Konusunu Oylayın.: Peygamber efendimiz hiç günah işlemiş midir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 4 kişi oyladı.

Peygamber efendimiz hiç günah işlemiş midir?
  1. 02.Ocak.2012, 21:09
    1
    Misafir

    Peygamber efendimiz hiç günah işlemiş midir?






    Peygamber efendimiz hiç günah işlemiş midir? Mumsema peygamber efendimiz hiç günah işledi mi?
    işlediyse ne işledi?
    bunları çok merak ediyorum
    yada çocuklarının işlediği
    günahlar var mıydı?


  2. 02.Ocak.2012, 21:09
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 02.Ocak.2012, 22:44
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 18,007
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 231
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamber efendimiz hiç günah işlemiş midir?





    Peygamberimiz (s.a.) günah işlememiştir.
    Peygamberlerin ismet sıfatı vardır, günah işlemezler.

    Peygamberler gerek Peygamberlikten önce ve gerekse
    Peygamberlikten sonra günahtan uzaktırlar.


    Cumhûra göre, peygamberler, günahın küçüğünden de büyüğünden de korunmuştur. Onlar, günahın en küçüğünü dahi işlememişlerdir. Bazı peygamberlere isnat edilen sürçme ve hatalar ise, evvela günah değildir; ikinci olarak da onların bu sürçmeleri, peygamberliklerinden evvel vukû bulmuştur. Her iki durumda da peygamber, peygamber olarak ma’sûm-dur. Hem “zellât” dediğimiz sürçmeler, onların makam ve durumlarıyla alâkalıdır. Yani bu zelleler, normal ve sıradan insanlar için hata değil; onlar, Allah (cc)’a herkesten daha yakın olan mukarrebîn için birer hata sayılmıştır.

    Dolayısıyla, tamamen onların makamlarıyla alâkalı bu sürçme tabirini sıradan bir mes’ele olarak değerlendirmenin yanlış olacağı kanaatindeyim.

    Onlar nasıl ma’sûm olmaz da günah işleyebilirler ki, bizler bile beşerî ölçüler içinde, üç paralık bir yere memur tayin edeceğimiz insanlar için güvenlik tahkîkatı yaptırtıyoruz. Bir de o şahsa tevdî edilecek vazife peygamberlik gibi önemli bir vazifeyse.. evet, onun güvenlik tahkîkatı yedi göbek ötesine kadar uzatılmalıdır! Bu kadar basit ve tamamen dünya ile alâkalı husûslarda dahi insan seçiminde, bu derece hassas davranılır da, en ulvî.. ve hem dünya hem de ukbâyı kucaklayan bir vazife, bir memuriyet ve bir kurmaylık için, o vazifenin çapıyla mütenâsip hassas davranılmaz mı? Ve o vazifenin tevdî edileceği insanda, o vazifeye liyakat aranmaz mı?

    Düşünün ki, nebîye vahiy getirecek olan melek dahi, melekler arasında emniyetiyle temayüz etmiş ve kendisine böyle bir vazife, bu vasfından dolayı verilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm, Cibrîl (as) hakkında “Orada kendisine itaat edilir, o emîndir.” (Tekvir, 81/21)

    demektedir. O, hem Allah (cc)’a karşı çok mûtî hem de vahyi taşımaya en emindir. Şimdi, vahye aracı olan melekte bu vasıflar aranır da, vahyi temsil edecek olan peygamberde aynı vasıflar aranmaz mı?

    Evet, Allah (cc), böyle kudsî ve bir o kadar da nezih bir vazifeyi bir sahtekar, bir hırsız, bir sarhoş, bir ırz ve namus düşmanıyla aslâ temsil ettirmez. Böyle âdî ve düşük zaafları, sıradan insanlar bile iğrenç bulurken, nasıl olur da bunlar bir peygamberde bulunabilir.? Ve böyle ayıp ve kusurları peygambere yakıştırabilen müfterîlere nasıl insan ve nasıl akıllı denebilir? Evet kirli insan, paklığın ve berraklığın temsilcisi olamaz. Ve öyle insanlara da peygamber denemez. Tabii peygambere böyle bir kirlilik isnad edene de insan denmez..!

