Konusunu Oylayın.: Mutlu Yuva Mutlu Beraberlik

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Mutlu Yuva Mutlu Beraberlik
  1. 17.Aralık.2011, 01:23
    1
    Misafir

    Mutlu Yuva Mutlu Beraberlik

  2. 17.Aralık.2011, 01:23
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 17.Aralık.2011, 01:51
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,670
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Mutlu Yuva Mutlu Beraberlik




    HZ. ALİ İLE HZ. FATIMA’NIN EVLİLİĞİ
    (MUTLU YUVA MUTLU BERABERLİK)
    ABDURRAHMAN AKBAŞ
    DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU UZMANI
    DİYANET AYLIK DERGİ MART 2005

    Tarihin mümtaz sayfalarının başlarında yer alan model ailelerden biri de Hz Ali ve Hz. Fatıma’nın kurdukları mutlu yuvadır. Bu mutlu yuvanın kuruluş aşamasında, düğün hazırlıkları ve eşlerin güzel geçimlerinde, değerler krizi içerisindeki toplumlara örnek olabilecek prensipler bulmak mümkündür.

    Evlilik, insan tabiatının bir gereğidir. Sevgi, sadakat gibi değerlerle kurulan model aileler, toplumun en büyük güvencesidir. Model ailelerden yoksun toplumlar, tükenişin eşiğindedir. Toplumsal problemlerin arttığı dönemlerde, erdemler mektebi olan bu aileler, sorunları çözmede en güzel örnektirler. Bu tür aileler, günümüzde olduğu gibi, tarih sayfalarında da bulunabilir. Tarihin mümtaz sayfalarının başlarında yer alan model ailelerden biri de Hz Ali ve Hz. Fatıma’nın kurdukları mutlu yuvadır. Bu mutlu yuvanın kuruluş aşamasında, düğün hazırlıkları ve eşlerin güzel geçimlerinde, değerler krizi içerisindeki toplumlara örnek olabilecek prensipler bulmak mümkündür. Bu yuvayı yakından tanımaya çalışalım:
    Saadetli evin hanımefendisi
    Hz. Fatıma Cennet kadınlarının sultanı Hz. Fatma validemiz, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in necip neslini sürdüren en küçük kızıdır. Hz. Fatıma, Sevgili Peygamberimizin terbiyesiyle yetişmiş her yönüyle kendine babasını örnek almıştır. Onu görenler sadece fizikî görünüşü ile Hz. Peygamber (s.a.s.)’e benzetmemiş, haya, cömertlik, merhamet ve konuşma, yürüme tarzı ile de benzetmişlerdir. (Müslim, Fezâilü’s-Sahabe, 98; Tirmizi, Menakib, 60)
    Hz. Fatıma’ya Hz. Peygamber (s.a.s.) ve yakın çevresi tarafından verilen lâkap ve sıfatlar, onun seçkinliğini, ahlâkî üstünlüğünü anlatmaya yeterlidir. İffet ve haya timsali oluşundan dolayı “Betül”; ibadete düşkünlüğü neticesi ilâhî nurun yüzünde aksedişinden “Zehra”; vakar ve ağırbaşlılığıyla hanımların efendisi anlamında “Seyyidün- Nisâ”; ona bakan yüz simasından, ahlâkî tavırlarından Rasûlullah (s.a.s.)’ı anımsattığından dolayı, babasının kızı anlamına gelen “Bint-i Ebiha”; üstün bir zekâya ve kavrayış gücüne sahip olduğundan dolayı “Zekiyye”; kimseyi incitmemeye gösterdiği özenden ve elinden geldiğince insanları hoşnut etmeye çalıştığından dolayı “Marziyye” denmiştir.
    Saadetli evin beyefendisi Hz. Ali
    Orta boylu, geniş omuzlu, bilekleri ve pazıları çelik gibi, gözleri iri iri, güzel yüzlü olan Hz. Ali, fizikî güzelliği yanında dürüstlüğü, cesareti, atikliği ve üstün bir zekâya sahip oluşu ile çevresinde örnek bir delikanlı idi. Birçok ahlâkî meziyetini Hz. Peygamberden almıştır. Zira Hz. Ali çocukluk ve gençliğini Hz. Peygamberin himayesi ve terbiyesi altında geçirmiş, her yönüyle Kâinatın Efendisini kendine örnek almıştır. O eşsiz terbiyenin eseri olarak Hz. Ali, ahlâk bakımından üstün bir seviyeye ulaşmıştır.
