Konusunu Oylayın.: Ülkemizde müslümanların çoğunluğu neden fakirdir

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ülkemizde müslümanların çoğunluğu neden fakirdir
  1. 18.Aralık.2011, 00:31
    1
    Misafir

    Ülkemizde müslümanların çoğunluğu neden fakirdir






    Ülkemizde müslümanların çoğunluğu neden fakirdir Mumsema selamün aleyküm benim sorum ülkemizde neden müslümanların çogunlugu fakirdir camilere genelde hep fakirler geliyor zenginler mühitler hep alışveriş merkezlerini dolduruyor fakirler camii leri büyük alısveris merkezleri lüx arabalarla dolu park yeri bulamıyorlar fakirler emekliler işsizler camiye bunun sebebi nedir ?neden zenginler camiye gitmez camiye giden neden rahat bir yaşam sürmez?


  2. 18.Aralık.2011, 00:31
    1
    Kay 060606 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kay 060606
    Misafir



    selamün aleyküm benim sorum ülkemizde neden müslümanların çogunlugu fakirdir camilere genelde hep fakirler geliyor zenginler mühitler hep alışveriş merkezlerini dolduruyor fakirler camii leri büyük alısveris merkezleri lüx arabalarla dolu park yeri bulamıyorlar fakirler emekliler işsizler camiye bunun sebebi nedir ?neden zenginler camiye gitmez camiye giden neden rahat bir yaşam sürmez?


    Benzer Konular

    - Cehennemliklerin çoğunluğu kadınlar mıdır?

    - Cuma günleri neden biz müslümanların bayramı ve mübarek bir gündür

    - Deccale uyacakların çoğunluğu kadınlardır, şeklindeki hadisin tercüme ve izahını yapar mısınız?

    - Ülkemizde En Çok Güvendiğiniz Din Adamı Kim..!

    - İslam alimlerinin çoğunluğu Hanefî, Şafiî ve Hanbelî mezhebine göre hayızlı ve cünüp olan Kur’an aye

  3. 18.Aralık.2011, 14:16
    2
    Misafir

    Cevap: ülkemizde müslümanların çoğunluğu neden fakirdir




    islam aleminin maddi fakirliği sorusunu cevaplayacak kimse yokmu?????????????


  4. 18.Aralık.2011, 14:16
    2
    Kay060606 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kay060606
    Misafir



    islam aleminin maddi fakirliği sorusunu cevaplayacak kimse yokmu?????????????


  5. 18.Aralık.2011, 14:24
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: ülkemizde müslümanların çoğunluğu neden fakirdir

    Alıntı
    selamün aleyküm benim sorum ülkemizde neden müslümanların çogunlugu fakirdir camilere genelde hep fakirler geliyor zenginler mühitler hep alışveriş merkezlerini dolduruyor fakirler camii leri büyük alısveris merkezleri lüx arabalarla dolu park yeri bulamıyorlar fakirler emekliler işsizler camiye bunun sebebi nedir ?neden zenginler camiye gitmez camiye giden neden rahat bir yaşam sürmez?
    Alıntı
    islam aleminin maddi fakirliği sorusunu cevaplayacak kimse yokmu?
    ve aleykumusselam.
    Camiye gelen müslümanların çoğunlu fakirdir demek doğru değil.
    Ama müslümanlar, dünyaya verdikleri değeri dinlerine vermedikleri doğrudur.

    TIKLA: Müslümanların Fakir Hale Düştüklerinin Sebebleri Nelerdir? Sebebi Müslümanların Terk-i Dünyadan Gelen Tembelliklerimidir


