Konusunu Oylayın.: Anne Baba ve Çocuk İletişimi

5 üzerinden 3.67 | Toplam : 3 kişi
Anne Baba ve Çocuk İletişimi
  1. 17.Aralık.2011, 01:22
    1
    Misafir

    Anne Baba ve Çocuk İletişimi

  2. 17.Aralık.2011, 07:40
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Anne Baba ve Çocuk İletişimi




    ANNE BABA VE ÇOCUK ARASINDA İLETİŞİM
    RAHİME BEDER ŞEN
    AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMA UZMANI
    DİYANET AYLIK DERGİ MAYIS 2005

    Yetişme sürecinde çocuğun ihtiyaç duyacağı en önemli temel duygular “sevgi” ve “güven”dir ki, çocuğun ömür boyu sürecek kendilik değerlerini ve kişilik özelliklerini belirleyecektir. Anne-babanın çocuğuna bu duyguları kazandırması için, onunla sağlıklı bir iletişim kurması gerekir. Aile içi ilişkilerde özellikle de çocukla iletişimde dinlemenin önemi büyüktür. Batılı psikolog Publilus Syrus; “Çocuğuna servet bırakmak isteyen anne-baba, ona karşısındakini iyi dinlemeyi öğretmelidir” diyor. Etkin dinlemede kişinin söylediklerinin gerçek anlamlarının kavranması gerekir. Çünkü herkes için duyulduğunu ve anlaşıldığını bilmek çok güzel bir duygudur.
    Çocuğun yaşamda ilk iletişime girdiği kişiler anne-babasıdır. Anne-baba-çocuk üçgenindeki iletişim, yani çocuğun ailesiyle olan iletişimi, çocuğun yaşamında ve onun küçük dünyasında çok büyük önem taşır. Anne-baba-çocuk ilişkisinde, herkes duygu ve düşüncelerini, birbirlerine ifade ederlerse ve başarılı iletişim kurabilirlerse, sorunlarına çözüm bulabilirler.
    Annelerin bebekleriyle iletişimindeki yüz ifadeleri, mimikleri, önemli sözcükleri abartmaları, konuşmalar arasında sık ve uzun duraklamalar yapmaları, çocuklarının tepki göstermeleri için yeterince zaman tanımaları iletişimi kolaylaştırır. Anne bebek arasındaki iletişimden sonra artık bebek bir süre sonra baba ve kendisine yakın davranan diğer insanlarla ilişki kurmaya başlar.
    Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, çocuğun ailesindeki kişilerle kurduğu sağlıklı iletişim, onun gelecekteki arkadaşları, öğretmenleri ve diğer yetişkinlerle iletişimini kolaylaştırır. Bu noktada ise ailelere çok iş düşmektedir.
    Birçok anne-baba ve öğretmenler çocuklarla iletişim kurmada ve onların sorunlarına çözüm getirmede esas görevlerinin onlarla konuşmak, öğüt vermek, öneride bulunmak olduğunu zannederler. Oysa çocuğun sorunlarını çözmede gerekli olan uygun ortamı sağlamak ve onu dinlemektir. Dinlemek, çocuğun gelecekte de sağlıklı bir iletişim kurabilmesini, kendisi hakkında olumlu duygulara sahip