Konusunu Oylayın.: Kıyamet ile ilgili hadislerde Yahudilerle bir savaşın olacağı geçiyor mu?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kıyamet ile ilgili hadislerde Yahudilerle bir savaşın olacağı geçiyor mu?
  1. 11.Ocak.2012, 17:20
    1
    Misafir

    Kıyamet ile ilgili hadislerde Yahudilerle bir savaşın olacağı geçiyor mu?






    Kıyamet ile ilgili hadislerde Yahudilerle bir savaşın olacağı geçiyor mu? Mumsema Kıyamet ile ilgili hadislerde Yahudilerle bir savaşın olacağı geçiyor mu?

    Kıyamete yakın İslamiyetin dünyaya hakim olacağı doğru mu?


  2. 11.Ocak.2012, 20:17
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Kıyamet ile ilgili hadislerde Yahudilerle bir savaşın olacağı geçiyor mu? Kıyamete yakın İslamiyetin dünyaya haki




    "Ey iman edenler! Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve sizi dininizde sabit kılar." (Muhammed, 47/7)

    "Eğer Allah size yardım ederse, artık hiç kimse sizi mağlup edemez."(Al-i İmran, 3/160)

    " Allah sizden iman edip güzel işler yapanları, kendilerinden önce gelen müminleri hâkim kıldığı gibi, onları da dünyada hâkim kılacağını, kendileri için beğenip seçtiği dinlerini tatbik etme gücünü vereceğini, yaşadıkları korkulu dönemin ardından kendilerini tam bir güvene erdireceğini kesin olarak vaad etmiştir. Artık onlar, yalnız bana kulluk ederler, hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Ama kim bundan sonra da nankörlük ederse, onlar artık yoldan çıkmış fâsıkların tâ kendileridir."(Nur, 24/55)

    Bu ayetlerden açıkça anlaşılıyor ki, Allah'ın dinî yardım konusundaki ikramları, insanların liyakatine göre, dinlerine karşı gösterdikleri samimi duruşlarına göre söz konusu olacaktır.

    Peygamberimiz (asm) de, hadislerde görüldüğü gibi, ümmetini kıyametle korkutmuş ve hatta sahabelerden bile bir takım kimselerin kıyametten önce çıkacak olan Mehdiye yetişme arzusu içerisinde bulunanlar olmuştur. Ancak, Peygamberimiz (asm) onlara, başka konularda ümitler vererek ve vaatlerde bulunarak, korkularını ümide ve hizmete bağlamasını başarmıştır. Bu yüzden onların yaptıkları hizmetler ve fedakarlıklar sayesinde İslamiyet günümüze kadar gelebilmiştir. Eğer onlar, “Nasıl olsa kıyamet kopacak, çalışmaya ne gerek var.” şeklinde bir kanaate sahip olarak, her şeyi bırakıvermemişler, üzerlerine düşen görevleri hakkıyla yerine getirmişlerdir. Çünkü din, yeis ve tembelliği reddeder, çalışmayı ve akıllı davranmayı, hiçbir anının boş kalmamasını ve zamanı iyi değerlendirmeyi emreder.

    Yüce Allah’ın, bütün dünyada İslam nurunun parlayacağına dair olan vaadi vardır:

    “Allah'ın nûrunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nûrunu tamamlamaktan asla vazgeçmez. Zira yine müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderen O’dur.”(Tevbe, 9:32-33) Keza

    “Suçluların hoşuna gitmese de Allah, sözleriyle gerçeği açığa çıkaracaktır.”(Yunus, 10:82)

    “Her kim, Allah'ın, dünya ve ahirette ona (Resûlüne) asla yardım etmeyeceğini zannetmekte ise, (Allah ona yardım ettiğine göre) artık o kimse tavana bir ip atsın; (boğazına geçirsin); sonra da (ayağını yerden) kessin! Şimdi bu kimse baksın! Acaba, hilesi (bu yaptığı), öfke duyduğu şeyi (Allah'ın Peygambere yardımını) gerçekten engelleyecek mi?”(Hac, 22:15)