    Evet, akıl peygamberlerin ma’sûm olmasını gerektirir. Ve yine akıl nebîlerin davasını omuzlamayı kendisine şiâr edinen kudsîlerin de ismet ve günahsızlığı gaye-i hayâl hâline getirmelerini iktiza eder. Hem öyle iktiza eder ki, onlara, günaha girmek cehenneme girmekten daha ızdırap verici olmalıdır!..

    İsmet çok önemlidir. Aslında, Enbiyâ-ı izâmda, adetâ hayatlarıyla hep ismetlerini sergilemişlerdir. Muharref kitapların “hezeyan” diyebileceğim birkaç sözü istisna edilecek olursa, zaten peygamberlere günah isnad eden de yoktur. Kur’ân-ı Kerîm, onları o yüce kâmetlerine uygun ele almış ve her zaman birer nezâhet âbidesi olarak gözler önüne sermiştir.

    Gökte Cebrâîl, Azrâîl, Mikâîl ve İsrâfîl ne ise, yerde de peygamberler odur. Ancak biz, bu yüce kâmetlerden sadece, Kur’ân’ın bize bildirdiklerini bilebiliyor ve isimleriyle yalnız bunları söyleyebiliyoruz.

    Peygamberlerin Ma’sum Olduklarına Deliller

    Cenâb-ı Hakk, minnet sadedinde Hz.Mûsa (as)’ya şöyle der: “Ey Mûsa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım” (Taha, 20/39).

    Bu âyetten anlaşılıyor ki, Allah (cc), Hz. Mûsa (as)’yı Fir’avun’un sarayına yerleştirmekle, O’nun terbiyesini ne Fir’avun’a ne de Mûsâ (as)’nın anasına bırakmıştı. Allah (cc), O’nun gözüne başka hayaller girmesin, ruhunu yabancı düşünceler sarmasın diye O’nun terbiyesini bizzat kendisi yapmış ve Hz. Mûsâ (as)’yı bizzat kendisi yetiştirmiştir. Böyle bir gözetimle yetişen nebî, ma’sûm olmaz da başka ne olur ki? Çocukluğundan itibaren O, Allah (cc)’ın gözetimi altındadır ve en iyi bir terbiye ile terbiye edilmiştir.

    Efendimiz bir hadîslerinde şöyle buyurur:“Bütün doğan çocuklara şeytan temas eder. Ancak bundan Hz.İsâ (as) ve annesi istisna edilmiştir.”

    Yani şeytan, O doğarken O’na dokunamamıştır. Hz.İsâ (as) doğarken dahi Cenâb-ı Hakk’ın koruması altına alınmış bir peygamberdir. Öyleyse, böyle bir nebî hakkında nasıl günah tasavvur olunabilir ki?

    Allah Resûlü hayatında iki defa düğüne gitmeye niyetlenmiş, ikisinde de Cenâb-ı Hakk, O’na bir uyku hali vermiş, ve yolda uyuyup kalmıştır.

    Gitseydi gözlerinin harama bakması muhtemeldi. Demek ki, Allah (cc), O’nu, böyle muhtemel günah sınırına dahi yanaştırmıyor ve koruyordu. Halbuki bu hâdiselerin olduğu sırada O, henüz peygamber olarak vazifelendirilmemişti.

    O, daha çocuktu. Ka’be’nin tamiri işinde yardım etmeye çalışıyordu. Amcalarına taş ve kerpiç taşıyor ve sırtında taşıdığı taş ve kerpiçler çıplak olan tenini acıtıyordu. Tabii O da bu durumdan rahatsız oluyordu. Hz. Abbas (ra), O’na eteğini kaldırıp omuzuna koymasını tavsiye etti. O devirde bu, herkesin gayet normal saydığı bir hareketti.

    Efendimiz de öyle yaptı ve dizinden yukarısı biraz açıldı. Daha bir adım dahi atmamıştı ki, sırt üstü düştü ve gözlerini bir noktaya dikti, olduğu yerde donakaldı. Cibrîl, O’na, bu yaptığının doğru olmadığını anlatmış ve “böyle yapmak sana yakışmaz” demişdi.

