğ

    - Hakkını helal et, Hakkını nasıl öderim anne

  3. 14.Ocak.2012, 12:57
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Kul hakkına girildiğinde hak sahibi hakkını helal etmeden o hak Allah katında affedilmiyorsa neden yıllarca küfrü




    İslam kaynaklarından anladığımız kadarıyla, şirk-küfür üzere ölenlerin bu suçları hariç, kul hakkı da olsa diğer suçları Allah tarafından affedilebilir.

    “Şu kesin ki: Allah Kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama dilediği kimse hakkında bunun dışındaki diğer günahları affeder. Her kim Allah’a şirk koşarsa, haktan çok uzağa sapmış olur.” (Nisa, 4/116) mealindeki ayetinde ifade edilen -şirk hariç- genel af kapsamı, kul hakkını da içine almaktadır.

    Ancak ayette, günahların mutlaka affedileceği değil, aff kapsamında olup affedilebileceğine işaret edilmiştir. Ayette meal olarak yer alan “ama dilediği kimse hakkında bunun dışındaki diğer günahları affeder.” ifadesi, affın herkse için kesin olduğuna değil, Allah’ın dilemesine bağlı olarak, bazı kimselerin ve bazı günahların affına delâlet etmektedir.

    Şüphesiz günahların affı, özellikle tövbeye bağlı olarak cereyan etmesi Allah’ın bir prensibidir. Tövbenin makbul olması durumunda günahların affedileceği birçok ayet ve hadislerde ifade edilmiştir. Konuya bu açıdan bakıldığında, kul hakkının affı diğer günahlardan farklı bir özelliğe sahip olduğu anlaşılır. Çünkü kul hakkına taalluk etmeyen günahların tövbesi, pişmanlık, suçu itiraf etmek ve samimi tövbe etmekle gerçeleşebilir. Fakat kul hakkını, ayrıca söz konusu hak sahibinin de helal etmesi gerekir. Bu oldukça zordur. Bu sebeple, kul hakkının affı diğer günahların affından çok daha zorluk göstermektedir.

    Şayet dünyada bu mesele haledilememişse, ahirette haksızlığa uğramış kişinin hakkını alıp almaması konusu ön plana çıkar. Bu hususta iki sahih hadisten birinde hakkını alan, diğerinde -bir şekilde- hakkından vazgeçen bir hak sahibinin durumu anlatılmıştır: O hadislere geçmeden önce korku-ümit dengesini ders veren şu hadis-i şerife kulak vermekte fayda vardır:

    Hz. Enes(r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (asm) buyurdu ki: “Zulüm üç çeşittir: Allah’ın asla affetmeyeceği zulüm; Allah’ın affedeceği zulüm ve Allah’ın göz ardı etmeyeceği zulüm.

    a. Allah’ın asla affetmeyeceği zulüm, Allah’a ortak koşmaktır. Çünkü şirk büyük bir zulümdür.

    b. Allah’ın affedeceği zulüm ise, kulların kendileri ile Rableri arasında (ki ilişkilerinde) kendilerine yaptıkları zulümdür.

    c. Allah’ın göz ardı etmeyeceği zulüm ise, kulların birbirlerine karşı yaptıkları zulümdür ki, haklarını birbirlerine ödetmedikçe onu terk etmeyecektir.” (Suyutî, el-Camiu’s-Sağir, 2/94)

    Şimdi de, kıyamet günü hakkını almaya kararlı olan bir kimse karşısındaki zalimin durumunu gösteren hadis-i şerifi görelim:

    Hz. Ebu Hüreyre(r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (asm) “Müflis kimdir, bilir misiniz?” diye sordu. Oradakiler: “Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimse demektir” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdu: “Asıl müflis, kıyamet günü bir yandan, namazı ile, orucu ve zekâtı ile gelir. Öte yandan, buna hakaret etmiş, ona iftira etmiş, berikinin malını yemiş, şunun kanına girmiş, bunu dövmüş olarak gelir. Bu yüzden, yaptığı iyilik ve sevapları ona, buna dağıtılacaktır. Borcu ödenmeden sevapları biterse, bu defa kendisi onların günahlarını yüklenecek ve sonra da cehenneme atılacaktır.” (Müslim, Bir, 59)

    Allah’ın kul hakkını da bir vesileyle affettiği hadisin rivayeti ise şöyledir:

    Hz. Enes anlatıyor: Resulullak(asm) şöyle buyurdu: Kıyamet günü, iki kişi aziz olan Allah’ın huzurunda diz çökerler. Birisi: “Ey Rabbim! Bu kardeşimdeki hakkımı al” der. Yüce Allah: “kardeşinin bir iyiliği/sevabı kalmamış ki.. Artık onunla nasıl bir muamele yapmak istiyorsun” diye buyurur. Adam, “Ya Rab! Benim günahlarımı alsın” der.


