Konusunu Oylayın.: Çocuk Sevgisi üzerine

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Çocuk Sevgisi üzerine
  1. 17.Aralık.2011, 01:22
    1
    Misafir

    Çocuk Sevgisi üzerine






    Çocuk Sevgisi üzerine Mumsema Çocuk Sevgisi üzerine


  2. 17.Aralık.2011, 01:22
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 17.Aralık.2011, 07:41
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Çocuk Sevgisi üzerine




    ÇOCUK SEVGİSİ ÜZERİNE HZ. PEYGAMBER’DEN MESAJLAR
    PROF. DR. M. FARUK BAYRAKTAR
    MARMARA ÜNİVERSİTESİ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ
    DİYANET AYLIK DERGİ NİSAN 2005

    İnsanları birbirine yaklaştıran olumlu ve güzel duyguların tümü olarak tanımlanabilecek sevgi, açlık ve susuzluk gibi sürekli doyurulmak isteyen ve hayat boyu devam eden bir duygudur. Anne-baba sevgisi, çocuk sevgisi, kardeş sevgisi, arkadaş, eş, vatan, insan sevgisi, evrensel olan bu duygunun değişik görüntüleridir. Sevecenlik, ilgili olma, ilgi gösterme, anlayış, hoşgörü, saygı, şefkat, merhamet, bağlanma, beğenme, dokunma, şakalaşma, güler yüz, güzel söz, acıma, üzülme, bu duygunun ürünleridir.