olmasını, kendisine değer verildiğini hissetmesini, kendine saygısını ve problem çözme davranışını geliştirir. Çocukla sağlıklı bir iletişim kurmak için gerekli olan dinleme davranışını yerine getirmek için, çocuklara rahatlıkla konuşabilecekleri bir ortam sağlanmalı, eğer ortada bir problem varsa o problemin öncelikle kime ait olduğu bulunmalıdır. Eğer problem çocukta ise, öncelikle anne-baba çocuğa duygu ve düşüncelerini açıklamak için konuşma fırsatı vermeli, onu dinlemelidir. Dinleme, çocuğa ana-baba tarafından önemsendiğini gösterir, değer verildiğini hissettirir.
    Anne-baba ve çocuk arasındaki anlaşmazlıklar, çocuğun yaptığı olumsuz davranışlar sonucu oluşur. Çocuğun olumsuz davranışları ya da sözleri anne-baba da hoşnutsuzluk, kızgınlık gibi duygular yaratabilir. Bu duygular karşısında tepkilerini genellikle ani ve sözel olarak şöyle ifade ederler: ‘Ne laf anlamaz çocuksun ‘Sana bin kere tembih ettim’, ‘Neden dikkat etmiyorsun’ gibi. Buradaki ifade tarzı çocuğa yöneliksen mesajı, sen dilidir. Oysa iletişimde, kişi olaya ilişkin duygularını anlatarak ben dili kullanarak kendisini ifade etmelidir. ‘Odanı toplamadığın zaman çok kızıyorum’, ‘Yüksek sesle konuştuğunuz zaman başım ağrıyor’, Ağlayarak konuştuğun zaman seni anlayamıyorum‘ gibi.
    İyi bir dinleyici olmak için; çocuğu dinlerken rahat bir şekilde oturulmalıdır. Rahat bir duruş, çocuğu dinlemeyi kolaylaştırır. Çocukla konuşurken göz teması kurmak önemlidir. Bunun için ya çocuğun boyunun hizasına gelmek için diz çökmeli ya da çocuğu kucağa almalıdır. Göz teması çocuğa duyulan ilgiyi ve kişiliğine duyulan saygıyı gösterir. Göz teması donuk bir şekilde olmamalıdır. Konuşurken çocuğun aynı zamanda ses tonuna, yüz ifadelerine ve bakışlarını kaçırıp kaçırmadığına dikkat edilip, davranışları ile söylediklerinin tutarlı olup olmadığına bakılır.
    Örneğin anne-babası boşanan bir çocuğun “hayır sizin ayrılışınıza üzülmüyorum.” Derken gözleri sulanıyorsa, çocuğun söyledikleri hakkında şüpheye düşeriz. Bu durumda iyi bir dinleyici olmak için, karşımızdaki kişinin yüzünü, elini, kolunu yani bedenini de duymamız gerekir. Çocuk kendisine yakın duran, yüzüne bakan kişiye daha çok güven, yakınlık ve konuşma isteği duyar. Çocuk bir şey anlatırken “tamam, sen anlat ben dinliyorum” diyen ve bu arada yemekle uğraşan bir anneye anlatma isteği duymaz.
