Konusunu Oylayın.: Çocuklarla çocuk olmak

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Çocuklarla çocuk olmak
  1. 17.Aralık.2011, 01:18
    1
    Misafir

    Çocuklarla çocuk olmak






    Çocuklarla çocuk olmak Mumsema Çocuklarla çocuk olmak


  2. 17.Aralık.2011, 01:18
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 17.Aralık.2011, 01:38
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Çocuklarla çocuk olmak




    ÇOCUKLARLA ÇOCUK OLMAK
    DR. YAŞAR YİĞİT
    DİN İŞLERİ YÜKSEK KRL. UZMANI
    DİYANET AYLIK DERGİ TEMMUZ 2005

    Kur’an-ı Kerim’de “büyük bir ahlâk üzere” olduğu bildirilen Sevgili Peygamberimiz, yine Kur’an’ın ifadesiyle “alemlere rahmet olarak” gönderilmiş ve insanlığa, örnek alacakları nice hayatî prensipler getirmiştir. Bunlar, sadece Müslümanlar için değil bütün insanlığın kurtuluşuna vesile olacak, onlara hayat verecek erdem yüklü prensiplerdir. Zira Allah Rasulü, insanları hidâyete ulaştırmak üzere gönderilmiş, rahmet ve merhamet kandili, kutlu bir elçidir. “Andolsun ki Rasulullah’da sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı zikredenler için mükemmel bir örnek vardır.” ayeti, Hz. Peygamberin hemen her konuda örnek bir model olduğunu açık bir şekilde vurgulamaktadır. İşte En güzel örneğin hayatına baktığımızda, çocuk sevgisi konusunda da muhteşem tablolarla karşılaşmaktayız. Çocukların diri diri kuma gömüldüğü, değer ya da değersizliğin cinsiyete endekslendiği, sevgi ve şefkat duygularının iyice köreldiği bir dönemde, Peygamberimiz gerçekten gıpta edilen ve hayretle karşılanan örnek davranış biçimleri sergilemiştir. Öyle ki Allah’ın seçkin kulu (s.a.s.), “çocuklarla çocuklaşabilmiş”, onların duygularına eşlik edebilmiş, dünyalarına ortak olabilmiştir. Güzel ahlâk sembolü bir peygamberden başkasının sadır olması da zaten düşünülemezdi.
    Kur’an-ı Kerim’de yavrularımız, göz aydınlığı, dünya hayatımızın süsü ve ziyneti olarak nitelendirilmektedir. Hayatımıza anlam katan, adeta ikinci bir yüreğimizi teşkil eden, ailede birlikteliğimizi perçinleyen, çoğu defa huzur ve sevinç kaynağımız olan ve neslin devamında da önemli bir yere sahip olan çocuklarımız bizler için gerçekten büyük birer de- ğerdirler. Ancak böylesi önemli bir misyona sahip çocuklara, tarihin her döneminde aynı gözle bakılmamış, zaman zaman insanlık ile bağdaşmayacak türden uygulamalar onlara reva görülmüştür. Çağımızda da lokal düzeyde de kalsa, aç-susuz bırakılan, anne kucağı yerine sokaklara terk edilen, şefkat ve merhamet mahrumu, kanlı savaşların mağduru, her dem gözü yaşlarla bîzar cennet gülü yavrularımızın sayısı hiç de az değildir. Sevgi ile beslenmesi, ninni ile büyümesi gereken tomurcuklar, -şiddetle, vahşetle- hayat bulamadan solmakta... İşte böyle bir ortamda, Rahmet peygamberinin dünyasında yer alan çocuklara yönelik sevgi, şefkat ve rahmet yüklü davranış biçimleri daha da bir anlam kazanmaktadır.