    Psikologlar, sevildiğini hissetmenin insanın birinci derecede duygusal ihtiyacı olduğunu ifade ederler. İnsanoğlu sevme yeteneğini sevile sevile kazanır. Sevmeden önce sevilmeyi öğrenir. “Sen seversen yavrunu, o da sever yavrusunu” atasözü, bu gerçeği vurgular.
    Çocukluğunda sevgiye doymamış, yeterince sevgi almamış insanın, dengeli bir kişilik geliştirmesi ve başkalarını sevmesi zordur. Kişi yeterince almadığını başkalarıyla paylaşamaz, kendinde olmayanı başkasına veremez.
    Sevgi ve saygı, anne-babadan taklit yoluyla ve model alınarak öğrenilir. Sevilen ve kişiliğine saygı duyulan çocuk mutlu olur, başkalarını sever, onlara saygı duyar, çevresi ile iyi ilişkiler kurar. Eylem, sözden daha etkili olduğuna göre, çocuklara öğüt vermek yerine, davranışla örnek olmak gerekir. Çocuk, duyduğunu değil, gördüğünü öğrenir ve uygular. Alçak sesle konuşan, güler yüz gösteren, güzel konuşan ve mutlu bir tablo oluşturan anne-baba, çocuğuna da bunu öğretmiş olur.
    Fiziksel temasın, sevgiyi iletmenin bir yolu olduğunu biliyoruz. Çocuk gelişimi konusunda yapılan pek çok araştırmada şu sonuca ulaşılmıştır:
    Dokunarak sevilen, kucaklanan ve öpülen çocuklar, uzun süre fiziksel temastan mahrum bırakılmış çocuklardan daha sağlıklı bir duygusal gelişim geliştiriyor. Dokunma, beş duyunun diğer dördünden farklı olarak, bedenin belli bir bölgesiyle sınırlanmamıştır. Dokunmayı algılayan minik algılayıcılar, vücudumuzun her alanına yerleştirilmiştir. Bu alıcılara dokunulduğunda, sinirler bu etkileri beyne iletir. Beyindeki bu etkileri algılarız. Bu etkinin sevgi dolu, haz verici veya nefret dolu, elem verici olduğunu anlayabilir, yorumlayabiliriz.
    Şefkatli bir fiziksel temas, çocuğa gösterilen sevgiyi ifade eder, çocuğa sevgiyi güçlü bir şekilde iletir. Sözlerimiz, konuşurken kullandığımız kelimeler çok şey ifade edebilir, fakat fiziksel temas çocuğa değer verdiğimizi iletir.
    Anne-babalar, çocuklarına sevgilerini göstermek için oyuncak alırlar. Ancak oyuncak almakla oynamak farklıdır. Gerektiğinde ve özellikle de çocuk istediğinde onunla oynamak gerekir.
    İnsanoğlu fark edilmek ve önemli olmak ister, bebeklikten itibaren dokunulmak, kucaklanmak ister. Kucaklayarak, öperek, okşayarak kurulan ilişki, bedenî temasa duyulan ihtiyacın karşılanmasında önemli bir rol oynar. Bazı araştırma bulguları, psikosomatik hastalıkları olan kişilerin yeteri kadar yakın bedenî temasla sevilmediklerini, öpülüp kucaklanmadıklarını ortaya koymuştur.
    İletişimde temel ilkenin değer verme ve kabul etme olduğunu biliyoruz. Çocukları olduğu gibi kabul etmek, ilişkileri olumlu yönde geliştirir. Çocuğu olduğu gibi kabul etmek, onu gerçekten sevmektir. Kabul edildiğini gören, sevildiğini de hisseder. Sevilmeyen ve sevilmediğini hisseden çocuk, kendini değersiz ve yetersiz hisseder.
    Çocukları çok seven Sevgili Peygamberimiz, öncelikle kız-erkek ayrımını kaldırmış ve özellikle çocuklar arasında eşit davranılmasını emretmiştir. (Müslim, Hibat, 13)“Küçüklerini sevmeyen bizden değildir…” (Edebü’l- Müfred, I, 366) buyurarak, çocukları sevmeyi eğitimin temeline oturtmuştur. Hz. Peygamber’in çocuklara gösterdiği sevgi, şefkat ve merhametin çeşitli örneklerini hadis ve siyer kitaplarında görmek mümkündür. Hz. Peygamber’in çocuk sevgisini gösteren bazı davranış modellerine göz atalım.
    Çocukları kucaklar ve öperdi
    Çocuklara karşı duyulan sevgiyi ifade etmenin yollarından biri, şüphesiz onların kucaklanıp öpülmesidir. Enes b. Malik anlatıyor: “Ailesine karşı, ondan daha şefkatli olanı görmedim. Oğlu İbrahim’in Medine’nin kenar mahallelerinde oturan sütannesi vardı. Sütannenin eşi demirciydi. Hz. Peygamber bizi de yanına alarak, oğlu İbrahim’i görmek için giderdi. Eve varınca çocuğu kucağına alır, onu kucaklar, koklar, öper; bir süre sonra dönerdi.” (Buhari, Edeb, 18;Müslim, Fedail, 63) Henüz süt çağında vefat eden İbrahim’in ölüm anını anlatan bir hadiste ise, Hz. Peygamber’in can vermekte olan oğlunu kucağına alıp öptüğü, bu esnada gözlerinden yaşlar boşandığı, bu durumu gören Abdurrahman b. Avf’ın, “Siz de mi ağlıyorsunuz?” Demesi üzerine, “Bu ağlayış rahmet ve merhamettendir. Göz ağlar, kalp üzülür. Dilimiz ise Rabbimizin razı olacağından başka bir kelime söylemez. Ey İbrahim! Senden ayrıldığımız için gerçekten pek üzgünüz.” Cevabını verdiği bilinmektedir. (Buhari, Cenaiz, 44)
    Hz. Peygamber, torunları Hasan ve Hüseyin için, “Bu iki torunum, benim dünyada öpüp kokladığım iki reyhanımdır.” buyurdu. (Buhari, Edeb,18) Yine Hz. Peygamber, bir defasında torunu Hasan’ı öptü. O sırada yanında bulunan el-Akra, “Benim on çocuğum var, onlardan hiçbirini öpmedim.” dedi. Allah Resulü ona doğru baktı ve: “şefkatli olmayana, merhamet edilmez.” buyurdu. (Buhari, Edeb, 18; Müslim, Fedail, 65; Ebu Davud, Edeb, 145; Tirmizi, Birr, 12)
