Konusunu Oylayın.: Körlere 2 cennet verileceği rivayeti doğru mudur ? Her cennete giren 2 cennet isteyebilir mi ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Körlere 2 cennet verileceği rivayeti doğru mudur ? Her cennete giren 2 cennet isteyebilir mi ?
  1. 13.Aralık.2011, 18:06
    1
    Misafir

    Körlere 2 cennet verileceği rivayeti doğru mudur ? Her cennete giren 2 cennet isteyebilir mi ?






    Körlere 2 cennet verileceği rivayeti doğru mudur ? Her cennete giren 2 cennet isteyebilir mi ? Mumsema Körlere 2 cennet verileceği rivayeti doğru mudur ? Her cennete giren 2 cennet isteyebilir mi ?


  2. 28.Ocak.2012, 15:05
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Körlere 2 cennet verileceği rivayeti doğru mudur ? Her cennete giren 2 cennet isteyebilir mi ?




    İki cennet rivayeti ile ilgili bilgiler

    "Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır." (Rahman, 55/46)
    "Rabbinin makamından korkma" yı ifade eden bu âyetin mânâsı iki şekilde anlaşılabilir. Birincisi: Rabbin makamından, O'nun her şey üzerindeki hâkimiyet ve kayyûmiyetini ifade eden kıyamından, yâni her şey gibi insanları da sürekli koruyup gözeten ve onları kontrol altında tutan Allah'ın bu rubûbiyet makamından korkma... İkincisi: Kıyamet günü hesap vermek için Allah'ın huzuruna çıkmaktan korkma. Bu her iki duruma göre âyetin anlamı şöyle olur: "İnsan ve cinlerden kim ki, kendilerini yaratan, gözeten ve her türlü fiilerini kaydeden, iyi kötü yaptıkları her işlerini görüp kontrol eden Rabbinin makamından korkup, kıyamet günü hesap için onun huzuruna çıkmaktan çekinir de ona göre bir hayat çizgisini tâkip ederse, şüphesiz onun için iki Cennet vardır." (1)

    İbn Ebi Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in rivayetine göre: Hz. Ebubekir (ra) kıyamet, mizan, cennet, cehennem, meleklerin dizilmeleri, göklerin katlanışı, dağların serpilip dağılışı, güneşin dürülmesi ve yıldızların parçalanışı hakkında -hissettiği sıkıntıdan dolayı- şöyle demişti: "Keşke ben, şu yeşilliklerden bir yeşillik olsaydım, hayvanlar gelip beni yeselerdi ve ben (bir insan olarak) yaratılmamış olsaydım." Bunun üzerine, "Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır." âyeti nazil oldu. (2)

    Allah Korkusu: Sözlük anlamı itibariyle korku, insanın hoşlanmadığı bir durumun, başına geleceğini düşünüp tedirgin olmak demektir. Fakat Allah korkusu, sadece kalbî bir tedirginlikten ibaret olmayıp, aynı zamanda Allah'ın emir ve yasakları çerçevesinde hareket etmek demektir. (3)

    Rivayete göre Hz. Ömer (ra), Ubeyy b. Kâ'b'den takvanın ne demek olduğunu sormuş; Ubeyy de: "Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü?" diye karşı bir soru yöneltmiştir. Hz. Ömer (ra): "Evet" deyince de, "Peki bu durumda ne yaptın?" diyerek diğer bir soru yöneltmiştir. Hz. Ömer (ra): "Eteklerimi sıvadım ve adımlarımı çekine çekine ve dikkatlice attım."dediğinde Hz. Ubeyy: "İşte takva budur." diyerek konuyu açıklığa kavuşturmuştur. İbn Mu'tez de bundan esinlenerek takvayı bir manzumesinde şöyle açıklamıştır:
    "Günâhın küçüğünden de büyüğünden de sakın, işte takva budur. Dikenli bir yerde yürüyen kimsenin gösterdiği çekingenliği ve titizliği göster. Sakın ha! Küçük günâhları küçük görmeyesin! Zira koca dağlar, küçük çakıllardan meydana gelmiştir." (4)
    Korku çeşitlidir: Allah'ın azabından korkmak; O'nun gazabından korkmak, O'nun makamından korkmak; O'nun gücenmesinden korkmak; O'nu -tâbir yerinde ise- incitmekten korkmak gibi...