    Sevgili Peygamberimiz, her şeyden önce çocuğun bir nimet olarak kabul edilmesi, ona değer verilmesi, ondan sevgi ve şefkatin esirgenmemesi yönünde insanlığa güzel örnekler sunmuş yüce bir şahsiyettir. Yarının büyükleri ve dünya emanetinin teslim alıcıları konumundaki çocuklara karşı “rahmet prensibinin” gereklerini hem emretmiş hem de bizatihi uygulamalarıyla göstermiştir. Gerçek şu ki, çocuk fizikî olarak kendisini koruyabilecek bir yapı ve güçte değildir. Yüce Allah, her varlığa tehlikelere karşı kendisini savunması için bir mekanizma vermiştir. İnsana akıl, aslana pençe, mürekkep balığına mürekkep gibi... Oysa çocuk, bunlardan hiçbirisine sahip değildir. Onun tek bir savunma mekanizması vardır. O da yine Allah’ın kendi rahmetinden kullarına verdiği “şefkat ve merhamet” duygusudur. Çocuk bunlara besin kadar, uyku kadar hatta daha da çok muhtaçtır.
    Çocukların ruhî ve fizikî gelişiminde, ailenin şefkatinin büyük rolü olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Çocuk, bu şefkatle olgunlaşır, kemale erer. Günümüzde huzursuz, dağılmış ve geçimsiz ailelerin çocuklarındaki suç oranının yüksekliği, bu söylenenlerin en güzel ifadesidir. Bu ailelerin çocukları bir nevi cemiyet problemi olmakta, bulamadığı şefkatin hıncını, akla gelmedik suçlarla, öldürme, yaralama, soygun, yalan-dolan, uyuşturucu alışkanlığı gibi birçok kötü ve zararlı alışkanlıklar şeklinde toplumdan çıkarmaktadır. Bu nedenledir ki Hz. Peygamber,“Küçüğümüze merhamet etmeyen ve büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” sözüyle, çocuklara merhamet edilmesi gerektiğini belirtmiş ve onlara merhamet etmeyenlerin, İslâm dinine aykırı bir tavır sergilediklerini dile getirmiştir. Çocuklara rahmet ve şefkat, şüphesiz onların sosyalleşmelerinde en etkin faktörlerden biridir. Çocukluk döneminde görülmeyen ilgi ve şefkat eksikliğine bağlı uyumsuzluk ve davranış bozukluklarının çağdaş izahını yapanlardan biri de Bertrand Russell’dir. O, “Öğretmende sevgi olmazsa, çocukta ne karakter ne de zeka iyi ve serbestçe gelişmez.” der. Çocuk eğiti-minin ne kadar büyük fazilet olduğunu da Hz. Peygamber’in, iki veya üç kız yetiştirenin cennete gireceğine dair hadisleri haber vermektedir. Kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir dönemde, bu sözün söylenmesi, ona ayrı bir önem katmaktadır.
    Rasulullah’ın çocuklarının daha küçük yaşta iken vefatları sebebiyle, hadislere daha çok torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin konu olmuştur. Onun çocuklara karşı şefkat ve merhamet dolu davranışları, o günün insanları tarafından zaman zaman hayretle karşılanmış hatta yadırganmıştır. Örneğin bir gün torunlarından birini öperken Hz
    Peygamber’i gören Akrâ b. Hâbis buna hayret ederek “Benim on çocuğum var hiç birini öpmedim.” der. Hz. Peygamber bu adama dönerek “Merhamet etmeyene (şefkatli olmayana), merhamet edilmez.” buyurur. Yine bir başka rivayette bedevilerden birisinin “Çocuklarınızı öper misiniz” diye Hz. Peygamber’e hayret etmeleri ve ondan “Evet” cevabı almaları üzerine adamcağız “Biz vallahi öpmeyiz.” der. Buna karşılık Hz. Peygamber “Allah kalplerinizden merhameti çıkardı ise ben ne yapabilirim ki!” buyurmuşlardır. Bunun için Hz. Peygamber çocukları çok öpmeyi tavsiye ederek, bunun cennette büyük mükafatların vesilesi olduğunu da haber vermiştir.
    Rasulullah (s.a.s.), çocuklarla ilgilenir, onlara selam verir, onların hatırını sorardı. Zaman zaman onların oyunlarına katılarak onları sevindirirdi. Onun hayatında bunun pek çok örneği bulunmaktadır. Bir defasında torunu Hasan ve Hüseyin’i iki ellerinden tutmuştu. Çocuğun ayakları kendisinin ayakları üzerindeydi. ‘Çık, çık’ diyordu. Çocuk ayakları Hz. Peygamberin göğsüne basıncaya kadar tırmandı. O, çocuğu öptü ve şöyle dedi:
    “Allah’ım bunu sev, çünkü ben bunu seviyorum.”
