Konusunu Oylayın.: Her ülke için ayrı ayrı bir müceddid mi gelecek?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Her ülke için ayrı ayrı bir müceddid mi gelecek?
  1. 03.Ocak.2012, 00:28
    1
    Misafir

    Her ülke için ayrı ayrı bir müceddid mi gelecek?






    Her ülke için ayrı ayrı bir müceddid mi gelecek? Mumsema her ülke için ayrı ayrı bir müctehid mi gelecek?mesela bediüzzaman hz.leri türkiyeyemi özel yoksa tüm dünyayamı açıklayabilen bi kardeşim var mı?


  2. 03.Ocak.2012, 08:13
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: her ülke için ayrı ayrı bir müceddid mi gelecek?




    Müceddid ayrı müçtehid ayrıdır.

    Bir müceddid tüm ümmeti aydınlatır, her ülkeye ayrı ayrı müceddid gelmez.


    MÜCEDDİD

    Sözlükte "yenilemek, tekrarlamak ve yenileştirmek" gibi anlamlara gelen tecdid kelimesinden türemiş bir isimdir. "Teceddüd" ve "Tecdid" de "Cidd" kökünden gelir. Birincisi yenilenmek, ikincisi de yenilemek manasında kullanılır. Hz. Peygamberin bir hadisinde tecdid kavramına işaret edildiği için İslâm literatüründe müceddid kavramı sık sık kullanılmaktadır: "Şüphe yok ki Allah, her devirde bu ümmete dinî durumunu yenileyen birisini gönderecektir." (Ebû Davut, Melâhim, 1, No: 4291). Peygamberlerin getirdikleri dinler tevhid, nübüvvet ve sem'iyyat (âhirete ait hususlar) gibi değişmeyen esaslar yanında zamanla değişen hukukî hükümler de getirmişlerdir. Artık peygamber gelmeyecek ve İslâm dinî kıyamete kadar devam edecektir. Değişmeyen ile değişenin birbirini zedelemeden yaşaması gerekir. Bunun için kitap, sünnet, icmâ gibi kaynaklar, hayatın değişen, değişmesi zarûri olan taraflarını serbest bırakmış, bunları durdurucu ve bağlayıcı hükümler getirmemiştir. Böylece içtihad ve tecdid, ilim ve ehliyet sahibi Müslümanlara bırakılmıştır. O halde genel hatlarıyla açıklamak gerekirse tecdid; esasını bozmadan dinî korumak, toplumun ihtiyaçlarını, onun katkısız ve tükenmez kaynaklarından karşılamak, ilâhî ölçülerde olacak sapmaları düzeltmek, önlemek ve İslâm'ı asrın anlayışına söyletmektir. Tecdid, toplumun kalkınması, dünya ve âhiret mutluluğu için gereken her tedbirin alınması amacıyla nazarî, fikrî ve amelî faaliyetlerin icrasıdır.


    MÜÇTEHİT


    Âyet ve hadislerden hüküm çıkarma ve yeni hukukî ve dinî meseleleri halletme kudretine sahip olan bilgin demektir. Böyle bir kimseye fakih veya müftî de denmiştir. Şer'î hükümleri bilmekle beraber, onları kaynaklarından bizzat çıkarabilme gücüne sahip olmayan kimseye müçtehit denmez.
    Bir kimsenin müçtehit olabilmesi için, Kur'ân-ı Kerim'i, sünneti, kitap ve sünnetin nasih ve mensuhunu, İslâm hukukunun ana gayelerini, fıkıh usulünü bilmesi, ayrıca Arapça'ya tam bir şekilde vakıf olması gerekir. Fıkıh usulü bilginleri, fakihleri yedi tabakaya ayırmışlardır; müstakil müçtehit (şeriatte müçtehit), müntesip müçtehit, mezhepte müçtehit, tercih yapan müçtehit, istidlal yapan müçtehit, hafızlar tabakası ve mukallitler tabakası. Bunlardan ilk dört tabakayı teşkil edenler müçtehittir; diğerleri ise içtihat derecesine ulaşmamışlardır. Müstakil müçtehit, bütün içtihat şartlarını kendisinde toplayan ve uygun gördüğü bütün istidlal yollarına başvuran ve bu konuda kimseye tâbi olmayan müçtehittir. Müntesip müçtehit, hüküm çıkarmada imamın usul ve prensiplerine uyan, fakat furûda imama tabi olmayan müçtehittir. Mezhepte müçtehit, usul ve furûda mezhep imamına uyan, fakat hakkında herhangi bir rivâyet bulunmayan meselelerin hükümlerini açıklayan müçtehittir. Tercih yapan müçtehit, rivâyet edilen görüşler arasında tercihte bulunan müçtehittir. İstidlal yapan müçtehit, görüş ve rivâyetleri karşılaştırıp açıklamalar yapan müçtehittir. Hafızlar tabakası, bu tabaka mukallit olup, öncekilerin tercihlerini iyi bilirler. Mukallitler tabakası ise, kitapları anlayabilirler, fakat görüş ve rivâyetleri tercih edemezler. (bk. İçtihât)


  3. 03.Ocak.2012, 08:13
    2
    Moderatör



    Müceddid ayrı müçtehid ayrıdır.

