Konusunu Oylayın.: Kafir öldürmenin hükmü nedir ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kafir öldürmenin hükmü nedir ?
  1. 09.Ocak.2012, 20:11
    1
    Misafir

    Kafir öldürmenin hükmü nedir ?

  2. 10.Ocak.2012, 02:21
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Kafir öldürmenin hükmü nedir ?




    Küfür Kanı Mübah, Anlaşma İse Dokunulmaz Kılar
    İbn Cerir, emânı olmayan müşrikin Beytu’l-Haram ya da Beytu’l-Makdis’te olsa dahi öldürülmesinin caiz olduğu konusunda icmâ olduğunu anlatır.
    Önceki ve sonraki alimler, güç yetirildiği takdirde küfür ehlinin öldürülmesi gerektiği üzerinde ittifaka varmışlardır. Onların öldürülmesi, Allah-u Teala’nın şu sözüyle gerekli olmuştur: “Fitne kalmayıp, yalnız Allah’ın dini ortada kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse sataşmayın. Zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (Bakara: 193)
    “Müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekün savaşın.” (Tevbe: 36) Allah-u Teala’nın şu sözüyle güçlülük hali vacip olmuştur:
    “Allah hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez.” (Bakara: 286)
    “Ey inananlar! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah’ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda sarfettiğiniz her şey size haksızlık yapılmadan, tamamen ödenecektir.” (Enfal: 60) Allah-u Teala, düşmanları öldürmek için kuvvetlerin hazırlanmasını emrettiğinde, buna güç yetiremeyen kimseye savaşmanın gerekmediğini de açıklamıştır. Usûl kaidesince, kudret, yükümlülüğü gerektirir.
    Bu bilindiğinde, kafir, anlaşmalı ya da anlaşmasız olsun, anlaşmasız olan kafirin kanı ve malı mubahtır. Eğer onun anlaşması varsa, anlaşma onun kanını, anlaşma süresince korur; anlaşma ortadan kalkmadıkça, anlaşmayı iptal etmedikçe ya da onlarla yapılan anlaşmayı bozmadıkça kanı dokunulmazdır. Bu bölümde, anlaşmalı ya da anlaşması olmayan kafir konusundaki hükmü açıklayacağız.

    İlk Olarak: Anlaşması Olmayan Kafirlerle Savaş ve Onları Öldürmenin Hükmü
    Alimler, İslamla ya da Müslümanlarla savaşmadıkça, Müslümanlarla savaşa başlamadıkça, ya da ortada bir barış, zimmet ve emân anlaşması yoksa, sadece küfürlerinden dolayı kafirlerle savaşmanın sebepsiz olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir.