    Deve taklidi yaparak Hasan ve Hüseyin’i sırtına bindirip taşıması, namazda omuzuna bindiklerinde secdeye bile, o şekilde gitmeye çalışması ashabın çocuklarıyla da yakinen ilgilenmesi, sık sık onlarla hasbihal etmesi, onların dünyalarına inerek şakalaşması, problemlerine çözüm bulması onun çocuklara karşı sergilediği tutum konusunda bize fikir vermektedir. Cenab-ı Peygamber, çocukları sever, kucaklayıp öper ve onların kokularını cennet kokularına benzetir, sadece torunlarını öpüp koklamakla yetinmez diğer çocukları da dizine oturtur, bağrına basar, onlar için dua ederdi. Hatta sahabeden bazıları erkek veya kız çocuklarını Hz. Peygamber’e dua etmesi için getirirler, Peygamber de onları kucağına oturtarak, okşar ve onların bereketi, hayrı için dua ederdi; onlarla selâmlaşır ve şakalaşırdı. Hatta bir defasında, Mahmud b. Rebî beş yaşlarında iken, Hz. Peygamber ağzına su doldurup, yüzüne püskürterek şakalaşmıştır.
    Onun çocuklara olan şefkati ve merhameti, bazen dinin direği durumunda olan namazı bile kısa kesmesine sebep olmuştur ve “uzun kılmak niyetiyle namaza dururum, derken bir çocuk ağlaması işitir, annesine meşakkat vermemek için namazı kısa keserim.” buyurdukları olmuştur. Konunun daha iyi anlaşılması açısından şu hadisi de burada nakledelim: Bir gün Peygamber (s.a.s.) Hz. Hasan veya Hüseyin sırtında olduğu halde camiye girer. Çocuğu sağına bırakıp namaza durur. Namazda secdeyi o kadar uzatır ki, arkadan biri dayanamaz başını kaldırır ve bakar. Bir de ne görsün! Rasulullah secdede çocuk sırtında öylece duruyor. Neticede namaz biter ve cemaat “Ey Allah elçisi, bu namazda secdeyi o kadar uzun yaptın ki, daha önce böylesini görmedik. Bu şekilde mi hareket etmemiz emredildi, yoksa vahiy mi iniyordu diye sorarlar. Cevaben “Hayır bunların hiç biri olmadı” der ve torunu sırtında olduğu için böyle davrandığını anlatır.
    Hz. Peygamber, bir problemi bulunan çocukların sorunlarıyla ilgilenir onları sevindirirdi. Nitekim, iki dirhemi kaybettiği için efendisinin evine gitmekten korkan bir kız çocuğunu elinden tutup eve kadar götürmesi ve âzat edilmesine/özgürlüğüne kavuşmasına vesile olması bu kabil örnekler arasında sayılabilir.
    Sonuç
    Çağımızda toplumlar büyük problemlerle karşı karşıyadır. Parçalanan ailelerin, şefkat, saygı ve sevgi ortamından mahrum eş ve yavruların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Öyle ki, sevgi ve şefkat yüklü sözcüklere hasret kalan insanların sayısı hiç de az değildir. Bu problemlerin aşılmasında Allah’ın en güzel örnek olarak takdim ettiği Kutlu Elçi’nin hayatını süsleyen erdem, fazilet, sevgi, saygı, rahmet dolu değerlerin hayata geçirilmesi kaçınılmazdır. Çocuk da özelde aile genelde bir toplum hatta insanlık için önemli bir işlevi olan nimettir. Bu nimetin gereği gibi değerlendirilmesinde, onun yerini bulmasında, Hz. Peygamberin mesajlarının, davranış biçimlerinin rolü ve katkısı olacaktır. Bir Peygamberin zaman zaman çocukla çocuklaşabilmesi, onun dünyasına girebilmesi, gerçekten büyük anlamlar ifade etmektedir. Sorunu/sorunları sebebiyle gülmeyi unutmuş, evlatlarımızın gülümsemesine katkı sağlamak güzel değil midir? Sosyal ve toplumsal problemlerin yükü altında ezilen, maddî sorunlar yüzünden eğitim ve öğretimine devam edemeyen yavrularımızın eli tutulmaya layık değil midir? Onların problemlerini sırtlamaya, şefkat, merhamet özlemlerine Rahmet Peygamberi misali cevap vermeye hazır mıyız...