    Hz. Aişe validemiz anlatıyor: Peygamber’e bedevi bir Arap geldi, “Ya Resulellah: Sizler çocukları öper(sever)misiniz? Biz çocuklarımızı sevip okşamayız” dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s.): “Allah, senin kalbinden merhamet ve şefkati çekip çıkarmıştır. Ben senin için ne yapabilirim?” diye cevap verdi. (Buhari, Edeb, 18)
    Çocukların başını okşardı
    Sahabenin çocuklarından Cabir b. Semüre anlatıyor: Resulullah ile birlikte öğle namazı kıldım. Sonra ailesinin yanına çıktılar, ben de onunla çıktım. Derken çocuklar onu karşıladılar. Hz. Peygamber onların yanaklarını tek tek okşamaya başladı. Benim yanağımı da okşadı. Elinde bir serinlik ve güzel bir koku hissettim. Sanki elini bir ahtar sepetinden çıkarmıştı… (Müslim, Fedail, 80)
    Said b. Yezid Anlatıyor: Çocukluğumda teyzem beni Resulullah’ın yanına götürdü de: Resulullah başımı eliyle okşadı ve bana dua etti. Sonra arka tarafına durdum ve iki kürek kemiği arasında bulunan Peygamberlik mührüne baktım. (Buhari, Daavat, 30)
    Çocuklarla ilgilenir, iltifat ederdi
    Ümmü Halid şöyle anlatır: “Çocukluğumda babamla birlikte, sarı renkli bir entari giymiş olarak Resulullah’ın huzuruna gelmiştim. Allah Resulü: “Güzel, güzel!” buyurdu. O sırada ben, Resulullah’ın peygamberlik mührü ile oynamaya başladım, babam beni azarlayıp bundan men etti. Bunun üzerine Resulullah, babama, “Çocuğu kendi hâline bırak” buyurdu. Sonra bana üç defa: “(Çocuğum, çok yaşa da) gömleğini (sağlıkla giy) ve eskit” dedi. (Buhari, Edeb, 17; Ebu Davud, Libas, 2)
    Çocuklarla şakalaşır, hâl hatır sorardı
    Hz. Peygamber’in en çok şakalaştığı çocuklar, şüphesiz ki torunları Hasan ve Hüseyin idi. Onların ellerinden tutar, ayaklarını ayaklarına koyar, göğsüne çıkarır, bazen de omzuna alırdı. Cabir’in anlattığına göre Hz. Peygamber, Hasan ve Hüseyin’i sırtına bindirmiş dört ayak üzerinde yürümekte ve “Deveniz ne güzel deve, siz de ne iyi binicilersiniz” diyerek onları taşımıştır. (Tirmizi, Menakıb, 31)
    Öte yandan Hz. Peygamber bir kovadan ağzına su almış ve beş yaşındaki Mahmut b. Rebi’nin yüzüne püskürtmüştür. (Buhari, İlim, 18, Daavat, 30-31)
    Enes b. Malik anlatıyor: Resulullah bizlerle şakalaşır, hatta bazen geldiğinde küçük kardeşime, “Ey Ebu Umeyr, ne oldu Nugayr!” diye takılır, onunla şakalaşırdı. (Buhari, Edeb, 81, 112; İbn Mace, Edeb, 24)
    Hz. Peygamber bazen Enes’e, ey iki kulaklı diyerek, bazen de kakülünü çekerek onunla şakalaşırdı.
    (Ebu Davud, Edeb, 84; Tereccül,15; Tirmizi, Menakıb, 48) Enes’e göre Hz. Peygamber, çocuklarla şakalaşmada insanların en ileride olanıdır. Bu örneklerden Hz. Peygamber’in, çocuklarla hem sözle hem de fiilen şakalaştığı anlaşılmaktadır.
    Hasta çocukları ziyaret ederdi
    Hz. Peygamber, kızı Zeynep’ten olan hasta torununu ziyarete gitmişti. Çocuk can çekişmekte idi ve bir ses duyulmaktaydı. Allah Resulü ağlıyordu. Ve şöyle buyurdu: “Bu gözyaşları rahmettir ki, Allah onu kullarından istediği kimselerin kalplerine koymuştur.” (Buhari, Merda ve’t-Tıp, 9; ayrıca bkz: Buhari, Cenaiz, 79)
    Çocuklara selâm verirdi
    Enes anlatıyor: “Ben çocuklarla oynarken Resulullah yanıma geldi, bize selâm verdi.” (Müslim, f. sahabe, 33)
    Enes b. Malik bir defasında, çocukların yanına uğrayıp onlara selâm vermiş ve Peygamber (s.a.s.) çocuklara böyle selâm verirdi, demiştir. (Buhari, İsti’zan, 15; Müslim, Selâm, 5; Ebu Davud, Edeb, 136; Tirmizi, İsti’zan, 8; İbn Mace, Edeb, 14)
    Sevgili Peygamberimizin çocuklara selâm vermesi, onlara değer vermesi, tevazu, yumuşaklık ve onları İslâm âdâbına alıştırmak içindir. Selâm ayrıca iletişimin en temel ilkesidir. Ancak günümüzde, çocuklara yeterince selâm verdiğimiz söylenemez.
    Çocuklar arasında ayırım yapılmasını istemezdi
    Hz. Peygamber çocuklar arasında eşit davranılmasını emretmiş, (Müslim, Hibat, 13) hediye vermekte çocuklar arasında adil olunmasını istemiştir. (Buhari, Hibe, 9)
    Beşir b. Sa’d, oğlu Numan’ı, Hz. Peygamber’in yanına getirip, “Oğlum Numan’a bir köle verdim” dedi. Resulullah, “Çocuklarının hepsine bunun benzerini verdin mi?” diye sordu. Beşir: “Hayır” dedi. Bunun üzerine Resul-ü Ekrem: “Öyle ise bunu da geri al” buyurdu. (Buhari, Hibe, 9) Çocukları bineğine alırdı Hz. Peygamber çocukları bineğine alarak, onlara olan sevgisini göstermiştir. İbn Abbas anlatır: “Resulullah Mekke’ye geldiğinde kendisini, Muttalip oğullarından küçük çocuklar karşıladı. Resulullah onlardan birini bineğinin önüne, bir diğerini de arkasına aldı.” (Buhari, Umre, 13