    Alıntı
    Peygamber Efendimiz diyor ki:
    "--Sizin üzerinize ümmetler, yemek yiyenlerin çanağa kaşık üşüştürdükleri gibi, pilava kaşık salladıkları gibi, yemeğin tabağına hepsi birden yemek için el uzattıkları gibi, sizin üzerinize kâfir milletler saldıracaklar. Hepsi birden saldıracaklar."
    "--(Ekılletin binâ yevmeizin yâ rasûlallah?) Ey Allah'ın Rasûlü, bu bildirdiğin hadise ne zaman olacak? Biz o zaman çok az olacağız da, bizim azlığımızdan dolayı mı düşman saldıracak üzerimize?.."
    "--Hayır! (Bel entüm kesîrûn) Belki siz çok olacaksınız o zaman; fakat size eski ümmetlerin iki hastalığı bulaşmış olacak. İki mühim hastalık bulaşmış olacak size, hasta olacaksınız. Hasta olunca saldıracaklar.
    İki hastalıktan birisi, (hubbüd-dünyâ) dünyayı sevmek... İkincisi, (kerâhiyetül-mevt) ölümden korkmak..."
    --E hocam, tabii değil mi bunlar, insan dünyayı sevmez mi? Boğaziçi'nde Emirgân var, çay içiliyor; Çamlıca var, manzarası güzel; köşkler, saraylar, lokantalar, canlı balık lokantası, kızartmalar, kebaplar, kaymaklar, mado dondurması, bilmem ne baklavası... vs.

    Eskiler dünyayı sevmiyorlardı, ahireti seviyorlardı. Dünyaya dalmıyorlardı, ahireti kazanmağa çalışıyorlardı. Dünyayı fedâ edip ahiretlerini ma'mûr etmeğe çalışıyorlardı. Eskiler böyleydi.
    Kim bu eskiler?... Peygamber SAS Efendimiz, sahabe-i kirâm efendilerimiz (Rıdvânullahi aleyhim ecmaîn), evliyâullah büyüklerimiz, selef-i sâlihînimiz, sâlih ecdâdımız böyleydi. Onlar dünyayı bizim gördüğümüz gibi görmüyorlardı. "Ne olacak, fâni dünya; ne kıymeti var?" diyorlardı.

    Yalan dünyasın, yalan dünyasın,
    Evliyâullàhı alan dünyasın!

    Yalan dünya ile ilgili Yunus'un ne güzel şiirleri var. Keşke tamamını bilsem de, şimdi okusam size... "Yalan dünyasın, inanmam sana, kanmam sana!" diyor. "Yalancı dünyasın, aldatırsın insanı; ondan sonra dönüp, uzaktan bakıp da gülersin, aldatıcısın!" diye dünyaya meyletmemişler.
    Ne yapmışlar bu adamlar?.. Bu mübarek adamlar, bu evliyâullah büyüklerimiz ne yapmışlar?.. Dünyalığı ahireti kazanmakta kullanmışlar.
    --Paran var mı?..
    --Var...
    Ne yapmış?.. Allah yolunda hayır, hasenât, çeşme, cami, köprü, su hayırı, yetimlere, dullara bakmak... vs. Ve her şeylerini ahiretini kazanmağa tevcih etmişler, dünyayı sevmemişler.
    Dünyanın bir gün elden gideceğini biliyorlardı, bir gün öleceklerini biliyorlardı. Kabre götürüp gömdükleri yakınları gibi, bir gün de sıranın kendilerine geleceğini unutmuyorlardı. Gaflete düşmüyorlardı, ahirete çalışıyorlardı.

    --E peki, müslümanların içinde zengin yok muydu?
    Vardı; Ebûbekr-i Sıddîk Efendimiz, Hazret-i Osmân-ı Zinnûreyn --radıyallàhu anhümâ-- zengin insanlardı, daha başka zenginler vardı. Tarih boyunca zengin insanlar olmuştur. Has müslümanlardan, cennetlik olduğu bilinen müslümanlardan zengin olanlar olmuştur. Ama onlar mallarını helâlden kazanıyorlardı, hayırlara harcıyorlardı. Gözleri dünya hırsıyla kanlanmamıştı, kapanmamıştı, kör olmamıştı; Allah yolunda masraf yapıyorlardı, Allah yolunda dünyalığı harcıyorlardı.
    Bir de ölümü istiyorlardı, gece gündüz dua edenleri var... Bir tanesi, Kitâbüş-Şifâ'nın sahibi Kàdı Iyâz Rahimehullah, şu zat diyor, ismini söylüyor; her akşam yatsı namazından sonra el açıp dua edermiş:
    "--Yâ Rabbi bâri bu akşam canımı al! Dün akşam almadın, hiç olmazsa bu akşam canımı al, şu Muhammed-i Mustafâ'ma kavuşayım, sevdiklerime kavuşayım, öldür beni yâ Rabbi!.. Kavuşayım, dayanamıyorum seviyorum; onlar ahirete gitti, ben de onların yanına gitmek istiyorum." diye dua edermiş.
    Ölümü temennî ederlermiş, ölümü isterlermiş. Ölümün hak yol üzere, kendileri ibadet ve tâatte iken olmasını isterlermiş. Onun için kılıcını kuşanır, eşine dostuna helâllik dilermiş, vedâ edermiş, gelirmiş bir ribata, bir kaleye yerleşirmiş. Ölümü istiyor, düşman gelirse çarpışacak, ölecek.