    Hz. Peygamber, Hz. Ali’yi çok sevmiş, Hz. Hatice annemizden sonra ilk İslâm’ı ona tebliğ etmiştir. Hz. Ali, henüz on yaşında olmasına rağmen, üstün muhakeme gücünü kullanarak Müslüman olmaya karar vermiştir. (İbn Sad, et-Tabakatü’l- Kübra, Beyrut, 1995, III, 22) Hz. Peygamber (s.a.s.) Hz. Ali’yi, kardeşi Caferi diğer çocuklarından hiç ayırmamış, şefkat, merhamet ve ihsanı ile babalarını aratmamıştır. Hz. Ali, çocukluk döneminden itibaren Hz. Peygamber’i bir gölge gibi takip etmiş, İslâm’ı tebliğ ettiği sıralarda hep yanında olmuş, elinden geldiğince Hz. Peygamber’e destek olmuştur. Hz. Peygamber, sözleriyle de Hz. Ali’yi onurlandırmıştır. Bir hadisinde, kendisi için sevdiği şeyi Hz. Ali için de sevdiğini ve kendisi için hoşlanmadığı şeyden Ali için de hoşlanmadığını buyurmuştur…
    (Tirmizi, Salat, 209)
    Buna ilâve olarak Hz. Peygamber’in hicretin ilk aylarında Mekke’den hicret edenlerle, Medineliler arasında yakınlık ve dayanışma sağlamak amacıyla kurduğu kardeşlik akdi sırasında, “Sen dünyada ve âhirette benim kardeşimsin.” buyurarak, Hz. Ali’yi kendisine kardeş kabul etmesi, “Ben kimin dostu (mevlâsı) isem, Ali de onun dostudur.” (Tirmizi Menakıb, 21) buyurması, Müşriklerin, Hz. Peygamber’i öldürme kararı verdikleri hicret gecesinde, hayatını tehlikeye atarak geceyi onun yatağında geçirmesi, Hz. Ali ile aralarındaki münasebeti, nübüvvet yakınlığı hariç, Hz. Musa ile Hârun yakınlığına benzetmesi (a.g.e., III, s. 23) , evlenmeden önce onun, Hz. Peygamber’e olan yakınlığına dair çok önemli delillerdir.
    Evlilik hazırlığı Hz. Ali ve Fatıma birbirlerini çok iyi tanıyorlardı. Çünkü Hz. Ali, çocukluğunu Hz. Peygamber’in yanında geçirmişti. Hz. Fatıma kendisine evlilik teklif edildiğinde 15 yaşlarında idi.
    Talipliler sadece Peygamber’in kızı olmasından dolayı talip olmamışlardı. O, evlenilecek hanımefendi adayları içerisinde en ideal özelliklere sahipti. Bu yüzden ona talip olanların sayısı oldukça fazla idi. Hz. Peygamber yaş, soy ve kültürel denkliği göz önüne alarak taliplileri nazikçe reddediyor, biricik kızı için en uygun damat adayını bekliyordu. Çünkü eşler arasında iyi bir uyum olabilmesi için evlilik, dengi dengine olmalıydı. Hz. Peygamber (s.a.s.) Hz. Ali’yi damat olarak gönlünden geçirmiyor değildi. Hatta bir gün Hz. Peygamber’in: “Rabbim! Kızıma hayırlı bir kısmet nasip et. Amcam oğlu Ali ne güzel bir eştir onun için.” dediği rivayet edilir. Sahabi arasında da: “Her halde Hz. Peygamber (s.a.s.), Hz. Ali’nin talip olmasını bekliyor” şeklinde de konuşmalar başlamıştı. Hz. Ali, Hz Fatıma’yı arzu ediyor, fakat bir türlü kendinde cesaret bulup arzusunu iletemiyordu. (Bkz. a.g.e, s. 19)
    Hz. Ali, günlerden bir gün -muhtemelen M. 624 mayıs- cesaretini toplayarak, Hz. Fatıma’yı istemek üzere, Hz. Peygamberin huzuruna çıktı. Durumun çok nazik ve özel bir konu olduğunu anlayan Hz. Peygamber “Bir ihtiyacın, bir arzun mu var ey Ali?” sorusuna, Hz. Ali’nin yine heyecandan cevap vermemesi üzerine: “Sen Fatımayı istemek üzere geldin” buyurdu. Hz. Ali, sadece “evet” diyebildi. Hz. Peygamberin cevabı: “Merhaben ve ehlen” oldu. Bu sözler Hz. Peygamberin bu evliliği onayladığı anlamına geliyordu. Daha sonra Hz. Peygamber mehir konusunu da konuştuktan sonra, bu teklifi Hz. Fatıma’ya ulaştırdı. Hz. Fatıma’nın cevabı o günün âdeti üzere susmak şeklinde oldu. Hz. Fatıma’nın evlilik konusunda rızasının alınması, o günkü toplumda görülmüş bir durum değildi. Bu arada Hz. Fatıma’nın gözlerinden, çok sevdiği babasından ayrılacağından dolayı yaşlar boşaldı. (İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübra, VIII/20; Bk: Nesâi, Nikah 31,32)
    Hz. Ali zengin bir kimse değildi. Elinde Bedir ganimetlerinin taksimi sırasında, Hz. Peygamber tarafından verilen bir zırh vardı. Bu zırh satılarak düğün hazırlıkları başladı. Nikâh ilân edildi. Misafirler için gül suyu, hurma ve bal şerbeti hazırlandı. Davetliler toplanınca, Hz. Peygamber (s.a.s.) ilk sözü alarak, evlilik konusunda veciz bir konuşma yaptı. Davetliler nikâha şahit tutularak, dört yüz dirhem gümüşün mehir olarak belirlenmesi ile nikâh kıyıldı. Nikâhın sonunda Hz. Peygamber (s.a.s.), evliliğin hayırlı uğurlu, doğacak nesillerin necip olması için duada bulundu. (a.g.e., III, s. 23) Hz. Ali de Hz. Peygamber (s.a.s.)’e, kerimesi Fatıma’yı kendisine nikâhlama lütfunda bulunduğu için şükranlarını arz etti. Tören bittikten sonra misafirlere hurma ve bal şerbeti ikram edildi.