    Elbette engellememiş ve Onun Peygamberinin yolunda olanlara yapacağı yardımı da engellemeyecektir. Çünkü Onun yolunda, dinine hizmet eden ve ne dünyevi, ne de uhrevi hiçbir makam, mevki ve ücret peşinde olmayan samimi müminler vardır ve olmaya da devam edecektir. Allah’ın yardımının sebeplerinden biri de, ihlas ve samimiyet olduğuna göre, şu anda bunlar da mevcuttur ve yardım gelecektir. Yine, Ona dua eden ve dinine hizmetten başka hiçbir maksadı ve gayesi olmayan, yaptığını da “yaptım” diye çalım satmadan, başa kakmadan yapanlar var. Bu sebepledir ki, ümidimizi ve imanımızı takviye etmek için, başka bir surede yukarıdaki ayeti konu ederek yüce Allah:

    “Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır. Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O’dur.”(Saff, 61/8-9)

    buyurmaktadır. Bu ayetlerde “Allah’ın nurunu söndürmek isteyen” kafirlere hitap edilerek, Allah ile başa çıkamayacakları vurgulanıyor.

    Nitekim bu konuya işaretle, İmran bin Husayn (ra)’den nakledilen bir hadiste Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurmuştur:

    “Ümmetimden bir grup (taife), hak üzerine savaşmaya devam edeceklerdir. Onlar kendilerine meydan okuyanlara karşı muzafferdirler. Öyle ki, bunların sonuncuları Mesih-Deccal ile de savaşırlar.”[Ebu Davud, Cihad 4, (2484); Nesâî, Hayl, 1, (6, 214-215).]

    Ve Allah’ın izniyle, diğerlerine olduğu gibi, onlara da galip gelirler. Nitekim başka bir hadiste buna işaretle şöyle denilmiştir;

    “Ümmetimden bir grup, kıyamet kopuncaya kadar, Allah'ın yardımına mazhar olmaya devam edecek, onları mahrum bırakanlar onlara zarar veremeyecekler.”(Tirmizi, Fiten 27, (2193)

    Bu hadislerden İslam’ın hakim olacağı takvim de çıkmaktadır. Nitekim bu hadislerdeki bazı kelimelerin Ebcedi ve cifiri değerlerini hesaplayan Bediüzzaman, bu takvimi çıkararak, İslam’ın yeryüzüne hakim olacağını ve Müslümanların yakın bir zamanda başlayacak hakimiyetlerinin, Hicri 1506, Miladi 2075 yılına kadar devam edeceğini söylüyor. Tabii en doğrusunu Allah bilir. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de bu hakimiyet Allah’ın mutlak ve kesin bir vaadi olarak anlatılmaktadır:

    “Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm'ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vâdetti. Çünkü onlar bana kulluk ederler; hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır.”(Nur, 24/55

    Bunun yeminle anlatıldığı bir surede ise şöyle buyuruluyor:

    “Andolsun Zikir'den sonra Zebur'da da: "Yeryüzüne iyi kullarım vâris olacaktır." diye yazmıştık. İşte bunda, (bize) kulluk eden bir kavim için bir mesaj vardır.”(Enbiya, 21/105-106.)

    İnşallah bizi o, iyi kullardan ve verdiği mesajı alıp anlayanlardan sayar da vadini bizimle gerçekleştirir. Bütün bu vaatlerden dönmesi için Allah’ın ya aciz olması lazım, ya da sözünü tutmaması. Bunların ikisi de Allah için caiz değildir ve “Allah asla verdiği sözden dönmez.”(bk. Al-i İmran, 3:9, 194; Ra’d, 13:31; İbrahim, 14:47; Rum, 30:6; Zümer, 3-20)

    Ayrıca, bu güne kadar bütün sistemleri deneyip mutlu olamayan ve teselli bulamayan beşer için bu bir kurtuluş yoludur ki, mahzun ve mükedder vicdanların gece gündüz tek duası budur. Bu duaya da yüce Allah er-geç icabet edecek ve gereğini yerine getirecektir:

    "Hem nev'-i beşer, özellikle medeniyet fenlerinin ikazlarıyla uyanmış, intibaha gelmiş, insaniyetin mahiyetini anlamış; elbette ve elbette dinsiz, başıboş yaşamazlar ve olamazlar. Ve en dinsizi de, dine iltica etmeğe mecburdur. Çünkü beşer acizliğiyle beraber hadsiz musibetler ve onu inciten haricî ve dâhilî düşmanlara karşı istinat noktası; ve fakrıyla beraber, hadsiz ihtiyaçlara müptela ve sonsuza kadar uzanmış arzularına medet ve yardım edecek istimdat noktası, yalnız ve yalnız Âlemin Sanatkarını tanımak ve iman etmek ve âhirete inanmak ve tasdik etmekten başka, uyanmış beşerin çaresi yok!.. Kalbin sedefinde din-i hakkın cevheri bulunmazsa, beşerin başında maddî-manevî kıyametler kopacak ve hayvanatın en bedbahtı, en perişanı olacak…"