    (Bu arada Hz. Peygamber şöyle devam eder: “O gün öyle çetin bir gündür ki, insanlar günahlarını sırtlamak zorundadır”.)

    Allah adama “başını kaldır da (şu tarafa)bak” deyince, adam başını kaldırıp bakar ve ‘Ya Rab! Altından yapılmış menzilleri, altından yapılmış, incilerle süslenmiş köşkleri görüyorum; bunlar hangi peygamber veya hangi Sıddîk, yahut hangi şehit içindir?’ diye sorar. Allah: “kim bedelini öderse onun olur” diye buyurunca, adam; ‘Ya Rab! Buna kim güç yetiebilir ki?’ der. Allah: “senin buna gücün yetiyor” deyince, adam; ‘ne ile bunları satın alabilirim?’ diye sorar, Allah: “Kardeşini affedersen bunlar senin olur” diye cevap verir. Bunun üzerine, adam: ‘onu affettim” der. Allah da: “O halde kardeşinin elinden tut cennete götür” diye talimat verir.

    (Bu hadisi buyurduktan sonra Hz Peygamber(asm) şöyle devam etti).. “Ey Allah’ın kulları! Allah’tan korkun, birbirinizle barışık olun -küsleri barıştırın-, Şüphesiz, Allah (kıyamet günü) müslümanların arasını buluyor/onları barıştırıyor”(bk. et-Terğib ve’t-Terhib, 3/309; Kenzu’l-ummal, h. no: 8863).

    Kâfirlerin imana gelmelerinden sonra bütün günahlardan kurtulmaları, onların ilahî devlet vatandaşlığına ilk defa adım atmalarından dolayıdır. Müslümanlar iman etmekle, hep İslam vatandaşı olduklarından, İslam’a aykırı davranışları onlar için geçerli olan kanunlara, prensiplere göre değerlendirilir. “İslamiyet daha önceki suçları kesip atar/man eden bir kimsenin kâfir iken yaptığı suçlarını gözardı eder, onları görmezlikten gelir, onun için yeni bir sayfa açar” (Ahmed b. Hanbel, 4/199) mealindeki hadiste bu hakikate işaret etmektedir.
    Sorularla İslamiyet



  4. 14.Ocak.2012, 12:57
    2
    Silent and lonely rains



    İslam kaynaklarından anladığımız kadarıyla, şirk-küfür üzere ölenlerin bu suçları hariç, kul hakkı da olsa diğer suçları Allah tarafından affedilebilir.

    “Şu kesin ki: Allah Kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama dilediği kimse hakkında bunun dışındaki diğer günahları affeder. Her kim Allah’a şirk koşarsa, haktan çok uzağa sapmış olur.” (Nisa, 4/116) mealindeki ayetinde ifade edilen -şirk hariç- genel af kapsamı, kul hakkını da içine almaktadır.

    Ancak ayette, günahların mutlaka affedileceği değil, aff kapsamında olup affedilebileceğine işaret edilmiştir. Ayette meal olarak yer alan “ama dilediği kimse hakkında bunun dışındaki diğer günahları affeder.” ifadesi, affın herkse için kesin olduğuna değil, Allah’ın dilemesine bağlı olarak, bazı kimselerin ve bazı günahların affına delâlet etmektedir.

    Şüphesiz günahların affı, özellikle tövbeye bağlı olarak cereyan etmesi Allah’ın bir prensibidir. Tövbenin makbul olması durumunda günahların affedileceği birçok ayet ve hadislerde ifade edilmiştir. Konuya bu açıdan bakıldığında, kul hakkının affı diğer günahlardan farklı bir özelliğe sahip olduğu anlaşılır. Çünkü kul hakkına taalluk etmeyen günahların tövbesi, pişmanlık, suçu itiraf etmek ve samimi tövbe etmekle gerçeleşebilir. Fakat kul hakkını, ayrıca söz konusu hak sahibinin de helal etmesi gerekir. Bu oldukça zordur. Bu sebeple, kul hakkının affı diğer günahların affından çok daha zorluk göstermektedir.

