Konusunu Oylayın.: Çocuklara evimizi sevdirelim

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Çocuklara evimizi sevdirelim
  1. 17.Aralık.2011, 01:19
    1
    Misafir

    Çocuklara evimizi sevdirelim






    Çocuklara evimizi sevdirelim Mumsema Çocuklara evimizi sevdirelim


  2. 17.Aralık.2011, 01:19
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 17.Aralık.2011, 01:40
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Çocuklara evimizi sevdirelim




    ÇOCUKLARA EVİMİZİ SEVDİRELİM
    ABDURRAHMAN AKBAŞ
    DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU UZMANI
    DİYANET AYLIK DERGİ HAZİRAN 2005

    Ne zaman bir çocuğun gözlerini puslu görsem, sis çöker yüreğime alabildiğince. Ne yapmalı, nasıl yapmalı ki o gözler ışıldasın. Hayata gülen gözlerle baksın. Onların gözbebeklerine dalar dua ederim; ya Rabbi, bütün çocuklar gülsün ve tertemiz yaratılışlarını koruyabilsinler diye. Onlar için nice umutlar yeşertirim içimde geleceğe dair. Ve puslu gözlerin ardındakileri yakalayabilmek için, birçok soru sorarım kendime.
    Çocukların seslerine yeterince kulak veriyor muyuz?
    Onlar, seslerini bize duyuramadıkları için, içe kapanıp kendileriyle mi konuşuyorlar?
    Bizimle konuşmaları ve paylaşmaları gerekenleri başkalarıyla mı konuşuyorlar?
    Biz, bu başkalarını ne kadar tanıyoruz?
    Çocuklar neden sokağa kaçarlar ve sokak onlar için ne kadar güvenlidir?
    Bu kaçışta bizim tutumlarımızın rolü nedir?
    Davranış sorunları ile nasıl başa çıkabiliriz?
    Nasıl davranmalıyız ki, evimiz onlar için en güvenilir, en çok huzur buldukları mekânlar hâline gelsin?
    Bu sorulara “bir bağırır çağırır, dayak atarsın oturur yerine” şeklinde cevap verenler, bilmeliler ki, kendi elleriyle çocuklarını sokağa itecekler ve o zaman çocuklar tutacak başka el arayacaklar sokakta. En güvenli yer bizim evimiz, uzanılan en güvenli el, bizim elimiz, biraz daha genişletirsek halkayı, bu el sıla-i rahim eli olmalı çocuklar için. Daha önemlisi, çocuklar bunu bilmeli, hissetmeli.
    Biraz sabır, biraz anlayış ve değer verip onları dinleme ne kadar kolaylaştıracak işimizi. Özellikle ergenlik döneminde ani tepkilerini anlayışla karşılayabilmek oldukça önemli... Böyle durumlarda karşılıklı güç gösterisine girmek fayda getirmeyeceği gibi, ilişkilerin bozulmasına da sebep olabilir. “Zaten beni hiç anlamıyorsunuz” diye öfkeyle kapıdan çıkan çocuğumuz, sokakta istemediğimiz şeylere yönelebilir.