    Bir müceddid tüm ümmeti aydınlatır, her ülkeye ayrı ayrı müceddid gelmez.


    MÜCEDDİD

    Sözlükte "yenilemek, tekrarlamak ve yenileştirmek" gibi anlamlara gelen tecdid kelimesinden türemiş bir isimdir. "Teceddüd" ve "Tecdid" de "Cidd" kökünden gelir. Birincisi yenilenmek, ikincisi de yenilemek manasında kullanılır. Hz. Peygamberin bir hadisinde tecdid kavramına işaret edildiği için İslâm literatüründe müceddid kavramı sık sık kullanılmaktadır: "Şüphe yok ki Allah, her devirde bu ümmete dinî durumunu yenileyen birisini gönderecektir." (Ebû Davut, Melâhim, 1, No: 4291). Peygamberlerin getirdikleri dinler tevhid, nübüvvet ve sem'iyyat (âhirete ait hususlar) gibi değişmeyen esaslar yanında zamanla değişen hukukî hükümler de getirmişlerdir. Artık peygamber gelmeyecek ve İslâm dinî kıyamete kadar devam edecektir. Değişmeyen ile değişenin birbirini zedelemeden yaşaması gerekir. Bunun için kitap, sünnet, icmâ gibi kaynaklar, hayatın değişen, değişmesi zarûri olan taraflarını serbest bırakmış, bunları durdurucu ve bağlayıcı hükümler getirmemiştir. Böylece içtihad ve tecdid, ilim ve ehliyet sahibi Müslümanlara bırakılmıştır. O halde genel hatlarıyla açıklamak gerekirse tecdid; esasını bozmadan dinî korumak, toplumun ihtiyaçlarını, onun katkısız ve tükenmez kaynaklarından karşılamak, ilâhî ölçülerde olacak sapmaları düzeltmek, önlemek ve İslâm'ı asrın anlayışına söyletmektir. Tecdid, toplumun kalkınması, dünya ve âhiret mutluluğu için gereken her tedbirin alınması amacıyla nazarî, fikrî ve amelî faaliyetlerin icrasıdır.


    MÜÇTEHİT


    Âyet ve hadislerden hüküm çıkarma ve yeni hukukî ve dinî meseleleri halletme kudretine sahip olan bilgin demektir. Böyle bir kimseye fakih veya müftî de denmiştir. Şer'î hükümleri bilmekle beraber, onları kaynaklarından bizzat çıkarabilme gücüne sahip olmayan kimseye müçtehit denmez.
    Bir kimsenin müçtehit olabilmesi için, Kur'ân-ı Kerim'i, sünneti, kitap ve sünnetin nasih ve mensuhunu, İslâm hukukunun ana gayelerini, fıkıh usulünü bilmesi, ayrıca Arapça'ya tam bir şekilde vakıf olması gerekir. Fıkıh usulü bilginleri, fakihleri yedi tabakaya ayırmışlardır; müstakil müçtehit (şeriatte müçtehit), müntesip müçtehit, mezhepte müçtehit, tercih yapan müçtehit, istidlal yapan müçtehit, hafızlar tabakası ve mukallitler tabakası. Bunlardan ilk dört tabakayı teşkil edenler müçtehittir; diğerleri ise içtihat derecesine ulaşmamışlardır. Müstakil müçtehit, bütün içtihat şartlarını kendisinde toplayan ve uygun gördüğü bütün istidlal yollarına başvuran ve bu konuda kimseye tâbi olmayan müçtehittir. Müntesip müçtehit, hüküm çıkarmada imamın usul ve prensiplerine uyan, fakat furûda imama tabi olmayan müçtehittir. Mezhepte müçtehit, usul ve furûda mezhep imamına uyan, fakat hakkında herhangi bir rivâyet bulunmayan meselelerin hükümlerini açıklayan müçtehittir. Tercih yapan müçtehit, rivâyet edilen görüşler arasında tercihte bulunan müçtehittir. İstidlal yapan müçtehit, görüş ve rivâyetleri karşılaştırıp açıklamalar yapan müçtehittir. Hafızlar tabakası, bu tabaka mukallit olup, öncekilerin tercihlerini iyi bilirler. Mukallitler tabakası ise, kitapları anlayabilirler, fakat görüş ve rivâyetleri tercih edemezler. (bk. İçtihât)





+ Yorum Gönder