    Çocuklarla oynardı.

    Hz. Peygamber, kendi terbiyesinde bulunan torunları Hasan ve Hüseyin ile hizmetinde olan Enes gibi yakınlarını çocuklarla oynamaya teşvik ettiği gibi, (Ebu Davud, Edeb,136) yolda oynarken rastladığı çocuklara da selâm vererek iltifatta bulunmuş, (Buhari, İsti’zan,15) torunu Hasan’ı sokakta arkadaşlarıyla oynarken gördüğü hâlde engel olmamıştır.
    Ebu Katade anlatıyor: “Peygamber (s.a.s.) bizim yanımıza geldi, omuzunda Zeynep’ten olan torunu Üsame vardı. Peygamber (s.a.s.) onu taşıyarak namaz kıldırdı. Rükua vardığı zaman onu bırakır, rükudan başını kaldırdığı zaman onu yerden tekrar kaldırırdı.” (Buhari, Edeb, 18; Salat, 106; Müslim, Mesacid, 41; Ebu Davud, Salat, 169)
    “Çocuğu olan onunla eğlensin, oynaşsın.” Buyuran Hz. Peygamber, ailelere çocuklarıyla ilgilenme görev ve sorumluluğunu hatırlatmaktadır.
    Sevgili Peygamberimiz tarafından ortaya konmuş ve uygulanmış yukarıda verilen ilkelerin, günümüzde çocuk eğitimi ve gelişimi alanındaki bilimsel araştırmalarda ortaya konan eğitim ilkeleriyle örtüştüğü görülmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken ince nokta, çocuğun duygusal gelişiminde vitamin sayılan sevginin, çocuğa yeterince ve ölçülü verilmesidir. Biliyoruz ki, su vermemek çiçeği kurutur, çok su vermek ise çürütür. Çocukların bizi saymasını, gelecek nesilleri sevmesini ve başarılı olmasını istiyorsak, onları sevelim, sevgiyle, ilgiyle ve bilgiyle eğitelim. Ailede verilen sevgi ve ilginin, çocuğun uyum ve başarısını etkileyen önemli bir faktör olduğunu unutmayalım. Hz. Peygamber’i, çocuklarımıza yeterince tanıtalım ve anlatalım ki, onlar da Hz. Peygamber’i sevsinler


