Konusunu Oylayın.: Aile içi geçimsizlik için dua

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Aile içi geçimsizlik için dua
  1. 21.Aralık.2011, 21:12
    1
    Misafir

    Aile içi geçimsizlik için dua






    Aile içi geçimsizlik için dua Mumsema aile içi geçimsizlik için dua


  2. 21.Aralık.2011, 21:12
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 24.Aralık.2011, 21:49
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: aile içi geçimsizlik için dua




    Resulullah'ı gördükten sonra iman eden Tufeyl bin Amr, zamanının meşhur şairlerindendi. Misafirperver ve cömert bir insan olduğu için, herkes tarafından sevilir ve tanınırdı. Yemen taraflarında gelişmiş ve verimli bir beldede oturan Devs kabilesine mensuptu.
    Peygamberimiz, Mekke'de İslâmiyet'i açıkça yaymaya başladığı yıllarda, gece gündüz insanlara nasihat veriyor, onları İslâm dinine davet ediyordu. Mekkeli müşrikler ise, Resûlullah'ın bu gayretini boşa çıkarmak için hiç durmadan uğraşıyorlardı.
    Hatta dışarıdan Mekke'ye gelenleri Peygamberimizle görüştürmemek için, ellerinden geleni yapmaktan geri durmuyorlardı. İşte böyle bir zamanda Tufeyl bin Amr, bir iş için Mekke'ye gelmişti. Bunu gören müşriklerin önderleri, hemen onun yanına giderek şu ikazda bulundular: "Ey Tufeyl! Sen meşhur bir şairsin, sözüne güvenilir, akıllı bir insansın. Biliyorsun, aramızdan çıkan Abdülmuttalib'in yetimi, putlarımızı kötülüyor, bizi kendi dinine çağırıyor. Babayı oğlundan, kadını kocasından ayırıyor, akrabaları birbirlerine düşman ediyor. Onun sözünü işiten oğul babasına bakmıyor. O'na tâbi oluyor.
    Artık kimse birbirini dinlemeyip, Müslüman oluyor. Korkarız ki, bizim başımıza gelen bu ayrılık belâsı, seninle kavminin başına da gelir. Sana nasihatimiz olsun, Onunla sakın konuşma. Ne O'na bir söz söyle, ne de O'nun sözlerini dinle. Anlattıklarına kulak asma! Çok dikkatli ol. Burada daha fazla da kalma. Hemen çekip git!"
    Bundan sonrasını Tufeyl bin Amr şöyle anlatıyor: "Bu sözü o kadar çok söylediler ki, artık O'nunla konuşmamaya, O'nun sözünü asla dinlememeye karar verdim. Hatta Kâbe'ye girdiğim zaman, ne olur, ne olmaz belki sözlerini duyarım endişesiyle kulaklarıma çaput bağlamak zorunda kalmıştım. Ertesi gün, sabahleyin Kâbe'ye gittim.
    Gördüm ki, Resûlullah efendimiz Kâbe'nin yanında durmuş namaz kılıyordu. Ona yakın bir yerde durdum. Cenabı Hakkın hikmeti olarak Kur'ân'dan okuduklarından bazısı kulağıma gitti. İşittiğim sözleri, o kadar güzel buldum ki, kendi kendime: "Ben, iyiyi kötüyü ayırt edemeyecek bir adam değilim. Hem de şairim. Bunun söylediklerini ne diye dinlemeyeyim? Sözlerini güzel bulursam Onu kabul ederim, güzel gelmezse terk ederim" dedim.
    Ve bir tarafa gizlenip, Resûlullah efendimiz namazını kılıp evine dönünceye kadar orada bekledim. Evine girinceye kadar peşinden gittim. Evine girince, ben de girersek, "Ey Muhammed! Bana yolunuzu anlatır mısınız?" dedim.
    Resûlullah efendimiz, bana İslâmiyet'i anlattılar, Kur'an okudular ve iman etmemi istediler. Vallahi ben bu zamana kadar, böyle güzel söz, böyle âdil bir din işitmemiştim. Huzurunda hemen Kelime-i Şehadet getirip Müslüman oldum.



    'Onlara güler yüzle ve tatlı dille anlat!'