    Çünkü O, bir gün gelecek, o etekleri örtmek vazifesiyle de vazifelenecekti. İnsanlık O’ndan hayâ ve edep dersi alacaktı. Küçücük bir çocuk da olsa O, Cenâb-ı Hakk’ın husûsi terbiyesi altında yetişiyordu.. evet Allah (cc), çocukken dahi, Habîbi’ni günahtan, hem de günahın en küçüğünden dahi koruyordu.

    Nasıl geleceğin erkân-ı harpleri, daha harp okullarında iken sicilleri îtina ile tutulur. Sağa-sola kayıp kaymadığı hassasiyetle takip edilir. Evet, kırk sene sonra belli bir noktaya getirilecek bir insan, bütün bu kırk sene boyunca, kırmızıya mı boyandı, maviye mi boyandı, turuncuya mı boyandı, pembeye mi boyandı, bütün hal ve davranışlarında gözetime tâbi tutulur, öyle de Cenâb-ı Hakk, beşerî irşad kurmaylarını, tâ çocukluklarından itibaren böyle takip eder, korur ve onlara günah işletmez. Cumhûr dediğimiz âlimlerin ekseriyetinin görüşü bu merkezdedir.

    Onlar insanlığın hayırlıları ve insanî faziletlerin de öz ve kaymağıdırlar. Bu kaymak, süt kaymağıdır ve süt içinden süzülerek alınır. Kur’ân-ı Kerîm tabiriyle (Sâd, 38/47) bize bunu anlatır. “Hayırlılar içinden seçilmiş”, demektir. Yani nebîler, daha işin başında, insanların en hayırlılarıdırlar. Fakat en hayırlıların hepsi, nebî değildir; nebiler, onlar arasında da, en mümtaz olanlardan seçilir.
    S.İslamiyet

    ----------------------

    PEYGAMBERLERİN İSMET SIFATI

    Ma'sum olma, kötülük ve günahlardan korunmuş olma, peygamberlerde bulunması vacip olan sıfatlardan biri. Peygamberler, insan olmaları itibariyle günah işleme gücüne sahip oldukları halde, Allah tarafından korunmuşlardır. İşte, onların bu özellik ve sıfatlarına ismet denir. Zira Peygamberler, gerek sözlerinde ve gerek fiillerinde kendilerini lekeleyecek, değerlerini düşürecek hatalardan korunmuşlardır. Meselâ; peygamberler, peygamberliklerinden önce ve sonra en büyük günah olan Allah'a şirk (ortak) koşmaktan korunmuşlardır. Yine İlâhî vazifelerini yerine getirip, Allah'tan aldıkları vahyi insanlara bildirirken unutmaları ve hata etmeleri, onlar hakkında câiz değildir.

    Peygamberlikten önce çok nâdir olarak küçük hatalar yapmaları mümkün ise de peygamber olmalarıyla birlikte halleri Allah tarafından düzeltilir. Peygamber olduktan sonra ise kesin olarak büyük günah işlemezler. Ancak, birtakım hikmetlere uygun olarak kendilerinden sehven zelle* denilen küçük hatalar meydana gelebilir, fakat onlar kendi hallerine bırakılmazlar. Peygamberler de bunda ısrar etmezler. Peygamberlerin amel defterleri tertemizdir. Onlara günah adına bir şey yazılmaz (Nureddin es-Sabûnî, Mâturidiyye Akaidi, Terc. Bekir Topaloğlu, Ankara 1979, s. 121-122; Ali Arslan Aydın, İslâm'da İman ve Esasları, İstanbul 1975, s. 195-196).