  4. 17.Aralık.2011, 01:38
    2
    Moderatör



    ÇOCUKLARLA ÇOCUK OLMAK
    DR. YAŞAR YİĞİT
    DİN İŞLERİ YÜKSEK KRL. UZMANI
    DİYANET AYLIK DERGİ TEMMUZ 2005

    Kur’an-ı Kerim’de “büyük bir ahlâk üzere” olduğu bildirilen Sevgili Peygamberimiz, yine Kur’an’ın ifadesiyle “alemlere rahmet olarak” gönderilmiş ve insanlığa, örnek alacakları nice hayatî prensipler getirmiştir. Bunlar, sadece Müslümanlar için değil bütün insanlığın kurtuluşuna vesile olacak, onlara hayat verecek erdem yüklü prensiplerdir. Zira Allah Rasulü, insanları hidâyete ulaştırmak üzere gönderilmiş, rahmet ve merhamet kandili, kutlu bir elçidir. “Andolsun ki Rasulullah’da sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı zikredenler için mükemmel bir örnek vardır.” ayeti, Hz. Peygamberin hemen her konuda örnek bir model olduğunu açık bir şekilde vurgulamaktadır. İşte En güzel örneğin hayatına baktığımızda, çocuk sevgisi konusunda da muhteşem tablolarla karşılaşmaktayız. Çocukların diri diri kuma gömüldüğü, değer ya da değersizliğin cinsiyete endekslendiği, sevgi ve şefkat duygularının iyice köreldiği bir dönemde, Peygamberimiz gerçekten gıpta edilen ve hayretle karşılanan örnek davranış biçimleri sergilemiştir. Öyle ki Allah’ın seçkin kulu (s.a.s.), “çocuklarla çocuklaşabilmiş”, onların duygularına eşlik edebilmiş, dünyalarına ortak olabilmiştir. Güzel ahlâk sembolü bir peygamberden başkasının sadır olması da zaten düşünülemezdi.
    Kur’an-ı Kerim’de yavrularımız, göz aydınlığı, dünya hayatımızın süsü ve ziyneti olarak nitelendirilmektedir. Hayatımıza anlam katan, adeta ikinci bir yüreğimizi teşkil eden, ailede birlikteliğimizi perçinleyen, çoğu defa huzur ve sevinç kaynağımız olan ve neslin devamında da önemli bir yere sahip olan çocuklarımız bizler için gerçekten büyük birer de- ğerdirler. Ancak böylesi önemli bir misyona sahip çocuklara, tarihin her döneminde aynı gözle bakılmamış, zaman zaman insanlık ile bağdaşmayacak türden uygulamalar onlara reva görülmüştür. Çağımızda da lokal düzeyde de kalsa, aç-susuz bırakılan, anne kucağı yerine sokaklara terk edilen, şefkat ve merhamet mahrumu, kanlı savaşların mağduru, her dem gözü yaşlarla bîzar cennet gülü yavrularımızın sayısı hiç de az değildir. Sevgi ile beslenmesi, ninni ile büyümesi gereken tomurcuklar, -şiddetle, vahşetle- hayat bulamadan solmakta... İşte böyle bir ortamda, Rahmet peygamberinin dünyasında yer alan çocuklara yönelik sevgi, şefkat ve rahmet yüklü davranış biçimleri daha da bir anlam kazanmaktadır.
    Sevgili Peygamberimiz, her şeyden önce çocuğun bir nimet olarak kabul edilmesi, ona değer verilmesi, ondan sevgi ve şefkatin esirgenmemesi yönünde insanlığa güzel örnekler sunmuş yüce bir şahsiyettir. Yarının büyükleri ve dünya emanetinin teslim alıcıları konumundaki çocuklara karşı “rahmet prensibinin” gereklerini hem emretmiş hem de bizatihi uygulamalarıyla göstermiştir. Gerçek şu ki, çocuk fizikî olarak kendisini koruyabilecek bir yapı ve güçte değildir. Yüce Allah, her varlığa tehlikelere karşı kendisini savunması için bir mekanizma vermiştir. İnsana akıl, aslana pençe, mürekkep balığına mürekkep gibi... Oysa çocuk, bunlardan hiçbirisine sahip değildir. Onun tek bir savunma mekanizması vardır. O da yine Allah’ın kendi rahmetinden kullarına verdiği “şefkat ve merhamet” duygusudur. Çocuk bunlara besin kadar, uyku kadar hatta daha da çok muhtaçtır.
