Konusunu Oylayın.: Şehitlik mertebeleri ve özellikleri nelerdir ?

5 üzerinden 4.67 | Toplam : 3 kişi
Şehitlik mertebeleri ve özellikleri nelerdir ?
  1. 20.Aralık.2011, 00:33
    1
    Misafir

    Şehitlik mertebeleri ve özellikleri nelerdir ?






    Şehitlik mertebeleri ve özellikleri nelerdir ? Mumsema Şehitlik mertebeleri ve özellikleri nelerdir ? Şehitlik mertebeleri ve özellikleriyle ilgili bir yazı yazar mısınız ?


  2. 20.Aralık.2011, 00:33
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Şehitlik mertebeleri ve özellikleri nelerdir ? Şehitlik mertebeleri ve özellikleriyle ilgili bir yazı yazar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Hadis mertebeleri nelerdir ?

    - İmanın mertebeleri nelerdir

    - Şehitlik mertebeleri nelerdir ?

    - Şehitlik mertebeleri hakkında bilgi verir misiniz?

    - Şehitlik Mertebeleri Hakkında Bilgiler!

  3. 20.Aralık.2011, 11:46
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Şehitlik mertebeleri ve özellikleri nelerdir ?




    Şehitler üç kısımdır:

    - Ahirette şehid,

    - Dünyada şehid,

    - Dünyada ve Ahirette şehid,

    1- Ahiret şehidi; onlar, bazı Hadislerde yedi kısım, bazı Hadislerde sekiz kısım, bazı Hadislerde dokuz kısım, bazı Hadislerde on bir kısım olarak zikredilen kimselerdir. Müslim’de geçtiğine göre de, onlar şu beş grup insanlardır:

    a- Vebâ hastalığından ölenler,

    b- İshal hastalığından ölen,

    c- Suda boğularak ölen,

    d- Enkaz altında ölen,

    e- Savaş olmaksızın Allah’ın Kelimesini yükseltmek uğruna ölen.

    - Müslim, Ebu Hureyre’den Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğini rivayet etti: بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشِي بِطَرِيقٍ وَجَدَ غُصْنَ شَوْكٍ عَلَى الطَّرِيقِ فَأَخَّرَهُ فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ فَغَفَرَ لَهُ وَقَالَ الشُّهَدَاءُ خَمْسَةٌ الْمَطْعُونُ وَالْمَبْطُونُ وَالْغَرِقُ وَصَاحِبُ الْهَدْمِ وَالشَّهِيدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ “Kim yolda yürürken yol üstünde dikenli bir dal görür de onu yoldan alırsa, Allah onu ödüllendirir. Dedi ki; Şehidler şu beş kişidirler: Taun/veba hastalığından ölen, ishal hastalığından ölen, boğularak ölen, enkaz altında ölen, Allah Azze ve Celle yolunda şehid olan.”[1]

    - Müslim, Ebu Hureyre’den Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğini rivayet etti: مَا تَعُدُّونَ الشَّهِيدَ فِيكُمْ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ قُتِلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَهُوَ شَهِيدٌ قَالَ إِنَّ شُهَدَاءَ أُمَّتِي إِذًا لَقَلِيلٌ قَالُوا فَمَنْ هُمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ مَنْ قُتِلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَهُوَ شَهِيدٌ وَمَنْ مَاتَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَهُوَ شَهِيدٌ وَمَنْ مَاتَ فِي الطَّاعُونِ فَهُوَ شَهِيدٌ وَمَنْ مَاتَ فِي الْبَطْنِ فَهُوَ شَهِيدٌ قَالَ ابْنُ مِقْسَمٍ أَشْهَدُ عَلَى أَبِيكَ فِي هَذَا الْحَدِيثِ أَنَّهُ قَالَ وَالْغَرِيقُ شَهِيدٌ و “Aranızda kimi şehidten sayıyorsunuz. Dediler ki; Ya Rasulullah, Allah yolunda öldürülen şehittir. Dedi ki; O zaman ümmetimin şehidleri az demektir. Dediler ki; O halde onlar kimdir, ya Rasulullah? Dedi ki; Kim Allah yolunda öldürülürse şehittir. Kim Allah yolunda ölürse şehittir. Kim taun hastalığından ölürse şehittir. Kim ishalden ölürse şehittir. (İbn Muksim dedi ki; Bu Hadis ile ilgili babanın şöyle dediğine şahit oldum: Kim boğularak ölürse şehittir.”[2]

    Bütün bu kişilerin “şehid” olmalarından kast olunan, onlara Ahirette şehid sevabının olmasıdır. Dünyada ise gasledilip cenaze namazları kılınır. “Şehid” kelimesi sevaba ulaşanlar hakkında ve bu açıdan zikredildiğinde o kişilere “şehid” denilmesi doğru olur. Fakat beraberinde herhangi bir karine olmaksızın konuşmada “şehid” kelimesi geçtiğinde bu sadece Allah Subhenehû ve Teala yolunda öldürülenlere hasredilir, o kişilere hasredilmez.

    2- Dünya şehidi ise; Ahireti olmaksızın dünyada şehid ile ilgili hükümler ona uygulanır. Yani gasledilmez, cenaze namazı kılınmaz, elbisesi ile defnedilir. Fakat o Ahirette, Allah’ın Kelimesinin yüce olması için savaşan şehidlerin sevabını alamaz. Zira o; ünvan için, sadece ganimet için ya da düzenbazlık için savaşmak gibi Allah yolundan başka bir gaye için savaştı. Nitekim Hadisler şehid sevabını, Allah Subhenehû ve Teala yolunda savaşan şehide has kılmıştır. O geriye dönmeden ileriye doğru ilerleyerek savaşmıştır.

    - Müslim, Ebu Musa el-Eş’ârî kanalı ile şunu rivayet etti: “Bir adam Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’e gelip şöyle dedi: Ya Rasulullah, bir kişi ganimet için savaşıyor, bir kişi anılmak için savaşıyor, bir kişi yerini görmek için savaşıyor. Kim Allah yolundadır? Bunun üzerine Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem şöyle dedi: مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ “Kim Allah’ın Kelimesi yüce olsun için savaşırsa, o Allah yolundadır.”[3]

    - Müslim, Ebu Musa’dan şunu rivayet etti: Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’e yiğitlik için savaşan, hamiyet (şiddetli tutuculuk için), riya (gösteriş) için savaşan kişiler hakkında; hangisi Allah yolundadır? diye sordu. Bunun üzerine Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem şöyle dedi: مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ “Kim Allah’ın Kelimesi yüce olsun için savaşırsa, o Allah yolundadır.”[4]

    Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem, şehidin günahının affedilmesi için geriye dönmeden ileriye doğru giderek savaşmayı şart koşmuştur. Nitekim Müslim, Abdullah b. Katâde’den o da Katâde’den Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’den şunu anlatırken işittiğini rivayet etmiştir: “Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem, insanlar arasında ayağa kalkıp onlara, Allah’a iman ederek, Allah yolunda cihad etmenin en faziletli amel olduğunu hatırlattı. Bunun üzerine bir adam ayağa kalkıp ona şöyle dedi: Ya Rasulullah, ben Allah yolunda öldürülürsem günahlarım benden silinir mi, ne dersin? Bunun üzerine Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem ona şöyle dedi: نَعَمْ إِنْ قُتِلْتَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَأَنْتَ صَابِرٌ مُحْتَسِبٌ مُقْبِلٌ غَيْرُ مُدْبِرٍ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَيْفَ قُلْتَ قَالَ أَرَأَيْتَ إِنْ قُتِلْتُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَتُكَفَّرُ عَنِّي خَطَايَايَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَعَمْ وَأَنْتَ صَابِرٌ مُحْتَسِبٌ مُقْبِلٌ غَيْرُ مُدْبِرٍ إِلا الدَّيْنَ فَإِنَّ جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلام قَالَ لِي ذَلِكَ “Evet, sen Ahirette sevabını bekleyerek geriye dönmeden ileriye doğru gitmekte sabrederek Allah yolunda öldürülürsen.” Sonra Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem şöyle dedi: Nasıl dedin? O da dedi ki; Ben Allah yolunda öldürülürsem günahlarım benden silinir mi, ne dersin? Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem dedi ki; “Sen geriye dönmeden ahiret sevabını bekleyerek ilerlemekte sabredersen, borç hariç evet. Zira Cebrail Aleyhisselam bana bunu dedi.”[5]

    Bunun mefhumu; geriye dönüp savaşmazsa günahı ondan silinmez ve ona şehid sevabı olmaz.