    Çocuklar büyüklerine öfke duymazlar mı? Kızmazlar mı hiç. Hem öfkelenirler, hem de kızarlar. Onların da zayıf ve kırılgan olduğu, hassaslaştığı zamanlar vardır. O zamanları, göz bebeklerinden okuyabiliriz. Kendini güçsüz bulduğu durumlarda, onlara güçlü yanlarını fark ettirebilir ve sevgi anlayışla yaklaşabiliriz. Onları karşımıza alıp tehdit ederek güçsüz ve çaresiz bırakmak, aşağılamak, evlerimizi onlara dar kılmak sokağı cazip kılar. O naif, kırılgan ve güçsüz çocuklar, belki bir gün bir sokak çetesinin reisi oluverir. “O kim oluyor ki” dememek lâzım. Çünkü onların gönül dünyasını biz şekillendiriyoruz. Dolayısıyla onlarda bizden çok şey var... Onlara bakan anne babalar, kendilerini göreceklerdir.
    Her ailenin kendine özgü bir yapısı olsa da, anne- baba olarak yapmamız gerekenlerin başında; “ben anneyim, ben babayım, o da çocuk” ifadelerinin içini çocuktan yana boşaltmamak ve doğru doldurmak gelir. O çocuk ama, aynı zamanda bir birey. Bu, düşünce ona haksızlık yapılmasını önleyen bir kabuldür aynı zamanda.
    Şöyle bir çocukluğumuza yolculuğa çıkalım: Ailemizin hangi tutumları bize “yeter!” dedirtti. Yine onların hangi tutumlarından sonra arkadaşımıza koşup, “bunlar beni hiç anlamıyorlar “ diye içimizi döktük. Veya kapıları çarpıp, merdivenleri bir solukta inip, avare avare sokakları dolaştık. “Oğlum ders çalış, kızım müziği bu kadar yüksek sesle dinlemek zorunda mısın? Koşma terlersin, top oynama bacağını-kolunu kırarsın... Bu listeye eklenecek o kadar çok şey vardır ki her birimizin çocukluğunda. “Biliyor musun, babam top oynamama bile izin vermezdi” derken, derin iç geçirişlerimiz vardır çocukluğumuza dair. Neden kendi çocukluğumuzdan ders almayız daha anlayışlı olmak ve onlara daha iyi davranmak için? Bu, kendi duygularımızı çöpe atmak değil midir?
    Arada bir “ekmek derdimizi” anlatırız da bir lokmayı tadıyla yutamaz çocuklarımız. “Biz, sizin için çalışıyoruz. Bütün gün, bu evde sizin için uğraşıyorum. Baban eve ekmek getirmek için nelere katlanıyor biliyor musun?” Onların çok iyi bildikleri bir şey var: Ekmek yetmiyor. Sevilmek, değer verilip dinlenmek, anlaşılmak, hata yapıp ettiklerinde hemen suçlanmamak, şikâyet ve tehdit edilmemek, zamanı paylaşmak, yorgunluklara yenik düşmeden, ekmek kadar önemli onlar için. Bir türküyü birlikte mırıldanmanın, bir duaya birlikte el açmanın tadını biliyorlar mı çocuklarımız?
    Ve kardeşler arası ayırımcılık... Birbirlerini şikâyet etmelerine izin vermemek ve kendilerini kontrol etmelerini sağlamak. Bir de taraf tutmadan konuşabilmek. Birinde daha az sevildiği gibi bir yargı oluşursa, bu, hem onların hem de evin tadını kaçırır. Evin tadını kaçıran başka şeyler de var tabiî ki, kendi kişilik çatışmalarımızın faturasını en sevdiklerimize ödetme acizliği ve “el iyisi, ev ağusu olmak” gibi.
    Her ilişkide olduğu gibi çocuklarımızla ilişkide de bağları incitmek, hatta koparmak çok kolay. Çocukları inciten ve duygusal olarak örseleyen tavırlar varsa ev, onların kendilerini en huzur buldukları yuva olmaktan çıkar. Kaçılan yer, hep özlenen yer olsa da bir kaçış başlar sokağa. Fakat sokak çok soğuktur