    "Hem son defa günahlarına kefaret arayan hem de daha değişik gelişmeleri ve yenilikleri görmesi için insanlık alemine bu şansın verileceğini umuyoruz: Madem tekâmül meyli kâinatta beşerin fıtratında yaratılış olarak vardır. Elbette beşerin zulüm ve hatasıyla başına çabuk bir kıyamet kopmazsa; istikbalde hak ve hakikat, âlem-i İslâm'da nev'-i beşerin eski hatalarına kefaret olacak bir dünya saadetini de gösterecek inşallah…"

    "Evet bakınız, zaman doğru bir çizgi üzerine hareket etmiyor ki, başlangıcı ve sonu birbirinden uzaklaşsın. Belki küre-i arzın hareketi gibi bir daire içinde dönüyor. Bazen terakki içinde yaz ve bahar mevsimi gösterir. Bazen tedenni içinde kış ve fırtına mevsimini gösterir. Her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, nev-i beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak, inşallah. Hakikat-ı İslâmiyenin güneşi ile, sulh-u umumî dairesinde hakikî medeniyeti görmeyi, rahmet-i İlahiyeden bekleyebilirsiniz…"

    "Yoksa zaten dünya burada kalmayacak, başlangıcını gördüğümüz terör ve ayaklanmalar, nükleer, biyolojik ve kimyasal savaşlar ortaya çıkacak ve kendi başına kendisi kıyameti koparacaktır: Eğer beşer çabuk aklını başına alıp adalet-i İlahiye namına ve Hakaik-i İslâmiye dairesinde mahkemeler açmazsa, maddî ve manevî kıyametler başlarına kopacak, anarşilere, ye'cüc ve me'cüclere teslim-i silâh edecekler."(Bediüzzaman, Hutbe-i Şamiye, s.24, 43, 50, 78)

    Gelecek de bir gün gelecek ve her gelecek yakındır. İnanıyoruz ve ümit ediyoruz. Zira bize denilmişti ki:

    "Ümitvar olunuz! Şu istikbal inkılapları içerisinde en yüksek ve gür seda, İslam’ın sedası olacak; Kur’an’ın ve Sahib-i Kur’an’ın sedası olacaktır!"
    S.İslamiyet



  3. 11.Ocak.2012, 20:17
    2
    Silent and lonely rains



    "Ey iman edenler! Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve sizi dininizde sabit kılar." (Muhammed, 47/7)

    "Eğer Allah size yardım ederse, artık hiç kimse sizi mağlup edemez."(Al-i İmran, 3/160)

    " Allah sizden iman edip güzel işler yapanları, kendilerinden önce gelen müminleri hâkim kıldığı gibi, onları da dünyada hâkim kılacağını, kendileri için beğenip seçtiği dinlerini tatbik etme gücünü vereceğini, yaşadıkları korkulu dönemin ardından kendilerini tam bir güvene erdireceğini kesin olarak vaad etmiştir. Artık onlar, yalnız bana kulluk ederler, hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Ama kim bundan sonra da nankörlük ederse, onlar artık yoldan çıkmış fâsıkların tâ kendileridir."(Nur, 24/55)

    Bu ayetlerden açıkça anlaşılıyor ki, Allah'ın dinî yardım konusundaki ikramları, insanların liyakatine göre, dinlerine karşı gösterdikleri samimi duruşlarına göre söz konusu olacaktır.

    Peygamberimiz (asm) de, hadislerde görüldüğü gibi, ümmetini kıyametle korkutmuş ve hatta sahabelerden bile bir takım kimselerin kıyametten önce çıkacak olan Mehdiye yetişme arzusu içerisinde bulunanlar olmuştur. Ancak, Peygamberimiz (asm) onlara, başka konularda ümitler vererek ve vaatlerde bulunarak, korkularını ümide ve hizmete bağlamasını başarmıştır. Bu yüzden onların yaptıkları hizmetler ve fedakarlıklar sayesinde İslamiyet günümüze kadar gelebilmiştir. Eğer onlar, “Nasıl olsa kıyamet kopacak, çalışmaya ne gerek var.” şeklinde bir kanaate sahip olarak, her şeyi bırakıvermemişler, üzerlerine düşen görevleri hakkıyla yerine getirmişlerdir. Çünkü din, yeis ve tembelliği reddeder, çalışmayı ve akıllı davranmayı, hiçbir anının boş kalmamasını ve zamanı iyi değerlendirmeyi emreder.