  4. 17.Aralık.2011, 07:41
    2
    Üye



    ÇOCUK SEVGİSİ ÜZERİNE HZ. PEYGAMBER’DEN MESAJLAR
    PROF. DR. M. FARUK BAYRAKTAR
    MARMARA ÜNİVERSİTESİ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ
    DİYANET AYLIK DERGİ NİSAN 2005

    İnsanları birbirine yaklaştıran olumlu ve güzel duyguların tümü olarak tanımlanabilecek sevgi, açlık ve susuzluk gibi sürekli doyurulmak isteyen ve hayat boyu devam eden bir duygudur. Anne-baba sevgisi, çocuk sevgisi, kardeş sevgisi, arkadaş, eş, vatan, insan sevgisi, evrensel olan bu duygunun değişik görüntüleridir. Sevecenlik, ilgili olma, ilgi gösterme, anlayış, hoşgörü, saygı, şefkat, merhamet, bağlanma, beğenme, dokunma, şakalaşma, güler yüz, güzel söz, acıma, üzülme, bu duygunun ürünleridir.

    Psikologlar, sevildiğini hissetmenin insanın birinci derecede duygusal ihtiyacı olduğunu ifade ederler. İnsanoğlu sevme yeteneğini sevile sevile kazanır. Sevmeden önce sevilmeyi öğrenir. “Sen seversen yavrunu, o da sever yavrusunu” atasözü, bu gerçeği vurgular.
    Çocukluğunda sevgiye doymamış, yeterince sevgi almamış insanın, dengeli bir kişilik geliştirmesi ve başkalarını sevmesi zordur. Kişi yeterince almadığını başkalarıyla paylaşamaz, kendinde olmayanı başkasına veremez.
    Sevgi ve saygı, anne-babadan taklit yoluyla ve model alınarak öğrenilir. Sevilen ve kişiliğine saygı duyulan çocuk mutlu olur, başkalarını sever, onlara saygı duyar, çevresi ile iyi ilişkiler kurar. Eylem, sözden daha etkili olduğuna göre, çocuklara öğüt vermek yerine, davranışla örnek olmak gerekir. Çocuk, duyduğunu değil, gördüğünü öğrenir ve uygular. Alçak sesle konuşan, güler yüz gösteren, güzel konuşan ve mutlu bir tablo oluşturan anne-baba, çocuğuna da bunu öğretmiş olur.
    Fiziksel temasın, sevgiyi iletmenin bir yolu olduğunu biliyoruz. Çocuk gelişimi konusunda yapılan pek çok araştırmada şu sonuca ulaşılmıştır:
    Dokunarak sevilen, kucaklanan ve öpülen çocuklar, uzun süre fiziksel temastan mahrum bırakılmış çocuklardan daha sağlıklı bir duygusal gelişim geliştiriyor. Dokunma, beş duyunun diğer dördünden farklı olarak, bedenin belli bir bölgesiyle sınırlanmamıştır. Dokunmayı algılayan minik algılayıcılar, vücudumuzun her alanına yerleştirilmiştir. Bu alıcılara dokunulduğunda, sinirler bu etkileri beyne iletir. Beyindeki bu etkileri algılarız. Bu etkinin sevgi dolu, haz verici veya nefret dolu, elem verici olduğunu anlayabilir, yorumlayabiliriz.
    Şefkatli bir fiziksel temas, çocuğa gösterilen sevgiyi ifade eder, çocuğa sevgiyi güçlü bir şekilde iletir. Sözlerimiz, konuşurken kullandığımız kelimeler çok şey ifade edebilir, fakat fiziksel temas çocuğa değer verdiğimizi iletir.
    Anne-babalar, çocuklarına sevgilerini göstermek için oyuncak alırlar. Ancak oyuncak almakla oynamak farklıdır. Gerektiğinde ve özellikle de çocuk istediğinde onunla oynamak gerekir.
    İnsanoğlu fark edilmek ve önemli olmak ister, bebeklikten itibaren dokunulmak, kucaklanmak ister. Kucaklayarak, öperek, okşayarak kurulan ilişki, bedenî temasa duyulan ihtiyacın karşılanmasında önemli bir rol oynar. Bazı araştırma bulguları, psikosomatik hastalıkları olan kişilerin yeteri kadar yakın bedenî temasla sevilmediklerini, öpülüp kucaklanmadıklarını ortaya koymuştur.
