Konusunu Oylayın.: Yılbaşı hakkında cuma hutbesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Yılbaşı hakkında cuma hutbesi
  1. 28.Aralık.2011, 09:37
    1
    Misafir

    Yılbaşı hakkında cuma hutbesi






    Yılbaşı hakkında cuma hutbesi Mumsema Yılbaşı hakkında cuma hutbesi


  2. 28.Aralık.2011, 09:37
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 28.Aralık.2011, 16:28
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Yılbaşı hakkında cuma hutbesi




    NOEL VE MİLADİ YILBAŞI

    Muhterem Müslümanlar!

    Hutbemizin mevzuu NOEL VE MİLADİ YILBAŞI hakkındadır.

    Ezelden ebede kadar insanlığın felahı ve kurtuluşunu hedef alan ve bunun dayandığı umdeleri bir bir açıklayan yegane müessese İslam Dini’dir. Yüce Rabbimiz en üstün bir din olarak İslam Dinini göndermiştir. Bu yüce dinimiz, kendine has hükümleriyle, tazeliğini kıyamet sabahına kadar muhafaza edecek güzellikleriyle ve pırıl pırıl insanlığa ışık saçan hakikatleriyle ondört asırdan beri ayaktadır ve kıyamete kadar da ayakta kalacaktır. İşte mensubu olmakla şeref duyduğumuz yüce dinimiz, kendi müeyyidelerini tahrif edecek müdahalelere ve beşeri düşünceleri ona karıştırmayı hedef alan her türlü teşebbüse karşı uyanık olmamızı biz mü’minlerden istemiş, ibadetlerde ve adetlerde firenk mukallidliğinden şiddetle kaçınmamızı emretmiştir. Milletler; dini esaslara bağlılıkla ve milli hasletlerini korumakla ayakta kalmışlardır. İslamiyyete bağlılığı gevşeyen ve milli mefahirini inkar eden milletler ise taklitçisi olduğu topluluğun uydusu haline gelmişlerdir. Peygamberimiz Efendimizde bir Hadis-i Şeriflerinde mealen: “Kim bir kavme benzemeye özenirse, o da onlardandır.” buyurmuşlar ve bu suretle, kof hıristiyanlık ve kokuşmuş yehudilik adetlerine özenti duymaya set çekmiş, taklitçiliği adet haline getirenlerin milli ruhunu kaybedip, özendiği o topluluğun mahiyet ve karakterini elde edeceğine işaret buyurmuşlardır.

    EHL-İ KÜFRE BENZEMEKTEN SAKINMAK

    Teşebbüh; taklit etmek, benzemek mânâlarına gelir. Bu benzeme, inanç ve îtikâdî esaslarda olacağı gibi, fikir, söz ve fiilde de olabilir. Benzeme, küfre olursa, küfür; mâsiyete olursa, mâsiyet; hayra ve güzelliğe olursa makbul ve muteberdir. (Avnu’l-Mâbûd Şerh-i Sünen-i Ebû Dâvûd, 11/95)
    Müsâmahayı esas alan İslâm dîni, başkasına benzeme ve bilhassa kâfirleri ve fâsıkları taklit etme husûsunda, çemberi iyice daraltmıştır. Adam öldürmek, zinâ etmek, içki içmek gibi fiiller çok büyük günâh olmasına rağmen küfür sayılmazken, küfür alâmeti sayılan sözler ve fiillerde ve gerekse âdet ve yaşayışta ehl-i küfrü taklit etmek, küfür sayılmıştır. Dinin direği olan namaz ibâdeti dahi, güneşe tapanlara benzememek için, kerâhat vakitlerinde yapılmaz.
    Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’inde meâlen şöyle buyurur: “Ey îmân edenler. Yehûd ile Nasârâyı dost edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin (Yahûdiler, yahûdilerin, Hiristiyanlar hiristiyanların) yârânıdırlar ve siz müminlerden her kim, onları dost tanır, velî tutarsa, şübhe yok ki o da onlardandır. (Onlara temessül etmiş, onların huyunu kapmıştır. O artık Hakk’a değil onlara ve hevâsına hizmet eder. Netîce îtibâriyle onlardan sayılır. Âhirette onlarla berâber haşrolunur...)” (Mâide, 51 Elmalılı, 3/1712), “Mü’minler, mü’minleri bırakıpta kâfirleri evliya ittihaz etmesin (dost edinmesin)...” (Al-i İmrân, 28 )
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de ehl-i küfre teşebbühten tahzîr (benzemekten korkutmak) için; “Kim bir kavme benzemeye azmederse, o ondandır.” (Feyzü’l-Kadir)
    Diğer bir hadîs-i şerîflerinde; “Bir kişi diğer bir kişinin ameline, yoluna ve âdetine râzı olursa, muhakkak ki o onlardandır.” buyur- muşlardır. (Kenzü’l-Ummal, 9/10)
    Naklolunduğuna göre Hâris bin Muâviye, Medîne’ye, Hz. Ömer’in yanına geldiğinde, aralarında şöyle bir konuşma geçer:
    – Şam’da durum nasıl?
    – Allâh’a hamdolsun, iyi.
    – İhtimal ki müşriklerle de oturup kalkıyorsunuzdur?
    – Hayır, ey müminlerin emîri.
    – Sizler, müşriklerle hemhâl olursanız, bunun netîcesinde, çok sürmez onlarla berâber yemek de yer, meşrûbât da içersiniz. Onlarla oturup kalkmadığınız müddetçe dâimâ hayır içinde olursunuz. (Hayâtü’s-Sahâbe, 3/259

