Konusunu Oylayın.: Kişi cennete girdiği zaman Rabbinden anne ve babasını ve çocuklarını soracak Allah ona Onlar senin makam ve derecen

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kişi cennete girdiği zaman Rabbinden anne ve babasını ve çocuklarını soracak Allah ona Onlar senin makam ve derecen
  1. 24.Aralık.2011, 17:43
    1
    Misafir

    Kişi cennete girdiği zaman Rabbinden anne ve babasını ve çocuklarını soracak Allah ona Onlar senin makam ve derecen






    Kişi cennete girdiği zaman Rabbinden anne ve babasını ve çocuklarını soracak Allah ona Onlar senin makam ve derecen Mumsema "Kişi cennete girdiği zaman, Rabbinden anne ve babasını ve çocuklarını soracak. Allah ona: 'Onlar senin makam ve derecene ulaşamadılar ki!' diye seslenecek. O da: 'Ya Rabbi! Ben hem kendim, hem de onlar için amelde bulundum,.' diyerek (şefaat edecek)."


  2. 24.Aralık.2011, 17:43
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    "Kişi cennete girdiği zaman, Rabbinden anne ve babasını ve çocuklarını soracak. Allah ona: 'Onlar senin makam ve derecene ulaşamadılar ki!' diye seslenecek. O da: 'Ya Rabbi! Ben hem kendim, hem de onlar için amelde bulundum,.' diyerek (şefaat edecek)."


    Benzer Konular

    - Rüyada eski sevgilinin anne ve babasını görmek

    - Anne Baba kız çocuklarını mirastan mahrum edebilir mi?

    - Anne babasını aramayan kişiyi mirastan men etmek

    - Eş şura suresi 24. ayet: Yoksa onlar, (senin için) Allah'a karşı yalan uydurdu mu derler?

    - Maide suresi 118. ayet: Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini y

  3. 24.Aralık.2011, 19:29
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: "Kişi cennete girdiği zaman, Rabbinden anne ve babasını ve çocuklarını soracak. Allah ona: 'Onlar senin makam ve




    Önce söz konusu hadisi birlikte görelim: Abdullah b. Abbas anlatıyor: Hz. Peygamber buyurdu ki:
    "Cennet ehli cennete girdiği zaman, onlardan biri/bazıları, anne - babasını ve çocuklarını sorar. Ona: 'Sorduğun kimseler, senin ulaştığın dereceye ulaşamadılar!' diye cevap verilir. O da: 'Ya Rabbi! Ben hem kendim, hem de onlar için amelde bulundum.' der. Bunun üzerine onların da onunla birlikte kalmaları için emir verilir."(Kurtubî, XVII/67).
    Dikkat edilirse, bu hadiste, aile fertlerinden birinin şefaatiyle, cehennemlik olanların cennete gireceğinden bahsedilmiyor. Burada söz konusu edilen kişiler, zaten cennete girmiş, ancak farklı seviyede mükâfat almış olanlarla ilgilidir. Cennete girdikten sonra, aile fertlerinden bazıları yüksek dereceler kazanmışsa, ailenin bir arada yaşaması adına, daha aşağı mertebede olanlar, daha yukarı mertebedekilerin yanına yerleştirilir. Çünkü, yukarı dereceler kazananları, aşağı mertebeye getirmek Allah'ın merhametine uygun düşmez. O hep fazladan veren Kerîmdir.
    "İman emiş ve zürriyetleri de iman ederek onların ardından gitmiş olanlara gelince, işte biz onların zürriyetlerini de kendilerine kattık. Bununla beraber, onların amellerinden de hiç bir şey eksiltmeyiz. Herkes rehin gibi kazancına bağlıdır." (Tur, 52/21)
    mealindeki ayette de bu gerçek seslendirilmiştir. Yani; zürriyetleri amel bakımından atalarından daha aşağı bir derecede olmakla beraber, iman ederek onlara tâbi olmaları sebebiyle, cennette atalarının derecelerine çıkarılarak yanlarında bulundurulurlar. Böylece onların zevk ve sevinçleri tamamlanmış olur.