    İletişimde temel ilkenin değer verme ve kabul etme olduğunu biliyoruz. Çocukları olduğu gibi kabul etmek, ilişkileri olumlu yönde geliştirir. Çocuğu olduğu gibi kabul etmek, onu gerçekten sevmektir. Kabul edildiğini gören, sevildiğini de hisseder. Sevilmeyen ve sevilmediğini hisseden çocuk, kendini değersiz ve yetersiz hisseder.
    Çocukları çok seven Sevgili Peygamberimiz, öncelikle kız-erkek ayrımını kaldırmış ve özellikle çocuklar arasında eşit davranılmasını emretmiştir. (Müslim, Hibat, 13)“Küçüklerini sevmeyen bizden değildir…” (Edebü’l- Müfred, I, 366) buyurarak, çocukları sevmeyi eğitimin temeline oturtmuştur. Hz. Peygamber’in çocuklara gösterdiği sevgi, şefkat ve merhametin çeşitli örneklerini hadis ve siyer kitaplarında görmek mümkündür. Hz. Peygamber’in çocuk sevgisini gösteren bazı davranış modellerine göz atalım.
    Çocukları kucaklar ve öperdi
    Çocuklara karşı duyulan sevgiyi ifade etmenin yollarından biri, şüphesiz onların kucaklanıp öpülmesidir. Enes b. Malik anlatıyor: “Ailesine karşı, ondan daha şefkatli olanı görmedim. Oğlu İbrahim’in Medine’nin kenar mahallelerinde oturan sütannesi vardı. Sütannenin eşi demirciydi. Hz. Peygamber bizi de yanına alarak, oğlu İbrahim’i görmek için giderdi. Eve varınca çocuğu kucağına alır, onu kucaklar, koklar, öper; bir süre sonra dönerdi.” (Buhari, Edeb, 18;Müslim, Fedail, 63) Henüz süt çağında vefat eden İbrahim’in ölüm anını anlatan bir hadiste ise, Hz. Peygamber’in can vermekte olan oğlunu kucağına alıp öptüğü, bu esnada gözlerinden yaşlar boşandığı, bu durumu gören Abdurrahman b. Avf’ın, “Siz de mi ağlıyorsunuz?” Demesi üzerine, “Bu ağlayış rahmet ve merhamettendir. Göz ağlar, kalp üzülür. Dilimiz ise Rabbimizin razı olacağından başka bir kelime söylemez. Ey İbrahim! Senden ayrıldığımız için gerçekten pek üzgünüz.” Cevabını verdiği bilinmektedir. (Buhari, Cenaiz, 44)
    Hz. Peygamber, torunları Hasan ve Hüseyin için, “Bu iki torunum, benim dünyada öpüp kokladığım iki reyhanımdır.” buyurdu. (Buhari, Edeb,18) Yine Hz. Peygamber, bir defasında torunu Hasan’ı öptü. O sırada yanında bulunan el-Akra, “Benim on çocuğum var, onlardan hiçbirini öpmedim.” dedi. Allah Resulü ona doğru baktı ve: “şefkatli olmayana, merhamet edilmez.” buyurdu. (Buhari, Edeb, 18; Müslim, Fedail, 65; Ebu Davud, Edeb, 145; Tirmizi, Birr, 12)
    Hz. Aişe validemiz anlatıyor: Peygamber’e bedevi bir Arap geldi, “Ya Resulellah: Sizler çocukları öper(sever)misiniz? Biz çocuklarımızı sevip okşamayız” dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s.): “Allah, senin kalbinden merhamet ve şefkati çekip çıkarmıştır. Ben senin için ne yapabilirim?” diye cevap verdi. (Buhari, Edeb, 18)
    Çocukların başını okşardı
    Sahabenin çocuklarından Cabir b. Semüre anlatıyor: Resulullah ile birlikte öğle namazı kıldım. Sonra ailesinin yanına çıktılar, ben de onunla çıktım. Derken çocuklar onu karşıladılar. Hz. Peygamber onların yanaklarını tek tek okşamaya başladı. Benim yanağımı da okşadı. Elinde bir serinlik ve güzel bir koku hissettim. Sanki elini bir ahtar sepetinden çıkarmıştı… (Müslim, Fedail, 80)
    Said b. Yezid Anlatıyor: Çocukluğumda teyzem beni Resulullah’ın yanına götürdü de: Resulullah başımı eliyle okşadı ve bana dua etti. Sonra arka tarafına durdum ve iki kürek kemiği arasında bulunan Peygamberlik mührüne baktım. (Buhari, Daavat, 30)
    Çocuklarla ilgilenir, iltifat ederdi