    Tufeyl bin Amr Müslüman olduktan sonra yakınlarının da Müslüman olması gayretine düştü. Peygamber Efendimize bu maksatla, "Ey Allah'ın Resulü! Ben, kavmimde sözü dinlenen itibarlı bir kimseyim. Onlar benim sözümden dışarı çıkmazlar. Gidip onları da, İslâm dinine davet edeyim. Dua ediniz de, Allah Teâlâ benim için bir alâmet, bir keramet buyursun! Böylece o alâmet, kavmimi İslâmiyet'e davet ederken bana bir kolaylık, yardım olsun!" dedi.
    Bunun üzerine Resûlullah efendimiz, "Ey Allah'ım! Onun için bir ayet, alâmet yarat!" diye dua buyurdu.
    Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatır: Mekke'den çıkıp kendi beldeme döndüm. Karanlık bir gecede, kavmimin oturduğu su başına bakan tepeye vardığım zaman, hemen alnımda kandil gibi bir nûr peyda oldu. Çıra gibi ışık vermeye başladı.
    O zaman dua edip: "Allah'ım! Bu nuru alnımdan başka bir yere naklet! Devs kabilesinin cahilleri görüp de, dininden döndüğü için Allah, onun alnında ilâhi bir ceza olarak bunu çıkardı, sanmasınlar!" dedim. O nur, hemen elimdeki kamçının ucuna gelip kandil gibi asıldı. Evime geldiğimde yanıma ilk önce babam gelip, beni bu hâlde gördü. Bana olan sevgisinden dolayı boynuma sarıldı. Babam çok yaşlıydı.



    Devslilere İslâmiyet'i anlattım




    Ona dedim ki: "Ey babacığım! Eğer evvelki hâl üzere kalırsan, ne ben sendenim, ne de sen bendensin! Ben artık Müslüman oldum." Bunun üzerine babam da, "Oğlum, ben de senin girdiğin dine girdim. Senin dinin benim dinim olsun" deyip hemen Kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu.
    Sabah olunca Devs kabilesinin içine çıktım. Bütün Devslilere İslâmiyet'i anlattım. Onları da bu dine girmeye davet ettim. Fakat onlar, bu daveti kabullenmede ağır davrandılar. Hatta kaş göz hareketleri yaparak benimle alay etmeye başladılar. Faiz ve kumara düşkünlüklerinden beni dinlemediler. İslâmiyet'e uymaktan kaçındılar. Allah'a ve Peygamberine asi oldular. Bir müddet sona Mekke'ye gelip kavmimin durumunu Resûlullah'a anlatarak, "Ya Resûlullah! Devs kabilesi Allah'a asi oldular. İslâm'a girmeleri için yaptığım davetimi kabul etmediler. Onların aleyhinde beddua et de, helâk olsunlar" dedim. Herkese şefkat ve merhameti çok olan Peygamberimiz, ellerini açıp kıbleye dönerek, "Ya Rabbi! Devs halkına doğru yolu göster de, onları İslâm dinine getir" diye dua buyurdu.
    Bana da: "Kavmine dön! Onları güler yüzle ve tatlı dille İslâmiyet'e davet etmeye devam et! Kendilerine yumuşak davran!" buyurdu. Hemen dönüp memleketime geldim. Devs halkını İslâm'a davetten hiç boş kalmadım. Hz. Ebu Hureyre de dâhil birçok kimse Müslüman oldu."


  4. 24.Aralık.2011, 21:49
    2
    Editör



    Resulullah'ı gördükten sonra iman eden Tufeyl bin Amr, zamanının meşhur şairlerindendi. Misafirperver ve cömert bir insan olduğu için, herkes tarafından sevilir ve tanınırdı. Yemen taraflarında gelişmiş ve verimli bir beldede oturan Devs kabilesine mensuptu.
    Peygamberimiz, Mekke'de İslâmiyet'i açıkça yaymaya başladığı yıllarda, gece gündüz insanlara nasihat veriyor, onları İslâm dinine davet ediyordu. Mekkeli müşrikler ise, Resûlullah'ın bu gayretini boşa çıkarmak için hiç durmadan uğraşıyorlardı.
    Hatta dışarıdan Mekke'ye gelenleri Peygamberimizle görüştürmemek için, ellerinden geleni yapmaktan geri durmuyorlardı. İşte böyle bir zamanda Tufeyl bin Amr, bir iş için Mekke'ye gelmişti. Bunu gören müşriklerin önderleri, hemen onun yanına giderek şu ikazda bulundular: "Ey Tufeyl! Sen meşhur bir şairsin, sözüne güvenilir, akıllı bir insansın. Biliyorsun, aramızdan çıkan Abdülmuttalib'in yetimi, putlarımızı kötülüyor, bizi kendi dinine çağırıyor. Babayı oğlundan, kadını kocasından ayırıyor, akrabaları birbirlerine düşman ediyor. Onun sözünü işiten oğul babasına bakmıyor. O'na tâbi oluyor.
    Artık kimse birbirini dinlemeyip, Müslüman oluyor. Korkarız ki, bizim başımıza gelen bu ayrılık belâsı, seninle kavminin başına da gelir. Sana nasihatimiz olsun, Onunla sakın konuşma. Ne O'na bir söz söyle, ne de O'nun sözlerini dinle. Anlattıklarına kulak asma! Çok dikkatli ol. Burada daha fazla da kalma. Hemen çekip git!"
    Bundan sonrasını Tufeyl bin Amr şöyle anlatıyor: "Bu sözü o kadar çok söylediler ki, artık O'nunla konuşmamaya, O'nun sözünü asla dinlememeye karar verdim. Hatta Kâbe'ye girdiğim zaman, ne olur, ne olmaz belki sözlerini duyarım endişesiyle kulaklarıma çaput bağlamak zorunda kalmıştım. Ertesi gün, sabahleyin Kâbe'ye gittim.
    Gördüm ki, Resûlullah efendimiz Kâbe'nin yanında durmuş namaz kılıyordu. Ona yakın bir yerde durdum. Cenabı Hakkın hikmeti olarak Kur'ân'dan okuduklarından bazısı kulağıma gitti. İşittiğim sözleri, o kadar güzel buldum ki, kendi kendime: "Ben, iyiyi kötüyü ayırt edemeyecek bir adam değilim. Hem de şairim. Bunun söylediklerini ne diye dinlemeyeyim? Sözlerini güzel bulursam Onu kabul ederim, güzel gelmezse terk ederim" dedim.
    Ve bir tarafa gizlenip, Resûlullah efendimiz namazını kılıp evine dönünceye kadar orada bekledim. Evine girinceye kadar peşinden gittim. Evine girince, ben de girersek, "Ey Muhammed! Bana yolunuzu anlatır mısınız?" dedim.
    Resûlullah efendimiz, bana İslâmiyet'i anlattılar, Kur'an okudular ve iman etmemi istediler. Vallahi ben bu zamana kadar, böyle güzel söz, böyle âdil bir din işitmemiştim. Huzurunda hemen Kelime-i Şehadet getirip Müslüman oldum.



