Konusunu Oylayın.: Müslümanlar yılbaşı kutlamaz müslüman olmayanlar kutlar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Müslümanlar yılbaşı kutlamaz müslüman olmayanlar kutlar
  1. 12.Aralık.2011, 16:52
    1
    Misafir

    Müslümanlar yılbaşı kutlamaz müslüman olmayanlar kutlar






    Müslümanlar yılbaşı kutlamaz müslüman olmayanlar kutlar Mumsema müslümanlaryılbaşı kutlamaz müslüman olmayanlar kutlar
    yılbaşı=hıristanlar hz ihsa gökten inmeyecek her anlasın bunu


  2. 12.Aralık.2011, 16:52
    1
    ümit efe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    ümit efe
    Misafir



  3. 13.Aralık.2011, 00:48
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Müslümanlar yılbaşı kutlamaz müslüman olmayanlar kutlar




    Müslümanlar, yılbaşı gecesi ne yapmalı?

    Ali BULAÇ'ın yazısı
    Yarın miladi takvimin ilk günü, yeni bir yıla giriyoruz Her sene olduğu gibi bu akşam yeni yılı kutlama bahanesiyle çılgınlıklar yaşanacak, eski pagan (putatapıcı) geleneklerle Hıristiyanlık karışımı âdetler zirve yapacak Bunlar sahih bir din tarafından düzenlenmemiş pagan geleneklerdir
    Bize İslam öncesi cahiliyenin çılgınlıklarını hatırlatıyor Batı dünyasının bunları yaşatması ve yaşaması doğal; tuhaf ve gülünç olan, Müslümanların da bunda hiçbir sakınca görmeyip yaşatmaya çalışmaları; Noel baba, hindi yemeği, çam ağacı hurafesi, şampanya patlatma, milli piyango, tam saat 2400'ün bitimindeki bağrışmaları hayatlarına sokmuş olmaları
    Kimileri "Miladi takvim bir Roma takvimidir Roma, Hıristiyan olmadan evvel de bu takvimi kullanmaya başlamıştır (MÖ 46) Esas adı Jülyen takvimidir Bunun da kaynağı 25 Aralık'a denk gelen Noel'dir Halbuki bu iki gün (25 ve 31 Aralık) arasında tarihsel bağ yoktur Onun için yılbaşını rahatlıkla kutlayabilirsiniz" deyip kendilerini rahatlatmak isteyecektir Roma veya Batı Hıristiyanlığı, her ikisi aynı mecrada akmışlardır, ortak kültürel değerlerdir Müslümanların bunların geleneklerini veya âdetlerini taklit etmeleri "Kim bir kavme benzerse" hükmüne muhatap olmalarına sebep olur
    Diyanet cephesinde işin içinden çıkılmaz bir karışıklık var Şöyle ki: Geçen sene Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, "Yılbaşı kutlamaları evrensel kültürün bir parçasıdır, Hıristiyanlıkla ilgisi yoktur, dolayısıyla caizdir" demişti Bu sene yılbaşı öncesi, camilerde okunmak üzere bir hutbe yayınlandı Hutbede, "Yılbaşı kutlaması İslam kültüründe yoktur Ayrıca yılbaşı münasebetiyle içki, kumar ve benzeri haram fiillerin işlenmesi ise zaten günahtır Dolayısıyla yılbaşı kutlamalarından uzak durun" biçiminde ifadelere yer verdiler Doğru olan görüş budur
    "Ne olsa gider" postmodern ilkesinden hareket eden mezhebi geniş "bir kısım beyaz ilahiyatçılar" ise "Müslüman Türk milletinin benimsediği, kendisinin ortaya koyduğu veya bir başka milletten aldığı her türlü kültür ve örf âdet değerleri, açık ve temel İslami değerlerle çatışmadığı sürece meşrudur, muteberdir Dolayısıyla yılbaşı kutlamaları da, milli bayramlarımızın kutlamaları da meşrudur, muteberdir ve güzeldir Halkımızın uyguladığı çeşitli örf ve âdetler, kültür ve yaşantı biçimleri aynı hükme tabidir Halkın örfü meşrudur, mübarektir" deyip işin içinden çıkmak istediler, ama caiz dedikleri kutlamaların bizatihi kendisi ve kutlama biçimleri "açık ve temel İslami değerlerle çatışma" içindedirler İstanbul Müftülüğü sitesinden 28122007 tarihinde yayınlanan yazıda "Başka milletlerin örf ve âdetlerini benimsemenin milli birlik ve beraberliği bozacağından ve ahlak çöküntüsüne sebep olacağı"ndan bahsediliyor Müftülük, meseleyi "milli çerçevede almış, sakıncayı milli birlik ve beraberlik temeline oturtmuş"tur Burada da görmezlikten gelinen büyük paradoks, "milli/ulusal olan"ın bizatihi kendisinin bize Batı'dan gelmiş olmasıdır Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Abdurrahman Akbaş da, her ne kadar "milli ve manevi değerler"e aykırılıktan bahsediyorsa da, hiç değilse, işin "eğlence, israf, akıl ve sağlığı tehdit edici boyutları"na dikkat çekmiştir Belki de Diyanet canibinden gelen tek olumlu ihtirazi kayıt Akbaş'ın "Yılbaşı kutlamalarını vesile edinerek Allah ve Resulü'nün razı olmayacağı tavırlar yerine, geçmiş senelerde yaptıklarımızı gözden geçirerek ve gelecek yeni yılda hayatımıza daha iyi nasıl yön verebileceğimizi düşünelim" demesidir Yılbaşı kutlamaları "görünmez kilise" doktrini çerçevesinde Batılı değerlerin ve yaşama tarzının evrenselleştirilmesidir Resmi tatiller, medya, tüketim alışkanlıkları, eğlence ve magazin sektörü eşliğinde kitlelere empoze edilen ve insanları bir geceliğine -sanki bu gece her şey mubahmış gibi- günaha çağıran pagan geleneklerdir Kendini bilen Müslüman aileler bu geceyi her gece gibi geçirmeli, ilave bir tutum alarak televizyonlarını kapalı tutmalıdır