    Peygamberlerin ismet sıfatı yani ma'sum olmaları hususunda bazı farklı görüşler vardır. Bir kısım, insanlar içinde ma'sum olanın, yani Peygamberlerin, isyan etme ve günah işleme gücüne sahip olmadığını iddia ederler. Bir diğer grup ise, isyan ve günahın onlar için de mümkün olduğunu düşünürler. Bunlar hür iradeyi inkâr etmezler. Ma'sum olmanın; zorla yaptırmaya varmamak şartıyla, Allah'ın insanda yarattığı bir şey olduğu ve insanın onunla isyana kalkışmayacağını bildiği şeklinde ortaya koyarlar. Bu görüşe sahip olanlar, ismet sıfatının, günah işleme gücüne sahip olmama tarzındaki birinci anlayışın yanlışlığına akıldan şöyle bir delil getirirler. Eğer durum onların dediği gibi olsaydı, ma'sum olan bu ismetinden dolayı övülmeye hak kazanamazdı ve emir, yasak, sevap, ceza gibi hususlar anlamsız olurdu. Bu görüş taraftarları nakli delil olarak da Kur'an-ı Kerîm'den "De ki, ben de sizin gibi bir insanım..." (el-Kehf, 18/110). "... Ve Allah katında başka ilah tutma" (el-İsrâ, 17/39); "Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık andolsun, onlara neredeyse yaklaşacaktın" (el-İsrâ, 17/74) ve"Ben kendimi tebriye (temize çıkarma) edemem..." (Yusuf, 12/53) ayetlerini gösterirler.

    Ma'sum olmanın yani ismet sıfatının mümkün olduğuna dair de dört sebeb gösterilir:

    1- İsmet sıfatına sahip olan peygamberin bedeninde veya nefsinde, kötülükten alıkoyan bir alışkanlığı gerektiren bir özelliğin bulunması.

    2- İsyanların yerilmesi ve itaatın övülmesini bilmeleri.

    3- Bu bilgilerin Allah'tan devamlı gelen açıklama ve vahy ile desteklenmesi.

    4- Unutma veya uygun ve doğru olanı terketme kabilinden bir şey kendisinden meydana gelmiş olsa, uyarılır ve kendisine doğru olan gösterilir.

    İşte, bu dört özellik biraraya geldiğinde de şüphesiz kişi günahlardan ma'sum olur (Muhammed b. Hüseyin Fahreddin er-Râzî, Kelâm'a Giriş (el-Muhassal), çev. Hüseyin Atay, Ankara 1978 s. 221-222).

    İslam Ansiklopedisi/Necip TAYLAN
    Naci YENGİN



  4. 02.Ocak.2012, 22:44
    2
    Silent and lonely rains




    Peygamberimiz (s.a.) günah işlememiştir.
    Peygamberlerin ismet sıfatı vardır, günah işlemezler.

    Peygamberler gerek Peygamberlikten önce ve gerekse
    Peygamberlikten sonra günahtan uzaktırlar.


    Cumhûra göre, peygamberler, günahın küçüğünden de büyüğünden de korunmuştur. Onlar, günahın en küçüğünü dahi işlememişlerdir. Bazı peygamberlere isnat edilen sürçme ve hatalar ise, evvela günah değildir; ikinci olarak da onların bu sürçmeleri, peygamberliklerinden evvel vukû bulmuştur. Her iki durumda da peygamber, peygamber olarak ma’sûm-dur. Hem “zellât” dediğimiz sürçmeler, onların makam ve durumlarıyla alâkalıdır. Yani bu zelleler, normal ve sıradan insanlar için hata değil; onlar, Allah (cc)’a herkesten daha yakın olan mukarrebîn için birer hata sayılmıştır.

    Dolayısıyla, tamamen onların makamlarıyla alâkalı bu sürçme tabirini sıradan bir mes’ele olarak değerlendirmenin yanlış olacağı kanaatindeyim.

    Onlar nasıl ma’sûm olmaz da günah işleyebilirler ki, bizler bile beşerî ölçüler içinde, üç paralık bir yere memur tayin edeceğimiz insanlar için güvenlik tahkîkatı yaptırtıyoruz. Bir de o şahsa tevdî edilecek vazife peygamberlik gibi önemli bir vazifeyse.. evet, onun güvenlik tahkîkatı yedi göbek ötesine kadar uzatılmalıdır! Bu kadar basit ve tamamen dünya ile alâkalı husûslarda dahi insan seçiminde, bu derece hassas davranılır da, en ulvî.. ve hem dünya hem de ukbâyı kucaklayan bir vazife, bir memuriyet ve bir kurmaylık için, o vazifenin çapıyla mütenâsip hassas davranılmaz mı? Ve o vazifenin tevdî edileceği insanda, o vazifeye liyakat aranmaz mı?