    Davetliler dağıldıktan sonra Hz. Peygamber (s.a.s.) nikâhın tamamlandığını haber vermek üzere kızının yanına gitti. Hz. Fatıma’yı karşısında görür görmez gözleri yaşardı. Bu durum, kızının mürüvvetini görmesinden ve çok sevdiği eşi Hz. Hatice’nin, bu mürüvvete kavuşamamasından dolayı idi.
    Verilen mehirle ev hazırlıkları başladı. Ev için bir sedir, bir yün yatak, minder, kilim, yatak örtüsü ve elbise satın alındı. Bu eşyalara Hz. Fatıma’nın çeyizi de katıldı. Hz. Fatıma’nın çeyizi; kadife örtü, içi hurma lifleriyle doldurulmuş deri yastık, iki el değirmeni ve deriden yapılma iki su kabıdır. Bu eşyalar, o zaman için bile oldukça sade idi. Zira bu evlilikte maddî şeyler öncelikli kılınmamış, saadetli yuvanın külfetsiz bir biçimde kurulması amaçlanmış, Sevgili Peygamberimizin, “Evliliğin en iyisi, en kolay olanıdır.” (Ebu Dâvud, Nikâh, 32, hadis no: 2117) hadisi prensip edilmiştir. Ayrıca bu alınan eşyaların üzerine de başka eşyalar ilâve edilmemiştir. Nitekim Hz. Fatıma’nın ahirete irtihaline kadar bu eşyaları kullandığı rivayet edilir.
    Mutlu yuvada beraberlik
    Onların kurdukları yuvada, sevgi ve saygı vardı. Onlar hayatı paylaşan iki ortaktılar. Hz. Ali salih; Hz. Fatıma da saliha idi. Mutluluğun anahtarı bu özeliklere sahip olmaktaydı. Onların evi ilim meclisi idi. Evde Kur’an okunur, hadisler müzakere edilirdi. Hz. Ali’nin, eşi Hz. Fatıma’dan rivayet ettiği hadisler bunun ifadesidir. (bkz. TDV. İslâm Ansiklopedisi, “Ali” md. II, 371-375)
    Onlar ibadete çok düşkün idiler. Fırsat buldukça nafile oruç tutarlardı. Hz. Aişe annemizin, Hz. Ali’nin ibadet hayatını anlatan şu sözü bunu teyit etmektedir: Hz. Aişe (r.a)’ye: “Hangi kadın Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a daha sevgili idi” diye soruldu: “Fatıma!” dedi. “Ya erkeklerden” dendi. “Fatıma’nın kocası! Zira bildiğim kadarıyla Ali de çok oruç tutar, çok namaz kılar” (Tirmizi, Menakıb, H.No: 3873) buyurdu. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu güzel özelikleri bu saadetli yuvada gördükçe sevinir, kızı Hz. Fatıma’yı ayakta karşılar, elini tutarak yanaklarından öper iltifat ederdi. (Müslim, Fezailu’s-sahabe, 98)
    Hz. Ali örnek bir aile reisi idi. Eşi ve çocuklarına karşı oldukça merhametli idi. Hz. Ali ticaret yapıp dünya malı biriktirme yerine ilâhî sırlar hazinesi olan vahye katiplik yapıyor, gününün büyük bölümünü Hz. Peygamberle beraberliğe ve İslâm’a hizmete vakfediyordu.