    Beyhakî, "Şuabü'l-imân"da, Hasan-ı Basrî'den naklettiği bir hadisede, Hz. Ömer (ra) zamanındaki bir gencin bir kıza aşık olduğunu anlatmış ve gencin gönlü kızı çekmesine rağmen, Allah korkusundan dolayı bayıldığını ve daha sonra da vefat ettiğini belirtmiştir. Gencin cenazesi başına gelen Hz. Ömer (ra), o genç için iki cennet olduğunu söylemiştir. (5)

    "Cennet", dalları ve yaprakları sık olan ağaçları ile kendi zeminini ve ağaçların altında bulunanları örten bağ-bahçe demektir. (6)

    Cennete bu ismin verilmesi, iki özelliğinden dolayıdır. Birincisi: onun bir derece dünya bağ ve bahçelerine benzetmesidir. İkincisi ise, İnsanların tasavvur bile edemediği kadar güzel olmasıdır. (7)
    "Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez." (8)
    âyeti, bu mânâyı desteklemektedir.

    Hz. Peygamber (asm) de: Allah'ın cennette, kulları için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir insanın tasavvur bile edemediği nimetler hazırlamış olduğunu ifade etmiştir. (9)

    İki Cennet: Kur'an-ı Hakim, daha önce kötü ve suçlu insanların durumunu gözler önüne sererek onların iki çeşit azap çekeceklerini; kaynar su ile ateş arasında dolaşıp duracaklarını ifade etmişti. Bu âyette ise, terğip ve terhip metoduna uygun olmak üzere iyi ve takva sahibi kulların durumunu belirtmek üzere onlara da iki çeşit Cenneti va'd ediyor. Böylelikle her iki grup arasındaki korkunç farkı, akıl ve kalp gözünün önüne seriyor. (10)

    Kur'an-ı Kerim'de cennet hem müfred (tekil) olarak "Cennet" şeklinde; hem tesniye (ikil) "Cennetan" şeklinde; hem de cemi (çoğul) "Cennât" şeklinde kullanılmıştır. Zemininin bir olması, ağaçlarının sarmaş dolaş olup içiçe bulunmasından dolayı müfred; eşsiz lezzetleriyle hem rûha hem de bedene hitap etmesi sebebiyle tesniye; çok geniş olması, ağaçlarının çok çeşitli olması, değişik bölümlerinin bulunmasından dolayı da cemi olarak kullanılmıştır ki, bu ifadelerin hepsi de cenneti övmeye yöneliktir. (11)

    İbn Abbas'tan yapılan rivayette: Cennetlerin cemi olarak kullanılmasının sebebi, onların yedi adet olmalarındandır. Bunlar: Firdevs, Adn, Naîm, Dâru'l-huld, Cennetü'l-me'vâ, Dâru's-selâm ve İlliyyîn Cennetleridir. (12)

    İbn Abbas'ın bu tesbiti Kur'an'a dayanmaktadır. Kur'an'da, Firdevs,(Kehf, 18/107); Adn,(Tevbe, 9/72); Naîm,(Mâide, 5/65); Dâru'l-huld,(Furkân, 25/15); Cennetü'l-me'vâ,(Necm, 53/15); Dâru's-selâm, (Yunus,10/25); ve İlliyyûn (Mutaffifîn, 83/18) cennetlerine ayrı ayrı yer verilmiştir. Ancak "İlliyyûn" kelimesi yerine, "fi Cennetin âliye" (Hakka, 69/22) âyetinde geçen "Aliye" ismi daha uygun olabilir.

    İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu, sekiz cennet olduğunu kabul etmiş ve ona göre isimlendirmişlerdir. Kur'an'da yer alan "Dâru'l-mukâme" kelimesi de, cennetin bir vasfı olarak zikredilmiştir. (Fatır, 35/35). Bu kelime ile beraber bu sayı sekiz olur. Bazı âlimler ise, İbn Abbas'ın saydığı Cennetin ilk altı ismine, Dâru'l-Müttekîn ve Dâru'l-karar isimlerini eklemek suretiyle bu sayıyı sekiz olarak tespit etmişlerdir. (13)

    "İki Cennet" tâbiri üzerinde farklı görüşler ileri sürülmüştür:

    a. Biri, kişinin sağlam inancı için, biri de güzel ameli için.

    b. Biri, günâhlardan sakındığı için; biri de emirlere itaat ettiği için.

    c. Biri, güzel amellerin karşılığı, biri de Allah'ın fazladan yaptığı ihsan olarak.

    d. Biri, cismânî, diğeri de rûhânî Cennet.

    e. Biri, Adn, biri Naim Cenneti.

    f. Biri, takva sahibi insanların, biri de takvalı cinlerin gireceği Cennet. (14)
    "Bu ikisinden başka iki Cennet daha vardır." (Rahman, 55/62)
    Burada geçen "min dûnihimâ" ifadesine, birbirine zıt iki anlam verilmiştir. Birincisi: önceki cennetlerden daha ileri, daha üstün. İkincisi: Onlardan daha geri, daha aşağı bir mertebe.