    Düşünün ki, nebîye vahiy getirecek olan melek dahi, melekler arasında emniyetiyle temayüz etmiş ve kendisine böyle bir vazife, bu vasfından dolayı verilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm, Cibrîl (as) hakkında “Orada kendisine itaat edilir, o emîndir.” (Tekvir, 81/21)

    demektedir. O, hem Allah (cc)’a karşı çok mûtî hem de vahyi taşımaya en emindir. Şimdi, vahye aracı olan melekte bu vasıflar aranır da, vahyi temsil edecek olan peygamberde aynı vasıflar aranmaz mı?

    Evet, Allah (cc), böyle kudsî ve bir o kadar da nezih bir vazifeyi bir sahtekar, bir hırsız, bir sarhoş, bir ırz ve namus düşmanıyla aslâ temsil ettirmez. Böyle âdî ve düşük zaafları, sıradan insanlar bile iğrenç bulurken, nasıl olur da bunlar bir peygamberde bulunabilir.? Ve böyle ayıp ve kusurları peygambere yakıştırabilen müfterîlere nasıl insan ve nasıl akıllı denebilir? Evet kirli insan, paklığın ve berraklığın temsilcisi olamaz. Ve öyle insanlara da peygamber denemez. Tabii peygambere böyle bir kirlilik isnad edene de insan denmez..!

    Evet, akıl peygamberlerin ma’sûm olmasını gerektirir. Ve yine akıl nebîlerin davasını omuzlamayı kendisine şiâr edinen kudsîlerin de ismet ve günahsızlığı gaye-i hayâl hâline getirmelerini iktiza eder. Hem öyle iktiza eder ki, onlara, günaha girmek cehenneme girmekten daha ızdırap verici olmalıdır!..

    İsmet çok önemlidir. Aslında, Enbiyâ-ı izâmda, adetâ hayatlarıyla hep ismetlerini sergilemişlerdir. Muharref kitapların “hezeyan” diyebileceğim birkaç sözü istisna edilecek olursa, zaten peygamberlere günah isnad eden de yoktur. Kur’ân-ı Kerîm, onları o yüce kâmetlerine uygun ele almış ve her zaman birer nezâhet âbidesi olarak gözler önüne sermiştir.

    Gökte Cebrâîl, Azrâîl, Mikâîl ve İsrâfîl ne ise, yerde de peygamberler odur. Ancak biz, bu yüce kâmetlerden sadece, Kur’ân’ın bize bildirdiklerini bilebiliyor ve isimleriyle yalnız bunları söyleyebiliyoruz.

    Peygamberlerin Ma’sum Olduklarına Deliller

    Cenâb-ı Hakk, minnet sadedinde Hz.Mûsa (as)’ya şöyle der: “Ey Mûsa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım” (Taha, 20/39).

    Bu âyetten anlaşılıyor ki, Allah (cc), Hz. Mûsa (as)’yı Fir’avun’un sarayına yerleştirmekle, O’nun terbiyesini ne Fir’avun’a ne de Mûsâ (as)’nın anasına bırakmıştı. Allah (cc), O’nun gözüne başka hayaller girmesin, ruhunu yabancı düşünceler sarmasın diye O’nun terbiyesini bizzat kendisi yapmış ve Hz. Mûsâ (as)’yı bizzat kendisi yetiştirmiştir. Böyle bir gözetimle yetişen nebî, ma’sûm olmaz da başka ne olur ki? Çocukluğundan itibaren O, Allah (cc)’ın gözetimi altındadır ve en iyi bir terbiye ile terbiye edilmiştir.

    Efendimiz bir hadîslerinde şöyle buyurur:“Bütün doğan çocuklara şeytan temas eder. Ancak bundan Hz.İsâ (as) ve annesi istisna edilmiştir.”

    Yani şeytan, O doğarken O’na dokunamamıştır. Hz.İsâ (as) doğarken dahi Cenâb-ı Hakk’ın koruması altına alınmış bir peygamberdir. Öyleyse, böyle bir nebî hakkında nasıl günah tasavvur olunabilir ki?

    Allah Resûlü hayatında iki defa düğüne gitmeye niyetlenmiş, ikisinde de Cenâb-ı Hakk, O’na bir uyku hali vermiş, ve yolda uyuyup kalmıştır.

