Konusunu Oylayın.: Çocuk ve Şiddet

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Çocuk ve Şiddet
  1. 17.Aralık.2011, 01:24
    1
    Misafir

    Çocuk ve Şiddet

  2. 17.Aralık.2011, 01:48
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Çocuk ve Şiddet




    ÇOCUK VE ŞİDDET
    DR. ÖMER MENEKŞE
    DİYANET AYLIK DERGİ ŞUBAT 2005

    Şiddet; fiziksel, sözel ve duygusal olarak muhatabı sindirme, yıpratma, acı çektirme ve baskı altına alma, başkasına zarar verme veya yaralamaya yönelik davranış biçimleridir.
    Şiddet; hemen her yaştan insanın ruh sağlığını ciddî biçimde yıprattığı gibi, çocuklar açısından da bakıldığında baş edilebilmesi çok daha zor bir olaydır. Öyle ki, günümüzde yaygınlaşan savaş, şiddet ve kötü muamele, dünyada milyonlarca çocuğu bir“şiddet kültürü” ile karşı karşıya bırakmaktadır. Dünyanın birçok yerinde çocuklar; okulda, evde, sokakta, kreş, yuva ve bakım evlerinde şiddetin çeşitli şekillerine maruz kalmaktadırlar. Kendilerine karşı uygulanan şiddet, onların bedensel, zihinsel ya da ruhsal sağlıklarına zarar vermekte, gelişimlerini engellemektedir.
    Çocuğa uygulanan yaygın şiddet: Dayak
    Çocuklara uygulanan şiddetin başında fiziksel şiddet, dayak gelmektedir.
    Fiziksel şiddet; çocuğun ve gencin, anne-babası ve diğer yetişkinler tarafından bedensel olarak örselenmesidir.
    Dayak çoğunlukla, yetişkinin öfkesi sonucunda çocuğa uygulanır. Çocuğun yaptığı herhangi bir davranış, yetişkini öfkelendirir ve dayak gerçekleşir. Bazı anne-babalar, dayağın çocuk eğitiminde gerekli bir yöntem olduğunu düşünürler. Çünkü, onlar da kendi anne ve babalarından öyle görmüşlerdir. Çocuklarını dövdükleri için hiç rahatsızlık duymazlar. Bazı anne-babalar da dövdükten bir süre sonra yaptıklarından pişmanlık duyar, çocuğa sarılır, öper, hatta özür dilerler. Çocuk, canı yandığı, incitildiği için öfke duyar, ama bunu ifade edemez; çünkü, bunu ona yapan annesi, babası ya da bir biçimde bağımlı olduğu bir başka yetişkindir. Onlara duyduğu sevgi ile onların kendi ruhunda yarattığı hasarı birbiriyle uzlaştıramaz. Bunun sonucunda da öfkeyi kendine yöneltir.
    Çocuğun fiziksel olarak istismar edilmesi, onun duygusal bakımdan da hasara uğramasına neden olmaktadır. Bu istismar, çocuğun gelişiminin bütün yönlerini etkilemekte ve bu etki yetişkinlik dönemin-de de devam etmektedir. (Bkz. Neriman Aral, Fiziksel İstismar ve Çocuk, Tekışık Veb Ofset Tesisleri, Ankara, 1997; Yasemin Karaman Kepenekçi, “Okullarda Çocukların Fiziksel İstismarı”, Öğretmen Dünyası, 1996, sy.194, s.14-16)
    Duygusal istismar
    Çocuğa uygulanan şiddet genellikle fiziksel olabileceği gibi, bazen duygusal içerik de taşıyabilir.
    Çocuğun sevilmemesi, ihtiyacı olan duygusal ilgi ve yakınlığın ona gösterilmemesi, hor görülmesi, aşağılanması, sık sık eleştirilmesi, başarılarının görmezlikten gelinmesi, yalnız bırakılması, korkutulması, kendini ve duygularını ifade etmesine fırsat verilmemesi, ihmal edilmesi, kardeşler arasında ayırım yapılması duygusal istismardır. Duygusal anlamda istismar edilmiş çocuklarda, kaygı, içe kapanma hâli, depresyon, özgüven eksikliği, korku tepkileri görülebileceği gibi saldırganlık ve kendine, çevreye zarar verici davranışlar da görülebilir.