    Ayrıca ünvan/şöhret için savaşan kimsenin şehid olarak isimlendirdiği halde azap göreceğini Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem açıklamıştır.

    Müslim, Süleyman b. Yesâr’dan şunu rivayet etti: “İnsanlar gruplar halinde Ebu Hureyre’ye gidiyordu. Ona Şam ehlinden gelen birisi şöyle dedi: Ey şeyh, Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’den işittiğin bir Hadisi bize anlat. O da dedi ki; Evet, Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem şöyle derken işittim: إِنَّ أَوَّلَ النَّاسِ يُقْضَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَيْهِ رَجُلٌ اسْتُشْهِدَ فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا قَالَ قَاتَلْتُ فِيكَ حَتَّى اسْتُشْهِدْتُ قَالَ كَذَبْتَ وَلَكِنَّكَ قَاتَلْتَ لأنْ يُقَالَ جَرِيءٌ فَقَدْ قِيلَ ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ حَتَّى أُلْقِيَ فِي النَّارِ “Muhakkak ki, Kıyamet gününde hakkında hüküm verilen ilk insan, şehid edilen bir adamdır. O adam getirilip kendisine nimet tanıtılır. O da onu tanımış olur. Allah ona, Bunun için ne yaptın? der. O da; Şehid olasıya kadar Senin için savaştım, der. Allah da; Yalan söyledin, sen cesur desinler diye savaştın, nitekim öyle denildi, der. Sonra onun ateşe atılasıya kadar yüzüstü sürüklenmesini emreder.”[6]

    Bu, ünvan ve şöhret için savaşmanın dünyada şehid hükümlerine göre muamele görse de Kıyamet Günü onun için şehid sevabı olmadığına bilakis azap olduğuna delâlet etmektedir.

    3- Dünya ve Ahiret şehidine gelince; o, Allah’ın Kelimesinin yücelmesi için kâfirlerle savaşıp savaş meydanında Müslümanlar ile kâfirler arasında öldürülen kimsedir. İster savaş, harb beldelerinde olsun, ister ise İslâm beldelerinde olsun fark etmez.

    Allah’u Teâlâ şöyle dedi:

    وَلا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler, Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.”[7]

    İşte bu şehid, hakkında Şer’î hükümlerin yani şehid hükümlerinin geldiği şehittir. Bu şehidlik, kâfirlere karşı savaşta öldürülen kimseye hastır. Aynı şekilde savaş meydanında yaralanan sonra bu yarasından dolayı ölen kimse de savaş meydanında öldürülen kimse gibi sayılır.

    Fakat onun dışında kalanlar şehid sayılmaz. Buna binaen bağilere karşı savaşta öldürülen kimse şehid sayılmaz. Savaş meydanında yaralanan sonra yarası iyileşen daha sonra ölen kimse de şehid sayılmaz. Dolayısıyla hakkında özel hükümler olan ve Allah Subhenehû ve Teala’nın canlı olduğunu haber verdiği şehid; Allah’ın Kelimesinin yücelmesi için kâfirlere karşı savaş meydanında öldürülen kimse ve savaş meydanında yaralanıp bu yarasından dolayı ölen kimsedir, başkası değil. Zikredilen bu şehidin hükmü şudur:

    Yıkanmaması, kefenlenmeyip kanı ve elbisesi ile defnedilmesi. Çünkü şehid, Kıyamet Günü kanının kokusu çok güzel misk olduğu halde haşrolunur.

    1- Şehidin yıkanmaması ile ilgili Buhari’nin, Cabir’den rivayet ettiği şu Hadis vardır:

    “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Uhud’da öldürülenlerden iki adamı bir tek elbise içine koyuyordu. Sonra; أيهم أكثر أخذا للقرآن “Bunlardan hangisi daha çok Kur’an okuyordu?” diyordu. Ona birisi gösterildiğinde önce onu mezara yerleştiriyordu. Sonra da; أنا شهيد على هؤلاء “Ben bunlara şahidim.” diyordu. Onları yıkamaksızın ve cenaze namazı kılmamaksızın kanları ile defnedilmesini emrediyordu.”

    - Ahmed b. Hanbel de Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in Uhud’da öldürülen mü’minler hakkında da şöyle dediğini rivayet etti: تُغَسِّلُوهُمْ فَإِنَّ كُلَّ جُرْحٍ أَوْ كُلَّ دَمٍ يَفُوحُ مِسْكًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَمْ يُصَلِّ عَلَيْهِمْ لا “Onları yıkamayın. Zira her yara ya da her kan Kıyamet günü etrafına misk kokusu yayar. Onlara cenaze namazı kılmadı.”[8]

    - Rivayet edildi ki: Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Uhud şehidleri hakkında şöyle dedi: زملوهم بدمائهم فإنه ليس كلم يكلم في الله إلا يأتي يوم القيامة يدمى لونه لون الدم وريحه ريح المسك “Onları yıkamaksızın kanları ile gömün. Zira ancak Allah yolunda yaralanan bir kimse, Kıyamet Günü yarası; rengi kan, kokusu misk kokusu olan bir şekilde kanıyor olduğu halde getirilir.”[9]

    - Enes’ten şu rivayet edildi: “Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Uhud’da öldürülenler üzerine cenaze namazı kıldırmadı ve onları yıkatmadı.”[10]

    Uhud şehidleri yıkanmadığı gibi, Bedir şehidleri de yıkanmadı. Aynı şekilde Hendek ve Hayber şehidleri de yıkanmadı. Bu da gösteriyor ki şehid yıkanmaz.

    2- Aynı şekilde şehid, ölünün kefenlendiği gibi kefenlenmez. O sadece, üzerindeki elbise ile kefenlenir. Bunun delili de Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in Uhud şehidleri hakkında söylediği şu sözdür: زَمِّلُوهُمْ بِكُلُومِهِمْ وَدِمَائِهِمْ “Onları yaraları ve kanları ile gömün.”[11]

    - İbn Abbas’tan da şu rivayet edilmiştir: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Uhud’da öldürülenlerin üzerinden deri ve demir parçalarının uzaklaştırılıp kanları ve elbiseleri ile defnedilmesini emretti.”[12]

    Şehidin cenaze namazının kılınmamasına gelince; Ona cenaze namazı kılınması caizdir, kılınmaması da caizdir. Caiz oluşu; Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in Uhud’da öldürülenler için onları defnettikten sonra, Hamza için, savaş meydanında öldürülen bir adam için cenaze namazı kıldığına dair rivayetlerden dolayıdır.

    - Buhari, Ukbe İbn Âmir’den şunu rivayet etti: “Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Uhud’da öldürülen mü’minler için sekiz sene sonra, ölenlere ve dirilere veda eden kimse gibi cenaze namazı kıldı.”