  4. 13.Aralık.2011, 00:48
    2
    Üye



    Müslümanlar, yılbaşı gecesi ne yapmalı?

    Ali BULAÇ'ın yazısı
    Yarın miladi takvimin ilk günü, yeni bir yıla giriyoruz Her sene olduğu gibi bu akşam yeni yılı kutlama bahanesiyle çılgınlıklar yaşanacak, eski pagan (putatapıcı) geleneklerle Hıristiyanlık karışımı âdetler zirve yapacak Bunlar sahih bir din tarafından düzenlenmemiş pagan geleneklerdir
    Bize İslam öncesi cahiliyenin çılgınlıklarını hatırlatıyor Batı dünyasının bunları yaşatması ve yaşaması doğal; tuhaf ve gülünç olan, Müslümanların da bunda hiçbir sakınca görmeyip yaşatmaya çalışmaları; Noel baba, hindi yemeği, çam ağacı hurafesi, şampanya patlatma, milli piyango, tam saat 2400'ün bitimindeki bağrışmaları hayatlarına sokmuş olmaları
    Kimileri "Miladi takvim bir Roma takvimidir Roma, Hıristiyan olmadan evvel de bu takvimi kullanmaya başlamıştır (MÖ 46) Esas adı Jülyen takvimidir Bunun da kaynağı 25 Aralık'a denk gelen Noel'dir Halbuki bu iki gün (25 ve 31 Aralık) arasında tarihsel bağ yoktur Onun için yılbaşını rahatlıkla kutlayabilirsiniz" deyip kendilerini rahatlatmak isteyecektir Roma veya Batı Hıristiyanlığı, her ikisi aynı mecrada akmışlardır, ortak kültürel değerlerdir Müslümanların bunların geleneklerini veya âdetlerini taklit etmeleri "Kim bir kavme benzerse" hükmüne muhatap olmalarına sebep olur
    Diyanet cephesinde işin içinden çıkılmaz bir karışıklık var Şöyle ki: Geçen sene Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, "Yılbaşı kutlamaları evrensel kültürün bir parçasıdır, Hıristiyanlıkla ilgisi yoktur, dolayısıyla caizdir" demişti Bu sene yılbaşı öncesi, camilerde okunmak üzere bir hutbe yayınlandı Hutbede, "Yılbaşı kutlaması İslam kültüründe yoktur Ayrıca yılbaşı münasebetiyle içki, kumar ve benzeri haram fiillerin işlenmesi ise zaten günahtır Dolayısıyla yılbaşı kutlamalarından uzak durun" biçiminde ifadelere yer verdiler Doğru olan görüş budur
    "Ne olsa gider" postmodern ilkesinden hareket eden mezhebi geniş "bir kısım beyaz ilahiyatçılar" ise "Müslüman Türk milletinin benimsediği, kendisinin ortaya koyduğu veya bir başka milletten aldığı her türlü kültür ve örf âdet değerleri, açık ve temel İslami değerlerle çatışmadığı sürece meşrudur, muteberdir Dolayısıyla yılbaşı kutlamaları da, milli bayramlarımızın kutlamaları da meşrudur, muteberdir ve güzeldir Halkımızın uyguladığı çeşitli örf ve âdetler, kültür ve yaşantı biçimleri aynı hükme tabidir Halkın örfü meşrudur, mübarektir" deyip işin içinden çıkmak