    Yüce Allah’ın, bütün dünyada İslam nurunun parlayacağına dair olan vaadi vardır:

    “Allah'ın nûrunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nûrunu tamamlamaktan asla vazgeçmez. Zira yine müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderen O’dur.”(Tevbe, 9:32-33) Keza

    “Suçluların hoşuna gitmese de Allah, sözleriyle gerçeği açığa çıkaracaktır.”(Yunus, 10:82)

    “Her kim, Allah'ın, dünya ve ahirette ona (Resûlüne) asla yardım etmeyeceğini zannetmekte ise, (Allah ona yardım ettiğine göre) artık o kimse tavana bir ip atsın; (boğazına geçirsin); sonra da (ayağını yerden) kessin! Şimdi bu kimse baksın! Acaba, hilesi (bu yaptığı), öfke duyduğu şeyi (Allah'ın Peygambere yardımını) gerçekten engelleyecek mi?”(Hac, 22:15)

    Elbette engellememiş ve Onun Peygamberinin yolunda olanlara yapacağı yardımı da engellemeyecektir. Çünkü Onun yolunda, dinine hizmet eden ve ne dünyevi, ne de uhrevi hiçbir makam, mevki ve ücret peşinde olmayan samimi müminler vardır ve olmaya da devam edecektir. Allah’ın yardımının sebeplerinden biri de, ihlas ve samimiyet olduğuna göre, şu anda bunlar da mevcuttur ve yardım gelecektir. Yine, Ona dua eden ve dinine hizmetten başka hiçbir maksadı ve gayesi olmayan, yaptığını da “yaptım” diye çalım satmadan, başa kakmadan yapanlar var. Bu sebepledir ki, ümidimizi ve imanımızı takviye etmek için, başka bir surede yukarıdaki ayeti konu ederek yüce Allah:

    “Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır. Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O’dur.”(Saff, 61/8-9)

    buyurmaktadır. Bu ayetlerde “Allah’ın nurunu söndürmek isteyen” kafirlere hitap edilerek, Allah ile başa çıkamayacakları vurgulanıyor.

    Nitekim bu konuya işaretle, İmran bin Husayn (ra)’den nakledilen bir hadiste Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurmuştur:

    “Ümmetimden bir grup (taife), hak üzerine savaşmaya devam edeceklerdir. Onlar kendilerine meydan okuyanlara karşı muzafferdirler. Öyle ki, bunların sonuncuları Mesih-Deccal ile de savaşırlar.”[Ebu Davud, Cihad 4, (2484); Nesâî, Hayl, 1, (6, 214-215).]

    Ve Allah’ın izniyle, diğerlerine olduğu gibi, onlara da galip gelirler. Nitekim başka bir hadiste buna işaretle şöyle denilmiştir;

    “Ümmetimden bir grup, kıyamet kopuncaya kadar, Allah'ın yardımına mazhar olmaya devam edecek, onları mahrum bırakanlar onlara zarar veremeyecekler.”(Tirmizi, Fiten 27, (2193)

    Bu hadislerden İslam’ın hakim olacağı takvim de çıkmaktadır. Nitekim bu hadislerdeki bazı kelimelerin Ebcedi ve cifiri değerlerini hesaplayan Bediüzzaman, bu takvimi çıkararak, İslam’ın yeryüzüne hakim olacağını ve Müslümanların yakın bir zamanda başlayacak hakimiyetlerinin, Hicri 1506, Miladi 2075 yılına kadar devam edeceğini söylüyor. Tabii en doğrusunu Allah bilir. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de bu hakimiyet Allah’ın mutlak ve kesin bir vaadi olarak anlatılmaktadır:

    “Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm'ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vâdetti. Çünkü onlar bana kulluk ederler; hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır.”(Nur, 24/55

    Bunun yeminle anlatıldığı bir surede ise şöyle buyuruluyor:

    “Andolsun Zikir'den sonra Zebur'da da: "Yeryüzüne iyi kullarım vâris olacaktır." diye yazmıştık. İşte bunda, (bize) kulluk eden bir kavim için bir mesaj vardır.”(Enbiya, 21/105-106.)