    Maverdi der ki:
    Müslümanın, savaşan ya da savaşmayan müşriklerin birliğini zorla ele geçirmesi caizdir.
    Kafirin sadece küfründen dolayı öldürülmesi mubahtır. Bu konuda Kitap ve Sünnet’te birçok delil vardır. Bir adamın küfrü ne zaman belirirse, o zaman kan ve mal dokunulmazlığını kaybeder, öldürülmesi caiz olur. İslama girmedikçe, barış, zimmet ya da emân anlaşması olmadıkça kanı ve malı korunmaz…
    Bu, Allah’ın Kitabındaki emri ve Rasulullah’ın (sav) fiilindeki sözü, Allah’ın ve Rasûlü’nün emirlerini yerine getiren sahabenin anlayışı, selef ve haleften güvenilirlikleri açık olan ümmetin alimlerinden görüşü kabul edilenlerin anlayışıdır…
    Buhari, -Allah rahmet etsin- Sahih’inde, “Size selâm verene, ‘Sen mü’min değilsin’ demeyin’…” başlığı altında bir bölüm açmıştır. Sonra İbn Abbas’dan (ra) senediyle şunu rivayet etmiştir: “Size selam verene ‘Sen mü’min değilsin’ demeyin…” Dedi ki: İbn Abbas şöyle dedi: Bir adam, kendisine ait küçük bir davar sürüsünün başında bulunuyordu. Müslümanlar onu yakaladılar. Adam onlara: “es-Selama aleykum” diye selam verdi. Müslümanlar da onu yakalayıp öldürdüler, sürüsünü aldılar. Bunun üzerine Allah bu olay hakkında: “Dünya hayatının geçici menfaatini arayarak…” ayetini indirdi. Der ki: İbn Abbas, “es-Selame” şeklinde okudu.
    İbn Hacer der ki:Onun: “Bir adamın kendisine ait küçük bir davar sürüsü vardı” sözünde küçümseme vardır. Semak’ın İkrime ve İbn Abbas’dan yaptığı rivayet, Ahmed ve Tirmizi’ye göre hasendir; Hakim ise sahih saymıştır. “Sahabeden bir grup, kendisine ait bir davar sürüsünü güden Ben-i Süleym’den bir adamla karşılaştı, adam onlara selam verdi.” Onun: “Onu öldürdüler” sözü, Semak’ın rivayetinde şu şekildedir: “Dediler ki: “O sadece bize sığınmak için selam verdi.” Yine, “Onun sürüsünü aldılar” sözü, Semak’ın rivayetinde şöyledir: “Onun sürüsünü Rasulullah’a (sav) getirdiler, bunun üzerine ayet nazil oldu.” Amacı karşılamak üzere kısaltılmıştır.
    Ben derim ki: Daha sonra İbn Cerir, hadisin diğer rivayetlerini ve ayetin iniş nedenlerini açıkladı ve: “Ayetin şu iki konuda inmesi için herhangi bir engel yoktur.” dedi.
    Bütün bunlardan kastedilen, ayetin, sahabenin müşrik zannettiği bir adamı, onun ganimetini almak için öldürmesi hakkında nazil olduğudur. Bu, adam onlara selam verdikten sonra meydana gelmiştir. Ayet, Müslümanları, selam veren mü’min değildir demelerini yasaklamak için nazil olmuştur. Bu nedenle bu, müşrik kişinin başka bir şey için değil, sadece küfrü için öldürüleceğine işaret eder. Allah Rasûlü’nün (sav) sahabesinin anlayışı buydu. Çünkü onlar, onu savaşta değil, kafir olduğunu zannettiklerinden dolayı öldürmüşlerdi. Müfessirlere göre, onu ganimetini alma amacıyla öldürmüşlerdi. Ayet nazil olduğunda, öldürme anlayışını belirtti ve selam veren kimsenin mü’min olmadığını söylemeyi yasakladı.

    Bu konudaki Kur’anî deliller:
    1- Allah-u Teala’nın şu sözü: “Fitne kalmayıp, yalnız Allah’ın dini ortada kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse sataşmayın. Zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (Bakara: 193)
    2- “Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.” (Tevbe: 5)
    3- “Kitap verilenlerden, Allah’a, ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın.” (Tevbe: 29)

    Nebevî Deliller:
    1- Sahihayn’da geçen ve lafzı Buhari’ye ait olan hadis: Rasulullah (sav) buyurdu ki: “Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed O’nun Rasulü’dür deyinceye, namazı kılıp zekatı verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Eğer insanlar bunu yaparlarsa, İslam’ın hakkı dışında kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Hesapları ise Allah’a aittir.”
    2- Sahihayn’da geçen ve lafzı Buhari’ye ait olan hadis: es-Sa’b ibn Cessâme’den (ra) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “el-Ebvâ yahut Veddân’da Peygamber (sav) bana uğradı ve o sırada: “Geceleyin Müşriklerden aile sahibi bulunanlara baskın yapılması, bunların kadınlara ve küçük çocuklara da zarar verdiği (bunun hükmünün ne olduğu?)” soruldu. Rasulullah: “Onlar da müşriklerdendir” buyurdu. es-Sa’b ibn Cessâme der ki: Ben Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Allah ve Rasulü dışında koruma yoktur.”