    Hz. Ali’nin geliri sadece ordu hizmetlerindendi. Ancak bu ücret, alelâde bir işçinin ücretinin altındaydı. Ailenin ekonomik durumu iyi olmamasına rağmen, Hz. Ali ve Hz. Fatıma cömert idiler. Bollukta ve darlıkta mal ve paralarını fakirlerden esirgememişler, bunları hep Allah rızası için sarf etmişlerdir. “Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık harcayan kimseler...”(Bakara, 274) ayetinin, Hz. Ali ve değerli eşi hakkında indiği rivayet edilir. (Maverdi, en-Nüket, I/347)
    Bu saadetli yuvanın en büyük destekçisi Hz. Peygamber idi. Zira Hz. Peygamber, kızını evlendirmekle ondan kopmadı, her fırsatta bu mutlu yuvayı şenlendirir, hem kızına hem damadına beslediği derin sevgisini ifade eder, onların arasına oturur, sohbet eder, nasihatlerde bulunur, onları hayra yönlendirirdi. Hz. Ali ve Hz. Fatıma arasında iş bölümünü bizzat kendisi yapmıştı. Cahiliye geleneğinde ağır işlerde ezilen kadınların aksine, Hz. Fatıma sadece evin iç işlerinden, Hz. Ali de dış işlerinden sorumlu idi.
    Eşler, birbirlerine son derece güven duyuyor, hayatın acı tatlı günlerinde birbirlerine destek oluyorlardı. Yeri geldiğinde Hz. Ali ev işlerinde Hz. Fatıma’ya yardımcı oluyordu. Eve su taşımak, pazar alışverişini yapmak, ağır yükleri kaldırmak, Hz. Ali’nin görevi idi.
    Bir gün el değirmeninden un öğütmekten usanan Hz. Fatıma ve kuyudan su çekmekten yorulan Hz. Ali, Hz. Peygambere gidip, ev işlerinde kendilerine yardımcı olacak Medine’ye yeni gelen bir esir istediler. Hz. Peygamber (s.a.s.) da esiri, mescidde yatıp kalkan fakir Müslümanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere satacağını, bu sebeple kendisine bir hizmetçi veremeyeceğini, buna karşılık yatağa girdiklerinde otuz üçer defa sübhanallah, elhamdülillah, Allahüekber demelerini ve bunun istediği hizmetçiden kendileri için daha hayırlı olacağını söyledi. (Buhari, Fezailü Ashabin-Nebi, 9) Onlar da bu öğüdü yerine getirdiler. Saadetli yuvalarında sade yaşayışa devam ettiler.
    Hz. Ali ve Fatıma annemizin evlilikleri sırasında, ufak tefek birkaç tatsız olaydan bahsedilir. Bu tatsız olay büyümeden ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’in araya girmesi, Hz. Fatıma’ya öğütte bulunması neticesi, kırgınlıklar tatlıya bağlanmıştır. Hz. Ali de eşini hiçbir şekilde üzmeyeceğinin sözünü vermiştir. (Buhari, Edep, 113,İsti’zan; İbn Hacer, el- İsabe, VIII, 59)
    Hz. Ali eşine sadıktı. Dönemin şartları gereği birden fazla kadınla evlenmek mümkün iken o evlenmemiş, Hz. Fatıma’ya ölünceye değin sadık kalmıştır. Hz. Ali’nin Hz. Fatıma annemizin ölümü sebebiyle, Sevgili Peygamberimizin manevî huzurunda, eşi için söylediği şu sözler, ona duyduğu derin sevgiyi göstermektedir: “Selâm olsun sana civarına inen, sana pek çabuk kavuşan kızından yâ Resûlullah. Senin seçilmiş kızından ayrıldığımdan dolayı sabrım azaldı, kudretim kalmadı yâ Rasûlullah.