    Yapılan araştırmalar, bireylerin çocukluklarında maruz kaldıkları zedeleyici anne baba tavırlarının, yetişkinlik döneminde ruh sağlığı açısından belirleyici olduğunu göstermektedir. Yine duygusal kötü muamele, çocuğun kişiliğinde ve duygusal yapısında önemli psikolojik çöküntülere, ciddî tahribatlara yol açabilmekte, hatta bu tahribat sadece şiddetin yaşandığı dönem ile sınırlı kalmamakta, belki de bir ömre damgasını vurmaktadır. (Fatoş Erkman, “Çocukların Duygusal Ezimi” Çocuk İstismarı ve İhmali, Çocukların Kötü Muameleden Korunması 1. Ulusal Kongresi, Ankara, 1991)
    Şiddet öğrenilebilen bir davranıştır.
    Çocuk ve şiddetten bahsedilince, genellikle akla ilk olarak çocuğa uygulanan şiddet gelir. Oysa çocuk şiddete tanıklık ettiğinde de, kendisine şiddet uygulanmış kadar zarar görür.
    Aile içinde baskıya, korkutmaya, yıldırmaya, suçlamaya, dayağa dayalı şiddet davranışlarının görülmesi, çocuk tarafından aynı davranışların kolayca benimsenmesine yol açmaktadır
    Şiddete maruz kalan çocuklarda şiddet eğilimleri belirmekte ve bu eğilim, kişilik özelliği olarak ortaya çıkmaktadır. Anne-baba bu konuda çocukları için kendilerinin bir model olduğunu bilmeli, onların ruhsal yapılarını, kişisel gelişimlerini olumsuz etkileyebilecek davranışlara şahit olmamalarına dikkat etmeli, şiddete maruz kalan çocuklar kadar şiddete tanıklık eden çocukların da bu durumdan etkilenip, fiziksel ve psikolojik bir çok sorun yaşadıklarını unutmamalıdırlar. Zira şiddet ortamında yetişen çocuklar, özgüvenini kaybetmiş, gelecek konusundaki beklenti düzeyleri düşük, çevreye ve okula karşı ilgisiz, ilaç ya da alkol bağımlısı, kavga etmeye ve suç işlemeye elverişli birer birey olmaktadırlar. (Kadriye Yurdakök, “Çocuk İstismarı ve İhmali”, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi, sy. 42, s. 263-270, Ankara 1999; http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocukistismarive- Onlenmesi .doc)
    Şiddet görenlerdeki davranış bozuklukları:
    Şiddet sebebiyle biyolojik, psikolojik ve sosyal hâli bozulan, umutları öğütülen ve zamanla tükenen çocuklar, aile ortamında özgür nefes alamadığını, mahrumiyetler yaşadığını düşünerek, hayatla ilgili özlemlerini dışarıda soluklamak istemekte ve böylelikle kaçıp kurtulacağını zannederek evi terk edebilmektedirler.
    Nitekim yapılan araştırmalarda, şiddete uğrayan çocuklarda ciddî sağlık sorunlarının yanı sıra uyuşturucu ve madde bağımlılığı, intihar girişimi, yasa dışı davranış eğilimi, okulda devamsızlık ve eğitimini yarıda bırakma gibi eğilimlerin yüksek oranlarda olduğu görülmüştür. (Aile İçinde ve Toplumsal Alanda Şiddet, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Ankara, 1997, s. 19) Bu çocuklar bazen kendine zarar vermeyi bir çözüm olarak görebilmekte ya da ilerleyen dönemlerde bir şiddet uygulayıcısı olarak hayatlarını sürdürmektedirler. Pekiştirme yoluyla yerleşen davranışlar bir kişilik özelliği hâline dönüşmekte, böylelikle şiddet uygulayan yeni nesiller ortaya çıkmaktadır. “Allah belanı versin”, “gebertirim seni” gibi şiddet içeren sözlerle, sürekli azarlanan bazen tokatlanan çocuklar, acılarını, öfkelerini başka kişiler veya başka nesnelere yansıtmaktadırlar.