istediler, ama caiz dedikleri kutlamaların bizatihi kendisi ve kutlama biçimleri "açık ve temel İslami değerlerle çatışma" içindedirler İstanbul Müftülüğü sitesinden 28122007 tarihinde yayınlanan yazıda "Başka milletlerin örf ve âdetlerini benimsemenin milli birlik ve beraberliği bozacağından ve ahlak çöküntüsüne sebep olacağı"ndan bahsediliyor Müftülük, meseleyi "milli çerçevede almış, sakıncayı milli birlik ve beraberlik temeline oturtmuş"tur Burada da görmezlikten gelinen büyük paradoks, "milli/ulusal olan"ın bizatihi kendisinin bize Batı'dan gelmiş olmasıdır Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Abdurrahman Akbaş da, her ne kadar "milli ve manevi değerler"e aykırılıktan bahsediyorsa da, hiç değilse, işin "eğlence, israf, akıl ve sağlığı tehdit edici boyutları"na dikkat çekmiştir Belki de Diyanet canibinden gelen tek olumlu ihtirazi kayıt Akbaş'ın "Yılbaşı kutlamalarını vesile edinerek Allah ve Resulü'nün razı olmayacağı tavırlar yerine, geçmiş senelerde yaptıklarımızı gözden geçirerek ve gelecek yeni yılda hayatımıza daha iyi nasıl yön verebileceğimizi düşünelim" demesidir Yılbaşı kutlamaları "görünmez kilise" doktrini çerçevesinde Batılı değerlerin ve yaşama tarzının evrenselleştirilmesidir Resmi tatiller, medya, tüketim alışkanlıkları, eğlence ve magazin sektörü eşliğinde kitlelere empoze edilen ve insanları bir geceliğine -sanki bu gece her şey mubahmış gibi- günaha çağıran pagan geleneklerdir Kendini bilen Müslüman aileler bu geceyi her gece gibi geçirmeli, ilave bir tutum alarak televizyonlarını kapalı tutmalıdır


  5. 28.Aralık.2011, 11:29
    3
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Müslümanlar yılbaşı kutlamaz müslüman olmayanlar kutlar

    Müslüman Yılbaşı Kutlamaz


    Yüce Allah, en üstün din olarak İslam Dinini göndermiştir. Bu Yüce Dinimiz, kendine has hükümleriyle, tazeliğini kıyamet sabahına kadar muhafaza edecektir. Güzellikleriyle ve insanlığa ışık saçan hakikatleriyle on dört asırdan beri ayaktadır ve kıyamete kadar da ayakta kalacaktır.

    Mensubu olmakla şeref duyduğumuz Yüce Dinimiz, kendi müeyyidelerini tahrif edecek müdahalelere , beşeri düşünce ve fikirleri ona karıştırmayı hedef alan her türlü teşebbüse karşı uyanık olmamızı, biz Müslümanlardan istemiştir. İbadetlerde ve adetlerde Frenk mukallitliğinden şiddetle kaçınmamızı bizlere emretmiştir. İslamiyet ile bağlılığı gevşeyen ve milli mefahirini inkar eden milletler ise taklitçi oldukları topluluğun uydusu ve kuklası haline gelmişlerdir.