    Ancak senden ayrılmam, senin vefâtını görmem, çok daha büyük bir acıydı; ona sabrettikten sonra buna da sabretmem gerek. “Gerçekten de biz Allah’ınız ve gerçekten de O’na kavuşacağız”. (Bakara, 151)
    Emanetin benden alındı; bana verdiğin, elimden çıktı. Fakat Allah, beni de senin bulunduğun yurda alıncaya dek, derdim sürüp gidecek; gecelerim uykusuz olarak sabahı bulacak.” (Nehcu’l Belaga, (fierh, Muhammed Abduh) I, 261)
    Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın, Hasan, Hüseyin, Muhsin, Ümmü Gülsüm ve Zeyneb adında üçü erkek, ikisi kız beş çocuğu oldu. Çocuklarının her birini İslâm ahlâkı ile yetiştirdiler. Tarih, onların yetiştirdiği nesle tanıktır. Bu mutlu yuva, mutlu beraberlik hepimize örnek olsun


  4. 17.Aralık.2011, 01:51
    2
    Moderatör



    HZ. ALİ İLE HZ. FATIMA’NIN EVLİLİĞİ
    (MUTLU YUVA MUTLU BERABERLİK)
    ABDURRAHMAN AKBAŞ
    DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU UZMANI
    DİYANET AYLIK DERGİ MART 2005

    Tarihin mümtaz sayfalarının başlarında yer alan model ailelerden biri de Hz Ali ve Hz. Fatıma’nın kurdukları mutlu yuvadır. Bu mutlu yuvanın kuruluş aşamasında, düğün hazırlıkları ve eşlerin güzel geçimlerinde, değerler krizi içerisindeki toplumlara örnek olabilecek prensipler bulmak mümkündür.

    Evlilik, insan tabiatının bir gereğidir. Sevgi, sadakat gibi değerlerle kurulan model aileler, toplumun en büyük güvencesidir. Model ailelerden yoksun toplumlar, tükenişin eşiğindedir. Toplumsal problemlerin arttığı dönemlerde, erdemler mektebi olan bu aileler, sorunları çözmede en güzel örnektirler. Bu tür aileler, günümüzde olduğu gibi, tarih sayfalarında da bulunabilir. Tarihin mümtaz sayfalarının başlarında yer alan model ailelerden biri de Hz Ali ve Hz. Fatıma’nın kurdukları mutlu yuvadır. Bu mutlu yuvanın kuruluş aşamasında, düğün hazırlıkları ve eşlerin güzel geçimlerinde, değerler krizi içerisindeki toplumlara örnek olabilecek prensipler bulmak mümkündür. Bu yuvayı yakından tanımaya çalışalım:
    Saadetli evin hanımefendisi
    Hz. Fatıma Cennet kadınlarının sultanı Hz. Fatma validemiz, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in necip neslini sürdüren en küçük kızıdır. Hz. Fatıma, Sevgili Peygamberimizin terbiyesiyle yetişmiş her yönüyle kendine babasını örnek almıştır. Onu görenler sadece fizikî görünüşü ile Hz. Peygamber (s.a.s.)’e benzetmemiş, haya, cömertlik, merhamet ve konuşma, yürüme tarzı ile de benzetmişlerdir. (Müslim, Fezâilü’s-Sahabe, 98; Tirmizi, Menakib, 60)
    Hz. Fatıma’ya Hz. Peygamber (s.a.s.) ve yakın çevresi tarafından verilen lâkap ve sıfatlar, onun seçkinliğini, ahlâkî üstünlüğünü anlatmaya yeterlidir. İffet ve haya timsali oluşundan dolayı “Betül”; ibadete düşkünlüğü neticesi ilâhî nurun yüzünde aksedişinden “Zehra”; vakar ve ağırbaşlılığıyla hanımların efendisi anlamında “Seyyidün- Nisâ”; ona bakan yüz simasından, ahlâkî tavırlarından Rasûlullah (s.a.s.)’ı anımsattığından dolayı, babasının kızı anlamına gelen “Bint-i Ebiha”; üstün bir zekâya ve kavrayış gücüne sahip olduğundan dolayı “Zekiyye”; kimseyi incitmemeye gösterdiği özenden ve elinden geldiğince insanları hoşnut etmeye çalıştığından dolayı “Marziyye” denmiştir.
    Saadetli evin beyefendisi Hz. Ali
    Orta boylu, geniş omuzlu, bilekleri ve pazıları çelik gibi, gözleri iri iri, güzel yüzlü olan Hz. Ali, fizikî güzelliği yanında dürüstlüğü, cesareti, atikliği ve üstün bir zekâya sahip oluşu ile çevresinde örnek bir delikanlı idi. Birçok ahlâkî meziyetini Hz. Peygamberden almıştır. Zira Hz. Ali çocukluk ve gençliğini Hz. Peygamberin himayesi ve terbiyesi altında geçirmiş, her yönüyle Kâinatın Efendisini kendine örnek almıştır. O eşsiz terbiyenin eseri olarak Hz. Ali, ahlâk bakımından üstün bir seviyeye ulaşmıştır.