    Muhterem Mü’minler!

    Yüce dinimiz, biz mü’minlere dini esaslara bağlı kalıp, mukaddesatımıza sahip çıkıp, hiç bir zaman için bizim inançlarımıza ters düşen her türlü hal ve harekata meyl etmememizi emretmiştir. Hal böyleyken, malesef yüce dinimizin mensubu olduğunu ve müslümanca yaşamaya çalıştığını söyleyen nice insanların
    müslümanlarla alakası olmayıp temamen başka dinlere mensup insanların adeti olan NOEL, PASKALYA ve benzeri adetlere kendilerini kaptırıp büyük günah bataklıklarına düştükleri bir hakikattir. İşte yukarıda bahsi geçen adetlerden biriside, birkaç gün sonra bütün hıristiyan alemince ve memleketimizde de birçok gafil insan tarafından kutlanacak olan noel ve miladi yılbaşı eğlenceleri-dir. O noel ve yılbaşı ki; Müslümanlıkla uzaktan yakından hiçbir alakası olmayıp bilakis hıristiyanlığın küfür kokan bir adeti olduğu için hem dinimize hemde özünü dinimizden alan örf ve adetlerimize zıttır.


    İbn-i Ömer (r.a) teşebbüh hakkında şöyle buyururlar: “Bir kimse müşriklerin arzına ev binâ edip, onların bayramlarına katılmak sûretiyle onlara benzerse, o kimse kıyâmet günü onlarla berâber haşrolunur.” (Feyzü’l-Kadir, 104)
    İmâm-ı Rabbânî Hazretleri de; “İki dîni tasdik eden dahi, şirk ehlinden sayılır. İslâm hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden dahi müşriktir. Halbuki küfürden teberrî etmek (uzaklaşmak), şirk şâibelerinden sakınmak tevhiddir.’ buyurarak, şöyle devâm eder: Hindûların büyük bildikleri günlere tâzîm, Yahûdîlerce bilinen âdetlere uymak, küfrü îcâp ettirir. Nitekim ehl-i İslâm’ın câhilleri, bilhassa kadınlar, küffârın belli günlerindeki küfür merâsimini icrâ etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve
    kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar... Böylelikle o merâsîme tam mânâsı ile îtinâ ederler.” (Mektubât-ı Şerife, 3 /41)
    İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Hazretleri, böyle merâsimleri icrâ ile ehl-i küfre benzeyenlerin acıklı sonunu şu ifâdeleriyle haber verirler:

    “Bir defâsında, bir hastanın ziyâretine gittim. Ölümü yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğim zaman gördüm ki kalbi, şiddetli zulmet içinde. Her ne kadar bu zulmetin kalkması için teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde saklı duran küfür sıfatından nâşîdir. Bu sıkıntıların menşei dahi, küfür ehli ile dost geçinip durmasıdır. Bundan sonra belli oldu ki bu zulmetlerin def’i için teveccüh, yerinde bir iş değildir. Zîrâ onun bu zulmetlerden temizlenmesi cehennem azâbına kalmıştır. Ki küfrün cezâsı da odur. Ve bana mâlum oldu ki, onda îmandan bir zerre miktarı mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacaktır.
    (Mektubât-ı Şerîfe, 1/266)