    Ümmü Halid şöyle anlatır: “Çocukluğumda babamla birlikte, sarı renkli bir entari giymiş olarak Resulullah’ın huzuruna gelmiştim. Allah Resulü: “Güzel, güzel!” buyurdu. O sırada ben, Resulullah’ın peygamberlik mührü ile oynamaya başladım, babam beni azarlayıp bundan men etti. Bunun üzerine Resulullah, babama, “Çocuğu kendi hâline bırak” buyurdu. Sonra bana üç defa: “(Çocuğum, çok yaşa da) gömleğini (sağlıkla giy) ve eskit” dedi. (Buhari, Edeb, 17; Ebu Davud, Libas, 2)
    Çocuklarla şakalaşır, hâl hatır sorardı
    Hz. Peygamber’in en çok şakalaştığı çocuklar, şüphesiz ki torunları Hasan ve Hüseyin idi. Onların ellerinden tutar, ayaklarını ayaklarına koyar, göğsüne çıkarır, bazen de omzuna alırdı. Cabir’in anlattığına göre Hz. Peygamber, Hasan ve Hüseyin’i sırtına bindirmiş dört ayak üzerinde yürümekte ve “Deveniz ne güzel deve, siz de ne iyi binicilersiniz” diyerek onları taşımıştır. (Tirmizi, Menakıb, 31)
    Öte yandan Hz. Peygamber bir kovadan ağzına su almış ve beş yaşındaki Mahmut b. Rebi’nin yüzüne püskürtmüştür. (Buhari, İlim, 18, Daavat, 30-31)
    Enes b. Malik anlatıyor: Resulullah bizlerle şakalaşır, hatta bazen geldiğinde küçük kardeşime, “Ey Ebu Umeyr, ne oldu Nugayr!” diye takılır, onunla şakalaşırdı. (Buhari, Edeb, 81, 112; İbn Mace, Edeb, 24)
    Hz. Peygamber bazen Enes’e, ey iki kulaklı diyerek, bazen de kakülünü çekerek onunla şakalaşırdı.
    (Ebu Davud, Edeb, 84; Tereccül,15; Tirmizi, Menakıb, 48) Enes’e göre Hz. Peygamber, çocuklarla şakalaşmada insanların en ileride olanıdır. Bu örneklerden Hz. Peygamber’in, çocuklarla hem sözle hem de fiilen şakalaştığı anlaşılmaktadır.
    Hasta çocukları ziyaret ederdi
    Hz. Peygamber, kızı Zeynep’ten olan hasta torununu ziyarete gitmişti. Çocuk can çekişmekte idi ve bir ses duyulmaktaydı. Allah Resulü ağlıyordu. Ve şöyle buyurdu: “Bu gözyaşları rahmettir ki, Allah onu kullarından istediği kimselerin kalplerine koymuştur.” (Buhari, Merda ve’t-Tıp, 9; ayrıca bkz: Buhari, Cenaiz, 79)
    Çocuklara selâm verirdi
    Enes anlatıyor: “Ben çocuklarla oynarken Resulullah yanıma geldi, bize selâm verdi.” (Müslim, f. sahabe, 33)
    Enes b. Malik bir defasında, çocukların yanına uğrayıp onlara selâm vermiş ve Peygamber (s.a.s.) çocuklara böyle selâm verirdi, demiştir. (Buhari, İsti’zan, 15; Müslim, Selâm, 5; Ebu Davud, Edeb, 136; Tirmizi, İsti’zan, 8; İbn Mace, Edeb, 14)
    Sevgili Peygamberimizin çocuklara selâm vermesi, onlara değer vermesi, tevazu, yumuşaklık ve onları İslâm âdâbına alıştırmak içindir. Selâm ayrıca iletişimin en temel ilkesidir. Ancak günümüzde, çocuklara yeterince selâm verdiğimiz söylenemez.
    Çocuklar arasında ayırım yapılmasını istemezdi
    Hz. Peygamber çocuklar arasında eşit davranılmasını emretmiş, (Müslim, Hibat, 13) hediye vermekte çocuklar arasında adil olunmasını istemiştir. (Buhari, Hibe, 9)
    Beşir b. Sa’d, oğlu Numan’ı, Hz. Peygamber’in yanına getirip, “Oğlum Numan’a bir köle verdim” dedi. Resulullah, “Çocuklarının hepsine bunun benzerini verdin mi?” diye sordu. Beşir: “Hayır” dedi. Bunun üzerine Resul-ü Ekrem: “Öyle ise bunu da geri al” buyurdu. (Buhari, Hibe, 9) Çocukları bineğine alırdı Hz. Peygamber çocukları bineğine alarak, onlara olan sevgisini göstermiştir. İbn Abbas anlatır: “Resulullah Mekke’ye geldiğinde kendisini, Muttalip oğullarından küçük çocuklar karşıladı. Resulullah onlardan birini bineğinin önüne, bir diğerini de arkasına aldı.” (Buhari, Umre, 13