    Hitler’in “Kavgam” adlı kitabını inceleyen ve alıntılar yapan Alice Miller, çocukluk çağında Hitler’in, anne babası ve dört kardeşiyle, iki odalı bodrum katında yaşadığını; babası tarafından köpek gibi ıslıkla çağrıldığını, babası ve üvey babası tarafından kamçıyla dövüldüğünü, on bir yaşında evden kaçtığını, çocukken babasından çok dayak yediğini, zamanla dayağın verdiği acılara duyarsız, sessiz kaldığını anlatan Hitler’in, gurur ve övgüyle söz ettiği çocukluk çağının etkisiyle, Alman ulusuna ve gençlere saldırganlık içeren mesajlar verdiğini, İkinci Dünya Savaşı ve sonrasıyla, dünyaya “şiddet çağı” yaşattığını vurgulamaktadır. (Özcan Köknel, Bireysel ve Toplumsal Alanda Şiddet, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, 1996, s.149)
    İslâm şiddeti reddeder.
    Barış, emniyet, anlaşma ve uzlaşma gibi anlamlara gelen İslâm; huzurlu ve barış içerisinde bir toplum oluşturmayı gaye edinmiştir. Her vesile ile iyiliği, güzelliği, sevgiyi, kardeşliği, merhamet ve adaleti, öfkeyi yenmeyi; kısacası insanlığın yararına olacak her türlü sosyal ve ahlakî prensipleri emir ve tavsiye etmiş, şiddet yoluyla insanlara fiilî saldırıda bulunmayı, işkence yapmayı veya daha da kötüsü onların hayat haklarını ellerinden almayı yasaklamıştır. Ayrıca şiddet uygulamak bir yana, insanların şeref ve onuruyla oynamayı, haysiyetlerini rencide etmeyi, onlarla alay etmeyi, küçümsemeyi bile yasaklamıştır. Nitekim Hz. Peygamber: “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere –bütün canlılara- merhamet edin ki, göktekiler de –Allah ve melekler- size merhamet etsin.” (Ebû Dâvud, Edeb, 58); “Müslüman, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği, insanların her konuda kendisinden emin oldukları kimsedir.” (Tirmizi, İman,12) buyurarak, şiddetin panzehiri hükmündeki prensipleri ortaya koymuştur.
    Şiddetin şiddetle karşılık bulduğu, şiddetin daha çok kadınlara ve çocuklara yöneldiği, insanlığı derinden yaralayıp onları geleceğe dair ciddî bir karamsarlığa ve endişeye sevk ettiği günümüzde, İslâm’ın bu prensipleri daha da önem kazanmaktadır.
    Hz. Peygamber ve çocuk
    Sevgili Peygamberimiz, çocuğu bütün yönleriyle ele alan, sevgiyi, şefkati ve hoşgörüyü onların eğitiminin başına yerleştiren, severek eğiten bir eğitimcidir.
    Çocuklar, Allah Resûlü’nde en güzel davranış şekillerini görmüşlerdi. O, çocuklarla şakalaşır, onların gelişim düzeylerine uygun şekilde davranırdı.
    Rafi b. Amri’l-Gıfari anlatıyor: “Henüz çocuk iken bir hurma ağacı taşlamıştım. Beni Resûlullah’a götürdüler. “Hurmayı niçin taşladın yavrum?” diye sordu. Ben, “Yemek için” deyince, Resûlullah: “Yavrum bir daha hurmayı taşlama, altına düşenlerden ye” buyurdu. Sonra başımı okşadı. “Allah’ım bu yavrunun karnını doyur” diyerek dua etti.” (İbn Mâce, Ticaret, 67)
    Görüldüğü gibi Peygamberimiz, çocuğu azarlamamış, ona herhangi bir şiddet uygulamamış, önce çocuğa sevgi dolu ifadelerle yaklaşıp davranışının sebebini sormuş, bunu öğrendikten sonra da alternatif göstererek, ona nasıl davranması gerektiği konusunda yol göstermiştir. Bu çok önemli bir terbiye şeklidir.