    Noel ve yılbaşı; içki ve fuhşu teşvik edip, yeşeren küçük çam fidanlarının yok edilmesine sebebiyet verdiği, insanları rezalete, sefalete, cinnete ve cinayete teşvik ettiği, israfın ve iflasın amili olduğu için, insanı insanlık tahtından indirip hayvani bir seviyeye düşürdüğü ve süfli bir hayatın zebunu kıldığı için, insanı mümtaz vasıflardan ayırıp Hakk’ın ve halkın nazarında kötü kıldığı için, yine içkinin kontrolü altına giren insana herkesin gözü önünde hertürlü bayağılığı işlettiği, edep ve haya duygularının yok olmasına, birçok fazilet müesseselerinin yıkılmasına sebebiyet verdiği için ve daha bizim bildiğimiz bilmediğimiz nice nice rezaletin işlendiği bir gece olması hasebiyle yüce dinimizin esaslarına, ictimai hayata, akla ve mantığa, edep haya ve ahlak müesseselerine tamamen zıttır.

    Muhterem Mü’minler!


    İşte böyle bir gece, biz mü’minlere duvara astığımız takvimin tükenip bir yenisinin konulacağını hatırlatmaktan başka hiçbir şeyi ihtar etmemelidir. Bir mü’minin bu gece niyyetiyle normal günlük yaşayışına ilaveten en küçük bir değişik davranışta bulunması iman, inanç ve i’tikad noktasından büyük tehlike arz etmektedir. Bu sebeple şuurlu mü’mine bu gecede düşen vazife; yemesinde içmesinde, giyim ve kuşamında en küçük bir değişiklik yapmayıp, sadece Ümmet-i Muhammedin bu gecenin şerrinden, zulmetinden emin olmaları ve hakiki iman ve hidayet üzere hayatlarını tamamlamaları için Cenab-ı Hakk’a çokca dua ve iltica etmektir. Hutbemizin başında okuduğumuz ayet-i kerimenin meali ile hutbemize nihayet verelim. “Bırak onları(kendi hallerine) yesinler, eğlensinler! Onları (boş bir) emel oyalayadursun. Yakında bilecekler onlar.”
    alıntı...



  4. 28.Aralık.2011, 16:28
    2
    Silent and lonely rains



    NOEL VE MİLADİ YILBAŞI

    Muhterem Müslümanlar!

    Hutbemizin mevzuu NOEL VE MİLADİ YILBAŞI hakkındadır.

    Ezelden ebede kadar insanlığın felahı ve kurtuluşunu hedef alan ve bunun dayandığı umdeleri bir bir açıklayan yegane müessese İslam Dini’dir. Yüce Rabbimiz en üstün bir din olarak İslam Dinini göndermiştir. Bu yüce dinimiz, kendine has hükümleriyle, tazeliğini kıyamet sabahına kadar muhafaza edecek güzellikleriyle ve pırıl pırıl insanlığa ışık saçan hakikatleriyle ondört asırdan beri ayaktadır ve kıyamete kadar da ayakta kalacaktır. İşte mensubu olmakla şeref duyduğumuz yüce dinimiz, kendi müeyyidelerini tahrif edecek müdahalelere ve beşeri düşünceleri ona karıştırmayı hedef alan her türlü teşebbüse karşı uyanık olmamızı biz mü’minlerden istemiş, ibadetlerde ve adetlerde firenk mukallidliğinden şiddetle kaçınmamızı emretmiştir. Milletler; dini esaslara bağlılıkla ve milli hasletlerini korumakla ayakta kalmışlardır. İslamiyyete bağlılığı gevşeyen ve milli mefahirini inkar eden milletler ise taklitçisi olduğu topluluğun uydusu haline gelmişlerdir. Peygamberimiz Efendimizde bir Hadis-i Şeriflerinde mealen: “Kim bir kavme benzemeye özenirse, o da onlardandır.” buyurmuşlar ve bu suretle, kof hıristiyanlık ve kokuşmuş yehudilik adetlerine özenti duymaya set çekmiş, taklitçiliği adet haline getirenlerin milli ruhunu kaybedip, özendiği o topluluğun mahiyet ve karakterini elde edeceğine işaret buyurmuşlardır.