    Birinci görüşe göre ilk iki Cennet, fazilet ve değer bakımından son iki Cennetten daha üstündür. Âlimlerin bir çoğuna göre ilk iki Cennet, derecesi yüksek olan ve "sâbıkûn / mukarrebûn" adı verilen insanlar içindir. Son iki Cennet ise, kitabı sağından verilen ve "ashab-ı yemin" denilen kemselerin gireceği yerlerdir. (15)

    Bu konu ile alâkalı âyetlerden, her iki grup cennet arasında bazı farklılıklar bulunduğu anlaşılmaktadır. İlk iki Cennet için: "iki Cennet de çeşit çeşit ağaçlarla doludur", denilmiş; son iki Cennet için ise: "Bu Cennetler koyu yeşildir" ifadesi kullanılmıştır. İlk ikisi için:"İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır", diğer ikisi için ise: "İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır" denilmiştir ki, daha gür olan suyu gösterir. İlk Cennetler için: "İkisinde de her türlü meyveden çift çift vardır" ifadesi kullanılırken, sondakiler için: " İkisinde de meyveler, hurma ve nar vardır." denilmiştir. Birinci ifade daha genel ve kapsamlıdır. İlk Cennetler için: "Hepsi de astarları atlastan yataklara / minderlere yaslanırlar"; diğerleri için: " Yeşil yastıklara ve hârikulâde güzel döşemelere yaslanırlar" denilmiştir ki, ilk ifadeler daha kuvvetlidir. Çünkü orada, döşemelerin sadece iç yüzlerinden söz edilerek astarlarının atlastan olduğu vurgulanmış olmakla, dış yüzlerinin tarif edilemeyecek kadar hârika olduğuna işaret edilmiştir.

    Yine ilk iki Cennet için: "Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş güzeller vardır ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur." denilirken; son ikisi için: "Otağlar içinde, sahiplerine tahsis edilmiş hûriler vardır." denilmiştir ki, birinci ifade daha kuvvetli ve daha uzundur. Yine ilk ikisi için: "Onlar yakut gibi pembe yüzlü ve inci gibi bembeyaz tenlidirler." ifadesi kullanılırken; son iki cennet için: "İçlerinde huyu güzel, yüzü güzel kadınlar vardır." denilmiştir ki, birinci ifade daha parlak ve daha kapsamlıdır. (16)

    Hadis-i Şerifte şöyle buyurulmuştur:
    "Cennette kapıları ve her şeyi gümüşten olan iki Cennetin yanı sıra, kapıları ve her şeyi altından olan iki Cennet daha vardır. Adn Cennetinde ise, Cennet ehli ile Rablerine bakmaları arasında, ancak O'nun yüzünü örten kibriyâ (büyüklük) perdesi vardır?" (17)
    İki cennetin farkı, bu hadiste gümüş ve altın değerleri ile ifade edilmiştir.

    Dipnotlar:
    1. bk. el-Kurtubî, XVII/176.
    2. bk. es-Suyûtî, Lubabu'n-nukûl, 401-402; el-Alûsî,XXVII/117
    3. bk. er-Râğıb, (HVF) maddesi.
    4. bk. el-Kurtubî, I/161-162.
    5. bk.el-Kurtubî, XVII/ 176-177; el-Alûsî, XXVI/116.
    6. bk. er-Rağıb, (CNN) maddesi.
    7. bk. er-Râğıb, a.g.e; el-Beydâvî, I/84.
    8. es-Secde, 32/17.
    9. bk. el-Buhârî, et-Tevhîd, 35; Müslim, imân, 213.
    10. bk. er-Râzî, XXIX/ 123; es-Sâbûnî, es-Safve, III/300.
    11. bk. er-Râzî, a.g.e.
    12. bk. er-Rağıb, (CNN) maddesi; el-bydâvî, I/84.
    13. bk. es-Sâmurâî, Dr. Münîr, et-Terbiyetü'l-İslâmiyye dergisi, Nisan, 1987, s.40.
    14. bk. el-Alûsî, XXVII/116.
    15. bk. el-kurtubî, XVII/1832; ez-Zemahşerî, IV/453.
    16. bk. İbn Cüzeyy, et-Tshil, IV/86; el-Kurtubî, XVII/183-184.
    17. et-Tirmizî, el-Cennet, 3; el-Hâzin, VI/149