    'Onlara güler yüzle ve tatlı dille anlat!'




    Tufeyl bin Amr Müslüman olduktan sonra yakınlarının da Müslüman olması gayretine düştü. Peygamber Efendimize bu maksatla, "Ey Allah'ın Resulü! Ben, kavmimde sözü dinlenen itibarlı bir kimseyim. Onlar benim sözümden dışarı çıkmazlar. Gidip onları da, İslâm dinine davet edeyim. Dua ediniz de, Allah Teâlâ benim için bir alâmet, bir keramet buyursun! Böylece o alâmet, kavmimi İslâmiyet'e davet ederken bana bir kolaylık, yardım olsun!" dedi.
    Bunun üzerine Resûlullah efendimiz, "Ey Allah'ım! Onun için bir ayet, alâmet yarat!" diye dua buyurdu.
    Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatır: Mekke'den çıkıp kendi beldeme döndüm. Karanlık bir gecede, kavmimin oturduğu su başına bakan tepeye vardığım zaman, hemen alnımda kandil gibi bir nûr peyda oldu. Çıra gibi ışık vermeye başladı.
    O zaman dua edip: "Allah'ım! Bu nuru alnımdan başka bir yere naklet! Devs kabilesinin cahilleri görüp de, dininden döndüğü için Allah, onun alnında ilâhi bir ceza olarak bunu çıkardı, sanmasınlar!" dedim. O nur, hemen elimdeki kamçının ucuna gelip kandil gibi asıldı. Evime geldiğimde yanıma ilk önce babam gelip, beni bu hâlde gördü. Bana olan sevgisinden dolayı boynuma sarıldı. Babam çok yaşlıydı.



    Devslilere İslâmiyet'i anlattım




    Ona dedim ki: "Ey babacığım! Eğer evvelki hâl üzere kalırsan, ne ben sendenim, ne de sen bendensin! Ben artık Müslüman oldum." Bunun üzerine babam da, "Oğlum, ben de senin girdiğin dine girdim. Senin dinin benim dinim olsun" deyip hemen Kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu.
    Sabah olunca Devs kabilesinin içine çıktım. Bütün Devslilere İslâmiyet'i anlattım. Onları da bu dine girmeye davet ettim. Fakat onlar, bu daveti kabullenmede ağır davrandılar. Hatta kaş göz hareketleri yaparak benimle alay etmeye başladılar. Faiz ve kumara düşkünlüklerinden beni dinlemediler. İslâmiyet'e uymaktan kaçındılar. Allah'a ve Peygamberine asi oldular. Bir müddet sona Mekke'ye gelip kavmimin durumunu Resûlullah'a anlatarak, "Ya Resûlullah! Devs kabilesi Allah'a asi oldular. İslâm'a girmeleri için yaptığım davetimi kabul etmediler. Onların aleyhinde beddua et de, helâk olsunlar" dedim. Herkese şefkat ve merhameti çok olan Peygamberimiz, ellerini açıp kıbleye dönerek, "Ya Rabbi! Devs halkına doğru yolu göster de, onları İslâm dinine getir" diye dua buyurdu.
    Bana da: "Kavmine dön! Onları güler yüzle ve tatlı dille İslâmiyet'e davet etmeye devam et! Kendilerine yumuşak davran!" buyurdu. Hemen dönüp memleketime geldim. Devs halkını İslâm'a davetten hiç boş kalmadım. Hz. Ebu Hureyre de dâhil birçok kimse Müslüman oldu."





+ Yorum Gönder