    Yüce Dinimiz İslam , kafirlere, münafıklara, batıl dinlere ve ideoloji mensuplarına benzemeyi kesin bir şekilde yasaklamış ve haram kılmıştır. Görünüş itibariyle onlara benzemek, daha sonra ahlaki değerlerde, çirkin ve kötü fiillerde ; hatta inanç ve ibadetlerde onlara benzemeye sebep olur. Çünkü onlar gibi giyinmek, onlar gibi davranmak, onlar gibi yaşamak,sonunda bu hareketler kalplere nüfuz eder ve onlara karşı bir sevgi ve saygı meydana getirir. Bunun için Kafirlere benzemenin haram olduğu hususunda bütün İslam alimleri ittifak etmişlerdir. Bu konuda icma vardır.

    Peygamber (sav) Efendimiz, bir hadis-i Şeriflerinde : “Kim bir kavme benzemeye özenirse, o da onlardandır” buyurmuşlardır. Böylece Hıristiyanlık ve Yahudilik adetlerine özenti duymaya set çekmiş, taklitçiliği adet haline getirenlerin milli ruhunu kaybedip, özendiği o topluluğun mahiyet ve karakterini elde edeceğine işaret buyurmuş, taklitçiliği yasaklamıştır.

    Kur ’an-i Kerim ayetlerinin ve Hz .Peygamber (sav) Efendimizin hayatı boyunca üzerinde durduğu en önemli konulardan birisi de, Müslümanların fert ve toplum olarak belli bir kimlik (İslam kimliği) kazanmaları, kendi inanç ve şahsiyetlerini korumaları ve kendilerine güven duymaları olmuştur. Kur’ an -i Kerim Müslümanlara ısrarla birlik ve bütünlük içinde olmalarını, kafir ve münafıkları dost ve arkadaş edinmemelerini emretmektedir. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

    “Ey İman edenler! Mü’minleri bırakıp da kafirleri dost edinmeyin. Bunu yaparak Allah’a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?”. (Nisa suresi. Ayet.144.)

    “ Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur “. (Bakara suresi. Ayet.120)

    Bu konuda diğer ayet-i Kerimeler de şöyledir :

    “ Ayetlerimizi yalanlayanların ve ahiret gününe inanmayanların arzularına uyma. Onlar, Rablerine eş tutuyorlar”. (En’am suresi. Ayet 150)

    “…Deki ,Benim işim bana, sizin işiniz de size aittir. Siz, benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım”. ( Yunus suresi. Ayet .41.)

    “ Resulüm de ki: Ey kafirler! Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam, Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz. Ben sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de bana dır”. (Kafirun suresi. Ayet 1-6)

    “Sana emir olunanı açıkça söyle ve ortak koşan (müşrikler)den yüz çevir”.( Nahl suresi. Ayet.94)

    “…Kafir olanlar da birbirlerinin dostlarıdırlar..”( Enfal suresi. Ayet 73.)

    “Mü’min erkeklerle mü’min kadınlar da birbirlerinin dostlarıdırlar. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Allah ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara, Allah rahmet edecektir..”. (Tevbe suresi. Ayet 71)

    Yüce Allah yukarıdaki ayet-i kerimelerde buyurduğu üzere; özellikle Yahudi ve Hıristiyanlar, Müslümanların dostu olmazlar. Onlar ancak birbirlerinin dostu ve yaranıdır. Onlar birbirlerini desteklerler, Müslümanları ancak menfaatleri için geçici olarak destekler ve dost görünürler. Asla dost olmazlar ve hiçbir zaman da olmamışlardır. Müslümanların Yahudi ve Hıristiyan komşusu olabilir. Komşuluk elbette ki olacaktır. Müslüman, Müslüman kalmalı ve dinini taviz vermeden yaşamalı, komşusunun dinine uymamalıdır. Kafirun ve Hud sürelerinde olduğu gibi.

    “Zulmedenlere meyil etmeyin. Sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra O’ndan da yardım göremezsiniz”.( Hud suresi.ayet 113.)

    Peygamber (sav) Efendimiz, müşrik ve kafirlere benzememeleri için ashabına, sakallarını uzun, bıyıklarını kısa kesmelerini emretmiştir. Birisi Peygamberimize gelerek “Müslüman oldum, Ya Resulellah! “ diyen kişiye: “Kafirlik alameti olan saçını kes ve sünnet ol ” buyurmuştur. (Ebu Davut, Taharet.131.)