    - Ebu Davud, Ebu Selâm’dan o da Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in ashabından bir adamdan şöyle dediğini rivayet etti: “Biz Cüheyn’den bir kabileye saldırdık. Müslümanlardan bir adam onlardan bir adam talep etti. Ona saldırdı, isabet etmedi ve kendisi darbe aldı. Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem, “Ey Müslümanlar topluluğu kardeşinize bakın.” dedi. İnsanlar hemen onun yanına gittiler, onu ölmüş buldular. Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem onu, elbisesi ve kanı ile sarmaladı ve cenaze namazını kıldırıp defnetti. Dediler ki; Ya Rasulullah, o şehid mi? Dedi ki; “Evet, ona şahidim.”

    Bu Hadisler, sâbit Hadislerdir. Bunlar şehid için cenaze namazı kılındığına dair gayet açıktırlar.

    Şehid için cenaze namazı kılmamanın caiz olmasına gelince; o da Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şehid için cenaze namazı kılmadığına dair başka rivayetlerin olmasındandır.

    - Nitekim Ebu Davud ve Tirmizi, Enes’ten şunu rivayet etti: “Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Uhud’da ölenler için cenaze namazı kıldırmadı ve onları yıkattırmadı.”

    - Ahmed, Enes’ten şunu rivayet etti: Uhud şehidleri yıkanmadan kanları ile defnedildiler.”

    - Buhari, Câbir b. Abdullah RadıyAllah’u Anh’dan şöyle dediği rivayet edildi: “Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Uhud’da öldürülenlerden iki adamı bir tek elbisede birleştirip sonra; أيهم أكثر أخذا للقرآن Hangisi daha çok Kur’an okuyordu? diyordu. Onlardan birisi gösterilince önce onu kabre koyuyordu. أنا شهيد على هؤلاء “Kıyamet Günü ben onlara şahidim.” diyordu. Onları yıkattırmadan, cenaze namazları kılınmadan kanları içinde defnedilmelerini emretti.”

    Bu Hadisler, sabittir ve şehid için cenaze namazı kılınmadığına dair delaletleri açıktır. Nitekim Şafi; İbn Abbas Hadisi hakkında, Uhud şehidleri için defnedilmelerinden önce namaz kılınmamasının manası hakkında sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: “Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in, Uhud’da ölenler için cenaze namazı kıldırmadığına dair haberler mütevatir şeklinde gelmiştir.”

    İster Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şehid için namazı kıldırdığına dair olsun, ister ise kıldırmadığına dair olsun bu haberlerin tamamı sabittir. Onlardan herhangi birisinin sübutunu ve hem rivayet hem de dirayet bakımından delil getirilenlerden olmasını reddetmeye bir yol yoktur. Onlardan birisini diğerine tercih etmeye de bir yol yoktur. Çünkü Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in o şehidler için cenaze namazı kıldırdığından sahabelerin gafil olması ihtimal dışıdır. Yine Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’den ölenler için cenaze namazı kıldırdığı sabit olduğu halde bunun tersine olan cenaze namazının terk edilmesinden de gafil olmaları ihtimal dışıdır. Şu halde iki haberden birisi diğerine nasıl tercih edilir.



  4. 20.Aralık.2011, 11:46
    2
    Silent and lonely rains



    Şehitler üç kısımdır:

    - Ahirette şehid,

    - Dünyada şehid,

    - Dünyada ve Ahirette şehid,

    1- Ahiret şehidi; onlar, bazı Hadislerde yedi kısım, bazı Hadislerde sekiz kısım, bazı Hadislerde dokuz kısım, bazı Hadislerde on bir kısım olarak zikredilen kimselerdir. Müslim’de geçtiğine göre de, onlar şu beş grup insanlardır:

    a- Vebâ hastalığından ölenler,

    b- İshal hastalığından ölen,

    c- Suda boğularak ölen,

    d- Enkaz altında ölen,

    e- Savaş olmaksızın Allah’ın Kelimesini yükseltmek uğruna ölen.

    - Müslim, Ebu Hureyre’den Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğini rivayet etti: بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشِي بِطَرِيقٍ وَجَدَ غُصْنَ شَوْكٍ عَلَى الطَّرِيقِ فَأَخَّرَهُ فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ فَغَفَرَ لَهُ وَقَالَ الشُّهَدَاءُ خَمْسَةٌ الْمَطْعُونُ وَالْمَبْطُونُ وَالْغَرِقُ وَصَاحِبُ الْهَدْمِ وَالشَّهِيدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ “Kim yolda yürürken yol üstünde dikenli bir dal görür de onu yoldan alırsa, Allah onu ödüllendirir. Dedi ki; Şehidler şu beş kişidirler: Taun/veba hastalığından ölen, ishal hastalığından ölen, boğularak ölen, enkaz altında ölen, Allah Azze ve Celle yolunda şehid olan.”[1]

    - Müslim, Ebu Hureyre’den Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğini rivayet etti: مَا تَعُدُّونَ الشَّهِيدَ فِيكُمْ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ قُتِلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَهُوَ شَهِيدٌ قَالَ إِنَّ شُهَدَاءَ أُمَّتِي إِذًا لَقَلِيلٌ قَالُوا فَمَنْ هُمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ مَنْ قُتِلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَهُوَ شَهِيدٌ وَمَنْ مَاتَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَهُوَ شَهِيدٌ وَمَنْ مَاتَ فِي الطَّاعُونِ فَهُوَ شَهِيدٌ وَمَنْ مَاتَ فِي الْبَطْنِ فَهُوَ شَهِيدٌ قَالَ ابْنُ مِقْسَمٍ أَشْهَدُ عَلَى أَبِيكَ فِي هَذَا الْحَدِيثِ أَنَّهُ قَالَ وَالْغَرِيقُ شَهِيدٌ و “Aranızda kimi şehidten sayıyorsunuz. Dediler ki; Ya Rasulullah, Allah yolunda öldürülen şehittir. Dedi ki; O zaman ümmetimin şehidleri az demektir. Dediler ki; O halde onlar kimdir, ya Rasulullah? Dedi ki; Kim Allah yolunda öldürülürse şehittir. Kim Allah yolunda ölürse şehittir. Kim taun hastalığından ölürse şehittir. Kim ishalden ölürse şehittir. (İbn Muksim dedi ki; Bu Hadis ile ilgili babanın şöyle dediğine şahit oldum: Kim boğularak ölürse şehittir.”[2]

    Bütün bu kişilerin “şehid” olmalarından kast olunan, onlara Ahirette şehid sevabının olmasıdır. Dünyada ise gasledilip cenaze namazları kılınır. “Şehid” kelimesi sevaba ulaşanlar hakkında ve bu açıdan zikredildiğinde o kişilere “şehid” denilmesi doğru olur. Fakat beraberinde herhangi bir karine olmaksızın konuşmada “şehid” kelimesi geçtiğinde bu sadece Allah Subhenehû ve Teala yolunda öldürülenlere hasredilir, o kişilere hasredilmez.

    2- Dünya şehidi ise; Ahireti olmaksızın dünyada şehid ile ilgili hükümler ona uygulanır. Yani gasledilmez, cenaze namazı kılınmaz, elbisesi ile defnedilir. Fakat o Ahirette, Allah’ın Kelimesinin yüce olması için savaşan şehidlerin sevabını alamaz. Zira o; ünvan için, sadece ganimet için ya da düzenbazlık için savaşmak gibi Allah yolundan başka bir gaye için savaştı. Nitekim Hadisler şehid sevabını, Allah Subhenehû ve Teala yolunda savaşan şehide has kılmıştır. O geriye dönmeden ileriye doğru ilerleyerek savaşmıştır.