  3. 28.Ocak.2012, 15:05
    2
    Moderatör



    İki cennet rivayeti ile ilgili bilgiler

    "Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır." (Rahman, 55/46)
    "Rabbinin makamından korkma" yı ifade eden bu âyetin mânâsı iki şekilde anlaşılabilir. Birincisi: Rabbin makamından, O'nun her şey üzerindeki hâkimiyet ve kayyûmiyetini ifade eden kıyamından, yâni her şey gibi insanları da sürekli koruyup gözeten ve onları kontrol altında tutan Allah'ın bu rubûbiyet makamından korkma... İkincisi: Kıyamet günü hesap vermek için Allah'ın huzuruna çıkmaktan korkma. Bu her iki duruma göre âyetin anlamı şöyle olur: "İnsan ve cinlerden kim ki, kendilerini yaratan, gözeten ve her türlü fiilerini kaydeden, iyi kötü yaptıkları her işlerini görüp kontrol eden Rabbinin makamından korkup, kıyamet günü hesap için onun huzuruna çıkmaktan çekinir de ona göre bir hayat çizgisini tâkip ederse, şüphesiz onun için iki Cennet vardır." (1)

    İbn Ebi Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in rivayetine göre: Hz. Ebubekir (ra) kıyamet, mizan, cennet, cehennem, meleklerin dizilmeleri, göklerin katlanışı, dağların serpilip dağılışı, güneşin dürülmesi ve yıldızların parçalanışı hakkında -hissettiği sıkıntıdan dolayı- şöyle demişti: "Keşke ben, şu yeşilliklerden bir yeşillik olsaydım, hayvanlar gelip beni yeselerdi ve ben (bir insan olarak) yaratılmamış olsaydım." Bunun üzerine, "Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır." âyeti nazil oldu. (2)

    Allah Korkusu: Sözlük anlamı itibariyle korku, insanın hoşlanmadığı bir durumun, başına geleceğini düşünüp tedirgin olmak demektir. Fakat Allah korkusu, sadece kalbî bir tedirginlikten ibaret olmayıp, aynı zamanda Allah'ın emir ve yasakları çerçevesinde hareket etmek demektir. (3)

    Rivayete göre Hz. Ömer (ra), Ubeyy b. Kâ'b'den takvanın ne demek olduğunu sormuş; Ubeyy de: "Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü?" diye karşı bir soru yöneltmiştir. Hz. Ömer (ra): "Evet" deyince de, "Peki bu durumda ne yaptın?" diyerek diğer bir soru yöneltmiştir. Hz. Ömer (ra): "Eteklerimi sıvadım ve adımlarımı çekine çekine ve dikkatlice attım."dediğinde Hz. Ubeyy: "İşte takva budur." diyerek konuyu açıklığa kavuşturmuştur. İbn Mu'tez de bundan esinlenerek takvayı bir manzumesinde şöyle açıklamıştır:
    "Günâhın küçüğünden de büyüğünden de sakın, işte takva budur. Dikenli bir yerde yürüyen kimsenin gösterdiği çekingenliği ve titizliği göster. Sakın ha! Küçük günâhları küçük görmeyesin! Zira koca dağlar, küçük çakıllardan meydana gelmiştir." (4)
    Korku çeşitlidir: Allah'ın azabından korkmak; O'nun gazabından korkmak, O'nun makamından korkmak; O'nun gücenmesinden korkmak; O'nu -tâbir yerinde ise- incitmekten korkmak gibi...

    Beyhakî, "Şuabü'l-imân"da, Hasan-ı Basrî'den naklettiği bir hadisede, Hz. Ömer (ra) zamanındaki bir gencin bir kıza aşık olduğunu anlatmış ve gencin gönlü kızı çekmesine rağmen, Allah korkusundan dolayı bayıldığını ve daha sonra da vefat ettiğini belirtmiştir. Gencin cenazesi başına gelen Hz. Ömer (ra), o genç için iki cennet olduğunu söylemiştir. (5)

    "Cennet", dalları ve yaprakları sık olan ağaçları ile kendi zeminini ve ağaçların altında bulunanları örten bağ-bahçe demektir. (6)

    Cennete bu ismin verilmesi, iki özelliğinden dolayıdır. Birincisi: onun bir derece dünya bağ ve bahçelerine benzetmesidir. İkincisi ise, İnsanların tasavvur bile edemediği kadar güzel olmasıdır. (7)
    "Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez." (8)
    âyeti, bu mânâyı desteklemektedir.