    Gitseydi gözlerinin harama bakması muhtemeldi. Demek ki, Allah (cc), O’nu, böyle muhtemel günah sınırına dahi yanaştırmıyor ve koruyordu. Halbuki bu hâdiselerin olduğu sırada O, henüz peygamber olarak vazifelendirilmemişti.

    O, daha çocuktu. Ka’be’nin tamiri işinde yardım etmeye çalışıyordu. Amcalarına taş ve kerpiç taşıyor ve sırtında taşıdığı taş ve kerpiçler çıplak olan tenini acıtıyordu. Tabii O da bu durumdan rahatsız oluyordu. Hz. Abbas (ra), O’na eteğini kaldırıp omuzuna koymasını tavsiye etti. O devirde bu, herkesin gayet normal saydığı bir hareketti.

    Efendimiz de öyle yaptı ve dizinden yukarısı biraz açıldı. Daha bir adım dahi atmamıştı ki, sırt üstü düştü ve gözlerini bir noktaya dikti, olduğu yerde donakaldı. Cibrîl, O’na, bu yaptığının doğru olmadığını anlatmış ve “böyle yapmak sana yakışmaz” demişdi.

    Çünkü O, bir gün gelecek, o etekleri örtmek vazifesiyle de vazifelenecekti. İnsanlık O’ndan hayâ ve edep dersi alacaktı. Küçücük bir çocuk da olsa O, Cenâb-ı Hakk’ın husûsi terbiyesi altında yetişiyordu.. evet Allah (cc), çocukken dahi, Habîbi’ni günahtan, hem de günahın en küçüğünden dahi koruyordu.

    Nasıl geleceğin erkân-ı harpleri, daha harp okullarında iken sicilleri îtina ile tutulur. Sağa-sola kayıp kaymadığı hassasiyetle takip edilir. Evet, kırk sene sonra belli bir noktaya getirilecek bir insan, bütün bu kırk sene boyunca, kırmızıya mı boyandı, maviye mi boyandı, turuncuya mı boyandı, pembeye mi boyandı, bütün hal ve davranışlarında gözetime tâbi tutulur, öyle de Cenâb-ı Hakk, beşerî irşad kurmaylarını, tâ çocukluklarından itibaren böyle takip eder, korur ve onlara günah işletmez. Cumhûr dediğimiz âlimlerin ekseriyetinin görüşü bu merkezdedir.

    Onlar insanlığın hayırlıları ve insanî faziletlerin de öz ve kaymağıdırlar. Bu kaymak, süt kaymağıdır ve süt içinden süzülerek alınır. Kur’ân-ı Kerîm tabiriyle (Sâd, 38/47) bize bunu anlatır. “Hayırlılar içinden seçilmiş”, demektir. Yani nebîler, daha işin başında, insanların en hayırlılarıdırlar. Fakat en hayırlıların hepsi, nebî değildir; nebiler, onlar arasında da, en mümtaz olanlardan seçilir.
    S.İslamiyet

    ----------------------

    PEYGAMBERLERİN İSMET SIFATI

    Ma'sum olma, kötülük ve günahlardan korunmuş olma, peygamberlerde bulunması vacip olan sıfatlardan biri. Peygamberler, insan olmaları itibariyle günah işleme gücüne sahip oldukları halde, Allah tarafından korunmuşlardır. İşte, onların bu özellik ve sıfatlarına ismet denir. Zira Peygamberler, gerek sözlerinde ve gerek fiillerinde kendilerini lekeleyecek, değerlerini düşürecek hatalardan korunmuşlardır. Meselâ; peygamberler, peygamberliklerinden önce ve sonra en büyük günah olan Allah'a şirk (ortak) koşmaktan korunmuşlardır. Yine İlâhî vazifelerini yerine getirip, Allah'tan aldıkları vahyi insanlara bildirirken unutmaları ve hata etmeleri, onlar hakkında câiz değildir.