    - Müslim, Ebu Musa el-Eş’ârî kanalı ile şunu rivayet etti: “Bir adam Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’e gelip şöyle dedi: Ya Rasulullah, bir kişi ganimet için savaşıyor, bir kişi anılmak için savaşıyor, bir kişi yerini görmek için savaşıyor. Kim Allah yolundadır? Bunun üzerine Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem şöyle dedi: مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ “Kim Allah’ın Kelimesi yüce olsun için savaşırsa, o Allah yolundadır.”[3]

    - Müslim, Ebu Musa’dan şunu rivayet etti: Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’e yiğitlik için savaşan, hamiyet (şiddetli tutuculuk için), riya (gösteriş) için savaşan kişiler hakkında; hangisi Allah yolundadır? diye sordu. Bunun üzerine Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem şöyle dedi: مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ “Kim Allah’ın Kelimesi yüce olsun için savaşırsa, o Allah yolundadır.”[4]

    Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem, şehidin günahının affedilmesi için geriye dönmeden ileriye doğru giderek savaşmayı şart koşmuştur. Nitekim Müslim, Abdullah b. Katâde’den o da Katâde’den Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’den şunu anlatırken işittiğini rivayet etmiştir: “Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem, insanlar arasında ayağa kalkıp onlara, Allah’a iman ederek, Allah yolunda cihad etmenin en faziletli amel olduğunu hatırlattı. Bunun üzerine bir adam ayağa kalkıp ona şöyle dedi: Ya Rasulullah, ben Allah yolunda öldürülürsem günahlarım benden silinir mi, ne dersin? Bunun üzerine Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem ona şöyle dedi: نَعَمْ إِنْ قُتِلْتَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَأَنْتَ صَابِرٌ مُحْتَسِبٌ مُقْبِلٌ غَيْرُ مُدْبِرٍ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَيْفَ قُلْتَ قَالَ أَرَأَيْتَ إِنْ قُتِلْتُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَتُكَفَّرُ عَنِّي خَطَايَايَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَعَمْ وَأَنْتَ صَابِرٌ مُحْتَسِبٌ مُقْبِلٌ غَيْرُ مُدْبِرٍ إِلا الدَّيْنَ فَإِنَّ جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلام قَالَ لِي ذَلِكَ “Evet, sen Ahirette sevabını bekleyerek geriye dönmeden ileriye doğru gitmekte sabrederek Allah yolunda öldürülürsen.” Sonra Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem şöyle dedi: Nasıl dedin? O da dedi ki; Ben Allah yolunda öldürülürsem günahlarım benden silinir mi, ne dersin? Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem dedi ki; “Sen geriye dönmeden ahiret sevabını bekleyerek ilerlemekte sabredersen, borç hariç evet. Zira Cebrail Aleyhisselam bana bunu dedi.”[5]

    Bunun mefhumu; geriye dönüp savaşmazsa günahı ondan silinmez ve ona şehid sevabı olmaz.

    Ayrıca ünvan/şöhret için savaşan kimsenin şehid olarak isimlendirdiği halde azap göreceğini Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem açıklamıştır.

    Müslim, Süleyman b. Yesâr’dan şunu rivayet etti: “İnsanlar gruplar halinde Ebu Hureyre’ye gidiyordu. Ona Şam ehlinden gelen birisi şöyle dedi: Ey şeyh, Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’den işittiğin bir Hadisi bize anlat. O da dedi ki; Evet, Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem şöyle derken işittim: إِنَّ أَوَّلَ النَّاسِ يُقْضَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَيْهِ رَجُلٌ اسْتُشْهِدَ فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا قَالَ قَاتَلْتُ فِيكَ حَتَّى اسْتُشْهِدْتُ قَالَ كَذَبْتَ وَلَكِنَّكَ قَاتَلْتَ لأنْ يُقَالَ جَرِيءٌ فَقَدْ قِيلَ ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ حَتَّى أُلْقِيَ فِي النَّارِ “Muhakkak ki, Kıyamet gününde hakkında hüküm verilen ilk insan, şehid edilen bir adamdır. O adam getirilip kendisine nimet tanıtılır. O da onu tanımış olur. Allah ona, Bunun için ne yaptın? der. O da; Şehid olasıya kadar Senin için savaştım, der. Allah da; Yalan söyledin, sen cesur desinler diye savaştın, nitekim öyle denildi, der. Sonra onun ateşe atılasıya kadar yüzüstü sürüklenmesini emreder.”[6]

    Bu, ünvan ve şöhret için savaşmanın dünyada şehid hükümlerine göre muamele görse de Kıyamet Günü onun için şehid sevabı olmadığına bilakis azap olduğuna delâlet etmektedir.

    3- Dünya ve Ahiret şehidine gelince; o, Allah’ın Kelimesinin yücelmesi için kâfirlerle savaşıp savaş meydanında Müslümanlar ile kâfirler arasında öldürülen kimsedir. İster savaş, harb beldelerinde olsun, ister ise İslâm beldelerinde olsun fark etmez.

    Allah’u Teâlâ şöyle dedi:

    وَلا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler, Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.”[7]

    İşte bu şehid, hakkında Şer’î hükümlerin yani şehid hükümlerinin geldiği şehittir. Bu şehidlik, kâfirlere karşı savaşta öldürülen kimseye hastır. Aynı şekilde savaş meydanında yaralanan sonra bu yarasından dolayı ölen kimse de savaş meydanında öldürülen kimse gibi sayılır.

    Fakat onun dışında kalanlar şehid sayılmaz. Buna binaen bağilere karşı savaşta öldürülen kimse şehid sayılmaz. Savaş meydanında yaralanan sonra yarası iyileşen daha sonra ölen kimse de şehid sayılmaz. Dolayısıyla hakkında özel hükümler olan ve Allah Subhenehû ve Teala’nın canlı olduğunu haber verdiği şehid; Allah’ın Kelimesinin yücelmesi için kâfirlere karşı savaş meydanında öldürülen kimse ve savaş meydanında yaralanıp bu yarasından dolayı ölen kimsedir, başkası değil. Zikredilen bu şehidin hükmü şudur:

    Yıkanmaması, kefenlenmeyip kanı ve elbisesi ile defnedilmesi. Çünkü şehid, Kıyamet Günü kanının kokusu çok güzel misk olduğu halde haşrolunur.

    1- Şehidin yıkanmaması ile ilgili Buhari’nin, Cabir’den rivayet ettiği şu Hadis vardır:

    “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Uhud’da öldürülenlerden iki adamı bir tek elbise içine koyuyordu. Sonra; أيهم أكثر أخذا للقرآن “Bunlardan hangisi daha çok Kur’an okuyordu?” diyordu. Ona birisi gösterildiğinde önce onu mezara yerleştiriyordu. Sonra da; أنا شهيد على هؤلاء “Ben bunlara şahidim.” diyordu. Onları yıkamaksızın ve cenaze namazı kılmamaksızın kanları ile defnedilmesini emrediyordu.”