    Bu açıdan baktığımızda, Hz. Peygamber’i kusursuz bir örnek olarak görmekteyiz. Nitekim o, ahlâkî güzellikleri kendi hayatında fiilî olarak uygulamış, öylesine güzel bir örnek tablo ortaya koymuştur ki, bu tabloya tanık olan ve bu güzel örneği görerek yetişen çocuk sahabeler, tarihin kaydettiği en mükemmel nesli oluşturmuşlardır.
    Çocuk iken yaklaşık on yıl kadar Hz. Peygamber’in terbiyesi altında yetişmiş bulunan Enes (r.a.), anlattığına göre, Peygamberimiz, ona yapmaması gerektiği halde yaptığı bir iş için, “Niye bunu böyle yaptın!” veya yapması gerektiği halde yapmadığı bir şey için de, “Niye bunu yapmadın!” şeklinde hiçbir sözlü uyarıda bulunmamış, bunun yerine model olacak davranış örnekleri sergileyerek, yepyeni ve kalıcı eğitim modeli bırakmıştır. (Müslim, Fezail, 51)
    Bütün bu örnekler, Peygamberimizin çocuklara nasıl davrandığını dolayısıyla da bizim nasıl davranmamız gerektiğini göstermektedir. Bize düşen; geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza sevgiyle yaklaşmak, onlara örnek davranışlar sergilemek ve onlara karşı görevlerimizi yerine getirmektir.
    Çocuk ve sevgi
    Eğitim pedagojisi açısından bakıldığında hiç şüphesiz, çocuklar üzerinde sözlü uyarılardan daha çok davranışlar etkilidir. Çünkü çocuk kendisine nasıl davranılıyorsa onu öğrenir. Özellikle küçük çocuklar gözledikleri davranışları taklit etme eğilimindedirler. Bir davranışın uygun olup olmadığını ayırt etme kabiliyetine de sahip olmayabilirler. Yetişkinlerin saldırgan davranışlarını da taklit ederler. Bu itibarla şiddet ve şiddete baş vurma davranışı aynı zamanda öğrenilen, model alınan ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir davranış şeklidir.
    Unutmayalım ki, biz çocuklarımıza nasıl davranıyorsak, çocuklarımız da davranış olarak bizden onları öğrenecektir.


  3. 17.Aralık.2011, 01:48
    2
    Moderatör



    ÇOCUK VE ŞİDDET
    DR. ÖMER MENEKŞE
    DİYANET AYLIK DERGİ ŞUBAT 2005

    Şiddet; fiziksel, sözel ve duygusal olarak muhatabı sindirme, yıpratma, acı çektirme ve baskı altına alma, başkasına zarar verme veya yaralamaya yönelik davranış biçimleridir.
    Şiddet; hemen her yaştan insanın ruh sağlığını ciddî biçimde yıprattığı gibi, çocuklar açısından da bakıldığında baş edilebilmesi çok daha zor bir olaydır. Öyle ki, günümüzde yaygınlaşan savaş, şiddet ve kötü muamele, dünyada milyonlarca çocuğu bir“şiddet kültürü” ile karşı karşıya bırakmaktadır. Dünyanın birçok yerinde çocuklar; okulda, evde, sokakta, kreş, yuva ve bakım evlerinde şiddetin çeşitli şekillerine maruz kalmaktadırlar. Kendilerine karşı uygulanan şiddet, onların bedensel, zihinsel ya da ruhsal sağlıklarına zarar vermekte, gelişimlerini engellemektedir.
    Çocuğa uygulanan yaygın şiddet: Dayak
    Çocuklara uygulanan şiddetin başında fiziksel şiddet, dayak gelmektedir.
    Fiziksel şiddet; çocuğun ve gencin, anne-babası ve diğer yetişkinler tarafından bedensel olarak örselenmesidir.
    Dayak çoğunlukla, yetişkinin öfkesi sonucunda çocuğa uygulanır. Çocuğun yaptığı herhangi bir davranış, yetişkini öfkelendirir ve dayak gerçekleşir. Bazı anne-babalar, dayağın çocuk eğitiminde gerekli bir yöntem olduğunu düşünürler. Çünkü, onlar da kendi anne ve babalarından öyle görmüşlerdir. Çocuklarını dövdükleri için hiç rahatsızlık duymazlar. Bazı anne-babalar da dövdükten bir süre sonra yaptıklarından pişmanlık duyar, çocuğa sarılır, öper, hatta özür dilerler. Çocuk, canı yandığı, incitildiği için öfke duyar, ama bunu ifade edemez; çünkü, bunu ona yapan annesi, babası ya da bir biçimde bağımlı olduğu bir başka yetişkindir. Onlara duyduğu sevgi ile onların kendi ruhunda yarattığı hasarı birbiriyle uzlaştıramaz. Bunun sonucunda da öfkeyi kendine yöneltir.
    Çocuğun fiziksel olarak istismar edilmesi, onun duygusal bakımdan da hasara uğramasına neden olmaktadır. Bu istismar, çocuğun gelişiminin bütün yönlerini etkilemekte ve bu etki yetişkinlik dönemin-de de devam etmektedir. (Bkz. Neriman Aral, Fiziksel İstismar ve Çocuk, Tekışık Veb Ofset Tesisleri, Ankara, 1997; Yasemin Karaman Kepenekçi, “Okullarda Çocukların Fiziksel İstismarı”, Öğretmen Dünyası, 1996, sy.194, s.14-16)
    Duygusal istismar
    Çocuğa uygulanan şiddet genellikle fiziksel olabileceği gibi, bazen duygusal içerik de taşıyabilir.
    Çocuğun sevilmemesi, ihtiyacı olan duygusal ilgi ve yakınlığın ona gösterilmemesi, hor görülmesi, aşağılanması, sık sık eleştirilmesi, başarılarının görmezlikten gelinmesi, yalnız bırakılması, korkutulması, kendini ve duygularını ifade etmesine fırsat verilmemesi, ihmal edilmesi, kardeşler arasında ayırım yapılması duygusal istismardır. Duygusal anlamda istismar edilmiş çocuklarda, kaygı, içe kapanma hâli, depresyon, özgüven eksikliği, korku tepkileri görülebileceği gibi saldırganlık ve kendine, çevreye zarar verici davranışlar da görülebilir.
    Yapılan araştırmalar, bireylerin çocukluklarında maruz kaldıkları zedeleyici anne baba tavırlarının, yetişkinlik döneminde ruh sağlığı açısından belirleyici olduğunu göstermektedir. Yine duygusal kötü muamele, çocuğun kişiliğinde ve duygusal yapısında önemli psikolojik çöküntülere, ciddî tahribatlara yol açabilmekte, hatta bu tahribat sadece şiddetin yaşandığı dönem ile sınırlı kalmamakta, belki de bir ömre damgasını vurmaktadır. (Fatoş Erkman, “Çocukların Duygusal Ezimi” Çocuk İstismarı ve İhmali, Çocukların Kötü Muameleden Korunması 1. Ulusal Kongresi, Ankara, 1991)
    Şiddet öğrenilebilen bir davranıştır.
    Çocuk ve şiddetten bahsedilince, genellikle akla ilk olarak çocuğa uygulanan şiddet gelir. Oysa çocuk şiddete tanıklık ettiğinde de, kendisine şiddet uygulanmış kadar zarar görür.
    Aile içinde baskıya, korkutmaya, yıldırmaya, suçlamaya, dayağa dayalı şiddet davranışlarının görülmesi, çocuk tarafından aynı davranışların kolayca benimsenmesine yol açmaktadır
    Şiddete maruz kalan çocuklarda şiddet eğilimleri belirmekte ve bu eğilim, kişilik özelliği olarak ortaya çıkmaktadır. Anne-baba bu konuda çocukları için kendilerinin bir model olduğunu bilmeli, onların ruhsal yapılarını, kişisel gelişimlerini olumsuz etkileyebilecek davranışlara şahit olmamalarına dikkat etmeli, şiddete maruz kalan çocuklar kadar şiddete tanıklık eden çocukların da bu durumdan etkilenip, fiziksel ve psikolojik bir çok sorun yaşadıklarını unutmamalıdırlar. Zira şiddet ortamında yetişen çocuklar, özgüvenini kaybetmiş, gelecek konusundaki beklenti düzeyleri düşük, çevreye ve okula karşı ilgisiz, ilaç ya da alkol bağımlısı, kavga etmeye ve suç işlemeye elverişli birer birey olmaktadırlar. (Kadriye Yurdakök, “Çocuk İstismarı ve İhmali”, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi, sy. 42, s. 263-270, Ankara 1999; http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocukistismarive- Onlenmesi .doc)
    Şiddet görenlerdeki davranış bozuklukları:
    Şiddet sebebiyle biyolojik, psikolojik ve sosyal hâli bozulan, umutları öğütülen ve zamanla tükenen çocuklar, aile ortamında özgür nefes alamadığını, mahrumiyetler yaşadığını düşünerek, hayatla ilgili özlemlerini dışarıda soluklamak istemekte ve böylelikle kaçıp kurtulacağını zannederek evi terk edebilmektedirler.
    Nitekim yapılan araştırmalarda, şiddete uğrayan çocuklarda ciddî sağlık sorunlarının yanı sıra uyuşturucu ve madde bağımlılığı, intihar girişimi, yasa dışı davranış eğilimi, okulda devamsızlık ve eğitimini yarıda bırakma gibi eğilimlerin yüksek oranlarda olduğu görülmüştür. (Aile İçinde ve Toplumsal Alanda Şiddet, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Ankara, 1997, s. 19) Bu çocuklar bazen kendine zarar vermeyi bir çözüm olarak görebilmekte ya da ilerleyen dönemlerde bir şiddet uygulayıcısı olarak hayatlarını sürdürmektedirler. Pekiştirme yoluyla yerleşen davranışlar bir kişilik özelliği hâline dönüşmekte, böylelikle şiddet uygulayan yeni nesiller ortaya çıkmaktadır. “Allah belanı versin”, “gebertirim seni” gibi şiddet içeren sözlerle, sürekli azarlanan bazen tokatlanan çocuklar, acılarını, öfkelerini başka kişiler veya başka nesnelere yansıtmaktadırlar.
    Hitler’in “Kavgam” adlı kitabını inceleyen ve alıntılar yapan Alice Miller, çocukluk çağında Hitler’in, anne babası ve dört kardeşiyle, iki odalı bodrum katında yaşadığını; babası tarafından köpek gibi ıslıkla çağrıldığını, babası ve üvey babası tarafından kamçıyla dövüldüğünü, on bir yaşında evden kaçtığını, çocukken babasından çok dayak yediğini, zamanla dayağın verdiği acılara duyarsız, sessiz kaldığını anlatan Hitler’in, gurur ve övgüyle söz ettiği çocukluk çağının etkisiyle, Alman ulusuna ve gençlere saldırganlık içeren mesajlar verdiğini, İkinci Dünya Savaşı ve sonrasıyla, dünyaya “şiddet çağı” yaşattığını vurgulamaktadır. (Özcan Köknel, Bireysel ve Toplumsal Alanda Şiddet, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, 1996, s.149)
    İslâm şiddeti reddeder.
    Barış, emniyet, anlaşma ve uzlaşma gibi anlamlara gelen İslâm; huzurlu ve barış içerisinde bir toplum oluşturmayı gaye edinmiştir. Her vesile ile iyiliği, güzelliği, sevgiyi, kardeşliği, merhamet ve adaleti, öfkeyi yenmeyi; kısacası insanlığın yararına olacak her türlü sosyal ve ahlakî prensipleri emir ve tavsiye etmiş, şiddet yoluyla insanlara fiilî saldırıda bulunmayı, işkence yapmayı veya daha da kötüsü onların hayat haklarını ellerinden almayı yasaklamıştır. Ayrıca şiddet uygulamak bir yana, insanların şeref ve onuruyla oynamayı, haysiyetlerini rencide etmeyi, onlarla alay etmeyi, küçümsemeyi bile yasaklamıştır. Nitekim Hz. Peygamber: “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere –bütün canlılara- merhamet edin ki, göktekiler de –Allah ve melekler- size merhamet etsin.” (Ebû Dâvud, Edeb, 58); “Müslüman, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği, insanların her konuda kendisinden emin oldukları kimsedir.” (Tirmizi, İman,12) buyurarak, şiddetin panzehiri hükmündeki prensipleri ortaya koymuştur.
    Şiddetin şiddetle karşılık bulduğu, şiddetin daha çok kadınlara ve çocuklara yöneldiği, insanlığı derinden yaralayıp onları geleceğe dair ciddî bir karamsarlığa ve endişeye sevk ettiği günümüzde, İslâm’ın bu prensipleri daha da önem kazanmaktadır.
    Hz. Peygamber ve çocuk
    Sevgili Peygamberimiz, çocuğu bütün yönleriyle ele alan, sevgiyi, şefkati ve hoşgörüyü onların eğitiminin başına yerleştiren, severek eğiten bir eğitimcidir.
    Çocuklar, Allah Resûlü’nde en güzel davranış şekillerini görmüşlerdi. O, çocuklarla şakalaşır, onların gelişim düzeylerine uygun şekilde davranırdı.
    Rafi b. Amri’l-Gıfari anlatıyor: “Henüz çocuk iken bir hurma ağacı taşlamıştım. Beni Resûlullah’a götürdüler. “Hurmayı niçin taşladın yavrum?” diye sordu. Ben, “Yemek için” deyince, Resûlullah: “Yavrum bir daha hurmayı taşlama, altına düşenlerden ye” buyurdu. Sonra başımı okşadı. “Allah’ım bu yavrunun karnını doyur” diyerek dua etti.” (İbn Mâce, Ticaret, 67)
    Görüldüğü gibi Peygamberimiz, çocuğu azarlamamış, ona herhangi bir şiddet uygulamamış, önce çocuğa sevgi dolu ifadelerle yaklaşıp davranışının sebebini sormuş, bunu öğrendikten sonra da alternatif göstererek, ona nasıl davranması gerektiği konusunda yol göstermiştir. Bu çok önemli bir terbiye şeklidir.
    Bu açıdan baktığımızda, Hz. Peygamber’i kusursuz bir örnek olarak görmekteyiz. Nitekim o, ahlâkî güzellikleri kendi hayatında fiilî olarak uygulamış, öylesine güzel bir örnek tablo ortaya koymuştur ki, bu tabloya tanık olan ve bu güzel örneği görerek yetişen çocuk sahabeler, tarihin kaydettiği en mükemmel nesli oluşturmuşlardır.
    Çocuk iken yaklaşık on yıl kadar Hz. Peygamber’in terbiyesi altında yetişmiş bulunan Enes (r.a.), anlattığına göre, Peygamberimiz, ona yapmaması gerektiği halde yaptığı bir iş için, “Niye bunu böyle yaptın!” veya yapması gerektiği halde yapmadığı bir şey için de, “Niye bunu yapmadın!” şeklinde hiçbir sözlü uyarıda bulunmamış, bunun yerine model olacak davranış örnekleri sergileyerek, yepyeni ve kalıcı eğitim modeli bırakmıştır. (Müslim, Fezail, 51)
    Bütün bu örnekler, Peygamberimizin çocuklara nasıl davrandığını dolayısıyla da bizim nasıl davranmamız gerektiğini göstermektedir. Bize düşen; geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza sevgiyle yaklaşmak, onlara örnek davranışlar sergilemek ve onlara karşı görevlerimizi yerine getirmektir.
    Çocuk ve sevgi
    Eğitim pedagojisi açısından bakıldığında hiç şüphesiz, çocuklar üzerinde sözlü uyarılardan daha çok davranışlar etkilidir. Çünkü çocuk kendisine nasıl davranılıyorsa onu öğrenir. Özellikle küçük çocuklar gözledikleri davranışları taklit etme eğilimindedirler. Bir davranışın uygun olup olmadığını ayırt etme kabiliyetine de sahip olmayabilirler. Yetişkinlerin saldırgan davranışlarını da taklit ederler. Bu itibarla şiddet ve şiddete baş vurma davranışı aynı zamanda öğrenilen, model alınan ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir davranış şeklidir.
    Unutmayalım ki, biz çocuklarımıza nasıl davranıyorsak, çocuklarımız da davranış olarak bizden onları öğrenecektir.





+ Yorum Gönder