    Ayetin sonunda yer alan "Herkes rehin gibi kazancına bağlıdır." cümlesi ise, kulluğun gerçek ölçüsüne işaret etmektedir. Buna göre, "iyi kimseler cennette, kötü kimseler de cehennemde olacaklardır" (İnfitar, 13-14). Adalet ilkesi budur. İnsanların buna göre hazırlıklarını yapmaları gerekir. Affetmek, hak edilmeyen yüksek dereceler vermek, rahmeti sonsuz Rabbimizin bir ihsanı ve lütfudur. Onun için, hayatımızı Kur'an'ın ortaya koyduğu adalet prensibine göre, adalet ilkesi doğrultusunda tanzim edeceğiz. Hasbe'l-beşer/bir insan olarak yaptığımız kusurlarımızın affedilmesi için de Allah'ın rahmet dergâhına kapanacağız.

    Sorudaki bazı noktaları netleştirmek için de şunu söylemek gerekir:

    Mahşer günü peygamberlerin, hakiki âlimlerin, şehitlerin, velilerin şefaatleri olacaktır. En büyük şefaat Hz. Muhammed (a.s.m)'e verilmiştir. Zerre kadar imanı olanları da zamanı gelince cehennemden kurtarmak, ilahî sonsuz rahmetin bir yansıması olarak tecelli edecektir.

    Buna göre, imansız kabre girenlere/kâfir olarak ölenlere hiç kimse şefaat etmeyecek, edemeyecektir. Onlar ebedi olarak cehennemde kalacaklardır. Kişi, imanla kabre girdikten sonra, şefaat edilmeye liyakat kazanacaktır. Böyle bir kimseye peygamberler şefaat edebileceği gibi, akrabalarından şehit, veli, salih kimseler de şefaat edebilecektir. Yukarıda arz edildiği üzere, bu şefaatlerin ne zaman nasıl yapılacağı Allah'ın iznine bağlıdır. Onun için, her şeyden önce Allah'ı razı etmek gerekir. Deyim yerindeyse, bazı kimseler ilk günde, bazıları, aylarca sonra, bazıları cehennemde bir müddet kaldıktan sonra, bir şefaatle veya doğrudan İlahî rahmetle kurtulacaktır. Aslında her şey yüce Allah'ın elindedir. Şefaatin varlığı, şefaat eden kimsenin Allah katındaki derecesini, değerini –özellikle kendisine şefaat edilen kimselere- göstermeye yöneliktir. Allah'a kul olmak ne büyük bir makammış, görsünler diye.. Ve Allah da vadinde ne kadar sadık olduğunu gözleriyle müşahede etinler diye...

    Ayet'l-Kürsi’de hep okuduğumuz şu: "Allah'ın izni olmadan onun yanında şefaat etmeye kalkışan da kim!" anlamındaki ifade, konumuza ışık tutacaktır. Allah, bizi kendi rahmetinden ve elçisinin şefaatinden mahrum etmesin. Âmin!
    Yazar: Sorularlaislamiyet


  4. 24.Aralık.2011, 19:29
    2
    Moderatör



    Önce söz konusu hadisi birlikte görelim: Abdullah b. Abbas anlatıyor: Hz. Peygamber buyurdu ki:
    "Cennet ehli cennete girdiği zaman, onlardan biri/bazıları, anne - babasını ve çocuklarını sorar. Ona: 'Sorduğun kimseler, senin ulaştığın dereceye ulaşamadılar!' diye cevap verilir. O da: 'Ya Rabbi! Ben hem kendim, hem de onlar için amelde bulundum.' der. Bunun üzerine onların da onunla birlikte kalmaları için emir verilir."(Kurtubî, XVII/67).
    Dikkat edilirse, bu hadiste, aile fertlerinden birinin şefaatiyle, cehennemlik olanların cennete gireceğinden bahsedilmiyor. Burada söz konusu edilen kişiler, zaten cennete girmiş, ancak farklı seviyede mükâfat almış olanlarla ilgilidir. Cennete girdikten sonra, aile fertlerinden bazıları yüksek dereceler kazanmışsa, ailenin bir arada yaşaması adına, daha aşağı mertebede olanlar, daha yukarı mertebedekilerin yanına yerleştirilir. Çünkü, yukarı dereceler kazananları, aşağı mertebeye getirmek Allah'ın merhametine uygun düşmez. O hep fazladan veren Kerîmdir.
    "İman emiş ve zürriyetleri de iman ederek onların ardından gitmiş olanlara gelince, işte biz onların zürriyetlerini de kendilerine kattık. Bununla beraber, onların amellerinden de hiç bir şey eksiltmeyiz. Herkes rehin gibi kazancına bağlıdır." (Tur, 52/21)
    mealindeki ayette de bu gerçek seslendirilmiştir. Yani; zürriyetleri amel bakımından atalarından daha aşağı bir derecede olmakla beraber, iman ederek onlara tâbi olmaları sebebiyle, cennette atalarının derecelerine çıkarılarak yanlarında bulundurulurlar. Böylece onların zevk ve sevinçleri tamamlanmış olur.