    - Ahmed b. Hanbel de Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in Uhud’da öldürülen mü’minler hakkında da şöyle dediğini rivayet etti: تُغَسِّلُوهُمْ فَإِنَّ كُلَّ جُرْحٍ أَوْ كُلَّ دَمٍ يَفُوحُ مِسْكًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَمْ يُصَلِّ عَلَيْهِمْ لا “Onları yıkamayın. Zira her yara ya da her kan Kıyamet günü etrafına misk kokusu yayar. Onlara cenaze namazı kılmadı.”[8]

    - Rivayet edildi ki: Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Uhud şehidleri hakkında şöyle dedi: زملوهم بدمائهم فإنه ليس كلم يكلم في الله إلا يأتي يوم القيامة يدمى لونه لون الدم وريحه ريح المسك “Onları yıkamaksızın kanları ile gömün. Zira ancak Allah yolunda yaralanan bir kimse, Kıyamet Günü yarası; rengi kan, kokusu misk kokusu olan bir şekilde kanıyor olduğu halde getirilir.”[9]

    - Enes’ten şu rivayet edildi: “Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Uhud’da öldürülenler üzerine cenaze namazı kıldırmadı ve onları yıkatmadı.”[10]

    Uhud şehidleri yıkanmadığı gibi, Bedir şehidleri de yıkanmadı. Aynı şekilde Hendek ve Hayber şehidleri de yıkanmadı. Bu da gösteriyor ki şehid yıkanmaz.

    2- Aynı şekilde şehid, ölünün kefenlendiği gibi kefenlenmez. O sadece, üzerindeki elbise ile kefenlenir. Bunun delili de Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in Uhud şehidleri hakkında söylediği şu sözdür: زَمِّلُوهُمْ بِكُلُومِهِمْ وَدِمَائِهِمْ “Onları yaraları ve kanları ile gömün.”[11]

    - İbn Abbas’tan da şu rivayet edilmiştir: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Uhud’da öldürülenlerin üzerinden deri ve demir parçalarının uzaklaştırılıp kanları ve elbiseleri ile defnedilmesini emretti.”[12]

    Şehidin cenaze namazının kılınmamasına gelince; Ona cenaze namazı kılınması caizdir, kılınmaması da caizdir. Caiz oluşu; Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in Uhud’da öldürülenler için onları defnettikten sonra, Hamza için, savaş meydanında öldürülen bir adam için cenaze namazı kıldığına dair rivayetlerden dolayıdır.

    - Buhari, Ukbe İbn Âmir’den şunu rivayet etti: “Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Uhud’da öldürülen mü’minler için sekiz sene sonra, ölenlere ve dirilere veda eden kimse gibi cenaze namazı kıldı.”

    - Ebu Davud, Ebu Selâm’dan o da Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in ashabından bir adamdan şöyle dediğini rivayet etti: “Biz Cüheyn’den bir kabileye saldırdık. Müslümanlardan bir adam onlardan bir adam talep etti. Ona saldırdı, isabet etmedi ve kendisi darbe aldı. Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem, “Ey Müslümanlar topluluğu kardeşinize bakın.” dedi. İnsanlar hemen onun yanına gittiler, onu ölmüş buldular. Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem onu, elbisesi ve kanı ile sarmaladı ve cenaze namazını kıldırıp defnetti. Dediler ki; Ya Rasulullah, o şehid mi? Dedi ki; “Evet, ona şahidim.”

    Bu Hadisler, sâbit Hadislerdir. Bunlar şehid için cenaze namazı kılındığına dair gayet açıktırlar.

    Şehid için cenaze namazı kılmamanın caiz olmasına gelince; o da Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şehid için cenaze namazı kılmadığına dair başka rivayetlerin olmasındandır.

    - Nitekim Ebu Davud ve Tirmizi, Enes’ten şunu rivayet etti: “Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Uhud’da ölenler için cenaze namazı kıldırmadı ve onları yıkattırmadı.”

    - Ahmed, Enes’ten şunu rivayet etti: Uhud şehidleri yıkanmadan kanları ile defnedildiler.”

    - Buhari, Câbir b. Abdullah RadıyAllah’u Anh’dan şöyle dediği rivayet edildi: “Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem, Uhud’da öldürülenlerden iki adamı bir tek elbisede birleştirip sonra; أيهم أكثر أخذا للقرآن Hangisi daha çok Kur’an okuyordu? diyordu. Onlardan birisi gösterilince önce onu kabre koyuyordu. أنا شهيد على هؤلاء “Kıyamet Günü ben onlara şahidim.” diyordu. Onları yıkattırmadan, cenaze namazları kılınmadan kanları içinde defnedilmelerini emretti.”

    Bu Hadisler, sabittir ve şehid için cenaze namazı kılınmadığına dair delaletleri açıktır. Nitekim Şafi; İbn Abbas Hadisi hakkında, Uhud şehidleri için defnedilmelerinden önce namaz kılınmamasının manası hakkında sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: “Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in, Uhud’da ölenler için cenaze namazı kıldırmadığına dair haberler mütevatir şeklinde gelmiştir.”

    İster Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şehid için namazı kıldırdığına dair olsun, ister ise kıldırmadığına dair olsun bu haberlerin tamamı sabittir. Onlardan herhangi birisinin sübutunu ve hem rivayet hem de dirayet bakımından delil getirilenlerden olmasını reddetmeye bir yol yoktur. Onlardan birisini diğerine tercih etmeye de bir yol yoktur. Çünkü Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in o şehidler için cenaze namazı kıldırdığından sahabelerin gafil olması ihtimal dışıdır. Yine Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’den ölenler için cenaze namazı kıldırdığı sabit olduğu halde bunun tersine olan cenaze namazının terk edilmesinden de gafil olmaları ihtimal dışıdır. Şu halde iki haberden birisi diğerine nasıl tercih edilir.



  5. 20.Aralık.2011, 11:47
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Şehitlik mertebeleri ve özellikleri nelerdir ?

    Şöyle de denilmez: “Ölü için namaz kılınmasıyla ilgili Hadisler, namaz kılınmamasıyla ilgili Hadisleri neshederler. Çünkü onlardan birisi, Uhud şehidleri için sekiz sene sonra namaz kılındığına dairdir. Bu Hadisin bu konuyla ilgili bütün Hadislerin sonuncusu olduğu sabit olmuştur. Çünkü bu İbn Habbân’ın rivayetinde şöyle geçmektedir: “Sonra evine girdi. Allah onu katına alasıya kadar dışarı çıkmadı.” Böyle denilmez. Çünkü Hadisin sadece sonra gelmiş olması neshe delâlet etmesi için yeterli değildir. Bilakis kendisinden neshin anlaşıldığı başka bir karinenin olması kaçınılmazdır. Burada öylesi bir karine yoktur. Dolayısıyla o Hadislerde nesh yoktur.

    Böylece bu konudaki yukarıda geçen bütün rivayetler muteberdir. Şehid için cenaze namazı kılınmaması caiz olarak yorumlanır. Zira Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in Bedir şehidleri için, Hendek şehidleri için, Hayber şehidleri için cenaze namazı kıldığı rivayet edilmemiştir. Aynı şekilde şehidler için cenaze namazı kılındığında bunda bir mahzur olmadığına yorumlanır. İnsanların şehid için cenaze namazı kılmaları engellenmez.

    Şehidin “şehid” olarak isimlendirilmesi, kendisine Cennetlik olduğuna dair Kur’an nâssı ile şahitlik olmasından dolayıdır.

    Allah’u Teâlâ şöyle dedi:

    إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنْ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمْ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ “Allah, mü’minlerden mallarını ve canlarını kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar öldürürler, öldürülürler.”[13]

    - Müslim, Câbir’den şunu rivayet etti: “Bir adam şöyle dedi: Öldürülürsem ben neredeyim ya Rasulullah? Rasulullah da ona; في الجنة “Cennette.” dedi. Bunun üzerine elindeki hurmaları yere atıp öldürülesiye kadar savaştı.”

    Süveyd’in Hadisinde ise şöyle geçti: “Bir adam Uhud günü, Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem dedi ki: ...”