    Veya, "Yâ Rabbi, ben savaşa giriyorum; hayırlısıyla sen bana şehidliği nasib et!" diye savaşa girerlermiş. Savaştan gàlip çıkınca, sağlam çıkınca oturup köşede hüngür hüngür ağlarlarmış.
    Çanakkale Harbi'nde böyleleri var... Komutanın birisi bakıyor ki, iki askeri ağlıyor. Şöyle başbaşa vermişler, ağlaşıyorlar.
    "--Gelin bakayım buraya! Niye ağlıyorsunuz?" demiş.
    Ses yok... Çanakkale Harbi'nde bu, yakın zamanda.
    "--Yâhu, erkek adam ağlar mı, niye ağlıyorsunuz, ölümden mi korkuyorsunuz?"
    "--Yok komutanım!"
    "--Çoluk çocuğunuzu mu özlediniz, acı bir haber mi geldi?.."
    "--Yok komutanım!"
    "--Allah aşkına söyleyin, niye ağlıyorsunuz?" deyince; o zaman söylemek durumunda kalmışlar.
    Demişler ki:
    "--Komutanım biz buraya kefenlerimizi yanımıza alıp, Allah yolunda şehid olmağa geldik. Kaç çarpışmaya giriyoruz, hâlâ ölmedik. 'Acaba Allah bize şehidlik nasib etmeyecek mi, bizim bir kusurumuz mu var?' diye düşünüp ona ağlıyoruz." demişler.

    Dünya sevgisi yok, dünyaya metelik vermiyorlar, gerektiği zaman Allah yolunda vermelerinden belli... Bizim gibi böyle sımsıkı değiller, veriyorlar. İkincisi, ölümden korkmuyor, ölümü istiyor, temenni ediyor. İşte bu ikisi sıhhatli duygu, imanlı insanda sıhhatli alâmet bunlar... Hem dünyalığı sevmiyor, dünyalığı Allah yolunda verebiliyor, vaz geçebiliyor, fedâkârlık yapabiliyor; helâlinden kazandığ gibi hak yola harcamaktan çekinmiyor; hem de ölümden korkmuyor.
    Başkaları?.. Başkaları ölümden korkar. İnsanoğlu ölümden korkar. Hayvan da korkar, insan da korkar. Bütün canlılar canını korumak ister. Canını korumak istemesi tabiî, ölümden korkması tabiî... Aslan saldırınca ceylan kaçar. Bir kaçmaca, bir kovalamaca... Neden? Canından korkuyor. Canlılarda canını korumak içgüdüsü var, herkes canını korumağa çalışır; ama mü'mine gelince, mü'min canını vermeye çalışır. Allah yoluna canını vermeye çalışıyor.

    Dünyayı sevmek bir hastalıktır, ölümden korkmak ikinci bir hastalıktır. Bu iki hastalık geldiği zaman; siz dünyalığı sevdiğinizden, ölümden de korktuğunuzdan düşmanlar sizin üstünüze saldıracaklar, çullanacaklar.



  6. 18.Aralık.2011, 14:24
    3
    Moderatör
    Alıntı
    selamün aleyküm benim sorum ülkemizde neden müslümanların çogunlugu fakirdir camilere genelde hep fakirler geliyor zenginler mühitler hep alışveriş merkezlerini dolduruyor fakirler camii leri büyük alısveris merkezleri lüx arabalarla dolu park yeri bulamıyorlar fakirler emekliler işsizler camiye bunun sebebi nedir ?neden zenginler camiye gitmez camiye giden neden rahat bir yaşam sürmez?
    Alıntı
    islam aleminin maddi fakirliği sorusunu cevaplayacak kimse yokmu?
    ve aleykumusselam.
    Camiye gelen müslümanların çoğunlu fakirdir demek doğru değil.
    Ama müslümanlar, dünyaya verdikleri değeri dinlerine vermedikleri doğrudur.