    Dinleme sırasında çocuğun sözünü kesmeden, çocuk durakladığında “Hımm, evet anlıyorum...” gibi sözlü belirtiler ya da gülümseme, baş sallama gibi sözsüz belirtiler yapılmalıdır. Tüm bu belirtiler, çocuğun anlattığı problemi sorduğu soruları duyduğumuzu, onu önemsediğimizi ve değer verdiğimizi çocuğa hissettirir. Bunu hisseden çocuk rahatlıkla ailesi ile iletişim kurar.
    Çocuğu dinlerken sessiz olunmalı, zaman zaman duraklamalarda söze karışılmalıdır. Sessizliğin faydasına gelince, konuşan kişiye konuştukları hakkında düşünme, daha fazla açıklama ve olaya daha dikkatli bakma imkânı kazandırır, kişiyi aynı zamanda rahatlatır. “Ay-
    şe’nin benim için çok iyi bir arkadaş olduğunu düşünmüyorum artık!” diyen bir çocuğun sözünü keserek “Ben sana baştan söylemiştim, Ayşe’nin iyi bir arkadaş olmadığını, artık kendine başka bir arkadaş bulmalısın” demek, o çocuk için gereken sessizliği sağlamaz. Çocuk düşüncelerini tam olarak söyleyemez, kendisini rahatsız hisseder. Yine de tam bir sessizlik yerine çocuk konuşurken daha “Hımm, evet anlıyorum” gibi sözler, duraklama ve yüz ifadeleri sessiz kalmayı tamamlar, çocuğa önemsendiğini gösterir. Bu tepkiler olmasa, çocuk karşısındaki kişinin onu dinlemediğini düşünür. Dinlemeyi iyi bilen ailelerin çocuklarının kelime dağarcığı zenginleşir, konuşma yeteneği gelişir, kendi duygu ve düşüncelerini daha iyi ifade eder. Ayrıca iyi dinlenen çocuk içine kapanmak, ağlamak, saldırgan davranmak yerine kendini sözle anlatarak rahatlar. Bu, çocuğun toplumsal yaşama uyumunu kolaylaştırır. Doğru anlaşıldığını hisseden çocuk, kendini daha huzurlu ve rahat hisseder. Bunun sonucunda, çocuğun kendine güveni artar, duygusal ve sosyal yönden gelişir. Başkaları tarafından dinlenen çocuk da başkalarını kolaylıkla dinler. Aile içi ve diğer ilişki kurduğu insanlarla sağlıklı bir iletişim içine girer.
    Fakat genellikle yapılan, insanlarla özellikle de çocuklarımızla iletişimimize engel olan, konuşmalarımızı yüzeysel kılan ve gerçek dinlemeyi engelleyen birtakım iletişim engelleri kullanılmasıdır. Bunlar; emir vermek, tehdit etmek, yönlendirmek, uyarmak, gözdağı vermek, ahlâk dersi vermek, öğüt vermek ve çözüm önerileri getirmek, öğretme, nutuk çekme, tartışma ve mantık yoluyla inandırma, konuyu değiştirme, alay etme, aşağılama, utandırma, eleştirme, yargılama, inceleme-araştırma-soruşturma. Bu tür iletişim engellerinin kullanılması çocukta birçok olumsuzluklara neden olur. Çocuğun kendini değersiz hissetmesi, özgüveninin gelişmeden yok olması, ailesine karşı güvensizleşmesi gibi daha birçok sorunun ortaya çıkması, olumlu iletişim kurulmasıyla ortadan kalkar. Bu nedenle aile içi iletişime ve çocukla iletişime çok önem vermek gerekmektedir.