    - Enes b. Malik’ten şu rivayet edildi: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem, ashabı ile birlikte sefer için erkenden yola çıktılar. Bedir’e müşriklerden önce vardılar. Sonra müşrikler geldiler. Bunun üzerine Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem şöyle dedi: لا يُقَدِّمَنَّ أَحَدٌ مِنْكُمْ إِلَى شَيْءٍ حَتَّى أَكُونَ أَنَا دُونَهُ فَدَنَا الْمُشْرِكُونَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قُومُوا إِلَى جَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَوَاتُ وَالأرْضُ قَالَ يَقُولُ عُمَيْرُ بْنُ الْحُمَامِ الأنْصَارِيُّ يَا رَسُولَ اللَّهِ جَنَّةٌ عَرْضُهَا السَّمَوَاتُ وَالأرْضُ قَالَ نَعَمْ قَالَ بَخٍ بَخٍ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا يَحْمِلُكَ عَلَى قَوْلِكَ بَخٍ بَخٍ قَالَ لا وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِلا رَجَاءَةَ أَنْ أَكُونَ مِنْ أَهْلِهَا قَالَ فَإِنَّكَ مِنْ أَهْلِهَا فَأَخْرَجَ تَمَرَاتٍ مِنْ قَرَنِهِ فَجَعَلَ يَأْكُلُ مِنْهُنَّ ثُمَّ قَالَ لَئِنْ أَنَا حَيِيتُ حَتَّى آكُلَ تَمَرَاتِي هَذِهِ إِنَّهَا لَحَيَاةٌ طَوِيلَةٌ قَالَ فَرَمَى بِمَا كَانَ مَعَهُ مِنَ التَّمْرِ ثُمَّ قَاتَلَهُمْ حَتَّى قُتِلَ “Ben ondan önce olmadıkça sizden birisi bir şeye önce varmasın.” Müşrikler yaklaştı. Bunun üzerine Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem şöyle dedi: “Genişliği yeryüzü ve gökler kadar olan cennete koşun!” Dedi ki; Umeyr İbn el-Hımâm el-Ensâri şöyle diyordu: Ya Rasulullah! Genişliği yer ve gökler olan bir cennet mi? Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem; “Evet.” dedi: O; ‘Çok iyi.’ dedi. Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem; Seni, çok iyi demeye sevk eden nedir? dedi. O da; ‘O Cennetin ehlinden olmam beklentisinden başka bir şey değil, Allah’a yemin olsun ya Rasulullah.’ dedi. Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem de ona; “Sen onun ehlindensin.” dedi. Çantasından biraz hurma çıkardı, onlardan yemeye başladı. Sonra da; ‘Eğer ben bu hurmalarımı yiyesiye kadar yaşarsam, bu uzun bir hayat olur.’ deyip yanındaki hurmaları attı, sonra da öldürülesiye kadar müşriklerle savaştı.”[14]

    Böylece Allah ve Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem, şehidin Cennette olduğuna şahidlik ettiler.

    Şehidin diri olmasına gelince, bu Kur’an’ın nâssı ile sabittir.

    Allah’u Teâlâ şöyle dedi:

    وَلا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ (169) فَرِحِينَ بِمَا آتَاهُمْ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ أَلا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلا هُمْ يَحْزَنُونَ (170) يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنْ اللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللَّهَ لا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُؤْمِنِينَ “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.”[15]

    Şehidlere ait bu diri oluşu, bizim idrak edemediğimiz ve algılayamadığımız gaybî bir hayattır. Çünkü o hayat, ebediyet âleminde bir hayattır. Biz her ne kadar şehidlere ait bu hayatı idrak edemezsek de algılayamazsak da onun varlığına inanmamız kesin zorunlu bir husustur. Çünkü Kur’an’ın kesin nâssı ile sabittir.

    Allah’u Teâlâ şöyle dedi:

    وَلا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاءٌ وَلَكِنْ لا تَشْعُرُونَ “Allah yolunda öldürülenlere ölüler, demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz algılayamazsınız.”[16]

    Şehidlere ait hayat, kendilerine iman edilmesi vacip olan mugayyebattan/gayıpla ilgili hususlardandır.

    Şehidlerin faziletine gelince; bu dengi olmayan büyük bir fazilettir. Bunu Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem birkaç Hadiste açıklamıştır.

    - Buhari, Katâde’den şöyle dediğini rivayet etti: “Enes b. Malik RadıyAllah’u Anh, Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğini rivayet ederken işittim: مَا أَحَدٌ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ يُحِبُّ أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الدُّنْيَا وَلَهُ مَا عَلَى الأرْضِ مِنْ شَيْءٍ إِلا الشَّهِيدُ يَتَمَنَّى أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الدُّنْيَا فَيُقْتَلَ عَشْرَ مَرَّاتٍ لِمَا يَرَى مِنَ الْكَرَامَةِ “Şehidten başka cennete girip de dünya yüzünde hiçbir şeyi olmadığı halde, dünyaya dönmeyi arzu eden bir kimse yoktur. Zira yalnız şehid, gördüğü şeref ve itibardan dolayı dünyaya dönüp on defa öldürülmeyi arzu eder.”[17]

    - Buhari’nin bir başka rivayetinde ise şöyle geçti: “Mugire b. Şube şöyle dedi: Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem bize Rabbimizden, bizden kim öldürülürse Cennete gideceği mesajını bildirdi. Ömer, Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’e dedi ki; Bizim öldürülenlerimiz cennette, onların öldürülenleri ise cehennemde, değil mi? O da SallAllah’u Aleyhi Vesellem; بلى “Evet, gerçekten öyle.” dedi.”[18]

    - Abdullah b. Amru b. el-Âs, Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğini rivayet etti: يُغْفَرُ لِلشَّهِيدِ كُلُّ ذَنْبٍ إِلا الدَّيْنَ “Şehidin kul borcu hariç her günahı affolunur.”[19]

    - Yine Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediği rivayet edildi: القتل في سبيل الله يكفر كُلُّ شيء إِلا الدَّيْنَ “Allah yolunda öldürülenlerin kul borcu hariç her şeyi bağışlanır.”[20]

    - Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre’den Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğini rivayet ettiler: تَضَمَّنَ اللَّهُ لِمَنْ خَرَجَ فِي سَبِيلِهِ لا يُخْرِجُهُ إِلا جِهَادًا فِي سَبِيلِي وَإِيمَانًا بِي وَتَصْدِيقًا بِرُسُلِي فَهُوَ عَلَيَّ ضَامِنٌ أَنْ أُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ أَوْ أَرْجِعَهُ إِلَى مَسْكَنِهِ الَّذِي خَرَجَ مِنْهُ نَائِلاً مَا نَالَ مِنْ أَجْرٍ أَوْ غَنِيمَةٍ وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ مَا مِنْ كَلْمٍ يُكْلَمُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ إِلا جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَهَيْئَتِهِ حِينَ كُلِمَ لَوْنُهُ لَوْنُ دَمٍ وَرِيحُهُ مِسْكٌ وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَوْلا أَنْ يَشُقَّ عَلَى الْمُسْلِمِينَ مَا قَعَدْتُ خِلافَ سَرِيَّةٍ تَغْزُو فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَبَدًا وَلَكِنْ لا أَجِدُ سَعَةً فَأَحْمِلَهُمْ وَلا يَجِدُونَ سَعَةً وَيَشُقُّ عَلَيْهِمْ أَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنِّي وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَوَدِدْتُ أَنِّي أَغْزُو فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَأُقْتَلُ ثُمَّ أَغْزُو فَأُقْتَلُ ثُمَّ أَغْزُو فَأُقْتَلُ “Allah, evinden ancak Allah yolunda cihad için çıkan kimseye kefil olmuştur. O kimse evinden Allah’ın; yolunda cihad edenleri cennete koyacağına ya da sevap ve ganimetten elde ettiğini elde etmiş olduğu halde evine döndüreceğine dair sözünü tasdik ederek çıkmıştır. Muhammed’in canı elinde olan Allaha yemin olsun ki; Allah yolunda alınan bir yara yoktur ki, ilk meydana geldiği şekli ile rengi kan rengi, kokusu da misk kokusu olduğu halde Kıyamet Gününde çıkıp gelmesin. Yine Muhammed’in canı elinde olana yemin olsun ki, mü’minlerden bir takım erkekler, ben savaşa çıktığım halde kendileri istemeyerek benden geride kalmasalardı ve ben onları taşıyacak binek bulamıyor olmasaydım, Allah yolunda savaşan hiçbir seriyeden geri kalmazdım. Muhammed’in canı elinde olana yemin olsun ki, Allah yolunda öldürülmemi, sonra dirilmemi, sonra yine öldürülmemi, sonra dirilmemi, sonra yine öldürülmemi arzularım.”[21]