    Hz. Peygamber, Hz. Ali’yi çok sevmiş, Hz. Hatice annemizden sonra ilk İslâm’ı ona tebliğ etmiştir. Hz. Ali, henüz on yaşında olmasına rağmen, üstün muhakeme gücünü kullanarak Müslüman olmaya karar vermiştir. (İbn Sad, et-Tabakatü’l- Kübra, Beyrut, 1995, III, 22) Hz. Peygamber (s.a.s.) Hz. Ali’yi, kardeşi Caferi diğer çocuklarından hiç ayırmamış, şefkat, merhamet ve ihsanı ile babalarını aratmamıştır. Hz. Ali, çocukluk döneminden itibaren Hz. Peygamber’i bir gölge gibi takip etmiş, İslâm’ı tebliğ ettiği sıralarda hep yanında olmuş, elinden geldiğince Hz. Peygamber’e destek olmuştur. Hz. Peygamber, sözleriyle de Hz. Ali’yi onurlandırmıştır. Bir hadisinde, kendisi için sevdiği şeyi Hz. Ali için de sevdiğini ve kendisi için hoşlanmadığı şeyden Ali için de hoşlanmadığını buyurmuştur…
    (Tirmizi, Salat, 209)
    Buna ilâve olarak Hz. Peygamber’in hicretin ilk aylarında Mekke’den hicret edenlerle, Medineliler arasında yakınlık ve dayanışma sağlamak amacıyla kurduğu kardeşlik akdi sırasında, “Sen dünyada ve âhirette benim kardeşimsin.” buyurarak, Hz. Ali’yi kendisine kardeş kabul etmesi, “Ben kimin dostu (mevlâsı) isem, Ali de onun dostudur.” (Tirmizi Menakıb, 21) buyurması, Müşriklerin, Hz. Peygamber’i öldürme kararı verdikleri hicret gecesinde, hayatını tehlikeye atarak geceyi onun yatağında geçirmesi, Hz. Ali ile aralarındaki münasebeti, nübüvvet yakınlığı hariç, Hz. Musa ile Hârun yakınlığına benzetmesi (a.g.e., III, s. 23) , evlenmeden önce onun, Hz. Peygamber’e olan yakınlığına dair çok önemli delillerdir.
    Evlilik hazırlığı Hz. Ali ve Fatıma birbirlerini çok iyi tanıyorlardı. Çünkü Hz. Ali, çocukluğunu Hz. Peygamber’in yanında geçirmişti. Hz. Fatıma kendisine evlilik teklif edildiğinde 15 yaşlarında idi.
    Talipliler sadece Peygamber’in kızı olmasından dolayı talip olmamışlardı. O, evlenilecek hanımefendi adayları içerisinde en ideal özelliklere sahipti. Bu yüzden ona talip olanların sayısı oldukça fazla idi. Hz. Peygamber yaş, soy ve kültürel denkliği göz önüne alarak taliplileri nazikçe reddediyor, biricik kızı için en uygun damat adayını bekliyordu. Çünkü eşler arasında iyi bir uyum olabilmesi için evlilik, dengi dengine olmalıydı. Hz. Peygamber (s.a.s.) Hz. Ali’yi damat olarak gönlünden geçirmiyor değildi. Hatta bir gün Hz. Peygamber’in: “Rabbim! Kızıma hayırlı bir kısmet nasip et. Amcam oğlu Ali ne güzel bir eştir onun için.” dediği rivayet edilir. Sahabi arasında da: “Her halde Hz. Peygamber (s.a.s.), Hz. Ali’nin talip olmasını bekliyor” şeklinde de konuşmalar başlamıştı. Hz. Ali, Hz Fatıma’yı arzu ediyor, fakat bir türlü kendinde cesaret bulup arzusunu iletemiyordu. (Bkz. a.g.e, s. 19)
    Hz. Ali, günlerden bir gün -muhtemelen M. 624 mayıs- cesaretini toplayarak, Hz. Fatıma’yı istemek üzere, Hz. Peygamberin huzuruna çıktı. Durumun çok nazik ve özel bir konu olduğunu anlayan Hz. Peygamber “Bir ihtiyacın, bir arzun mu var ey Ali?” sorusuna, Hz. Ali’nin yine heyecandan cevap vermemesi üzerine: “Sen Fatımayı istemek üzere geldin” buyurdu. Hz. Ali, sadece “evet” diyebildi. Hz. Peygamberin cevabı: “Merhaben ve ehlen” oldu. Bu sözler Hz. Peygamberin bu evliliği onayladığı anlamına geliyordu. Daha sonra Hz. Peygamber mehir konusunu da konuştuktan sonra, bu teklifi Hz. Fatıma’ya ulaştırdı. Hz. Fatıma’nın cevabı o günün âdeti üzere susmak şeklinde oldu. Hz. Fatıma’nın evlilik konusunda rızasının alınması, o günkü toplumda görülmüş bir durum değildi. Bu arada Hz. Fatıma’nın gözlerinden, çok sevdiği babasından ayrılacağından dolayı yaşlar boşaldı. (İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübra, VIII/20; Bk: Nesâi, Nikah 31,32)
    Hz. Ali zengin bir kimse değildi. Elinde Bedir ganimetlerinin taksimi sırasında, Hz. Peygamber tarafından verilen bir zırh vardı. Bu zırh satılarak düğün hazırlıkları başladı. Nikâh ilân edildi. Misafirler için gül suyu, hurma ve bal şerbeti hazırlandı. Davetliler toplanınca, Hz. Peygamber (s.a.s.) ilk sözü alarak, evlilik konusunda veciz bir konuşma yaptı. Davetliler nikâha şahit tutularak, dört yüz dirhem gümüşün mehir olarak belirlenmesi ile nikâh kıyıldı. Nikâhın sonunda Hz. Peygamber (s.a.s.), evliliğin hayırlı uğurlu, doğacak nesillerin necip olması için duada bulundu. (a.g.e., III, s. 23) Hz. Ali de Hz. Peygamber (s.a.s.)’e, kerimesi Fatıma’yı kendisine nikâhlama lütfunda bulunduğu için şükranlarını arz etti. Tören bittikten sonra misafirlere hurma ve bal şerbeti ikram edildi.