    EHL-İ KÜFRE BENZEMEKTEN SAKINMAK

    Teşebbüh; taklit etmek, benzemek mânâlarına gelir. Bu benzeme, inanç ve îtikâdî esaslarda olacağı gibi, fikir, söz ve fiilde de olabilir. Benzeme, küfre olursa, küfür; mâsiyete olursa, mâsiyet; hayra ve güzelliğe olursa makbul ve muteberdir. (Avnu’l-Mâbûd Şerh-i Sünen-i Ebû Dâvûd, 11/95)
    Müsâmahayı esas alan İslâm dîni, başkasına benzeme ve bilhassa kâfirleri ve fâsıkları taklit etme husûsunda, çemberi iyice daraltmıştır. Adam öldürmek, zinâ etmek, içki içmek gibi fiiller çok büyük günâh olmasına rağmen küfür sayılmazken, küfür alâmeti sayılan sözler ve fiillerde ve gerekse âdet ve yaşayışta ehl-i küfrü taklit etmek, küfür sayılmıştır. Dinin direği olan namaz ibâdeti dahi, güneşe tapanlara benzememek için, kerâhat vakitlerinde yapılmaz.
    Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’inde meâlen şöyle buyurur: “Ey îmân edenler. Yehûd ile Nasârâyı dost edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin (Yahûdiler, yahûdilerin, Hiristiyanlar hiristiyanların) yârânıdırlar ve siz müminlerden her kim, onları dost tanır, velî tutarsa, şübhe yok ki o da onlardandır. (Onlara temessül etmiş, onların huyunu kapmıştır. O artık Hakk’a değil onlara ve hevâsına hizmet eder. Netîce îtibâriyle onlardan sayılır. Âhirette onlarla berâber haşrolunur...)” (Mâide, 51 Elmalılı, 3/1712), “Mü’minler, mü’minleri bırakıpta kâfirleri evliya ittihaz etmesin (dost edinmesin)...” (Al-i İmrân, 28 )
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de ehl-i küfre teşebbühten tahzîr (benzemekten korkutmak) için; “Kim bir kavme benzemeye azmederse, o ondandır.” (Feyzü’l-Kadir)
    Diğer bir hadîs-i şerîflerinde; “Bir kişi diğer bir kişinin ameline, yoluna ve âdetine râzı olursa, muhakkak ki o onlardandır.” buyur- muşlardır. (Kenzü’l-Ummal, 9/10)
    Naklolunduğuna göre Hâris bin Muâviye, Medîne’ye, Hz. Ömer’in yanına geldiğinde, aralarında şöyle bir konuşma geçer:
    – Şam’da durum nasıl?
    – Allâh’a hamdolsun, iyi.
    – İhtimal ki müşriklerle de oturup kalkıyorsunuzdur?
    – Hayır, ey müminlerin emîri.
    – Sizler, müşriklerle hemhâl olursanız, bunun netîcesinde, çok sürmez onlarla berâber yemek de yer, meşrûbât da içersiniz. Onlarla oturup kalkmadığınız müddetçe dâimâ hayır içinde olursunuz. (Hayâtü’s-Sahâbe, 3/259

    Muhterem Mü’minler!

    Yüce dinimiz, biz mü’minlere dini esaslara bağlı kalıp, mukaddesatımıza sahip çıkıp, hiç bir zaman için bizim inançlarımıza ters düşen her türlü hal ve harekata meyl etmememizi emretmiştir. Hal böyleyken, malesef yüce dinimizin mensubu olduğunu ve müslümanca yaşamaya çalıştığını söyleyen nice insanların
    müslümanlarla alakası olmayıp temamen başka dinlere mensup insanların adeti olan NOEL, PASKALYA ve benzeri adetlere kendilerini kaptırıp büyük günah bataklıklarına düştükleri bir hakikattir. İşte yukarıda bahsi geçen adetlerden biriside, birkaç gün sonra bütün hıristiyan alemince ve memleketimizde de birçok gafil insan tarafından kutlanacak olan noel ve miladi yılbaşı eğlenceleri-dir. O noel ve yılbaşı ki; Müslümanlıkla uzaktan yakından hiçbir alakası olmayıp bilakis hıristiyanlığın küfür kokan bir adeti olduğu için hem dinimize hemde özünü dinimizden alan örf ve adetlerimize zıttır.