  3. 17.Aralık.2011, 07:40
    2
    Üye



    ANNE BABA VE ÇOCUK ARASINDA İLETİŞİM
    RAHİME BEDER ŞEN
    AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMA UZMANI
    DİYANET AYLIK DERGİ MAYIS 2005

    Yetişme sürecinde çocuğun ihtiyaç duyacağı en önemli temel duygular “sevgi” ve “güven”dir ki, çocuğun ömür boyu sürecek kendilik değerlerini ve kişilik özelliklerini belirleyecektir. Anne-babanın çocuğuna bu duyguları kazandırması için, onunla sağlıklı bir iletişim kurması gerekir. Aile içi ilişkilerde özellikle de çocukla iletişimde dinlemenin önemi büyüktür. Batılı psikolog Publilus Syrus; “Çocuğuna servet bırakmak isteyen anne-baba, ona karşısındakini iyi dinlemeyi öğretmelidir” diyor. Etkin dinlemede kişinin söylediklerinin gerçek anlamlarının kavranması gerekir. Çünkü herkes için duyulduğunu ve anlaşıldığını bilmek çok güzel bir duygudur.
    Çocuğun yaşamda ilk iletişime girdiği kişiler anne-babasıdır. Anne-baba-çocuk üçgenindeki iletişim, yani çocuğun ailesiyle olan iletişimi, çocuğun yaşamında ve onun küçük dünyasında çok büyük önem taşır. Anne-baba-çocuk ilişkisinde, herkes duygu ve düşüncelerini, birbirlerine ifade ederlerse ve başarılı iletişim kurabilirlerse, sorunlarına çözüm bulabilirler.
    Annelerin bebekleriyle iletişimindeki yüz ifadeleri, mimikleri, önemli sözcükleri abartmaları, konuşmalar arasında sık ve uzun duraklamalar yapmaları, çocuklarının tepki göstermeleri için yeterince zaman tanımaları iletişimi kolaylaştırır. Anne bebek arasındaki iletişimden sonra artık bebek bir süre sonra baba ve kendisine yakın davranan diğer insanlarla ilişki kurmaya başlar.
    Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, çocuğun ailesindeki kişilerle kurduğu sağlıklı iletişim, onun gelecekteki arkadaşları, öğretmenleri ve diğer yetişkinlerle iletişimini kolaylaştırır. Bu noktada ise ailelere çok iş düşmektedir.
    Birçok anne-baba ve öğretmenler çocuklarla iletişim kurmada ve onların sorunlarına çözüm getirmede esas görevlerinin onlarla konuşmak, öğüt vermek, öneride bulunmak olduğunu zannederler. Oysa çocuğun sorunlarını çözmede gerekli olan uygun ortamı sağlamak ve onu dinlemektir. Dinlemek, çocuğun gelecekte de sağlıklı bir iletişim kurabilmesini, kendisi hakkında olumlu duygulara sahip olmasını, kendisine değer verildiğini hissetmesini, kendine saygısını ve problem çözme davranışını geliştirir. Çocukla sağlıklı bir iletişim kurmak için gerekli olan dinleme davranışını yerine getirmek için, çocuklara rahatlıkla konuşabilecekleri bir ortam sağlanmalı, eğer ortada bir problem varsa o problemin öncelikle kime ait olduğu bulunmalıdır. Eğer problem çocukta ise, öncelikle anne-baba çocuğa duygu ve düşüncelerini açıklamak için konuşma fırsatı vermeli, onu dinlemelidir. Dinleme, çocuğa ana-baba tarafından önemsendiğini gösterir, değer verildiğini hissettirir.
    Anne-baba ve çocuk arasındaki anlaşmazlıklar, çocuğun yaptığı olumsuz davranışlar sonucu oluşur. Çocuğun olumsuz davranışları ya da sözleri anne-baba da hoşnutsuzluk, kızgınlık gibi duygular yaratabilir. Bu duygular karşısında tepkilerini genellikle ani ve sözel olarak şöyle ifade ederler: ‘Ne laf anlamaz çocuksun ‘Sana bin kere tembih ettim’, ‘Neden dikkat etmiyorsun’ gibi. Buradaki ifade tarzı çocuğa yöneliksen mesajı, sen dilidir. Oysa iletişimde, kişi olaya ilişkin duygularını anlatarak ben dili kullanarak kendisini ifade etmelidir. ‘Odanı toplamadığın zaman çok kızıyorum’, ‘Yüksek sesle konuştuğunuz zaman başım ağrıyor’, Ağlayarak konuştuğun zaman seni anlayamıyorum‘ gibi.