    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Müslim, K. İmârat, 3538

    [2] Müslim, K. İmârat, 3539

    [3] Müslim, İmârat, 3524

    [4] Müslim, K. İmârat, 3525

    [5] Müslim, K. İmârat, 3497

    [6] Müslim, K. İmârat, 3527

    [7] Ali İmran: 169-171

    [8] Ahmed b. Hanbel, B. Müs. Mükessirîn, 13674

    [9] Nesâi

    [10] Şâfi, Müsned’inde rivayet etti

    [11] Ahmed b. Hanbel, B. Müs. El-Ensâr, 22549

    [12] Ebu Davud

    [13] Tevbe: 111

    [14] Müslim, İmârat, 3520

    [15] Ali İmran: 169-171

    [16] Bakara: 154

    [17] Buhari, K. Cihâd ve’s Seyr, 2606

    [18] Buhari

    [19] Müslim, K. İmârat, 3498

    [20] Müslim, K. İmârat, 3499

    [21] Müslim, K. İmârat, 3484
    alıntı...



  6. 20.Aralık.2011, 11:47
    3
    Silent and lonely rains
    Şöyle de denilmez: “Ölü için namaz kılınmasıyla ilgili Hadisler, namaz kılınmamasıyla ilgili Hadisleri neshederler. Çünkü onlardan birisi, Uhud şehidleri için sekiz sene sonra namaz kılındığına dairdir. Bu Hadisin bu konuyla ilgili bütün Hadislerin sonuncusu olduğu sabit olmuştur. Çünkü bu İbn Habbân’ın rivayetinde şöyle geçmektedir: “Sonra evine girdi. Allah onu katına alasıya kadar dışarı çıkmadı.” Böyle denilmez. Çünkü Hadisin sadece sonra gelmiş olması neshe delâlet etmesi için yeterli değildir. Bilakis kendisinden neshin anlaşıldığı başka bir karinenin olması kaçınılmazdır. Burada öylesi bir karine yoktur. Dolayısıyla o Hadislerde nesh yoktur.

    Böylece bu konudaki yukarıda geçen bütün rivayetler muteberdir. Şehid için cenaze namazı kılınmaması caiz olarak yorumlanır. Zira Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in Bedir şehidleri için, Hendek şehidleri için, Hayber şehidleri için cenaze namazı kıldığı rivayet edilmemiştir. Aynı şekilde şehidler için cenaze namazı kılındığında bunda bir mahzur olmadığına yorumlanır. İnsanların şehid için cenaze namazı kılmaları engellenmez.

    Şehidin “şehid” olarak isimlendirilmesi, kendisine Cennetlik olduğuna dair Kur’an nâssı ile şahitlik olmasından dolayıdır.

    Allah’u Teâlâ şöyle dedi:

    إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنْ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمْ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ “Allah, mü’minlerden mallarını ve canlarını kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar öldürürler, öldürülürler.”[13]

    - Müslim, Câbir’den şunu rivayet etti: “Bir adam şöyle dedi: Öldürülürsem ben neredeyim ya Rasulullah? Rasulullah da ona; في الجنة “Cennette.” dedi. Bunun üzerine elindeki hurmaları yere atıp öldürülesiye kadar savaştı.”

    Süveyd’in Hadisinde ise şöyle geçti: “Bir adam Uhud günü, Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem dedi ki: ...”

    - Enes b. Malik’ten şu rivayet edildi: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem, ashabı ile birlikte sefer için erkenden yola çıktılar. Bedir’e müşriklerden önce vardılar. Sonra müşrikler geldiler. Bunun üzerine Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem şöyle dedi: لا يُقَدِّمَنَّ أَحَدٌ مِنْكُمْ إِلَى شَيْءٍ حَتَّى أَكُونَ أَنَا دُونَهُ فَدَنَا الْمُشْرِكُونَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قُومُوا إِلَى جَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَوَاتُ وَالأرْضُ قَالَ يَقُولُ عُمَيْرُ بْنُ الْحُمَامِ الأنْصَارِيُّ يَا رَسُولَ اللَّهِ جَنَّةٌ عَرْضُهَا السَّمَوَاتُ وَالأرْضُ قَالَ نَعَمْ قَالَ بَخٍ بَخٍ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا يَحْمِلُكَ عَلَى قَوْلِكَ بَخٍ بَخٍ قَالَ لا وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِلا رَجَاءَةَ أَنْ أَكُونَ مِنْ أَهْلِهَا قَالَ فَإِنَّكَ مِنْ أَهْلِهَا فَأَخْرَجَ تَمَرَاتٍ مِنْ قَرَنِهِ فَجَعَلَ يَأْكُلُ مِنْهُنَّ ثُمَّ قَالَ لَئِنْ أَنَا حَيِيتُ حَتَّى آكُلَ تَمَرَاتِي هَذِهِ إِنَّهَا لَحَيَاةٌ طَوِيلَةٌ قَالَ فَرَمَى بِمَا كَانَ مَعَهُ مِنَ التَّمْرِ ثُمَّ قَاتَلَهُمْ حَتَّى قُتِلَ “Ben ondan önce olmadıkça sizden birisi bir şeye önce varmasın.” Müşrikler yaklaştı. Bunun üzerine Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem şöyle dedi: “Genişliği yeryüzü ve gökler kadar olan cennete koşun!” Dedi ki; Umeyr İbn el-Hımâm el-Ensâri şöyle diyordu: Ya Rasulullah! Genişliği yer ve gökler olan bir cennet mi? Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem; “Evet.” dedi: O; ‘Çok iyi.’ dedi. Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem; Seni, çok iyi demeye sevk eden nedir? dedi. O da; ‘O Cennetin ehlinden olmam beklentisinden başka bir şey değil, Allah’a yemin olsun ya Rasulullah.’ dedi. Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem de ona; “Sen onun ehlindensin.” dedi. Çantasından biraz hurma çıkardı, onlardan yemeye başladı. Sonra da; ‘Eğer ben bu hurmalarımı yiyesiye kadar yaşarsam, bu uzun bir hayat olur.’ deyip yanındaki hurmaları attı, sonra da öldürülesiye kadar müşriklerle savaştı.”[14]

    Böylece Allah ve Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem, şehidin Cennette olduğuna şahidlik ettiler.

    Şehidin diri olmasına gelince, bu Kur’an’ın nâssı ile sabittir.