    Peygamberlikten önce çok nâdir olarak küçük hatalar yapmaları mümkün ise de peygamber olmalarıyla birlikte halleri Allah tarafından düzeltilir. Peygamber olduktan sonra ise kesin olarak büyük günah işlemezler. Ancak, birtakım hikmetlere uygun olarak kendilerinden sehven zelle* denilen küçük hatalar meydana gelebilir, fakat onlar kendi hallerine bırakılmazlar. Peygamberler de bunda ısrar etmezler. Peygamberlerin amel defterleri tertemizdir. Onlara günah adına bir şey yazılmaz (Nureddin es-Sabûnî, Mâturidiyye Akaidi, Terc. Bekir Topaloğlu, Ankara 1979, s. 121-122; Ali Arslan Aydın, İslâm'da İman ve Esasları, İstanbul 1975, s. 195-196).

    Peygamberlerin ismet sıfatı yani ma'sum olmaları hususunda bazı farklı görüşler vardır. Bir kısım, insanlar içinde ma'sum olanın, yani Peygamberlerin, isyan etme ve günah işleme gücüne sahip olmadığını iddia ederler. Bir diğer grup ise, isyan ve günahın onlar için de mümkün olduğunu düşünürler. Bunlar hür iradeyi inkâr etmezler. Ma'sum olmanın; zorla yaptırmaya varmamak şartıyla, Allah'ın insanda yarattığı bir şey olduğu ve insanın onunla isyana kalkışmayacağını bildiği şeklinde ortaya koyarlar. Bu görüşe sahip olanlar, ismet sıfatının, günah işleme gücüne sahip olmama tarzındaki birinci anlayışın yanlışlığına akıldan şöyle bir delil getirirler. Eğer durum onların dediği gibi olsaydı, ma'sum olan bu ismetinden dolayı övülmeye hak kazanamazdı ve emir, yasak, sevap, ceza gibi hususlar anlamsız olurdu. Bu görüş taraftarları nakli delil olarak da Kur'an-ı Kerîm'den "De ki, ben de sizin gibi bir insanım..." (el-Kehf, 18/110). "... Ve Allah katında başka ilah tutma" (el-İsrâ, 17/39); "Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık andolsun, onlara neredeyse yaklaşacaktın" (el-İsrâ, 17/74) ve"Ben kendimi tebriye (temize çıkarma) edemem..." (Yusuf, 12/53) ayetlerini gösterirler.

    Ma'sum olmanın yani ismet sıfatının mümkün olduğuna dair de dört sebeb gösterilir:

    1- İsmet sıfatına sahip olan peygamberin bedeninde veya nefsinde, kötülükten alıkoyan bir alışkanlığı gerektiren bir özelliğin bulunması.

    2- İsyanların yerilmesi ve itaatın övülmesini bilmeleri.

    3- Bu bilgilerin Allah'tan devamlı gelen açıklama ve vahy ile desteklenmesi.

    4- Unutma veya uygun ve doğru olanı terketme kabilinden bir şey kendisinden meydana gelmiş olsa, uyarılır ve kendisine doğru olan gösterilir.

    İşte, bu dört özellik biraraya geldiğinde de şüphesiz kişi günahlardan ma'sum olur (Muhammed b. Hüseyin Fahreddin er-Râzî, Kelâm'a Giriş (el-Muhassal), çev. Hüseyin Atay, Ankara 1978 s. 221-222).

    İslam Ansiklopedisi/Necip TAYLAN
    Naci YENGİN



  5. 02.Ocak.2012, 23:29
    3
    Misafir

    Cevap: Peygamber efendimiz hiç günah işlemiş midir?

    Bütün peygamberler masumdur. Günah işlememişlerdir.


  6. 02.Ocak.2012, 23:29
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Bütün peygamberler masumdur. Günah işlememişlerdir.


  7. 16.Ağustos.2012, 02:34
    4
    Salawat
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Mart.2007
    Üye No: 96
    Mesaj Sayısı: 138
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 33

    Cevap: Peygamber efendimiz hiç günah işlemiş midir?

    İnşirah suresini okuyunuz...
    Bismillahirrahmanirrahim,

    1. Elemneşrahleke sadrek
    2. Ve vedağna anke vizrek
    3. Ellezi engada zahrek
    4. Ve refağna leke zikrek
    5. Feinne meal usri yüsra
    6. Inne meal üsri yüsra
    7. Feiza ferağte fensab
    8. Ve ila rabbike ferğab

    1.Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi?
    2.Ve yükünü indirip-atmadık mı?
    3.Ki o, senin belini bükmüştü;
    4.Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?
    5.Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.
    6.Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.
    7.Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.
    8.Ve yalnızca Rabbine rağbet et.