    Çocukların ruhî ve fizikî gelişiminde, ailenin şefkatinin büyük rolü olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Çocuk, bu şefkatle olgunlaşır, kemale erer. Günümüzde huzursuz, dağılmış ve geçimsiz ailelerin çocuklarındaki suç oranının yüksekliği, bu söylenenlerin en güzel ifadesidir. Bu ailelerin çocukları bir nevi cemiyet problemi olmakta, bulamadığı şefkatin hıncını, akla gelmedik suçlarla, öldürme, yaralama, soygun, yalan-dolan, uyuşturucu alışkanlığı gibi birçok kötü ve zararlı alışkanlıklar şeklinde toplumdan çıkarmaktadır. Bu nedenledir ki Hz. Peygamber,“Küçüğümüze merhamet etmeyen ve büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” sözüyle, çocuklara merhamet edilmesi gerektiğini belirtmiş ve onlara merhamet etmeyenlerin, İslâm dinine aykırı bir tavır sergilediklerini dile getirmiştir. Çocuklara rahmet ve şefkat, şüphesiz onların sosyalleşmelerinde en etkin faktörlerden biridir. Çocukluk döneminde görülmeyen ilgi ve şefkat eksikliğine bağlı uyumsuzluk ve davranış bozukluklarının çağdaş izahını yapanlardan biri de Bertrand Russell’dir. O, “Öğretmende sevgi olmazsa, çocukta ne karakter ne de zeka iyi ve serbestçe gelişmez.” der. Çocuk eğiti-minin ne kadar büyük fazilet olduğunu da Hz. Peygamber’in, iki veya üç kız yetiştirenin cennete gireceğine dair hadisleri haber vermektedir. Kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir dönemde, bu sözün söylenmesi, ona ayrı bir önem katmaktadır.
    Rasulullah’ın çocuklarının daha küçük yaşta iken vefatları sebebiyle, hadislere daha çok torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin konu olmuştur. Onun çocuklara karşı şefkat ve merhamet dolu davranışları, o günün insanları tarafından zaman zaman hayretle karşılanmış hatta yadırganmıştır. Örneğin bir gün torunlarından birini öperken Hz
    Peygamber’i gören Akrâ b. Hâbis buna hayret ederek “Benim on çocuğum var hiç birini öpmedim.” der. Hz. Peygamber bu adama dönerek “Merhamet etmeyene (şefkatli olmayana), merhamet edilmez.” buyurur. Yine bir başka rivayette bedevilerden birisinin “Çocuklarınızı öper misiniz” diye Hz. Peygamber’e hayret etmeleri ve ondan “Evet” cevabı almaları üzerine adamcağız “Biz vallahi öpmeyiz.” der. Buna karşılık Hz. Peygamber “Allah kalplerinizden merhameti çıkardı ise ben ne yapabilirim ki!” buyurmuşlardır. Bunun için Hz. Peygamber çocukları çok öpmeyi tavsiye ederek, bunun cennette büyük mükafatların vesilesi olduğunu da haber vermiştir.
    Rasulullah (s.a.s.), çocuklarla ilgilenir, onlara selam verir, onların hatırını sorardı. Zaman zaman onların oyunlarına katılarak onları sevindirirdi. Onun hayatında bunun pek çok örneği bulunmaktadır. Bir defasında torunu Hasan ve Hüseyin’i iki ellerinden tutmuştu. Çocuğun ayakları kendisinin ayakları üzerindeydi. ‘Çık, çık’ diyordu. Çocuk ayakları Hz. Peygamberin göğsüne basıncaya kadar tırmandı. O, çocuğu öptü ve şöyle dedi:
    “Allah’ım bunu sev, çünkü ben bunu seviyorum.”