    İbn-i Ömer (r.a) teşebbüh hakkında şöyle buyururlar: “Bir kimse müşriklerin arzına ev binâ edip, onların bayramlarına katılmak sûretiyle onlara benzerse, o kimse kıyâmet günü onlarla berâber haşrolunur.” (Feyzü’l-Kadir, 104)
    İmâm-ı Rabbânî Hazretleri de; “İki dîni tasdik eden dahi, şirk ehlinden sayılır. İslâm hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden dahi müşriktir. Halbuki küfürden teberrî etmek (uzaklaşmak), şirk şâibelerinden sakınmak tevhiddir.’ buyurarak, şöyle devâm eder: Hindûların büyük bildikleri günlere tâzîm, Yahûdîlerce bilinen âdetlere uymak, küfrü îcâp ettirir. Nitekim ehl-i İslâm’ın câhilleri, bilhassa kadınlar, küffârın belli günlerindeki küfür merâsimini icrâ etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve
    kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar... Böylelikle o merâsîme tam mânâsı ile îtinâ ederler.” (Mektubât-ı Şerife, 3 /41)
    İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Hazretleri, böyle merâsimleri icrâ ile ehl-i küfre benzeyenlerin acıklı sonunu şu ifâdeleriyle haber verirler:

    “Bir defâsında, bir hastanın ziyâretine gittim. Ölümü yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğim zaman gördüm ki kalbi, şiddetli zulmet içinde. Her ne kadar bu zulmetin kalkması için teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde saklı duran küfür sıfatından nâşîdir. Bu sıkıntıların menşei dahi, küfür ehli ile dost geçinip durmasıdır. Bundan sonra belli oldu ki bu zulmetlerin def’i için teveccüh, yerinde bir iş değildir. Zîrâ onun bu zulmetlerden temizlenmesi cehennem azâbına kalmıştır. Ki küfrün cezâsı da odur. Ve bana mâlum oldu ki, onda îmandan bir zerre miktarı mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacaktır.
    (Mektubât-ı Şerîfe, 1/266)

    Noel ve yılbaşı; içki ve fuhşu teşvik edip, yeşeren küçük çam fidanlarının yok edilmesine sebebiyet verdiği, insanları rezalete, sefalete, cinnete ve cinayete teşvik ettiği, israfın ve iflasın amili olduğu için, insanı insanlık tahtından indirip hayvani bir seviyeye düşürdüğü ve süfli bir hayatın zebunu kıldığı için, insanı mümtaz vasıflardan ayırıp Hakk’ın ve halkın nazarında kötü kıldığı için, yine içkinin kontrolü altına giren insana herkesin gözü önünde hertürlü bayağılığı işlettiği, edep ve haya duygularının yok olmasına, birçok fazilet müesseselerinin yıkılmasına sebebiyet verdiği için ve daha bizim bildiğimiz bilmediğimiz nice nice rezaletin işlendiği bir gece olması hasebiyle yüce dinimizin esaslarına, ictimai hayata, akla ve mantığa, edep haya ve ahlak müesseselerine tamamen zıttır.

    Muhterem Mü’minler!


    İşte böyle bir gece, biz mü’minlere duvara astığımız takvimin tükenip bir yenisinin konulacağını hatırlatmaktan başka hiçbir şeyi ihtar etmemelidir. Bir mü’minin bu gece niyyetiyle normal günlük yaşayışına ilaveten en küçük bir değişik davranışta bulunması iman, inanç ve i’tikad noktasından büyük tehlike arz etmektedir. Bu sebeple şuurlu mü’mine bu gecede düşen vazife; yemesinde içmesinde, giyim ve kuşamında en küçük bir değişiklik yapmayıp, sadece Ümmet-i Muhammedin bu gecenin şerrinden, zulmetinden emin olmaları ve hakiki iman ve hidayet üzere hayatlarını tamamlamaları için Cenab-ı Hakk’a çokca dua ve iltica etmektir. Hutbemizin başında okuduğumuz ayet-i kerimenin meali ile hutbemize nihayet verelim. “Bırak onları(kendi hallerine) yesinler, eğlensinler! Onları (boş bir) emel oyalayadursun. Yakında bilecekler onlar.”
    alıntı...