    Şayet dünyada bu mesele haledilememişse, ahirette haksızlığa uğramış kişinin hakkını alıp almaması konusu ön plana çıkar. Bu hususta iki sahih hadisten birinde hakkını alan, diğerinde -bir şekilde- hakkından vazgeçen bir hak sahibinin durumu anlatılmıştır: O hadislere geçmeden önce korku-ümit dengesini ders veren şu hadis-i şerife kulak vermekte fayda vardır:

    Hz. Enes(r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (asm) buyurdu ki: “Zulüm üç çeşittir: Allah’ın asla affetmeyeceği zulüm; Allah’ın affedeceği zulüm ve Allah’ın göz ardı etmeyeceği zulüm.

    a. Allah’ın asla affetmeyeceği zulüm, Allah’a ortak koşmaktır. Çünkü şirk büyük bir zulümdür.

    b. Allah’ın affedeceği zulüm ise, kulların kendileri ile Rableri arasında (ki ilişkilerinde) kendilerine yaptıkları zulümdür.

    c. Allah’ın göz ardı etmeyeceği zulüm ise, kulların birbirlerine karşı yaptıkları zulümdür ki, haklarını birbirlerine ödetmedikçe onu terk etmeyecektir.” (Suyutî, el-Camiu’s-Sağir, 2/94)

    Şimdi de, kıyamet günü hakkını almaya kararlı olan bir kimse karşısındaki zalimin durumunu gösteren hadis-i şerifi görelim:

    Hz. Ebu Hüreyre(r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (asm) “Müflis kimdir, bilir misiniz?” diye sordu. Oradakiler: “Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimse demektir” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdu: “Asıl müflis, kıyamet günü bir yandan, namazı ile, orucu ve zekâtı ile gelir. Öte yandan, buna hakaret etmiş, ona iftira etmiş, berikinin malını yemiş, şunun kanına girmiş, bunu dövmüş olarak gelir. Bu yüzden, yaptığı iyilik ve sevapları ona, buna dağıtılacaktır. Borcu ödenmeden sevapları biterse, bu defa kendisi onların günahlarını yüklenecek ve sonra da cehenneme atılacaktır.” (Müslim, Bir, 59)

    Allah’ın kul hakkını da bir vesileyle affettiği hadisin rivayeti ise şöyledir:

    Hz. Enes anlatıyor: Resulullak(asm) şöyle buyurdu: Kıyamet günü, iki kişi aziz olan Allah’ın huzurunda diz çökerler. Birisi: “Ey Rabbim! Bu kardeşimdeki hakkımı al” der. Yüce Allah: “kardeşinin bir iyiliği/sevabı kalmamış ki.. Artık onunla nasıl bir muamele yapmak istiyorsun” diye buyurur. Adam, “Ya Rab! Benim günahlarımı alsın” der.


    (Bu arada Hz. Peygamber şöyle devam eder: “O gün öyle çetin bir gündür ki, insanlar günahlarını sırtlamak zorundadır”.)

    Allah adama “başını kaldır da (şu tarafa)bak” deyince, adam başını kaldırıp bakar ve ‘Ya Rab! Altından yapılmış menzilleri, altından yapılmış, incilerle süslenmiş köşkleri görüyorum; bunlar hangi peygamber veya hangi Sıddîk, yahut hangi şehit içindir?’ diye sorar. Allah: “kim bedelini öderse onun olur” diye buyurunca, adam; ‘Ya Rab! Buna kim güç yetiebilir ki?’ der. Allah: “senin buna gücün yetiyor” deyince, adam; ‘ne ile bunları satın alabilirim?’ diye sorar, Allah: “Kardeşini affedersen bunlar senin olur” diye cevap verir. Bunun üzerine, adam: ‘onu affettim” der. Allah da: “O halde kardeşinin elinden tut cennete götür” diye talimat verir.

    (Bu hadisi buyurduktan sonra Hz Peygamber(asm) şöyle devam etti).. “Ey Allah’ın kulları! Allah’tan korkun, birbirinizle barışık olun -küsleri barıştırın-, Şüphesiz, Allah (kıyamet günü) müslümanların arasını buluyor/onları barıştırıyor”(bk. et-Terğib ve’t-Terhib, 3/309; Kenzu’l-ummal, h. no: 8863).

    Kâfirlerin imana gelmelerinden sonra bütün günahlardan kurtulmaları, onların ilahî devlet vatandaşlığına ilk defa adım atmalarından dolayıdır. Müslümanlar iman etmekle, hep İslam vatandaşı olduklarından, İslam’a aykırı davranışları onlar için geçerli olan kanunlara, prensiplere göre değerlendirilir. “İslamiyet daha önceki suçları kesip atar/man eden bir kimsenin kâfir iken yaptığı suçlarını gözardı eder, onları görmezlikten gelir, onun için yeni bir sayfa açar” (Ahmed b. Hanbel, 4/199) mealindeki hadiste bu hakikate işaret etmektedir.
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder