Konusunu Oylayın.: Hz.Peygamber ve Çocuklar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz.Peygamber ve Çocuklar
  1. 17.Aralık.2011, 01:23
    1
    Misafir

    Hz.Peygamber ve Çocuklar

  2. 17.Aralık.2011, 01:50
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,640
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hz.Peygamber ve Çocuklar




    PROF. DR. MEHMET EMİN AY
    ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ
    DİYANET AYLIK DERGİ NİSAN 2005

    HZ. PEYGAMBER VE ÇOCUKLAR

    Bu makale, Asr-ı Saadet adı veri-makale, Asr-ı Saadet adı verilen, insanların barış ve huzur içinde yaşadığı mutluluk çağında, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, çocuklarla olan ilişkilerine dair hatıraları ihtiva etmektedir. Aradan çağlar geçse de, yaşanılan hatıraların ne denli etkileyici ve anlamlı olduğu, okuyucunun takdirine bırakılmıştır. Ancak şunu hemen ifade etmeliyiz ki, her bir hatıra, aynı zamanda bir terbiyevî (eğitsel=pedagojik) değeri de haizdirDolayısıyla, aktarılan hadiselere, sadece yaşanmış birer “hatıra” olarak değil, Asr-ı Saadet’ten günümüze yansıyan mesajlar olarak bakmak da gerekecektir


    Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, peygamberlik dışındaki insanî yönünün en çok dikkat çekici örneklerini, çocuklarla olan ilişkilerinde bulabilmekteyiz. Çünkü o, sıradan bir insandan öte, âdeta “çocuklarla çocuklaşabilen”, bunu başarabilen ve diğer insanlara da tavsiye eden (“Çocuğu olan onunla çocuklaşsın” hadisi için bkz. Deylemî, Ebu Mansur; Müsnedü’l-Firdevs; (yzm) şehit Ali Paşa, No:565, II, 136/b.) müstesna bir şahsiyettir. Onun çocuklara yaklaşımındaki bu farklılık bile, başlı başına incelenmesi gereken bir özellik arz etmektedir. O, her yönüyle incelenmeye değer güzelliklerle dolu hayatında, çocuklara müstesna bir yer ayıran bir baba, bir dede ve çağındaki tüm çocukların sevgisini kazanmış bir çocuk eğitimcisidir.
    Medine’de çocuklarla ilk karşılaşma
    Yıl 622... Uzun ve yorucu yolculuğun iki yorgun ismi, Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Hz. Ebu Bekir (r.a.), günler sonra nihayet Seniyyetü’l-Vedâ tepelerinde, kendilerini karşılamaya gelen Medineli Müslümanlara ulaşmışlardı. Onları karşılamaya gelenler içinde kızlı-erkekli, en güzel elbiselerini giyinmiş, ellerindeki defleri büyük bir coşkuyla çalarak, “Ay Doğdu Üzerimize” adlı mutluluk şarkısını okuyan Medine’li çocuklar da vardı.
    İşte tam bu sırada, Hz. Peygamber (s.a.s.), çocuklara değer verdiğini, onları önemsediğini en açık bir biçimde ortaya koymak ve bunu insanlara da bildirmek için, yanlarına kadar gelerek şöyle sordu:
    - “Beni seviyor musunuz?” Çocuklar hep bir ağızdan:
    - “Evet çok seviyoruz yâ Resulallah!..” cevabını verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.) de onlara,
    - “Kalbimde olanı bilen Allah’a andolsun ki, ben de sizi seviyorum” müjdesini verdi. Bu müjde öylesine güçlü, öylesine kuşatıcı bir sevgi hâlesine dönüştü ki, tüm Asr-ı Saadet’e şâmil oldu ve tüm çocukları kapsayıp, kuşattı... Artık çocuklar mutluydu; çünkü onlara değer veren, onları önemseyen ve seven; sevilmelerini ve görüp-gözetilmelerini isteyen bir “peygamberleri” vardı...
    Peygamberimiz’in çocuklara verdiği değer
    İnsan, yaratılışı gereği, değer verdiği ve önemsediği şeyler karşısında daha hassas davranmaya meyillidir. Önem verildiği ve değerli bulunduğu için, aynı zamanda bir taş olan mücevherler kutularda saklanırken, sıradan taşlar ise herhangi bir korunmaya tâbi tutulmazlar. Nice mücevherler de vardır ki, kadrini bilmeyenlerin elinde zâyi olup giderler. İşte bunun gibi, sırf “insan” olma vasfından dolayı, “değerli” olan çocuklar da aslında önemsenmeye ve değerli bulunmaya lâyık iken, birtakım sebeplerle, insanlar onlara gereken önemi göstermemiş ve hak ettiği değeri vermemiş ve bu durum, göz ardı edilen bir konu olarak tarih içinde tekerrür ede gelmiştir. Oysa Hz.Peygamber (s.a.s.)’in, kız olsun, erkek olsun çocuğu önemsediğini ve onu değerli bulduğunu görmekteyiz. Bir hadisinde, “Eğer süt emen çocuklar, beli bükük yaşlılar, otlayan hayvanlar olmasaydı, üzerinize azap sel gibi inerdi.” (Heysemî, Nureddin Ali, b. Ebi Bekr; Mecmau’z-Zevâid ve Menbau’l-Fevâid, Beyrut 1967, X, 227) buyurarak, azâb-ı ilâhi’ye engel unsurlardan ilkinin, “sabîler” (süt emme çağındaki bebekler) olduğuna dikkat çekmiştir. Onun, çocuklarla olan bütün ilişkilerinde, çocukları önemsediğini ve onlara değer verdiğini hissetmek kâbildir. Aşağıda örneklerini sunacağımız anekdotların hepsini, bu önem verme ve değerli bulmanın birer tezahürü olarak görebiliriz. Ama önce Peygamberimiz nazarında kız çocuklarının değerine bir nebze olsun değinmek istiyoruz.
    Kız çocuklarına verilen değer
    Bazı toplumlarda, öteden beri, oğlan çocuğu kızdan üstün tutulmuştur. Ancak bu duygu, cahiliye dönemi Araplarında biraz daha şiddetli bir şekilde hüküm sürmekteydi. (İlgili ayetler için bkz. Nahl, 58, 59) Öyle ki, kızlarını diri diri kumlara gömecek bir şekil alan ve gittikçe yaygınlaşan bu meş’um davranış, âdeta meşru görülmeye başlanmıştı. Hz. Peygamber (s.a.s.), Kur’an-ı Kerim’deki ayetler doğrultusunda, gönderildiği toplumda cari olan kız-erkek
    ayırımını kesinlikle yasaklayarak, bu konuda insanlar arasında oluşmuş “erkek çocuğu üstün tutma” geleneğini ortadan kaldırmaya gayret etmişti. Kısa bir süre sonra insanlar, kız olsun erkek olsun, evladı, “Allah’ın bir bağışı ve armağanı” (İlgili hadis için bkz. Hâkim, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, Haydar abad, Deken 1335 bs. Ofs. Beyrut ts.II, 284)
    olarak görme mertebesine ulaşmışlardı. Bunda gerek Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bizzat kendi kızlarına karşı davranışları, gerekse bu konudaki tavsiye ve emir mahiyetindeki hadislerinin de önemli rolü olmuştu. Sözgelimi, “Eğer ben birisini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım.” (Deylemî, age, 3/a) buyuran Hz. Peygamber (s.a.s.), sefere çıkarken, en son kızı Fatıma (r.a.) ile vedalaşır, dönünce de ilk olarak ona uğrardı. (Ebu Davud, Süleyman b. Eş’as
    es-Sicistanî; es-Sünen, I-IV, Beyrut, ts.Tereccül 21) Konuyla ilgili birçok hadisinde, ortak anlamıyla Hz. Peygamber (s.a.s.), şöyle buyuruyordu: “Kimin üç (veya iki veya bir) kızı (veya kız kardeşi) olur da onlara iyi muamelede bulunur, eğitimlerini en güzel şekilde yerine getirirse, Allah onları kendisi için cehenneme karşı bir perde kılar ve onu cennetine koyar.”
    (Hadisler için bkz. İbn Mace, Ebu Abdillah M. b Yezid el-Kazvînî; Sünen, (tah. M. F. Abdulbaki) Kahire 1952. Edeb 3; Tirmizî, Ebu İsa Muhammed b. İsa b. Sevre; es-Sünen, I-V, (tah. A. M. şakir) Kahire, ts.Birr 13; Ebu Davud, Edeb 130)
    Şimdi ise, çocuk için ebeveyn sevgisinin önemine ve Peygamberimizin çocuklara karşı gösterdiği sevgi ve ilginin muhtelif örneklerine yer verelim.
    Çocuklara karşı gösterilen sevgi ve ilgi
    Çocuklara karşı gösterilen sevgi için çocuk psikolojisi uzmanları, “büyüme vitamini” nitelemesinde bulunmaktadırlar. (Bkz. Beyza Bilgin, “Okul Öncesi Çağı Çocuğunda Dinî Kavramlar” MGSB. Din Öğretimi Dergisi, Ankara 1986, sy. 8-9. s. 21). Çünkü yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda, çocuk için sağlanan her türlü fiziksel ortamın, gösterilen özenin, hiçbir zaman sevginin yerini tutmadığı anlaşılmıştır. Çocuk yetiştirme yurtlarındaki çocukların, fiziksel anlamda her türlü ihtiyacı karşılanmasına rağmen, onlarda görülen fiziksel ve ruhsal geriliğin, ebeveyn sevgisini hissedememe olduğu, artık bilinen bir gerçektir. Öte yandan, çocuğun sosyalleşmesi açısından da, gördüğü sevginin büyük bir rolü vardır. (Bkz. Atalay Yörükoğlu, Çocuk Ruh Sağlığı, s. 138) Bu realiteler göz önünde tutulduğunda, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in çocuklara karşı gösterdiği sevginin ve ilginin, onlar açısından ne denli önemli olduğu aşikârdır. Aşağıda örneklerini vereceğimiz çeşitli sevgi ifadeleri, bir babanın, bir dedenin, en tabiî, en yalın şekliyle evlâdına sunabileceği saf sevginin tezahürleridir. Biz bunları, konunun daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla birtakım alt başlıklarla sunmak istiyoruz.
    Kucaklamak:
    İnsanların birbirinden etkileşimi konusunda son zamanlarda yapılan araştırmalar, fiziksel temasın son derece etkileyici olduğunu ortaya koymuştur. (Konuyla ilgili olarak bkz. Zuhal Baltaş - Acar Baltaş, Bedenin Dili, 19. bs. İst 1998, s.118-119) Hatırlanacağı üzere, ilk vahiy geldiği sırada, Hz. Cebrail de Hz. Peygamber (s.a.s.)’i sıkı sıkıya kucaklamıştır. (Bkz. M. Hamidullah; İslâm Peygamberi, (çev. S.Tuğ), 4. bs.I-II, İstanbul 1980, I, 80) Bu hâdise, kucaklamanın manevî boyutunun da söz konusu olduğunu ortaya koymaktadır. şurası bir gerçektir ki, çocukluk dönemi içinde duygusal anlamda henüz gelişmekte olan bir yapıya sahip olan çocuklar, belki de en çok sevgiye muhtaçtırlar. Onların bu ihtiyacının yeterli bir şekilde giderilmesi ise, öncelikle ebeveynin görevidir.
    Birçok sahabinin rivayetine konu olduğu üzere Hz. Peygamber, torunları Hasan ve Hüseyin’i, bazen yanlarına bizzat giderek, bazen de yanına çağırtarak, kucaklar ve bağrına basarak öperdi. (Buhari, Fedailu’s-Sahabe, 22; Tirmizî, Birr 11; İbn Mace, Edeb, 3) O, bu davranışı sadece kendi çocuklarına değil, bütün çocuklara da göstermekteydi.
    İbn Rebîa b. el-Hâris anlatıyor: “Babam beni, Abbas da oğlu Fadl’ı, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yanına gönderdi. Huzuruna girdiğimiz zaman bizi sağına ve soluna oturttu ve sonra öylesine sıkıca kucakladı ki, ondan daha kuvvetlisini görmemiştik.” (Askalanî, İbn Hacer; el-Metâlibu’l-Aliyye, İbn Hacer; el-Metâlibu’l-Aliyye bi Zevâidi’l-Mesânidi’s-Semâniyye, tah. Habibu’r-Rahman el-A’zam) Kuveyt 1973, II, 441)
    Öpmek:
    Fiziksel temasın bir türü olan öpmek, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sık sık başvurduğu bir
    sevgi ifadesidir. Gerek kendi kızı Hz. Fatıma’yı, gerekse torunları Hasan ve Hüseyin’i öptüğünü belirten kaynaklar, (Ebu Davud, Edeb 144; Tirmizî, Menakıb, 50) bize onun, aynı zamanda bunu tavsiye ettiğini de ortaya koymaktadır. Şu telkin oldukça dikkat çekicidir: “Çocuklarınızı çok öpün. Zira her bir öpücük için size cennette bir derece verilir...” (Bkz. Musnedu Zeyd b.Ali, s. 505 (İbrahim Canan, Hz.Peygamber’in Sünnetinde Terbiye, 2. bs. İstanbul 1982, s.151’den naklen)
    Özellikle Anadolu’nun bazı yörelerinde, şımarırlar endişesiyle veya büyüklere saygısızlık olur düşüncesiyle, çocuklarını öpmeyen ebeveynlerin bu davranışlarının, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in tatbikatıyla uyuşmadığını, burada yeri gelmişken ifade etmek istiyoruz.
    Başını okşamak:
    Fiziksel temasın bir başka şekli olan okşamak, çocukların kendilerini güvende hissetmeleri ve sevildiklerini bilmeleri açısından önem taşımaktadır. Her çocuk, başının veya
    yanağının okşanmasından dolayı büyük bir sevinç duyar. Onlardaki bu duygunun altında yatan gerçek, ilgi görme ve sevilme arzusudur. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, bu duygunun tatmini hususunda çok hassas davrandığını ve çocukların başlarını ve yanaklarını okşamak suretiyle onları son derece sevindirdiğini müşahede etmekteyiz. Tavsiyeleri ve uygulamaları bu yönde olan Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hayatından şimdi bazı örnekler aktarmak istiyoruz:
    Yusuf b. Abdullah anlatıyor: “Hz. Peygamber (s.a.s.) önce bana Yusuf ismini verdi. Sonra kucağına oturttu ve başımı okşadı.” (Ahmed b. Hanbel; el-Müsned, I-VI, Beyrut, ts.IV, 35)
    Câbir b. Semüre ise şu hatırasını aktarmaktadır: “Hz.Peygamber (s.a.s.) ile birlikte öğle namazını kıldım. Namazdan sonra evine gitmek üzere mescidden ayrıldı. Ben de onu takip ettim. Derken karşısına iki çocuk çıktı. Hz.Peygamber (s.a.s.) onların her birinin yanaklarını okşadı. Bu arada benim de yanaklarımı okşadı.” (Nevevî, Muhyiddin Ebu Zekeriyya Yahya; şerhu Müslim, Mısır ts., XV, 85)
    Göğsünde uyutmak:
    Fiziksel temasın, iletişimde olduğu kadar, sevginin ifadesinde de önemli olduğunu söyleyebiliriz. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, torunları Hasan ve Hüseyin’in ayaklarını, kendi ayaklarının üzerine koyarak göğsüne çıkardığını, böylece onları oynattığını ve sevindirdiğini görmekteyiz. (Askalânî, el-Metâlibu’l Aliyye, IV, 72;Heysemî; age., IX, 181) Yine Hz. Peygamber (s.a.s.)’in onları göğsünde uyuttuğunu aktaran rivayetlere de rastlamaktayız. (Askalânî, age., IV, 73) Öte yandan bu uygulamanın, ana rahminde annenin kalp sesine alışmış olan çocuğun, babanın göğsünde uyurken de aynı sesi ve ritmi duymak suretiyle, sükûnet bulmasına vesile olacağını da söyleyebiliriz.
    Şakalaşmak:
    Çocukların dünyasında gerçek dışı şeyler önemli bir yer tutar. Hayal dünyası oldukça zengin olan çocuklar için şakalaşmanın oldukça önem arz ettiği bilinmektedir. şakalaşma, aslında bir bakıma, çocukla çocuklaşmadır ki, onun istediği de budur. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bu konuda da oldukça cömert davrandığını görmekteyiz. Hz. Enes’in ifadesiyle, “o, çocuklarla şakalaşma konusunda insanların en önde olanıdır.” (Taberâni, el-Mu’cemu’s-Sağîr, (tah. A. Muhammed Osman) Kahire 1968, II, 39) Nitekim konuyla ilgili rivayetlerde, onun, gerek kendi torunları Hasan ve Hüseyin’e gerekse diğer çocuklara, ölçülü ve anlamlı, aynı zamanda hikmetli ve ibretli şakalar yaptığı müşahede edilmektedir.
    Peygamberimizle birlikte yaşadığı olayları, hâfızasında taze bir hatıra olarak saklayan pek çok sahabi, bunları bizlere aktarırken, aynı zamanda terbiyevî özelliği olan birçok prensibe de ulaşmamıza imkân sağlamışlardır. Asr-ı Saadet’te yaşanan hatıraların, çocuklar için okunması ve dinlenmesi zevkli birer öykü olarak düşünülmesi de mümkündür. Özellikle çocukluk yıllarının 6-12 yaşları arasındaki dönemlerinde bu hatıraların, çocuklar için eğitici-öğretici yönünün de bulunduğunu söyleyebiliriz. (Asr-ı Saadet’te yaşanan hatıraların pedagojik bir dille ve çocukların anlayabilecekleri tarzda anlatıldığı çocuk kitabı için bkz. Mehmet Emin Ay, Çocuk ve Peygamber, Timaş Yay. 7. bs. İst.2000)
    Dua etmek
    Çocukların büyüklerinden duyacakları hayır duanın, onların sevildiğine bir işaret olacağını ifade etmeliyiz. Bu, onları hem psikolojik anlamda güçlü kılmakta hem de sevildiklerini düşünmelerine vesile olmaktadır. “Babanın evlâdı için duasının, kabul edilen
    (müstecâb) dualardan olduğunu” ifade ederek (Buhari, el-Edebü’l-Müfred, Kahire 1379, s.169) bunu etrafına da tavsiye buyuran Hz. Peygamber, kendisine getirilen çocuklara çeşitli vesilelerle hayır dualarda bulunmuştur. (Buhari, Deavât, 30; Ebu Davud, Edeb 108) şimdi bunun örneklerini sunmak istiyoruz.
    Abdullah et-Temîmî’nin kızı Cemre anlatıyor: “Babam
    beni Hz. Peygamber (s.a.s.)’e götürdü ve benim için hayır duada bulunmasını talep etti.
    Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.), beni kucağına oturttu ve sonra elini başımın üzerine
    koyarak bana hayır duada bulundu.” (Askalanî, İbn Hacer; el- İsâbe fî Temyîzi’s-Sahabe, Kahire 1324 baskısından ofset, IV, 260)
    Amr b. Hureys anlatıyor: “Annem beni Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yanına götürdü. Hz.
    Peygamber (s.a.s.) başımı okşayıp, bol rızka kavuşmam için bana dua etti.” (Buhari, el-Ede-
    bu’l-Müfred, s.221 )


  3. 17.Aralık.2011, 01:50
    2
    Moderatör



    PROF. DR. MEHMET EMİN AY
    ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ
    DİYANET AYLIK DERGİ NİSAN 2005

    HZ. PEYGAMBER VE ÇOCUKLAR

    Bu makale, Asr-ı Saadet adı veri-makale, Asr-ı Saadet adı verilen, insanların barış ve huzur içinde yaşadığı mutluluk çağında, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, çocuklarla olan ilişkilerine dair hatıraları ihtiva etmektedir. Aradan çağlar geçse de, yaşanılan hatıraların ne denli etkileyici ve anlamlı olduğu, okuyucunun takdirine bırakılmıştır. Ancak şunu hemen ifade etmeliyiz ki, her bir hatıra, aynı zamanda bir terbiyevî (eğitsel=pedagojik) değeri de haizdirDolayısıyla, aktarılan hadiselere, sadece yaşanmış birer “hatıra” olarak değil, Asr-ı Saadet’ten günümüze yansıyan mesajlar olarak bakmak da gerekecektir


    Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, peygamberlik dışındaki insanî yönünün en çok dikkat çekici örneklerini, çocuklarla olan ilişkilerinde bulabilmekteyiz. Çünkü o, sıradan bir insandan öte, âdeta “çocuklarla çocuklaşabilen”, bunu başarabilen ve diğer insanlara da tavsiye eden (“Çocuğu olan onunla çocuklaşsın” hadisi için bkz. Deylemî, Ebu Mansur; Müsnedü’l-Firdevs; (yzm) şehit Ali Paşa, No:565, II, 136/b.) müstesna bir şahsiyettir. Onun çocuklara yaklaşımındaki bu farklılık bile, başlı başına incelenmesi gereken bir özellik arz etmektedir. O, her yönüyle incelenmeye değer güzelliklerle dolu hayatında, çocuklara müstesna bir yer ayıran bir baba, bir dede ve çağındaki tüm çocukların sevgisini kazanmış bir çocuk eğitimcisidir.
    Medine’de çocuklarla ilk karşılaşma
    Yıl 622... Uzun ve yorucu yolculuğun iki yorgun ismi, Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Hz. Ebu Bekir (r.a.), günler sonra nihayet Seniyyetü’l-Vedâ tepelerinde, kendilerini karşılamaya gelen Medineli Müslümanlara ulaşmışlardı. Onları karşılamaya gelenler içinde kızlı-erkekli, en güzel elbiselerini giyinmiş, ellerindeki defleri büyük bir coşkuyla çalarak, “Ay Doğdu Üzerimize” adlı mutluluk şarkısını okuyan Medine’li çocuklar da vardı.
    İşte tam bu sırada, Hz. Peygamber (s.a.s.), çocuklara değer verdiğini, onları önemsediğini en açık bir biçimde ortaya koymak ve bunu insanlara da bildirmek için, yanlarına kadar gelerek şöyle sordu:
    - “Beni seviyor musunuz?” Çocuklar hep bir ağızdan:
    - “Evet çok seviyoruz yâ Resulallah!..” cevabını verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.) de onlara,
    - “Kalbimde olanı bilen Allah’a andolsun ki, ben de sizi seviyorum” müjdesini verdi. Bu müjde öylesine güçlü, öylesine kuşatıcı bir sevgi hâlesine dönüştü ki, tüm Asr-ı Saadet’e şâmil oldu ve tüm çocukları kapsayıp, kuşattı... Artık çocuklar mutluydu; çünkü onlara değer veren, onları önemseyen ve seven; sevilmelerini ve görüp-gözetilmelerini isteyen bir “peygamberleri” vardı...
    Peygamberimiz’in çocuklara verdiği değer
    İnsan, yaratılışı gereği, değer verdiği ve önemsediği şeyler karşısında daha hassas davranmaya meyillidir. Önem verildiği ve değerli bulunduğu için, aynı zamanda bir taş olan mücevherler kutularda saklanırken, sıradan taşlar ise herhangi bir korunmaya tâbi tutulmazlar. Nice mücevherler de vardır ki, kadrini bilmeyenlerin elinde zâyi olup giderler. İşte bunun gibi, sırf “insan” olma vasfından dolayı, “değerli” olan çocuklar da aslında önemsenmeye ve değerli bulunmaya lâyık iken, birtakım sebeplerle, insanlar onlara gereken önemi göstermemiş ve hak ettiği değeri vermemiş ve bu durum, göz ardı edilen bir konu olarak tarih içinde tekerrür ede gelmiştir. Oysa Hz.Peygamber (s.a.s.)’in, kız olsun, erkek olsun çocuğu önemsediğini ve onu değerli bulduğunu görmekteyiz. Bir hadisinde, “Eğer süt emen çocuklar, beli bükük yaşlılar, otlayan hayvanlar olmasaydı, üzerinize azap sel gibi inerdi.” (Heysemî, Nureddin Ali, b. Ebi Bekr; Mecmau’z-Zevâid ve Menbau’l-Fevâid, Beyrut 1967, X, 227) buyurarak, azâb-ı ilâhi’ye engel unsurlardan ilkinin, “sabîler” (süt emme çağındaki bebekler) olduğuna dikkat çekmiştir. Onun, çocuklarla olan bütün ilişkilerinde, çocukları önemsediğini ve onlara değer verdiğini hissetmek kâbildir. Aşağıda örneklerini sunacağımız anekdotların hepsini, bu önem verme ve değerli bulmanın birer tezahürü olarak görebiliriz. Ama önce Peygamberimiz nazarında kız çocuklarının değerine bir nebze olsun değinmek istiyoruz.
    Kız çocuklarına verilen değer
    Bazı toplumlarda, öteden beri, oğlan çocuğu kızdan üstün tutulmuştur. Ancak bu duygu, cahiliye dönemi Araplarında biraz daha şiddetli bir şekilde hüküm sürmekteydi. (İlgili ayetler için bkz. Nahl, 58, 59) Öyle ki, kızlarını diri diri kumlara gömecek bir şekil alan ve gittikçe yaygınlaşan bu meş’um davranış, âdeta meşru görülmeye başlanmıştı. Hz. Peygamber (s.a.s.), Kur’an-ı Kerim’deki ayetler doğrultusunda, gönderildiği toplumda cari olan kız-erkek
    ayırımını kesinlikle yasaklayarak, bu konuda insanlar arasında oluşmuş “erkek çocuğu üstün tutma” geleneğini ortadan kaldırmaya gayret etmişti. Kısa bir süre sonra insanlar, kız olsun erkek olsun, evladı, “Allah’ın bir bağışı ve armağanı” (İlgili hadis için bkz. Hâkim, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, Haydar abad, Deken 1335 bs. Ofs. Beyrut ts.II, 284)
    olarak görme mertebesine ulaşmışlardı. Bunda gerek Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bizzat kendi kızlarına karşı davranışları, gerekse bu konudaki tavsiye ve emir mahiyetindeki hadislerinin de önemli rolü olmuştu. Sözgelimi, “Eğer ben birisini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım.” (Deylemî, age, 3/a) buyuran Hz. Peygamber (s.a.s.), sefere çıkarken, en son kızı Fatıma (r.a.) ile vedalaşır, dönünce de ilk olarak ona uğrardı. (Ebu Davud, Süleyman b. Eş’as
    es-Sicistanî; es-Sünen, I-IV, Beyrut, ts.Tereccül 21) Konuyla ilgili birçok hadisinde, ortak anlamıyla Hz. Peygamber (s.a.s.), şöyle buyuruyordu: “Kimin üç (veya iki veya bir) kızı (veya kız kardeşi) olur da onlara iyi muamelede bulunur, eğitimlerini en güzel şekilde yerine getirirse, Allah onları kendisi için cehenneme karşı bir perde kılar ve onu cennetine koyar.”
    (Hadisler için bkz. İbn Mace, Ebu Abdillah M. b Yezid el-Kazvînî; Sünen, (tah. M. F. Abdulbaki) Kahire 1952. Edeb 3; Tirmizî, Ebu İsa Muhammed b. İsa b. Sevre; es-Sünen, I-V, (tah. A. M. şakir) Kahire, ts.Birr 13; Ebu Davud, Edeb 130)
    Şimdi ise, çocuk için ebeveyn sevgisinin önemine ve Peygamberimizin çocuklara karşı gösterdiği sevgi ve ilginin muhtelif örneklerine yer verelim.
    Çocuklara karşı gösterilen sevgi ve ilgi
    Çocuklara karşı gösterilen sevgi için çocuk psikolojisi uzmanları, “büyüme vitamini” nitelemesinde bulunmaktadırlar. (Bkz. Beyza Bilgin, “Okul Öncesi Çağı Çocuğunda Dinî Kavramlar” MGSB. Din Öğretimi Dergisi, Ankara 1986, sy. 8-9. s. 21). Çünkü yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda, çocuk için sağlanan her türlü fiziksel ortamın, gösterilen özenin, hiçbir zaman sevginin yerini tutmadığı anlaşılmıştır. Çocuk yetiştirme yurtlarındaki çocukların, fiziksel anlamda her türlü ihtiyacı karşılanmasına rağmen, onlarda görülen fiziksel ve ruhsal geriliğin, ebeveyn sevgisini hissedememe olduğu, artık bilinen bir gerçektir. Öte yandan, çocuğun sosyalleşmesi açısından da, gördüğü sevginin büyük bir rolü vardır. (Bkz. Atalay Yörükoğlu, Çocuk Ruh Sağlığı, s. 138) Bu realiteler göz önünde tutulduğunda, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in çocuklara karşı gösterdiği sevginin ve ilginin, onlar açısından ne denli önemli olduğu aşikârdır. Aşağıda örneklerini vereceğimiz çeşitli sevgi ifadeleri, bir babanın, bir dedenin, en tabiî, en yalın şekliyle evlâdına sunabileceği saf sevginin tezahürleridir. Biz bunları, konunun daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla birtakım alt başlıklarla sunmak istiyoruz.
    Kucaklamak:
    İnsanların birbirinden etkileşimi konusunda son zamanlarda yapılan araştırmalar, fiziksel temasın son derece etkileyici olduğunu ortaya koymuştur. (Konuyla ilgili olarak bkz. Zuhal Baltaş - Acar Baltaş, Bedenin Dili, 19. bs. İst 1998, s.118-119) Hatırlanacağı üzere, ilk vahiy geldiği sırada, Hz. Cebrail de Hz. Peygamber (s.a.s.)’i sıkı sıkıya kucaklamıştır. (Bkz. M. Hamidullah; İslâm Peygamberi, (çev. S.Tuğ), 4. bs.I-II, İstanbul 1980, I, 80) Bu hâdise, kucaklamanın manevî boyutunun da söz konusu olduğunu ortaya koymaktadır. şurası bir gerçektir ki, çocukluk dönemi içinde duygusal anlamda henüz gelişmekte olan bir yapıya sahip olan çocuklar, belki de en çok sevgiye muhtaçtırlar. Onların bu ihtiyacının yeterli bir şekilde giderilmesi ise, öncelikle ebeveynin görevidir.
    Birçok sahabinin rivayetine konu olduğu üzere Hz. Peygamber, torunları Hasan ve Hüseyin’i, bazen yanlarına bizzat giderek, bazen de yanına çağırtarak, kucaklar ve bağrına basarak öperdi. (Buhari, Fedailu’s-Sahabe, 22; Tirmizî, Birr 11; İbn Mace, Edeb, 3) O, bu davranışı sadece kendi çocuklarına değil, bütün çocuklara da göstermekteydi.
    İbn Rebîa b. el-Hâris anlatıyor: “Babam beni, Abbas da oğlu Fadl’ı, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yanına gönderdi. Huzuruna girdiğimiz zaman bizi sağına ve soluna oturttu ve sonra öylesine sıkıca kucakladı ki, ondan daha kuvvetlisini görmemiştik.” (Askalanî, İbn Hacer; el-Metâlibu’l-Aliyye, İbn Hacer; el-Metâlibu’l-Aliyye bi Zevâidi’l-Mesânidi’s-Semâniyye, tah. Habibu’r-Rahman el-A’zam) Kuveyt 1973, II, 441)
    Öpmek:
    Fiziksel temasın bir türü olan öpmek, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sık sık başvurduğu bir
    sevgi ifadesidir. Gerek kendi kızı Hz. Fatıma’yı, gerekse torunları Hasan ve Hüseyin’i öptüğünü belirten kaynaklar, (Ebu Davud, Edeb 144; Tirmizî, Menakıb, 50) bize onun, aynı zamanda bunu tavsiye ettiğini de ortaya koymaktadır. Şu telkin oldukça dikkat çekicidir: “Çocuklarınızı çok öpün. Zira her bir öpücük için size cennette bir derece verilir...” (Bkz. Musnedu Zeyd b.Ali, s. 505 (İbrahim Canan, Hz.Peygamber’in Sünnetinde Terbiye, 2. bs. İstanbul 1982, s.151’den naklen)
    Özellikle Anadolu’nun bazı yörelerinde, şımarırlar endişesiyle veya büyüklere saygısızlık olur düşüncesiyle, çocuklarını öpmeyen ebeveynlerin bu davranışlarının, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in tatbikatıyla uyuşmadığını, burada yeri gelmişken ifade etmek istiyoruz.
    Başını okşamak:
    Fiziksel temasın bir başka şekli olan okşamak, çocukların kendilerini güvende hissetmeleri ve sevildiklerini bilmeleri açısından önem taşımaktadır. Her çocuk, başının veya
    yanağının okşanmasından dolayı büyük bir sevinç duyar. Onlardaki bu duygunun altında yatan gerçek, ilgi görme ve sevilme arzusudur. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, bu duygunun tatmini hususunda çok hassas davrandığını ve çocukların başlarını ve yanaklarını okşamak suretiyle onları son derece sevindirdiğini müşahede etmekteyiz. Tavsiyeleri ve uygulamaları bu yönde olan Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hayatından şimdi bazı örnekler aktarmak istiyoruz:
    Yusuf b. Abdullah anlatıyor: “Hz. Peygamber (s.a.s.) önce bana Yusuf ismini verdi. Sonra kucağına oturttu ve başımı okşadı.” (Ahmed b. Hanbel; el-Müsned, I-VI, Beyrut, ts.IV, 35)
    Câbir b. Semüre ise şu hatırasını aktarmaktadır: “Hz.Peygamber (s.a.s.) ile birlikte öğle namazını kıldım. Namazdan sonra evine gitmek üzere mescidden ayrıldı. Ben de onu takip ettim. Derken karşısına iki çocuk çıktı. Hz.Peygamber (s.a.s.) onların her birinin yanaklarını okşadı. Bu arada benim de yanaklarımı okşadı.” (Nevevî, Muhyiddin Ebu Zekeriyya Yahya; şerhu Müslim, Mısır ts., XV, 85)
    Göğsünde uyutmak:
    Fiziksel temasın, iletişimde olduğu kadar, sevginin ifadesinde de önemli olduğunu söyleyebiliriz. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, torunları Hasan ve Hüseyin’in ayaklarını, kendi ayaklarının üzerine koyarak göğsüne çıkardığını, böylece onları oynattığını ve sevindirdiğini görmekteyiz. (Askalânî, el-Metâlibu’l Aliyye, IV, 72;Heysemî; age., IX, 181) Yine Hz. Peygamber (s.a.s.)’in onları göğsünde uyuttuğunu aktaran rivayetlere de rastlamaktayız. (Askalânî, age., IV, 73) Öte yandan bu uygulamanın, ana rahminde annenin kalp sesine alışmış olan çocuğun, babanın göğsünde uyurken de aynı sesi ve ritmi duymak suretiyle, sükûnet bulmasına vesile olacağını da söyleyebiliriz.
    Şakalaşmak:
    Çocukların dünyasında gerçek dışı şeyler önemli bir yer tutar. Hayal dünyası oldukça zengin olan çocuklar için şakalaşmanın oldukça önem arz ettiği bilinmektedir. şakalaşma, aslında bir bakıma, çocukla çocuklaşmadır ki, onun istediği de budur. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bu konuda da oldukça cömert davrandığını görmekteyiz. Hz. Enes’in ifadesiyle, “o, çocuklarla şakalaşma konusunda insanların en önde olanıdır.” (Taberâni, el-Mu’cemu’s-Sağîr, (tah. A. Muhammed Osman) Kahire 1968, II, 39) Nitekim konuyla ilgili rivayetlerde, onun, gerek kendi torunları Hasan ve Hüseyin’e gerekse diğer çocuklara, ölçülü ve anlamlı, aynı zamanda hikmetli ve ibretli şakalar yaptığı müşahede edilmektedir.
    Peygamberimizle birlikte yaşadığı olayları, hâfızasında taze bir hatıra olarak saklayan pek çok sahabi, bunları bizlere aktarırken, aynı zamanda terbiyevî özelliği olan birçok prensibe de ulaşmamıza imkân sağlamışlardır. Asr-ı Saadet’te yaşanan hatıraların, çocuklar için okunması ve dinlenmesi zevkli birer öykü olarak düşünülmesi de mümkündür. Özellikle çocukluk yıllarının 6-12 yaşları arasındaki dönemlerinde bu hatıraların, çocuklar için eğitici-öğretici yönünün de bulunduğunu söyleyebiliriz. (Asr-ı Saadet’te yaşanan hatıraların pedagojik bir dille ve çocukların anlayabilecekleri tarzda anlatıldığı çocuk kitabı için bkz. Mehmet Emin Ay, Çocuk ve Peygamber, Timaş Yay. 7. bs. İst.2000)
    Dua etmek
    Çocukların büyüklerinden duyacakları hayır duanın, onların sevildiğine bir işaret olacağını ifade etmeliyiz. Bu, onları hem psikolojik anlamda güçlü kılmakta hem de sevildiklerini düşünmelerine vesile olmaktadır. “Babanın evlâdı için duasının, kabul edilen
    (müstecâb) dualardan olduğunu” ifade ederek (Buhari, el-Edebü’l-Müfred, Kahire 1379, s.169) bunu etrafına da tavsiye buyuran Hz. Peygamber, kendisine getirilen çocuklara çeşitli vesilelerle hayır dualarda bulunmuştur. (Buhari, Deavât, 30; Ebu Davud, Edeb 108) şimdi bunun örneklerini sunmak istiyoruz.
    Abdullah et-Temîmî’nin kızı Cemre anlatıyor: “Babam
    beni Hz. Peygamber (s.a.s.)’e götürdü ve benim için hayır duada bulunmasını talep etti.
    Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.), beni kucağına oturttu ve sonra elini başımın üzerine
    koyarak bana hayır duada bulundu.” (Askalanî, İbn Hacer; el- İsâbe fî Temyîzi’s-Sahabe, Kahire 1324 baskısından ofset, IV, 260)
    Amr b. Hureys anlatıyor: “Annem beni Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yanına götürdü. Hz.
    Peygamber (s.a.s.) başımı okşayıp, bol rızka kavuşmam için bana dua etti.” (Buhari, el-Ede-
    bu’l-Müfred, s.221 )





+ Yorum Gönder