    Deve taklidi yaparak Hasan ve Hüseyin’i sırtına bindirip taşıması, namazda omuzuna bindiklerinde secdeye bile, o şekilde gitmeye çalışması ashabın çocuklarıyla da yakinen ilgilenmesi, sık sık onlarla hasbihal etmesi, onların dünyalarına inerek şakalaşması, problemlerine çözüm bulması onun çocuklara karşı sergilediği tutum konusunda bize fikir vermektedir. Cenab-ı Peygamber, çocukları sever, kucaklayıp öper ve onların kokularını cennet kokularına benzetir, sadece torunlarını öpüp koklamakla yetinmez diğer çocukları da dizine oturtur, bağrına basar, onlar için dua ederdi. Hatta sahabeden bazıları erkek veya kız çocuklarını Hz. Peygamber’e dua etmesi için getirirler, Peygamber de onları kucağına oturtarak, okşar ve onların bereketi, hayrı için dua ederdi; onlarla selâmlaşır ve şakalaşırdı. Hatta bir defasında, Mahmud b. Rebî beş yaşlarında iken, Hz. Peygamber ağzına su doldurup, yüzüne püskürterek şakalaşmıştır.
    Onun çocuklara olan şefkati ve merhameti, bazen dinin direği durumunda olan namazı bile kısa kesmesine sebep olmuştur ve “uzun kılmak niyetiyle namaza dururum, derken bir çocuk ağlaması işitir, annesine meşakkat vermemek için namazı kısa keserim.” buyurdukları olmuştur. Konunun daha iyi anlaşılması açısından şu hadisi de burada nakledelim: Bir gün Peygamber (s.a.s.) Hz. Hasan veya Hüseyin sırtında olduğu halde camiye girer. Çocuğu sağına bırakıp namaza durur. Namazda secdeyi o kadar uzatır ki, arkadan biri dayanamaz başını kaldırır ve bakar. Bir de ne görsün! Rasulullah secdede çocuk sırtında öylece duruyor. Neticede namaz biter ve cemaat “Ey Allah elçisi, bu namazda secdeyi o kadar uzun yaptın ki, daha önce böylesini görmedik. Bu şekilde mi hareket etmemiz emredildi, yoksa vahiy mi iniyordu diye sorarlar. Cevaben “Hayır bunların hiç biri olmadı” der ve torunu sırtında olduğu için böyle davrandığını anlatır.
    Hz. Peygamber, bir problemi bulunan çocukların sorunlarıyla ilgilenir onları sevindirirdi. Nitekim, iki dirhemi kaybettiği için efendisinin evine gitmekten korkan bir kız çocuğunu elinden tutup eve kadar götürmesi ve âzat edilmesine/özgürlüğüne kavuşmasına vesile olması bu kabil örnekler arasında sayılabilir.
    Sonuç
    Çağımızda toplumlar büyük problemlerle karşı karşıyadır. Parçalanan ailelerin, şefkat, saygı ve sevgi ortamından mahrum eş ve yavruların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Öyle ki, sevgi ve şefkat yüklü sözcüklere hasret kalan insanların sayısı hiç de az değildir. Bu problemlerin aşılmasında Allah’ın en güzel örnek olarak takdim ettiği Kutlu Elçi’nin hayatını süsleyen erdem, fazilet, sevgi, saygı, rahmet dolu değerlerin hayata geçirilmesi kaçınılmazdır. Çocuk da özelde aile genelde bir toplum hatta insanlık için önemli bir işlevi olan nimettir. Bu nimetin gereği gibi değerlendirilmesinde, onun yerini bulmasında, Hz. Peygamberin mesajlarının, davranış biçimlerinin rolü ve katkısı olacaktır. Bir Peygamberin zaman zaman çocukla çocuklaşabilmesi, onun dünyasına girebilmesi, gerçekten büyük anlamlar ifade etmektedir. Sorunu/sorunları sebebiyle gülmeyi unutmuş, evlatlarımızın gülümsemesine katkı sağlamak güzel değil midir? Sosyal ve toplumsal problemlerin yükü altında ezilen, maddî sorunlar yüzünden eğitim ve öğretimine devam edemeyen yavrularımızın eli tutulmaya layık değil midir? Onların problemlerini sırtlamaya, şefkat, merhamet özlemlerine Rahmet Peygamberi misali cevap vermeye hazır mıyız...





+ Yorum Gönder