    İyi bir dinleyici olmak için; çocuğu dinlerken rahat bir şekilde oturulmalıdır. Rahat bir duruş, çocuğu dinlemeyi kolaylaştırır. Çocukla konuşurken göz teması kurmak önemlidir. Bunun için ya çocuğun boyunun hizasına gelmek için diz çökmeli ya da çocuğu kucağa almalıdır. Göz teması çocuğa duyulan ilgiyi ve kişiliğine duyulan saygıyı gösterir. Göz teması donuk bir şekilde olmamalıdır. Konuşurken çocuğun aynı zamanda ses tonuna, yüz ifadelerine ve bakışlarını kaçırıp kaçırmadığına dikkat edilip, davranışları ile söylediklerinin tutarlı olup olmadığına bakılır.
    Örneğin anne-babası boşanan bir çocuğun “hayır sizin ayrılışınıza üzülmüyorum.” Derken gözleri sulanıyorsa, çocuğun söyledikleri hakkında şüpheye düşeriz. Bu durumda iyi bir dinleyici olmak için, karşımızdaki kişinin yüzünü, elini, kolunu yani bedenini de duymamız gerekir. Çocuk kendisine yakın duran, yüzüne bakan kişiye daha çok güven, yakınlık ve konuşma isteği duyar. Çocuk bir şey anlatırken “tamam, sen anlat ben dinliyorum” diyen ve bu arada yemekle uğraşan bir anneye anlatma isteği duymaz.
    Dinleme sırasında çocuğun sözünü kesmeden, çocuk durakladığında “Hımm, evet anlıyorum...” gibi sözlü belirtiler ya da gülümseme, baş sallama gibi sözsüz belirtiler yapılmalıdır. Tüm bu belirtiler, çocuğun anlattığı problemi sorduğu soruları duyduğumuzu, onu önemsediğimizi ve değer verdiğimizi çocuğa hissettirir. Bunu hisseden çocuk rahatlıkla ailesi ile iletişim kurar.
    Çocuğu dinlerken sessiz olunmalı, zaman zaman duraklamalarda söze karışılmalıdır. Sessizliğin faydasına gelince, konuşan kişiye konuştukları hakkında düşünme, daha fazla açıklama ve olaya daha dikkatli bakma imkânı kazandırır, kişiyi aynı zamanda rahatlatır. “Ay-
    şe’nin benim için çok iyi bir arkadaş olduğunu düşünmüyorum artık!” diyen bir çocuğun sözünü keserek “Ben sana baştan söylemiştim, Ayşe’nin iyi bir arkadaş olmadığını, artık kendine başka bir arkadaş bulmalısın” demek, o çocuk için gereken sessizliği sağlamaz. Çocuk düşüncelerini tam olarak söyleyemez, kendisini rahatsız hisseder. Yine de tam bir sessizlik yerine çocuk konuşurken daha “Hımm, evet anlıyorum” gibi sözler, duraklama ve yüz ifadeleri sessiz kalmayı tamamlar, çocuğa önemsendiğini gösterir. Bu tepkiler olmasa, çocuk karşısındaki kişinin onu dinlemediğini düşünür. Dinlemeyi iyi bilen ailelerin çocuklarının kelime dağarcığı zenginleşir, konuşma yeteneği gelişir, kendi duygu ve düşüncelerini daha iyi ifade eder. Ayrıca iyi dinlenen çocuk içine kapanmak, ağlamak, saldırgan davranmak yerine kendini sözle anlatarak rahatlar. Bu, çocuğun toplumsal yaşama uyumunu kolaylaştırır. Doğru anlaşıldığını hisseden çocuk, kendini daha huzurlu ve rahat hisseder. Bunun sonucunda, çocuğun kendine güveni artar, duygusal ve sosyal yönden gelişir. Başkaları tarafından dinlenen çocuk da başkalarını kolaylıkla dinler. Aile içi ve diğer ilişki kurduğu insanlarla sağlıklı bir iletişim içine girer.
    Fakat genellikle yapılan, insanlarla özellikle de çocuklarımızla iletişimimize engel olan, konuşmalarımızı yüzeysel kılan ve gerçek dinlemeyi engelleyen birtakım iletişim engelleri kullanılmasıdır. Bunlar; emir vermek, tehdit etmek, yönlendirmek, uyarmak, gözdağı vermek, ahlâk dersi vermek, öğüt vermek ve çözüm önerileri getirmek, öğretme, nutuk çekme, tartışma ve mantık yoluyla inandırma, konuyu değiştirme, alay etme, aşağılama, utandırma, eleştirme, yargılama, inceleme-araştırma-soruşturma. Bu tür iletişim engellerinin kullanılması çocukta birçok olumsuzluklara neden olur. Çocuğun kendini değersiz hissetmesi, özgüveninin gelişmeden yok olması, ailesine karşı güvensizleşmesi gibi daha birçok sorunun ortaya çıkması, olumlu iletişim kurulmasıyla ortadan kalkar. Bu nedenle aile içi iletişime ve çocukla iletişime çok önem vermek gerekmektedir.





+ Yorum Gönder