    Kur’anî ve Nebevî delillerden çıkardıklarımıza göre şunları söyleyebiliriz:
    1- Bu Kur’anî ve Nebevî deliller, müşriklerle savaşmayı onların İslam’a girmesi için sadece bir amaç olarak görür. Onlara tevhidi kabul ettirir, sonra imanın gerektirdiği namaz, zekat ve benzeri şeylerin yerine getirilmesini gerekli kılar.
    Bundan, kafirlerle savaşın, onların sadece İslam’a ve Müslümanlara karşı savaşı olduğundan değil, ancak küfürlerinden dolayı Mübah olduğu anlaşılıyor…
    Onların İslam’a girmesi için onlarla savaşmak gerektiğinde, onların İslam ve Müslümanlarla savaşması, onların düşman olarak püskürtülmesi daha gerekli ya da ilk planda olabilir. Çünkü küfürleri nedeniyle onların öldürülmesi ve İslam’a girmeleri için savaşılması caiz olduğunda, onları öldürmek ve onlarla savaşmak, onların kötülüğünü İslam’dan uzak tutmak için ilk planda yer alır…
    2- Rasulullah’ın (sav) ve kendisinden sonra sahabesinin fiili, müşriklere geceleyin baskın yapmak ve saldırı düzenlemekti. Bu genellikle ani bir şekilde meydana gelir. Bu durumda genellikle kadınlar, çocuklar, yaşlılar, zımniler, köylüler gibi savaşçı olmayan ve savaşçı kimseler öldürülür…
    Bu böyle olduğunda, bu kafirin sadece İslam’la ya da Müslümanlarla olan savaşından dolayı öldürülmeyeceğini, ancak küfrü için öldürülmesinin Mübah olduğuna işaret eder. Bu, İmam Şafii’nin (Allah rahmet etsin) el-Ümm’de ve onun hâmişinde zikrettiği metindir (s. 22)

    Kurtubi :
    ”Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin.” (Nisa: 94) Ayetinin tefsirinde der ki;Müslüman, anlaşması olmayan bir kafirle karşılaştığında, onu öldürmesi caizdir. Eğer kafir kimse, La ilâhe illallah derse onu öldürmesi caiz olmaz, çünkü o, kanını, malını ve ailesini İslam’ın korumasına bırakmıştır.”
    İbni Kesir :
    “Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram’a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin.” (Maide: 2) Der ki: “İbn Cerir, emânı olmayan müşrikin Beytu’l-Haram ya da Beytu’l-Makdis’te olsa dahi öldürülmesinin caiz olduğu konusunda icmâ olduğunu anlatır.”
    İbn Cerir der ki:
    “Sen, onun, onu söylemeden önceki konumundasın.” Hattabi der ki: “Bunun anlamı, Müslüman olmadan önce, dinin hükmüyle kafirin kanının Mübah olduğudur. Kafir kimse Müslüman olduğunda, kanı Müslüman bir kimse gibi dokunulmaz olur. Bundan sonra bir Müslüman onu öldürürse, din hakkıyla kafirde olduğu gibi, kısas hakkıyla müslümanın da kanı Mübah olur.”
    3- Rasulullah (sav) buyurmuştur ki: “Kafir karşılığında Müslüman öldürülmez.” Bu nebevî söz, sahihtir; Buhari, Sahihi’nde rivayet etmiştir. Müslümanın kanıyla kafirin kanı eşit değildir, durum bu şekildedir. Müslümanın kanıyla kafirin kanı arasındaki fark, müslümanın kanının İslam’a bağlanması nedeniyle korunmuş olması ve küfründen dolayı kafirde ise bunun yokluğudur…
    4- Alimlerin çoğu, bugün İslam çağrısının yayıldığından dolayı, İslama davet etmeksizin kafirlerle savaşılacağı görüşündedir.
    İbni Cerir der ki: Savaştan önceki çağrı, Rasulullah’ın (sav) hiç ummadığı bir anda Ben-i Mustalık’a baskın yaptığı, İbn Avn hadisine işaret etmektedir. Bu, savaştan önce çağrı şartını iddia eden kimseye onların diliyle çağrının yapılmasını gerekli kılmıştır. Bu, tartışmalı bir meseledir: Aralarında Ömer bin Abdulaziz’in bulunduğu bir grup, İslam’a çağrıyı şart koşmuştur. Eğer onların arasında İslam’a davetin ulaşmadığı bir kimse bulunursa, onu İslam’a davet etmedikçe savaşılmaz; Şafii bu görüştedir.
    Malik der ki: “İslam yayıldığından dolayı, kimin yurdu İslam yurduna yakınsa İslam’a çağrılmadan öldürülür, kimin de yurdu uzaksa, şüpheyi ortadan kaldırmak için davet yapılır.” Tabiinin büyüklerinden biri olan Osman el-Hindî, sahih bir isnadla Said bin Mansur’dan rivayet eder: “Biz İslama davet edilir, reddederdik.” İbn Hacer der ki: “Bu, iki eski durum hakkında indirilmiştir.” Sonra şöyle der: Bu, kendisine çağrı ulaşan kimsenin öldürülmesinin caiz olduğuna işaret eder. Bununla bundan önce rivayet edilmiş olan hadisin arasını bulmak kolaydır; İslama davet müstehaptır, şart değil.