    Ayetin sonunda yer alan "Herkes rehin gibi kazancına bağlıdır." cümlesi ise, kulluğun gerçek ölçüsüne işaret etmektedir. Buna göre, "iyi kimseler cennette, kötü kimseler de cehennemde olacaklardır" (İnfitar, 13-14). Adalet ilkesi budur. İnsanların buna göre hazırlıklarını yapmaları gerekir. Affetmek, hak edilmeyen yüksek dereceler vermek, rahmeti sonsuz Rabbimizin bir ihsanı ve lütfudur. Onun için, hayatımızı Kur'an'ın ortaya koyduğu adalet prensibine göre, adalet ilkesi doğrultusunda tanzim edeceğiz. Hasbe'l-beşer/bir insan olarak yaptığımız kusurlarımızın affedilmesi için de Allah'ın rahmet dergâhına kapanacağız.

    Sorudaki bazı noktaları netleştirmek için de şunu söylemek gerekir:

    Mahşer günü peygamberlerin, hakiki âlimlerin, şehitlerin, velilerin şefaatleri olacaktır. En büyük şefaat Hz. Muhammed (a.s.m)'e verilmiştir. Zerre kadar imanı olanları da zamanı gelince cehennemden kurtarmak, ilahî sonsuz rahmetin bir yansıması olarak tecelli edecektir.

    Buna göre, imansız kabre girenlere/kâfir olarak ölenlere hiç kimse şefaat etmeyecek, edemeyecektir. Onlar ebedi olarak cehennemde kalacaklardır. Kişi, imanla kabre girdikten sonra, şefaat edilmeye liyakat kazanacaktır. Böyle bir kimseye peygamberler şefaat edebileceği gibi, akrabalarından şehit, veli, salih kimseler de şefaat edebilecektir. Yukarıda arz edildiği üzere, bu şefaatlerin ne zaman nasıl yapılacağı Allah'ın iznine bağlıdır. Onun için, her şeyden önce Allah'ı razı etmek gerekir. Deyim yerindeyse, bazı kimseler ilk günde, bazıları, aylarca sonra, bazıları cehennemde bir müddet kaldıktan sonra, bir şefaatle veya doğrudan İlahî rahmetle kurtulacaktır. Aslında her şey yüce Allah'ın elindedir. Şefaatin varlığı, şefaat eden kimsenin Allah katındaki derecesini, değerini –özellikle kendisine şefaat edilen kimselere- göstermeye yöneliktir. Allah'a kul olmak ne büyük bir makammış, görsünler diye.. Ve Allah da vadinde ne kadar sadık olduğunu gözleriyle müşahede etinler diye...

    Ayet'l-Kürsi’de hep okuduğumuz şu: "Allah'ın izni olmadan onun yanında şefaat etmeye kalkışan da kim!" anlamındaki ifade, konumuza ışık tutacaktır. Allah, bizi kendi rahmetinden ve elçisinin şefaatinden mahrum etmesin. Âmin!
    Yazar: Sorularlaislamiyet


  5. 24.Aralık.2011, 21:02
    3
    ozayir
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Eylül.2010
    Üye No: 79069
    Mesaj Sayısı: 111
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: "Kişi cennete girdiği zaman, Rabbinden anne ve babasını ve çocuklarını soracak. Allah ona: 'Onlar senin makam ve

    Allah razı olsun paylaşım için....


  6. 24.Aralık.2011, 21:02
    3
    Devamlı Üye
    Allah razı olsun paylaşım için....





+ Yorum Gönder