    İnşallah bizi o, iyi kullardan ve verdiği mesajı alıp anlayanlardan sayar da vadini bizimle gerçekleştirir. Bütün bu vaatlerden dönmesi için Allah’ın ya aciz olması lazım, ya da sözünü tutmaması. Bunların ikisi de Allah için caiz değildir ve “Allah asla verdiği sözden dönmez.”(bk. Al-i İmran, 3:9, 194; Ra’d, 13:31; İbrahim, 14:47; Rum, 30:6; Zümer, 3-20)

    Ayrıca, bu güne kadar bütün sistemleri deneyip mutlu olamayan ve teselli bulamayan beşer için bu bir kurtuluş yoludur ki, mahzun ve mükedder vicdanların gece gündüz tek duası budur. Bu duaya da yüce Allah er-geç icabet edecek ve gereğini yerine getirecektir:

    "Hem nev'-i beşer, özellikle medeniyet fenlerinin ikazlarıyla uyanmış, intibaha gelmiş, insaniyetin mahiyetini anlamış; elbette ve elbette dinsiz, başıboş yaşamazlar ve olamazlar. Ve en dinsizi de, dine iltica etmeğe mecburdur. Çünkü beşer acizliğiyle beraber hadsiz musibetler ve onu inciten haricî ve dâhilî düşmanlara karşı istinat noktası; ve fakrıyla beraber, hadsiz ihtiyaçlara müptela ve sonsuza kadar uzanmış arzularına medet ve yardım edecek istimdat noktası, yalnız ve yalnız Âlemin Sanatkarını tanımak ve iman etmek ve âhirete inanmak ve tasdik etmekten başka, uyanmış beşerin çaresi yok!.. Kalbin sedefinde din-i hakkın cevheri bulunmazsa, beşerin başında maddî-manevî kıyametler kopacak ve hayvanatın en bedbahtı, en perişanı olacak…"

    "Hem son defa günahlarına kefaret arayan hem de daha değişik gelişmeleri ve yenilikleri görmesi için insanlık alemine bu şansın verileceğini umuyoruz: Madem tekâmül meyli kâinatta beşerin fıtratında yaratılış olarak vardır. Elbette beşerin zulüm ve hatasıyla başına çabuk bir kıyamet kopmazsa; istikbalde hak ve hakikat, âlem-i İslâm'da nev'-i beşerin eski hatalarına kefaret olacak bir dünya saadetini de gösterecek inşallah…"

    "Evet bakınız, zaman doğru bir çizgi üzerine hareket etmiyor ki, başlangıcı ve sonu birbirinden uzaklaşsın. Belki küre-i arzın hareketi gibi bir daire içinde dönüyor. Bazen terakki içinde yaz ve bahar mevsimi gösterir. Bazen tedenni içinde kış ve fırtına mevsimini gösterir. Her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, nev-i beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak, inşallah. Hakikat-ı İslâmiyenin güneşi ile, sulh-u umumî dairesinde hakikî medeniyeti görmeyi, rahmet-i İlahiyeden bekleyebilirsiniz…"

    "Yoksa zaten dünya burada kalmayacak, başlangıcını gördüğümüz terör ve ayaklanmalar, nükleer, biyolojik ve kimyasal savaşlar ortaya çıkacak ve kendi başına kendisi kıyameti koparacaktır: Eğer beşer çabuk aklını başına alıp adalet-i İlahiye namına ve Hakaik-i İslâmiye dairesinde mahkemeler açmazsa, maddî ve manevî kıyametler başlarına kopacak, anarşilere, ye'cüc ve me'cüclere teslim-i silâh edecekler."(Bediüzzaman, Hutbe-i Şamiye, s.24, 43, 50, 78)

    Gelecek de bir gün gelecek ve her gelecek yakındır. İnanıyoruz ve ümit ediyoruz. Zira bize denilmişti ki:

    "Ümitvar olunuz! Şu istikbal inkılapları içerisinde en yüksek ve gür seda, İslam’ın sedası olacak; Kur’an’ın ve Sahib-i Kur’an’ın sedası olacaktır!"
    S.İslamiyet






+ Yorum Gönder