    Hz. Peygamber (asm) de: Allah'ın cennette, kulları için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir insanın tasavvur bile edemediği nimetler hazırlamış olduğunu ifade etmiştir. (9)

    İki Cennet: Kur'an-ı Hakim, daha önce kötü ve suçlu insanların durumunu gözler önüne sererek onların iki çeşit azap çekeceklerini; kaynar su ile ateş arasında dolaşıp duracaklarını ifade etmişti. Bu âyette ise, terğip ve terhip metoduna uygun olmak üzere iyi ve takva sahibi kulların durumunu belirtmek üzere onlara da iki çeşit Cenneti va'd ediyor. Böylelikle her iki grup arasındaki korkunç farkı, akıl ve kalp gözünün önüne seriyor. (10)

    Kur'an-ı Kerim'de cennet hem müfred (tekil) olarak "Cennet" şeklinde; hem tesniye (ikil) "Cennetan" şeklinde; hem de cemi (çoğul) "Cennât" şeklinde kullanılmıştır. Zemininin bir olması, ağaçlarının sarmaş dolaş olup içiçe bulunmasından dolayı müfred; eşsiz lezzetleriyle hem rûha hem de bedene hitap etmesi sebebiyle tesniye; çok geniş olması, ağaçlarının çok çeşitli olması, değişik bölümlerinin bulunmasından dolayı da cemi olarak kullanılmıştır ki, bu ifadelerin hepsi de cenneti övmeye yöneliktir. (11)

    İbn Abbas'tan yapılan rivayette: Cennetlerin cemi olarak kullanılmasının sebebi, onların yedi adet olmalarındandır. Bunlar: Firdevs, Adn, Naîm, Dâru'l-huld, Cennetü'l-me'vâ, Dâru's-selâm ve İlliyyîn Cennetleridir. (12)

    İbn Abbas'ın bu tesbiti Kur'an'a dayanmaktadır. Kur'an'da, Firdevs,(Kehf, 18/107); Adn,(Tevbe, 9/72); Naîm,(Mâide, 5/65); Dâru'l-huld,(Furkân, 25/15); Cennetü'l-me'vâ,(Necm, 53/15); Dâru's-selâm, (Yunus,10/25); ve İlliyyûn (Mutaffifîn, 83/18) cennetlerine ayrı ayrı yer verilmiştir. Ancak "İlliyyûn" kelimesi yerine, "fi Cennetin âliye" (Hakka, 69/22) âyetinde geçen "Aliye" ismi daha uygun olabilir.

    İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu, sekiz cennet olduğunu kabul etmiş ve ona göre isimlendirmişlerdir. Kur'an'da yer alan "Dâru'l-mukâme" kelimesi de, cennetin bir vasfı olarak zikredilmiştir. (Fatır, 35/35). Bu kelime ile beraber bu sayı sekiz olur. Bazı âlimler ise, İbn Abbas'ın saydığı Cennetin ilk altı ismine, Dâru'l-Müttekîn ve Dâru'l-karar isimlerini eklemek suretiyle bu sayıyı sekiz olarak tespit etmişlerdir. (13)

    "İki Cennet" tâbiri üzerinde farklı görüşler ileri sürülmüştür:

    a. Biri, kişinin sağlam inancı için, biri de güzel ameli için.

    b. Biri, günâhlardan sakındığı için; biri de emirlere itaat ettiği için.

    c. Biri, güzel amellerin karşılığı, biri de Allah'ın fazladan yaptığı ihsan olarak.

    d. Biri, cismânî, diğeri de rûhânî Cennet.

    e. Biri, Adn, biri Naim Cenneti.

    f. Biri, takva sahibi insanların, biri de takvalı cinlerin gireceği Cennet. (14)
    "Bu ikisinden başka iki Cennet daha vardır." (Rahman, 55/62)
    Burada geçen "min dûnihimâ" ifadesine, birbirine zıt iki anlam verilmiştir. Birincisi: önceki cennetlerden daha ileri, daha üstün. İkincisi: Onlardan daha geri, daha aşağı bir mertebe.