  4. 17.Aralık.2011, 01:40
    2
    Moderatör



    ÇOCUKLARA EVİMİZİ SEVDİRELİM
    ABDURRAHMAN AKBAŞ
    DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU UZMANI
    DİYANET AYLIK DERGİ HAZİRAN 2005

    Ne zaman bir çocuğun gözlerini puslu görsem, sis çöker yüreğime alabildiğince. Ne yapmalı, nasıl yapmalı ki o gözler ışıldasın. Hayata gülen gözlerle baksın. Onların gözbebeklerine dalar dua ederim; ya Rabbi, bütün çocuklar gülsün ve tertemiz yaratılışlarını koruyabilsinler diye. Onlar için nice umutlar yeşertirim içimde geleceğe dair. Ve puslu gözlerin ardındakileri yakalayabilmek için, birçok soru sorarım kendime.
    Çocukların seslerine yeterince kulak veriyor muyuz?
    Onlar, seslerini bize duyuramadıkları için, içe kapanıp kendileriyle mi konuşuyorlar?
    Bizimle konuşmaları ve paylaşmaları gerekenleri başkalarıyla mı konuşuyorlar?
    Biz, bu başkalarını ne kadar tanıyoruz?
    Çocuklar neden sokağa kaçarlar ve sokak onlar için ne kadar güvenlidir?
    Bu kaçışta bizim tutumlarımızın rolü nedir?
    Davranış sorunları ile nasıl başa çıkabiliriz?
    Nasıl davranmalıyız ki, evimiz onlar için en güvenilir, en çok huzur buldukları mekânlar hâline gelsin?
    Bu sorulara “bir bağırır çağırır, dayak atarsın oturur yerine” şeklinde cevap verenler, bilmeliler ki, kendi elleriyle çocuklarını sokağa itecekler ve o zaman çocuklar tutacak başka el arayacaklar sokakta. En güvenli yer bizim evimiz, uzanılan en güvenli el, bizim elimiz, biraz daha genişletirsek halkayı, bu el sıla-i rahim eli olmalı çocuklar için. Daha önemlisi, çocuklar bunu bilmeli, hissetmeli.
    Biraz sabır, biraz anlayış ve değer verip onları dinleme ne kadar kolaylaştıracak işimizi. Özellikle ergenlik döneminde ani tepkilerini anlayışla karşılayabilmek oldukça önemli... Böyle durumlarda karşılıklı güç gösterisine girmek fayda getirmeyeceği gibi, ilişkilerin bozulmasına da sebep olabilir. “Zaten beni hiç anlamıyorsunuz” diye öfkeyle kapıdan çıkan çocuğumuz, sokakta istemediğimiz şeylere yönelebilir.
    Çocuklar büyüklerine öfke duymazlar mı? Kızmazlar mı hiç. Hem öfkelenirler, hem de kızarlar. Onların da zayıf ve kırılgan olduğu, hassaslaştığı zamanlar vardır. O zamanları, göz bebeklerinden okuyabiliriz. Kendini güçsüz bulduğu durumlarda, onlara güçlü yanlarını fark ettirebilir ve sevgi anlayışla yaklaşabiliriz. Onları karşımıza alıp tehdit ederek güçsüz ve çaresiz bırakmak, aşağılamak, evlerimizi onlara dar kılmak sokağı cazip kılar. O naif, kırılgan ve güçsüz çocuklar, belki bir gün bir sokak çetesinin reisi oluverir. “O kim oluyor ki” dememek lâzım. Çünkü onların gönül dünyasını biz şekillendiriyoruz. Dolayısıyla onlarda bizden çok şey var... Onlara bakan anne babalar, kendilerini göreceklerdir.
    Her ailenin kendine özgü bir yapısı olsa da, anne- baba olarak yapmamız gerekenlerin başında; “ben anneyim, ben babayım, o da çocuk” ifadelerinin içini çocuktan yana boşaltmamak ve doğru doldurmak gelir. O çocuk ama, aynı zamanda bir birey. Bu, düşünce ona haksızlık yapılmasını önleyen bir kabuldür aynı zamanda.
    Şöyle bir çocukluğumuza yolculuğa çıkalım: Ailemizin hangi tutumları bize “yeter!” dedirtti. Yine onların hangi tutumlarından sonra arkadaşımıza koşup, “bunlar beni hiç anlamıyorlar “ diye içimizi döktük. Veya kapıları çarpıp, merdivenleri bir solukta inip, avare avare sokakları dolaştık. “Oğlum ders çalış, kızım müziği bu kadar yüksek sesle dinlemek zorunda mısın? Koşma terlersin, top oynama bacağını-kolunu kırarsın... Bu listeye eklenecek o kadar çok şey vardır ki her birimizin çocukluğunda. “Biliyor musun, babam top oynamama bile izin vermezdi” derken, derin iç geçirişlerimiz vardır çocukluğumuza dair. Neden kendi çocukluğumuzdan ders almayız daha anlayışlı olmak ve onlara daha iyi davranmak için? Bu, kendi duygularımızı çöpe atmak değil midir?
    Arada bir “ekmek derdimizi” anlatırız da bir lokmayı tadıyla yutamaz çocuklarımız. “Biz, sizin için çalışıyoruz. Bütün gün, bu evde sizin için uğraşıyorum. Baban eve ekmek getirmek için nelere katlanıyor biliyor musun?” Onların çok iyi bildikleri bir şey var: Ekmek yetmiyor. Sevilmek, değer verilip dinlenmek, anlaşılmak, hata yapıp ettiklerinde hemen suçlanmamak, şikâyet ve tehdit edilmemek, zamanı paylaşmak, yorgunluklara yenik düşmeden, ekmek kadar önemli onlar için. Bir türküyü birlikte mırıldanmanın, bir duaya birlikte el açmanın tadını biliyorlar mı çocuklarımız?
    Ve kardeşler arası ayırımcılık... Birbirlerini şikâyet etmelerine izin vermemek ve kendilerini kontrol etmelerini sağlamak. Bir de taraf tutmadan konuşabilmek. Birinde daha az sevildiği gibi bir yargı oluşursa, bu, hem onların hem de evin tadını kaçırır. Evin tadını kaçıran başka şeyler de var tabiî ki, kendi kişilik çatışmalarımızın faturasını en sevdiklerimize ödetme acizliği ve “el iyisi, ev ağusu olmak” gibi.
    Her ilişkide olduğu gibi çocuklarımızla ilişkide de bağları incitmek, hatta koparmak çok kolay. Çocukları inciten ve duygusal olarak örseleyen tavırlar varsa ev, onların kendilerini en huzur buldukları yuva olmaktan çıkar. Kaçılan yer, hep özlenen yer olsa da bir kaçış başlar sokağa. Fakat sokak çok soğuktur





+ Yorum Gönder