  5. 28.Aralık.2011, 16:29
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Yılbaşı hakkında cuma hutbesi

    YILBAŞI VE ÖMRÜ MUHASEBE - Mustafa İslamoğlu - Cuma Hutbesi




  6. 28.Aralık.2011, 16:29
    3
    Silent and lonely rains
    YILBAŞI VE ÖMRÜ MUHASEBE - Mustafa İslamoğlu - Cuma Hutbesi




  7. 21.Aralık.2013, 14:22
    4
    merhaba
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Aralık.2007
    Üye No: 5268
    Mesaj Sayısı: 194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Cevap: Yılbaşı hakkında cuma hutbesi

    Yılbaşı hutbesinde biraz uzun ama özet çıkarılabilir


  8. 21.Aralık.2013, 14:22
    4
    Devamlı Üye
    Yılbaşı hutbesinde biraz uzun ama özet çıkarılabilir


  9. 02.Aralık.2014, 16:49
    5
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,758
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    Cevap: Yılbaşı hakkında cuma hutbesi

    yılbaşı ile ilgili hutbeler

    YILBAŞI (MİLADİ)

    إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِندَ اللّهِ اثْنَا عَشَرَ
    شَهْراً فِي كِتَابِ اللّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَات وَالأَرْضَ

    Aziz Müslümanlar!
    Zaman, Yüce Allah’ın, insanoğluna değerli bir ikramıdır. İnsanlar, zamandan en iyi şekilde yararlanmak için onu gün, ay, yıl gibi birimlere ayırmışlardır. Bu zaman dilimlerinden yıl, on iki ayla tamamlanır. Bu durumu Cenab-ı Hakk Yüce Kitabımızda şöyle bildirmiştir: “Muhakkak ki Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir…” Yüce Allah bir başka ayeti kerimede ise şöyle buyurmuştur: “O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah bunları ( boş yere değil) ancak gerçek (hikmeti gereğince) yaratmıştır.” Ayet-i kerime zamana ait yıl, ay gibi ölçülerin boşa yaratılmadığını ifade eder. Zamanın, dünya hayatımızı ve kulluğumuzu kolaylaştıran nice hikmetleri olduğunu vurgular. Dolayısıyla bizler, bize bahşedilen zamanın şükrünü eda etmeliyiz. Bu da ancak zamanı, yaratılış hikmetine uygun, din ve dünya hayatına faydalı işler için kullanmakla olacaktır.
    Muhterem Müslümanlar!
    Çağımızda evrensel hale gelen yılbaşı eğlenceleri ve kutlamaları, dini ve milli değerlerimize zarar verir hale dönüşmemelidir. Bu anlamda Yüce Allah Kur’an-ı Kerim'de: “Ey İman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz” buyurmaktadır.
    İyi bilinmelidir ki manevî çöküş; bir millet için en büyük felakettir. Bu çöküşü önlemek ise, ancak kendi değerlerimize ve kültürümüze sımsıkı sarılmaya bağlıdır. Başka kültürlerin yanlışlarını körü körüne taklit etmek bir milleti yüceltmez.
    Kıymetli kardeşlerim!
    En değerli hazinelerimizden biri olan ömür sermayemizi dikkatli ve yerli yerinde kullanalım, Allah’ın huzurunda bizi mahcup edecek davranışlardan uzak duralım. Geçmiş senelerimizi gözden geçirerek kendimizi muhasebe edelim. Nitekim ayet-i kerimede yüce Allah şöyle buyurur: “Ey İman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
    Bir yılın daha bittiği bu günler aynı zamanda veremle savaş eğitimi haftasıdır. Tüberküloz, geceleri terleme ve hafif ateşlenme, kesik kesik öksürükler, halsizlik, zayıflama ve devamlı yorgunluk hali ile kendisini gösteren bir hastalıktır. Vücuda giren bu mikroplar tedavi edilmezse ölüme dahi yol açabilir. Bu hastalıktan korunmak için havasız yerlerde kalmamalı, dengeli beslenmeli, verem aşısını yaptırmalı, veremli hastaların eşyalarını kullanmamalı, öksüren, hapşıran insanlardan uzak durmalı, açık ve temiz havada dolaşmalıyız.
    Bu vesileyle yeni yılın, Müslümanlar ve tüm insanlık için sağlık ve mutluluk dolu bir yıl olmasını diler, hayırlara vesile olmasını Yüce Allahtan temenni ederim.
    Sakarya müftülüğü cuma hutbelerinden