    Birinci görüşe göre ilk iki Cennet, fazilet ve değer bakımından son iki Cennetten daha üstündür. Âlimlerin bir çoğuna göre ilk iki Cennet, derecesi yüksek olan ve "sâbıkûn / mukarrebûn" adı verilen insanlar içindir. Son iki Cennet ise, kitabı sağından verilen ve "ashab-ı yemin" denilen kemselerin gireceği yerlerdir. (15)

    Bu konu ile alâkalı âyetlerden, her iki grup cennet arasında bazı farklılıklar bulunduğu anlaşılmaktadır. İlk iki Cennet için: "iki Cennet de çeşit çeşit ağaçlarla doludur", denilmiş; son iki Cennet için ise: "Bu Cennetler koyu yeşildir" ifadesi kullanılmıştır. İlk ikisi için:"İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır", diğer ikisi için ise: "İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır" denilmiştir ki, daha gür olan suyu gösterir. İlk Cennetler için: "İkisinde de her türlü meyveden çift çift vardır" ifadesi kullanılırken, sondakiler için: " İkisinde de meyveler, hurma ve nar vardır." denilmiştir. Birinci ifade daha genel ve kapsamlıdır. İlk Cennetler için: "Hepsi de astarları atlastan yataklara / minderlere yaslanırlar"; diğerleri için: " Yeşil yastıklara ve hârikulâde güzel döşemelere yaslanırlar" denilmiştir ki, ilk ifadeler daha kuvvetlidir. Çünkü orada, döşemelerin sadece iç yüzlerinden söz edilerek astarlarının atlastan olduğu vurgulanmış olmakla, dış yüzlerinin tarif edilemeyecek kadar hârika olduğuna işaret edilmiştir.

    Yine ilk iki Cennet için: "Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş güzeller vardır ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur." denilirken; son ikisi için: "Otağlar içinde, sahiplerine tahsis edilmiş hûriler vardır." denilmiştir ki, birinci ifade daha kuvvetli ve daha uzundur. Yine ilk ikisi için: "Onlar yakut gibi pembe yüzlü ve inci gibi bembeyaz tenlidirler." ifadesi kullanılırken; son iki cennet için: "İçlerinde huyu güzel, yüzü güzel kadınlar vardır." denilmiştir ki, birinci ifade daha parlak ve daha kapsamlıdır. (16)

    Hadis-i Şerifte şöyle buyurulmuştur:
    "Cennette kapıları ve her şeyi gümüşten olan iki Cennetin yanı sıra, kapıları ve her şeyi altından olan iki Cennet daha vardır. Adn Cennetinde ise, Cennet ehli ile Rablerine bakmaları arasında, ancak O'nun yüzünü örten kibriyâ (büyüklük) perdesi vardır?" (17)
    İki cennetin farkı, bu hadiste gümüş ve altın değerleri ile ifade edilmiştir.

    Dipnotlar:
    1. bk. el-Kurtubî, XVII/176.
    2. bk. es-Suyûtî, Lubabu'n-nukûl, 401-402; el-Alûsî,XXVII/117
    3. bk. er-Râğıb, (HVF) maddesi.
    4. bk. el-Kurtubî, I/161-162.
    5. bk.el-Kurtubî, XVII/ 176-177; el-Alûsî, XXVI/116.
    6. bk. er-Rağıb, (CNN) maddesi.
    7. bk. er-Râğıb, a.g.e; el-Beydâvî, I/84.
    8. es-Secde, 32/17.
    9. bk. el-Buhârî, et-Tevhîd, 35; Müslim, imân, 213.
    10. bk. er-Râzî, XXIX/ 123; es-Sâbûnî, es-Safve, III/300.
    11. bk. er-Râzî, a.g.e.
    12. bk. er-Rağıb, (CNN) maddesi; el-bydâvî, I/84.
    13. bk. es-Sâmurâî, Dr. Münîr, et-Terbiyetü'l-İslâmiyye dergisi, Nisan, 1987, s.40.
    14. bk. el-Alûsî, XXVII/116.
    15. bk. el-kurtubî, XVII/1832; ez-Zemahşerî, IV/453.
    16. bk. İbn Cüzeyy, et-Tshil, IV/86; el-Kurtubî, XVII/183-184.
    17. et-Tirmizî, el-Cennet, 3; el-Hâzin, VI/149





+ Yorum Gönder