    Davetliler dağıldıktan sonra Hz. Peygamber (s.a.s.) nikâhın tamamlandığını haber vermek üzere kızının yanına gitti. Hz. Fatıma’yı karşısında görür görmez gözleri yaşardı. Bu durum, kızının mürüvvetini görmesinden ve çok sevdiği eşi Hz. Hatice’nin, bu mürüvvete kavuşamamasından dolayı idi.
    Verilen mehirle ev hazırlıkları başladı. Ev için bir sedir, bir yün yatak, minder, kilim, yatak örtüsü ve elbise satın alındı. Bu eşyalara Hz. Fatıma’nın çeyizi de katıldı. Hz. Fatıma’nın çeyizi; kadife örtü, içi hurma lifleriyle doldurulmuş deri yastık, iki el değirmeni ve deriden yapılma iki su kabıdır. Bu eşyalar, o zaman için bile oldukça sade idi. Zira bu evlilikte maddî şeyler öncelikli kılınmamış, saadetli yuvanın külfetsiz bir biçimde kurulması amaçlanmış, Sevgili Peygamberimizin, “Evliliğin en iyisi, en kolay olanıdır.” (Ebu Dâvud, Nikâh, 32, hadis no: 2117) hadisi prensip edilmiştir. Ayrıca bu alınan eşyaların üzerine de başka eşyalar ilâve edilmemiştir. Nitekim Hz. Fatıma’nın ahirete irtihaline kadar bu eşyaları kullandığı rivayet edilir.
    Mutlu yuvada beraberlik
    Onların kurdukları yuvada, sevgi ve saygı vardı. Onlar hayatı paylaşan iki ortaktılar. Hz. Ali salih; Hz. Fatıma da saliha idi. Mutluluğun anahtarı bu özeliklere sahip olmaktaydı. Onların evi ilim meclisi idi. Evde Kur’an okunur, hadisler müzakere edilirdi. Hz. Ali’nin, eşi Hz. Fatıma’dan rivayet ettiği hadisler bunun ifadesidir. (bkz. TDV. İslâm Ansiklopedisi, “Ali” md. II, 371-375)
    Onlar ibadete çok düşkün idiler. Fırsat buldukça nafile oruç tutarlardı. Hz. Aişe annemizin, Hz. Ali’nin ibadet hayatını anlatan şu sözü bunu teyit etmektedir: Hz. Aişe (r.a)’ye: “Hangi kadın Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a daha sevgili idi” diye soruldu: “Fatıma!” dedi. “Ya erkeklerden” dendi. “Fatıma’nın kocası! Zira bildiğim kadarıyla Ali de çok oruç tutar, çok namaz kılar” (Tirmizi, Menakıb, H.No: 3873) buyurdu. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu güzel özelikleri bu saadetli yuvada gördükçe sevinir, kızı Hz. Fatıma’yı ayakta karşılar, elini tutarak yanaklarından öper iltifat ederdi. (Müslim, Fezailu’s-sahabe, 98)
    Hz. Ali örnek bir aile reisi idi. Eşi ve çocuklarına karşı oldukça merhametli idi. Hz. Ali ticaret yapıp dünya malı biriktirme yerine ilâhî sırlar hazinesi olan vahye katiplik yapıyor, gününün büyük bölümünü Hz. Peygamberle beraberliğe ve İslâm’a hizmete vakfediyordu.