  8. 16.Ağustos.2012, 02:34
    4
    Devamlı Üye
    İnşirah suresini okuyunuz...
    Bismillahirrahmanirrahim,

    1. Elemneşrahleke sadrek
    2. Ve vedağna anke vizrek
    3. Ellezi engada zahrek
    4. Ve refağna leke zikrek
    5. Feinne meal usri yüsra
    6. Inne meal üsri yüsra
    7. Feiza ferağte fensab
    8. Ve ila rabbike ferğab

    1.Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi?
    2.Ve yükünü indirip-atmadık mı?
    3.Ki o, senin belini bükmüştü;
    4.Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?
    5.Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.
    6.Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.
    7.Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.
    8.Ve yalnızca Rabbine rağbet et.


  9. 16.Ağustos.2012, 02:38
    5
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,371
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 42
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Peygamber efendimiz hiç günah işlemiş midir?

    ehlisünnet alimlerinin bir kısmına göre resuller küçük günah işlerler
    ama günahta bırakılmazlar
    Allah tarafından uyarılarak hemen tevbe etmeleri sağlanır
    ve onlara günah yazılmaz
    aşağıdaki alıntıda da bu durum uzunca anlatılmış:
    DesertRose Nickli Üyeden Alıntı
    Peygamberlikten önce çok nâdir olarak küçük hatalar yapmaları mümkün ise de peygamber olmalarıyla birlikte halleri Allah tarafından düzeltilir. Peygamber olduktan sonra ise kesin olarak büyük günah işlemezler. Ancak, birtakım hikmetlere uygun olarak kendilerinden sehven zelle* denilen küçük hatalar meydana gelebilir, fakat onlar kendi hallerine bırakılmazlar. Peygamberler de bunda ısrar etmezler. Peygamberlerin amel defterleri tertemizdir. Onlara günah adına bir şey yazılmaz (Nureddin es-Sabûnî, Mâturidiyye Akaidi, Terc. Bekir Topaloğlu, Ankara 1979, s. 121-122; Ali Arslan Aydın, İslâm'da İman ve Esasları, İstanbul 1975, s. 195-196).



  10. 16.Ağustos.2012, 02:38
    5
    âb ü kil
    ehlisünnet alimlerinin bir kısmına göre resuller küçük günah işlerler
    ama günahta bırakılmazlar
    Allah tarafından uyarılarak hemen tevbe etmeleri sağlanır
    ve onlara günah yazılmaz
    aşağıdaki alıntıda da bu durum uzunca anlatılmış:
    DesertRose Nickli Üyeden Alıntı
    Peygamberlikten önce çok nâdir olarak küçük hatalar yapmaları mümkün ise de peygamber olmalarıyla birlikte halleri Allah tarafından düzeltilir. Peygamber olduktan sonra ise kesin olarak büyük günah işlemezler. Ancak, birtakım hikmetlere uygun olarak kendilerinden sehven zelle* denilen küçük hatalar meydana gelebilir, fakat onlar kendi hallerine bırakılmazlar. Peygamberler de bunda ısrar etmezler. Peygamberlerin amel defterleri tertemizdir. Onlara günah adına bir şey yazılmaz (Nureddin es-Sabûnî, Mâturidiyye Akaidi, Terc. Bekir Topaloğlu, Ankara 1979, s. 121-122; Ali Arslan Aydın, İslâm'da İman ve Esasları, İstanbul 1975, s. 195-196).



  11. 30.Eylül.2016, 15:29
    6
    Misafir

    Yorum: Peygamber efendimiz hiç günah işlemiş midir?

    kuran okumak allaha yakinlasmaktir. burayi okuyan tum kardeslerime soyluyorum okumadan gecmeyin .


  12. 30.Eylül.2016, 15:29
    6
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    kuran okumak allaha yakinlasmaktir. burayi okuyan tum kardeslerime soyluyorum okumadan gecmeyin .





+ Yorum Gönder