    TIKLA: Müslümanların Fakir Hale Düştüklerinin Sebebleri Nelerdir? Sebebi Müslümanların Terk-i Dünyadan Gelen Tembelliklerimidir


    Alıntı
    Peygamber Efendimiz diyor ki:
    "--Sizin üzerinize ümmetler, yemek yiyenlerin çanağa kaşık üşüştürdükleri gibi, pilava kaşık salladıkları gibi, yemeğin tabağına hepsi birden yemek için el uzattıkları gibi, sizin üzerinize kâfir milletler saldıracaklar. Hepsi birden saldıracaklar."
    "--(Ekılletin binâ yevmeizin yâ rasûlallah?) Ey Allah'ın Rasûlü, bu bildirdiğin hadise ne zaman olacak? Biz o zaman çok az olacağız da, bizim azlığımızdan dolayı mı düşman saldıracak üzerimize?.."
    "--Hayır! (Bel entüm kesîrûn) Belki siz çok olacaksınız o zaman; fakat size eski ümmetlerin iki hastalığı bulaşmış olacak. İki mühim hastalık bulaşmış olacak size, hasta olacaksınız. Hasta olunca saldıracaklar.
    İki hastalıktan birisi, (hubbüd-dünyâ) dünyayı sevmek... İkincisi, (kerâhiyetül-mevt) ölümden korkmak..."
    --E hocam, tabii değil mi bunlar, insan dünyayı sevmez mi? Boğaziçi'nde Emirgân var, çay içiliyor; Çamlıca var, manzarası güzel; köşkler, saraylar, lokantalar, canlı balık lokantası, kızartmalar, kebaplar, kaymaklar, mado dondurması, bilmem ne baklavası... vs.

    Eskiler dünyayı sevmiyorlardı, ahireti seviyorlardı. Dünyaya dalmıyorlardı, ahireti kazanmağa çalışıyorlardı. Dünyayı fedâ edip ahiretlerini ma'mûr etmeğe çalışıyorlardı. Eskiler böyleydi.
    Kim bu eskiler?... Peygamber SAS Efendimiz, sahabe-i kirâm efendilerimiz (Rıdvânullahi aleyhim ecmaîn), evliyâullah büyüklerimiz, selef-i sâlihînimiz, sâlih ecdâdımız böyleydi. Onlar dünyayı bizim gördüğümüz gibi görmüyorlardı. "Ne olacak, fâni dünya; ne kıymeti var?" diyorlardı.

    Yalan dünyasın, yalan dünyasın,
    Evliyâullàhı alan dünyasın!

    Yalan dünya ile ilgili Yunus'un ne güzel şiirleri var. Keşke tamamını bilsem de, şimdi okusam size... "Yalan dünyasın, inanmam sana, kanmam sana!" diyor. "Yalancı dünyasın, aldatırsın insanı; ondan sonra dönüp, uzaktan bakıp da gülersin, aldatıcısın!" diye dünyaya meyletmemişler.
    Ne yapmışlar bu adamlar?.. Bu mübarek adamlar, bu evliyâullah büyüklerimiz ne yapmışlar?.. Dünyalığı ahireti kazanmakta kullanmışlar.
    --Paran var mı?..
    --Var...
    Ne yapmış?.. Allah yolunda hayır, hasenât, çeşme, cami, köprü, su hayırı, yetimlere, dullara bakmak... vs. Ve her şeylerini ahiretini kazanmağa tevcih etmişler, dünyayı sevmemişler.
    Dünyanın bir gün elden gideceğini biliyorlardı, bir gün öleceklerini biliyorlardı. Kabre götürüp gömdükleri yakınları gibi, bir gün de sıranın kendilerine geleceğini unutmuyorlardı. Gaflete düşmüyorlardı, ahirete çalışıyorlardı.