    Allah’u Teâlâ şöyle dedi:

    وَلا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ (169) فَرِحِينَ بِمَا آتَاهُمْ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ أَلا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلا هُمْ يَحْزَنُونَ (170) يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنْ اللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللَّهَ لا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُؤْمِنِينَ “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.”[15]

    Şehidlere ait bu diri oluşu, bizim idrak edemediğimiz ve algılayamadığımız gaybî bir hayattır. Çünkü o hayat, ebediyet âleminde bir hayattır. Biz her ne kadar şehidlere ait bu hayatı idrak edemezsek de algılayamazsak da onun varlığına inanmamız kesin zorunlu bir husustur. Çünkü Kur’an’ın kesin nâssı ile sabittir.

    Allah’u Teâlâ şöyle dedi:

    وَلا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاءٌ وَلَكِنْ لا تَشْعُرُونَ “Allah yolunda öldürülenlere ölüler, demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz algılayamazsınız.”[16]

    Şehidlere ait hayat, kendilerine iman edilmesi vacip olan mugayyebattan/gayıpla ilgili hususlardandır.

    Şehidlerin faziletine gelince; bu dengi olmayan büyük bir fazilettir. Bunu Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem birkaç Hadiste açıklamıştır.

    - Buhari, Katâde’den şöyle dediğini rivayet etti: “Enes b. Malik RadıyAllah’u Anh, Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğini rivayet ederken işittim: مَا أَحَدٌ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ يُحِبُّ أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الدُّنْيَا وَلَهُ مَا عَلَى الأرْضِ مِنْ شَيْءٍ إِلا الشَّهِيدُ يَتَمَنَّى أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الدُّنْيَا فَيُقْتَلَ عَشْرَ مَرَّاتٍ لِمَا يَرَى مِنَ الْكَرَامَةِ “Şehidten başka cennete girip de dünya yüzünde hiçbir şeyi olmadığı halde, dünyaya dönmeyi arzu eden bir kimse yoktur. Zira yalnız şehid, gördüğü şeref ve itibardan dolayı dünyaya dönüp on defa öldürülmeyi arzu eder.”[17]

    - Buhari’nin bir başka rivayetinde ise şöyle geçti: “Mugire b. Şube şöyle dedi: Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem bize Rabbimizden, bizden kim öldürülürse Cennete gideceği mesajını bildirdi. Ömer, Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’e dedi ki; Bizim öldürülenlerimiz cennette, onların öldürülenleri ise cehennemde, değil mi? O da SallAllah’u Aleyhi Vesellem; بلى “Evet, gerçekten öyle.” dedi.”[18]

    - Abdullah b. Amru b. el-Âs, Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğini rivayet etti: يُغْفَرُ لِلشَّهِيدِ كُلُّ ذَنْبٍ إِلا الدَّيْنَ “Şehidin kul borcu hariç her günahı affolunur.”[19]

    - Yine Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediği rivayet edildi: القتل في سبيل الله يكفر كُلُّ شيء إِلا الدَّيْنَ “Allah yolunda öldürülenlerin kul borcu hariç her şeyi bağışlanır.”[20]

    - Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre’den Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğini rivayet ettiler: تَضَمَّنَ اللَّهُ لِمَنْ خَرَجَ فِي سَبِيلِهِ لا يُخْرِجُهُ إِلا جِهَادًا فِي سَبِيلِي وَإِيمَانًا بِي وَتَصْدِيقًا بِرُسُلِي فَهُوَ عَلَيَّ ضَامِنٌ أَنْ أُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ أَوْ أَرْجِعَهُ إِلَى مَسْكَنِهِ الَّذِي خَرَجَ مِنْهُ نَائِلاً مَا نَالَ مِنْ أَجْرٍ أَوْ غَنِيمَةٍ وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ مَا مِنْ كَلْمٍ يُكْلَمُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ إِلا جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَهَيْئَتِهِ حِينَ كُلِمَ لَوْنُهُ لَوْنُ دَمٍ وَرِيحُهُ مِسْكٌ وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَوْلا أَنْ يَشُقَّ عَلَى الْمُسْلِمِينَ مَا قَعَدْتُ خِلافَ سَرِيَّةٍ تَغْزُو فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَبَدًا وَلَكِنْ لا أَجِدُ سَعَةً فَأَحْمِلَهُمْ وَلا يَجِدُونَ سَعَةً وَيَشُقُّ عَلَيْهِمْ أَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنِّي وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَوَدِدْتُ أَنِّي أَغْزُو فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَأُقْتَلُ ثُمَّ أَغْزُو فَأُقْتَلُ ثُمَّ أَغْزُو فَأُقْتَلُ “Allah, evinden ancak Allah yolunda cihad için çıkan kimseye kefil olmuştur. O kimse evinden Allah’ın; yolunda cihad edenleri cennete koyacağına ya da sevap ve ganimetten elde ettiğini elde etmiş olduğu halde evine döndüreceğine dair sözünü tasdik ederek çıkmıştır. Muhammed’in canı elinde olan Allaha yemin olsun ki; Allah yolunda alınan bir yara yoktur ki, ilk meydana geldiği şekli ile rengi kan rengi, kokusu da misk kokusu olduğu halde Kıyamet Gününde çıkıp gelmesin. Yine Muhammed’in canı elinde olana yemin olsun ki, mü’minlerden bir takım erkekler, ben savaşa çıktığım halde kendileri istemeyerek benden geride kalmasalardı ve ben onları taşıyacak binek bulamıyor olmasaydım, Allah yolunda savaşan hiçbir seriyeden geri kalmazdım. Muhammed’in canı elinde olana yemin olsun ki, Allah yolunda öldürülmemi, sonra dirilmemi, sonra yine öldürülmemi, sonra dirilmemi, sonra yine öldürülmemi arzularım.”[21]



    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Müslim, K. İmârat, 3538

    [2] Müslim, K. İmârat, 3539

    [3] Müslim, İmârat, 3524

    [4] Müslim, K. İmârat, 3525

    [5] Müslim, K. İmârat, 3497

    [6] Müslim, K. İmârat, 3527

    [7] Ali İmran: 169-171

    [8] Ahmed b. Hanbel, B. Müs. Mükessirîn, 13674

    [9] Nesâi

    [10] Şâfi, Müsned’inde rivayet etti

    [11] Ahmed b. Hanbel, B. Müs. El-Ensâr, 22549

    [12] Ebu Davud

    [13] Tevbe: 111

    [14] Müslim, İmârat, 3520

    [15] Ali İmran: 169-171

    [16] Bakara: 154

    [17] Buhari, K. Cihâd ve’s Seyr, 2606

    [18] Buhari

    [19] Müslim, K. İmârat, 3498

    [20] Müslim, K. İmârat, 3499

    [21] Müslim, K. İmârat, 3484
    alıntı...



  7. 24.Ocak.2015, 09:14
    4
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,758
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    şehitlerin özellikleri

    şehitlik mertebesi herkese nasip olmaz. en düşük mertebe bile insanı azaptan korur ya da hafifletir.


  8. 24.Ocak.2015, 09:14
    4
    Üye
    şehitlik mertebesi herkese nasip olmaz. en düşük mertebe bile insanı azaptan korur ya da hafifletir.


  9. 23.Şubat.2016, 23:49
    5
    Misafir

    Cevap: Şehitlik mertebeleri ve özellikleri nelerdir ?

    Sehitlik cok guzel bi sey allah onlara bol rahmet ve nur versinn


  10. 23.Şubat.2016, 23:49
    5
    Ravzagul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Ravzagul
    Misafir
    Sehitlik cok guzel bi sey allah onlara bol rahmet ve nur versinn





+ Yorum Gönder