    Hz. Ali’nin geliri sadece ordu hizmetlerindendi. Ancak bu ücret, alelâde bir işçinin ücretinin altındaydı. Ailenin ekonomik durumu iyi olmamasına rağmen, Hz. Ali ve Hz. Fatıma cömert idiler. Bollukta ve darlıkta mal ve paralarını fakirlerden esirgememişler, bunları hep Allah rızası için sarf etmişlerdir. “Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık harcayan kimseler...”(Bakara, 274) ayetinin, Hz. Ali ve değerli eşi hakkında indiği rivayet edilir. (Maverdi, en-Nüket, I/347)
    Bu saadetli yuvanın en büyük destekçisi Hz. Peygamber idi. Zira Hz. Peygamber, kızını evlendirmekle ondan kopmadı, her fırsatta bu mutlu yuvayı şenlendirir, hem kızına hem damadına beslediği derin sevgisini ifade eder, onların arasına oturur, sohbet eder, nasihatlerde bulunur, onları hayra yönlendirirdi. Hz. Ali ve Hz. Fatıma arasında iş bölümünü bizzat kendisi yapmıştı. Cahiliye geleneğinde ağır işlerde ezilen kadınların aksine, Hz. Fatıma sadece evin iç işlerinden, Hz. Ali de dış işlerinden sorumlu idi.
    Eşler, birbirlerine son derece güven duyuyor, hayatın acı tatlı günlerinde birbirlerine destek oluyorlardı. Yeri geldiğinde Hz. Ali ev işlerinde Hz. Fatıma’ya yardımcı oluyordu. Eve su taşımak, pazar alışverişini yapmak, ağır yükleri kaldırmak, Hz. Ali’nin görevi idi.
    Bir gün el değirmeninden un öğütmekten usanan Hz. Fatıma ve kuyudan su çekmekten yorulan Hz. Ali, Hz. Peygambere gidip, ev işlerinde kendilerine yardımcı olacak Medine’ye yeni gelen bir esir istediler. Hz. Peygamber (s.a.s.) da esiri, mescidde yatıp kalkan fakir Müslümanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere satacağını, bu sebeple kendisine bir hizmetçi veremeyeceğini, buna karşılık yatağa girdiklerinde otuz üçer defa sübhanallah, elhamdülillah, Allahüekber demelerini ve bunun istediği hizmetçiden kendileri için daha hayırlı olacağını söyledi. (Buhari, Fezailü Ashabin-Nebi, 9) Onlar da bu öğüdü yerine getirdiler. Saadetli yuvalarında sade yaşayışa devam ettiler.
    Hz. Ali ve Fatıma annemizin evlilikleri sırasında, ufak tefek birkaç tatsız olaydan bahsedilir. Bu tatsız olay büyümeden ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’in araya girmesi, Hz. Fatıma’ya öğütte bulunması neticesi, kırgınlıklar tatlıya bağlanmıştır. Hz. Ali de eşini hiçbir şekilde üzmeyeceğinin sözünü vermiştir. (Buhari, Edep, 113,İsti’zan; İbn Hacer, el- İsabe, VIII, 59)
    Hz. Ali eşine sadıktı. Dönemin şartları gereği birden fazla kadınla evlenmek mümkün iken o evlenmemiş, Hz. Fatıma’ya ölünceye değin sadık kalmıştır. Hz. Ali’nin Hz. Fatıma annemizin ölümü sebebiyle, Sevgili Peygamberimizin manevî huzurunda, eşi için söylediği şu sözler, ona duyduğu derin sevgiyi göstermektedir: “Selâm olsun sana civarına inen, sana pek çabuk kavuşan kızından yâ Resûlullah. Senin seçilmiş kızından ayrıldığımdan dolayı sabrım azaldı, kudretim kalmadı yâ Rasûlullah.
    Ancak senden ayrılmam, senin vefâtını görmem, çok daha büyük bir acıydı; ona sabrettikten sonra buna da sabretmem gerek. “Gerçekten de biz Allah’ınız ve gerçekten de O’na kavuşacağız”. (Bakara, 151)
    Emanetin benden alındı; bana verdiğin, elimden çıktı. Fakat Allah, beni de senin bulunduğun yurda alıncaya dek, derdim sürüp gidecek; gecelerim uykusuz olarak sabahı bulacak.” (Nehcu’l Belaga, (fierh, Muhammed Abduh) I, 261)
    Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın, Hasan, Hüseyin, Muhsin, Ümmü Gülsüm ve Zeyneb adında üçü erkek, ikisi kız beş çocuğu oldu. Çocuklarının her birini İslâm ahlâkı ile yetiştirdiler. Tarih, onların yetiştirdiği nesle tanıktır. Bu mutlu yuva, mutlu beraberlik hepimize örnek olsun





+ Yorum Gönder