  3. 10.Ocak.2012, 02:21
    2
    Hadimul Müslimin



    Küfür Kanı Mübah, Anlaşma İse Dokunulmaz Kılar
    İbn Cerir, emânı olmayan müşrikin Beytu’l-Haram ya da Beytu’l-Makdis’te olsa dahi öldürülmesinin caiz olduğu konusunda icmâ olduğunu anlatır.
    Önceki ve sonraki alimler, güç yetirildiği takdirde küfür ehlinin öldürülmesi gerektiği üzerinde ittifaka varmışlardır. Onların öldürülmesi, Allah-u Teala’nın şu sözüyle gerekli olmuştur: “Fitne kalmayıp, yalnız Allah’ın dini ortada kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse sataşmayın. Zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (Bakara: 193)
    “Müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekün savaşın.” (Tevbe: 36) Allah-u Teala’nın şu sözüyle güçlülük hali vacip olmuştur:
    “Allah hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez.” (Bakara: 286)
    “Ey inananlar! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah’ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda sarfettiğiniz her şey size haksızlık yapılmadan, tamamen ödenecektir.” (Enfal: 60) Allah-u Teala, düşmanları öldürmek için kuvvetlerin hazırlanmasını emrettiğinde, buna güç yetiremeyen kimseye savaşmanın gerekmediğini de açıklamıştır. Usûl kaidesince, kudret, yükümlülüğü gerektirir.
    Bu bilindiğinde, kafir, anlaşmalı ya da anlaşmasız olsun, anlaşmasız olan kafirin kanı ve malı mubahtır. Eğer onun anlaşması varsa, anlaşma onun kanını, anlaşma süresince korur; anlaşma ortadan kalkmadıkça, anlaşmayı iptal etmedikçe ya da onlarla yapılan anlaşmayı bozmadıkça kanı dokunulmazdır. Bu bölümde, anlaşmalı ya da anlaşması olmayan kafir konusundaki hükmü açıklayacağız.

    İlk Olarak: Anlaşması Olmayan Kafirlerle Savaş ve Onları Öldürmenin Hükmü
    Alimler, İslamla ya da Müslümanlarla savaşmadıkça, Müslümanlarla savaşa başlamadıkça, ya da ortada bir barış, zimmet ve emân anlaşması yoksa, sadece küfürlerinden dolayı kafirlerle savaşmanın sebepsiz olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir.