    --E peki, müslümanların içinde zengin yok muydu?
    Vardı; Ebûbekr-i Sıddîk Efendimiz, Hazret-i Osmân-ı Zinnûreyn --radıyallàhu anhümâ-- zengin insanlardı, daha başka zenginler vardı. Tarih boyunca zengin insanlar olmuştur. Has müslümanlardan, cennetlik olduğu bilinen müslümanlardan zengin olanlar olmuştur. Ama onlar mallarını helâlden kazanıyorlardı, hayırlara harcıyorlardı. Gözleri dünya hırsıyla kanlanmamıştı, kapanmamıştı, kör olmamıştı; Allah yolunda masraf yapıyorlardı, Allah yolunda dünyalığı harcıyorlardı.
    Bir de ölümü istiyorlardı, gece gündüz dua edenleri var... Bir tanesi, Kitâbüş-Şifâ'nın sahibi Kàdı Iyâz Rahimehullah, şu zat diyor, ismini söylüyor; her akşam yatsı namazından sonra el açıp dua edermiş:
    "--Yâ Rabbi bâri bu akşam canımı al! Dün akşam almadın, hiç olmazsa bu akşam canımı al, şu Muhammed-i Mustafâ'ma kavuşayım, sevdiklerime kavuşayım, öldür beni yâ Rabbi!.. Kavuşayım, dayanamıyorum seviyorum; onlar ahirete gitti, ben de onların yanına gitmek istiyorum." diye dua edermiş.
    Ölümü temennî ederlermiş, ölümü isterlermiş. Ölümün hak yol üzere, kendileri ibadet ve tâatte iken olmasını isterlermiş. Onun için kılıcını kuşanır, eşine dostuna helâllik dilermiş, vedâ edermiş, gelirmiş bir ribata, bir kaleye yerleşirmiş. Ölümü istiyor, düşman gelirse çarpışacak, ölecek.

    Veya, "Yâ Rabbi, ben savaşa giriyorum; hayırlısıyla sen bana şehidliği nasib et!" diye savaşa girerlermiş. Savaştan gàlip çıkınca, sağlam çıkınca oturup köşede hüngür hüngür ağlarlarmış.
    Çanakkale Harbi'nde böyleleri var... Komutanın birisi bakıyor ki, iki askeri ağlıyor. Şöyle başbaşa vermişler, ağlaşıyorlar.
    "--Gelin bakayım buraya! Niye ağlıyorsunuz?" demiş.
    Ses yok... Çanakkale Harbi'nde bu, yakın zamanda.
    "--Yâhu, erkek adam ağlar mı, niye ağlıyorsunuz, ölümden mi korkuyorsunuz?"
    "--Yok komutanım!"
    "--Çoluk çocuğunuzu mu özlediniz, acı bir haber mi geldi?.."
    "--Yok komutanım!"
    "--Allah aşkına söyleyin, niye ağlıyorsunuz?" deyince; o zaman söylemek durumunda kalmışlar.
    Demişler ki:
    "--Komutanım biz buraya kefenlerimizi yanımıza alıp, Allah yolunda şehid olmağa geldik. Kaç çarpışmaya giriyoruz, hâlâ ölmedik. 'Acaba Allah bize şehidlik nasib etmeyecek mi, bizim bir kusurumuz mu var?' diye düşünüp ona ağlıyoruz." demişler.

    Dünya sevgisi yok, dünyaya metelik vermiyorlar, gerektiği zaman Allah yolunda vermelerinden belli... Bizim gibi böyle sımsıkı değiller, veriyorlar. İkincisi, ölümden korkmuyor, ölümü istiyor, temenni ediyor. İşte bu ikisi sıhhatli duygu, imanlı insanda sıhhatli alâmet bunlar... Hem dünyalığı sevmiyor, dünyalığı Allah yolunda verebiliyor, vaz geçebiliyor, fedâkârlık yapabiliyor; helâlinden kazandığ gibi hak yola harcamaktan çekinmiyor; hem de ölümden korkmuyor.
    Başkaları?.. Başkaları ölümden korkar. İnsanoğlu ölümden korkar. Hayvan da korkar, insan da korkar. Bütün canlılar canını korumak ister. Canını korumak istemesi tabiî, ölümden korkması tabiî... Aslan saldırınca ceylan kaçar. Bir kaçmaca, bir kovalamaca... Neden? Canından korkuyor. Canlılarda canını korumak içgüdüsü var, herkes canını korumağa çalışır; ama mü'mine gelince, mü'min canını vermeye çalışır. Allah yoluna canını vermeye çalışıyor.

    Dünyayı sevmek bir hastalıktır, ölümden korkmak ikinci bir hastalıktır. Bu iki hastalık geldiği zaman; siz dünyalığı sevdiğinizden, ölümden de korktuğunuzdan düşmanlar sizin üstünüze saldıracaklar, çullanacaklar.






+ Yorum Gönder