  10. 02.Aralık.2014, 16:49
    5
    Üye
    yılbaşı ile ilgili hutbeler

    YILBAŞI (MİLADİ)

    إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِندَ اللّهِ اثْنَا عَشَرَ
    شَهْراً فِي كِتَابِ اللّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَات وَالأَرْضَ

    Aziz Müslümanlar!
    Zaman, Yüce Allah’ın, insanoğluna değerli bir ikramıdır. İnsanlar, zamandan en iyi şekilde yararlanmak için onu gün, ay, yıl gibi birimlere ayırmışlardır. Bu zaman dilimlerinden yıl, on iki ayla tamamlanır. Bu durumu Cenab-ı Hakk Yüce Kitabımızda şöyle bildirmiştir: “Muhakkak ki Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir…” Yüce Allah bir başka ayeti kerimede ise şöyle buyurmuştur: “O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah bunları ( boş yere değil) ancak gerçek (hikmeti gereğince) yaratmıştır.” Ayet-i kerime zamana ait yıl, ay gibi ölçülerin boşa yaratılmadığını ifade eder. Zamanın, dünya hayatımızı ve kulluğumuzu kolaylaştıran nice hikmetleri olduğunu vurgular. Dolayısıyla bizler, bize bahşedilen zamanın şükrünü eda etmeliyiz. Bu da ancak zamanı, yaratılış hikmetine uygun, din ve dünya hayatına faydalı işler için kullanmakla olacaktır.
    Muhterem Müslümanlar!
    Çağımızda evrensel hale gelen yılbaşı eğlenceleri ve kutlamaları, dini ve milli değerlerimize zarar verir hale dönüşmemelidir. Bu anlamda Yüce Allah Kur’an-ı Kerim'de: “Ey İman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz” buyurmaktadır.
    İyi bilinmelidir ki manevî çöküş; bir millet için en büyük felakettir. Bu çöküşü önlemek ise, ancak kendi değerlerimize ve kültürümüze sımsıkı sarılmaya bağlıdır. Başka kültürlerin yanlışlarını körü körüne taklit etmek bir milleti yüceltmez.
    Kıymetli kardeşlerim!
    En değerli hazinelerimizden biri olan ömür sermayemizi dikkatli ve yerli yerinde kullanalım, Allah’ın huzurunda bizi mahcup edecek davranışlardan uzak duralım. Geçmiş senelerimizi gözden geçirerek kendimizi muhasebe edelim. Nitekim ayet-i kerimede yüce Allah şöyle buyurur: “Ey İman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
    Bir yılın daha bittiği bu günler aynı zamanda veremle savaş eğitimi haftasıdır. Tüberküloz, geceleri terleme ve hafif ateşlenme, kesik kesik öksürükler, halsizlik, zayıflama ve devamlı yorgunluk hali ile kendisini gösteren bir hastalıktır. Vücuda giren bu mikroplar tedavi edilmezse ölüme dahi yol açabilir. Bu hastalıktan korunmak için havasız yerlerde kalmamalı, dengeli beslenmeli, verem aşısını yaptırmalı, veremli hastaların eşyalarını kullanmamalı, öksüren, hapşıran insanlardan uzak durmalı, açık ve temiz havada dolaşmalıyız.
    Bu vesileyle yeni yılın, Müslümanlar ve tüm insanlık için sağlık ve mutluluk dolu bir yıl olmasını diler, hayırlara vesile olmasını Yüce Allahtan temenni ederim.
    Sakarya müftülüğü cuma hutbelerinden





+ Yorum Gönder