    Maverdi der ki:
    Müslümanın, savaşan ya da savaşmayan müşriklerin birliğini zorla ele geçirmesi caizdir.
    Kafirin sadece küfründen dolayı öldürülmesi mubahtır. Bu konuda Kitap ve Sünnet’te birçok delil vardır. Bir adamın küfrü ne zaman belirirse, o zaman kan ve mal dokunulmazlığını kaybeder, öldürülmesi caiz olur. İslama girmedikçe, barış, zimmet ya da emân anlaşması olmadıkça kanı ve malı korunmaz…
    Bu, Allah’ın Kitabındaki emri ve Rasulullah’ın (sav) fiilindeki sözü, Allah’ın ve Rasûlü’nün emirlerini yerine getiren sahabenin anlayışı, selef ve haleften güvenilirlikleri açık olan ümmetin alimlerinden görüşü kabul edilenlerin anlayışıdır…
    Buhari, -Allah rahmet etsin- Sahih’inde, “Size selâm verene, ‘Sen mü’min değilsin’ demeyin’…” başlığı altında bir bölüm açmıştır. Sonra İbn Abbas’dan (ra) senediyle şunu rivayet etmiştir: “Size selam verene ‘Sen mü’min değilsin’ demeyin…” Dedi ki: İbn Abbas şöyle dedi: Bir adam, kendisine ait küçük bir davar sürüsünün başında bulunuyordu. Müslümanlar onu yakaladılar. Adam onlara: “es-Selama aleykum” diye selam verdi. Müslümanlar da onu yakalayıp öldürdüler, sürüsünü aldılar. Bunun üzerine Allah bu olay hakkında: “Dünya hayatının geçici menfaatini arayarak…” ayetini indirdi. Der ki: İbn Abbas, “es-Selame” şeklinde okudu.
    İbn Hacer der ki:Onun: “Bir adamın kendisine ait küçük bir davar sürüsü vardı” sözünde küçümseme vardır. Semak’ın İkrime ve İbn Abbas’dan yaptığı rivayet, Ahmed ve Tirmizi’ye göre hasendir; Hakim ise sahih saymıştır. “Sahabeden bir grup, kendisine ait bir davar sürüsünü güden Ben-i Süleym’den bir adamla karşılaştı, adam onlara selam verdi.” Onun: “Onu öldürdüler” sözü, Semak’ın rivayetinde şu şekildedir: “Dediler ki: “O sadece bize sığınmak için selam verdi.” Yine, “Onun sürüsünü aldılar” sözü, Semak’ın rivayetinde şöyledir: “Onun sürüsünü Rasulullah’a (sav) getirdiler, bunun üzerine ayet nazil oldu.” Amacı karşılamak üzere kısaltılmıştır.
    Ben derim ki: Daha sonra İbn Cerir, hadisin diğer rivayetlerini ve ayetin iniş nedenlerini açıkladı ve: “Ayetin şu iki konuda inmesi için herhangi bir engel yoktur.” dedi.
    Bütün bunlardan kastedilen, ayetin, sahabenin müşrik zannettiği bir adamı, onun ganimetini almak için öldürmesi hakkında nazil olduğudur. Bu, adam onlara selam verdikten sonra meydana gelmiştir. Ayet, Müslümanları, selam veren mü’min değildir demelerini yasaklamak için nazil olmuştur. Bu nedenle bu, müşrik kişinin başka bir şey için değil, sadece küfrü için öldürüleceğine işaret eder. Allah Rasûlü’nün (sav) sahabesinin anlayışı buydu. Çünkü onlar, onu savaşta değil, kafir olduğunu zannettiklerinden dolayı öldürmüşlerdi. Müfessirlere göre, onu ganimetini alma amacıyla öldürmüşlerdi. Ayet nazil olduğunda, öldürme anlayışını belirtti ve selam veren kimsenin mü’min olmadığını söylemeyi yasakladı.

    Bu konudaki Kur’anî deliller:
    1- Allah-u Teala’nın şu sözü: “Fitne kalmayıp, yalnız Allah’ın dini ortada kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse sataşmayın. Zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (Bakara: 193)
    2- “Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.” (Tevbe: 5)
    3- “Kitap verilenlerden, Allah’a, ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın.” (Tevbe: 29)

    Nebevî Deliller:
    1- Sahihayn’da geçen ve lafzı Buhari’ye ait olan hadis: Rasulullah (sav) buyurdu ki: “Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed O’nun Rasulü’dür deyinceye, namazı kılıp zekatı verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Eğer insanlar bunu yaparlarsa, İslam’ın hakkı dışında kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Hesapları ise Allah’a aittir.”
    2- Sahihayn’da geçen ve lafzı Buhari’ye ait olan hadis: es-Sa’b ibn Cessâme’den (ra) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “el-Ebvâ yahut Veddân’da Peygamber (sav) bana uğradı ve o sırada: “Geceleyin Müşriklerden aile sahibi bulunanlara baskın yapılması, bunların kadınlara ve küçük çocuklara da zarar verdiği (bunun hükmünün ne olduğu?)” soruldu. Rasulullah: “Onlar da müşriklerdendir” buyurdu. es-Sa’b ibn Cessâme der ki: Ben Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Allah ve Rasulü dışında koruma yoktur.”

    Kur’anî ve Nebevî delillerden çıkardıklarımıza göre şunları söyleyebiliriz:
    1- Bu Kur’anî ve Nebevî deliller, müşriklerle savaşmayı onların İslam’a girmesi için sadece bir amaç olarak görür. Onlara tevhidi kabul ettirir, sonra imanın gerektirdiği namaz, zekat ve benzeri şeylerin yerine getirilmesini gerekli kılar.
    Bundan, kafirlerle savaşın, onların sadece İslam’a ve Müslümanlara karşı savaşı olduğundan değil, ancak küfürlerinden dolayı Mübah olduğu anlaşılıyor…
    Onların İslam’a girmesi için onlarla savaşmak gerektiğinde, onların İslam ve Müslümanlarla savaşması, onların düşman olarak püskürtülmesi daha gerekli ya da ilk planda olabilir. Çünkü küfürleri nedeniyle onların öldürülmesi ve İslam’a girmeleri için savaşılması caiz olduğunda, onları öldürmek ve onlarla savaşmak, onların kötülüğünü İslam’dan uzak tutmak için ilk planda yer alır…
    2- Rasulullah’ın (sav) ve kendisinden sonra sahabesinin fiili, müşriklere geceleyin baskın yapmak ve saldırı düzenlemekti. Bu genellikle ani bir şekilde meydana gelir. Bu durumda genellikle kadınlar, çocuklar, yaşlılar, zımniler, köylüler gibi savaşçı olmayan ve savaşçı kimseler öldürülür…
    Bu böyle olduğunda, bu kafirin sadece İslam’la ya da Müslümanlarla olan savaşından dolayı öldürülmeyeceğini, ancak küfrü için öldürülmesinin Mübah olduğuna işaret eder. Bu, İmam Şafii’nin (Allah rahmet etsin) el-Ümm’de ve onun hâmişinde zikrettiği metindir (s. 22)