    Çocuklarla oynardı.

    Hz. Peygamber, kendi terbiyesinde bulunan torunları Hasan ve Hüseyin ile hizmetinde olan Enes gibi yakınlarını çocuklarla oynamaya teşvik ettiği gibi, (Ebu Davud, Edeb,136) yolda oynarken rastladığı çocuklara da selâm vererek iltifatta bulunmuş, (Buhari, İsti’zan,15) torunu Hasan’ı sokakta arkadaşlarıyla oynarken gördüğü hâlde engel olmamıştır.
    Ebu Katade anlatıyor: “Peygamber (s.a.s.) bizim yanımıza geldi, omuzunda Zeynep’ten olan torunu Üsame vardı. Peygamber (s.a.s.) onu taşıyarak namaz kıldırdı. Rükua vardığı zaman onu bırakır, rükudan başını kaldırdığı zaman onu yerden tekrar kaldırırdı.” (Buhari, Edeb, 18; Salat, 106; Müslim, Mesacid, 41; Ebu Davud, Salat, 169)
    “Çocuğu olan onunla eğlensin, oynaşsın.” Buyuran Hz. Peygamber, ailelere çocuklarıyla ilgilenme görev ve sorumluluğunu hatırlatmaktadır.
    Sevgili Peygamberimiz tarafından ortaya konmuş ve uygulanmış yukarıda verilen ilkelerin, günümüzde çocuk eğitimi ve gelişimi alanındaki bilimsel araştırmalarda ortaya konan eğitim ilkeleriyle örtüştüğü görülmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken ince nokta, çocuğun duygusal gelişiminde vitamin sayılan sevginin, çocuğa yeterince ve ölçülü verilmesidir. Biliyoruz ki, su vermemek çiçeği kurutur, çok su vermek ise çürütür. Çocukların bizi saymasını, gelecek nesilleri sevmesini ve başarılı olmasını istiyorsak, onları sevelim, sevgiyle, ilgiyle ve bilgiyle eğitelim. Ailede verilen sevgi ve ilginin, çocuğun uyum ve başarısını etkileyen önemli bir faktör olduğunu unutmayalım. Hz. Peygamber’i, çocuklarımıza yeterince tanıtalım ve anlatalım ki, onlar da Hz. Peygamber’i sevsinler





+ Yorum Gönder