    Kurtubi :
    ”Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin.” (Nisa: 94) Ayetinin tefsirinde der ki;Müslüman, anlaşması olmayan bir kafirle karşılaştığında, onu öldürmesi caizdir. Eğer kafir kimse, La ilâhe illallah derse onu öldürmesi caiz olmaz, çünkü o, kanını, malını ve ailesini İslam’ın korumasına bırakmıştır.”
    İbni Kesir :
    “Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram’a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin.” (Maide: 2) Der ki: “İbn Cerir, emânı olmayan müşrikin Beytu’l-Haram ya da Beytu’l-Makdis’te olsa dahi öldürülmesinin caiz olduğu konusunda icmâ olduğunu anlatır.”
    İbn Cerir der ki:
    “Sen, onun, onu söylemeden önceki konumundasın.” Hattabi der ki: “Bunun anlamı, Müslüman olmadan önce, dinin hükmüyle kafirin kanının Mübah olduğudur. Kafir kimse Müslüman olduğunda, kanı Müslüman bir kimse gibi dokunulmaz olur. Bundan sonra bir Müslüman onu öldürürse, din hakkıyla kafirde olduğu gibi, kısas hakkıyla müslümanın da kanı Mübah olur.”
    3- Rasulullah (sav) buyurmuştur ki: “Kafir karşılığında Müslüman öldürülmez.” Bu nebevî söz, sahihtir; Buhari, Sahihi’nde rivayet etmiştir. Müslümanın kanıyla kafirin kanı eşit değildir, durum bu şekildedir. Müslümanın kanıyla kafirin kanı arasındaki fark, müslümanın kanının İslam’a bağlanması nedeniyle korunmuş olması ve küfründen dolayı kafirde ise bunun yokluğudur…
    4- Alimlerin çoğu, bugün İslam çağrısının yayıldığından dolayı, İslama davet etmeksizin kafirlerle savaşılacağı görüşündedir.
    İbni Cerir der ki: Savaştan önceki çağrı, Rasulullah’ın (sav) hiç ummadığı bir anda Ben-i Mustalık’a baskın yaptığı, İbn Avn hadisine işaret etmektedir. Bu, savaştan önce çağrı şartını iddia eden kimseye onların diliyle çağrının yapılmasını gerekli kılmıştır. Bu, tartışmalı bir meseledir: Aralarında Ömer bin Abdulaziz’in bulunduğu bir grup, İslam’a çağrıyı şart koşmuştur. Eğer onların arasında İslam’a davetin ulaşmadığı bir kimse bulunursa, onu İslam’a davet etmedikçe savaşılmaz; Şafii bu görüştedir.
    Malik der ki: “İslam yayıldığından dolayı, kimin yurdu İslam yurduna yakınsa İslam’a çağrılmadan öldürülür, kimin de yurdu uzaksa, şüpheyi ortadan kaldırmak için davet yapılır.” Tabiinin büyüklerinden biri olan Osman el-Hindî, sahih bir isnadla Said bin Mansur’dan rivayet eder: “Biz İslama davet edilir, reddederdik.” İbn Hacer der ki: “Bu, iki eski durum hakkında indirilmiştir.” Sonra şöyle der: Bu, kendisine çağrı ulaşan kimsenin öldürülmesinin caiz olduğuna işaret eder. Bununla bundan önce rivayet edilmiş olan hadisin arasını bulmak kolaydır; İslama davet müstehaptır, şart değil.





+ Yorum Gönder