    O devirde kafirler kendilerine mahsus saç şekli tespit etmişler, kendilerince bir moda ortaya koymuşlardı. Yani inançlarının sembolü olan bu saç şeklini, Efendimiz (sav) kafirliğin alameti ve modası saymış ve bu saç şeklini Müslümanların bırakmasını yasaklamıştır. Çünkü Abdullah ibni Ömer (ra), Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

    “Kim bir millete benzemeye çalışırsa, o da onlardandır”. (Ebu Davut. Libas.5)

    Bazı Müslümanların moda uğrunda batı, Avrupa hayranlığına ve onlar gibi giyinip onlar gibi yaşamalarına ne demeliyiz. Yoksa saç bırakmak yasak değildir. Yeter ki, bakımlı ve temiz olsun.
    Başkalarına benzemeye çalışmak, onların yaptığı işi ve ameli yaparak onlara uymak, özellikle kafirlere benzemek bu Hadis-i şerifte yasaklanmıştır. Müslüman ancak, Peygamber (sav) Efendimize ve O nun sahabesine benzemeli ve sünnetine uymaya çalışmalıdır.

    Peygamber Efendimiz: “Bizden başkasına benzemeye çalışanlar bizden değildir. Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeyiniz…” buyurmuşlardır. (Tirmizi. İsti’zan.7).,

    Giyim ve kuşamda, moda diyerek kafirlere benzemek de Dinimizde yasaklanmıştır. Hz. Ali (ra) dan, Peygamber(sav) Efendimizin bu konuda şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

    “Rahiplerin elbiseleri gibi, gayri müslimlere mahsus elbiseler giymekten sakının. Kim onların şekillerine bürünür ve onlara benzemek isterse benden değildir”. (Taberani, Evsat.4/541 (3921).

    Abdullah ibni Amr (ra) diyor ki, Peygamber (sav) Efendimiz, üzerimde rengi sapsarı bir elbise gördü ve: “Onu at! Çünkü o, renk ve şekil itibariyle kafirlerin elbisesidir” buyurdu. (Ahmet b.Hanbel.2/164 ( 6500) Özellikle moda için başka milletleri taklit etmeyelim, günaha girmeyelim. Burada kastedilen elbise, kafirlik alameti olan elbise ve giysinin giyilmemesidir. Tabii en önemlisi de, modadır diye,gençlik giyiyor diye, mini etek ve açık saçık elbiselerin giyilmemesidir.

    Yüce Dinimiz, güneş doğarken, güneş tam tepede iken ve güneş batarken, ve ateşe karşı namaz kılmayı yasaklamıştır. Bunun sebebi, güneşe tapan ve ateşe tapan (Mecusi) lere benzememek, onlara muhalefet etmek içindir.

    Kendine ait milli ve manevi değerlerini yitirerek başka dinleri ve milletleri taklit etmek, şahsiyetsiz davranmak, fertler ve toplumlar için en büyük manevi felaket ve alçalıştır. Bu manevi felaket ve sefalete mahkum olmuş milletlerin, bataklığın çukurundan kurtulmasına imkan yoktur. Dinini, milletini ve vatanını seven insanlar, hiçbir zaman kendi milletinin böyle bir sefalete düşmesine rıza gösteremez ve tahammül edemez. Hiçbir Müslüman, kendi dininin emirlerinden başka bir dinin inancını ve ayinini taklit edemez, başka milletlerin örf ve adetlerine itibar edemez. Çünkü İslam Dininin ve Müslüman’ın başka bir dini ve başka bir milleti taklit etmeye ihtiyacı yoktur. Şerefli ve ilahi bir nizam olan Yüce Dinimiz, bütün beşeri sistem ve nizamların üstündedir. İnsanlığın kurtuluşu için Yüce Allah tarafından gönderilen son Hak Dindir.

    Peygamber (sav) Efendimiz, biz Müslümanların şirkten, kafirlikten başka, eski ümmetleri örf-adet, fitne-fesat ve isyan gibi bütün kötü yollarda takip edeceklerini, bir mucize olarak 1430 sene önce bizlere haber vermiştir. Hadis-i Şerifte şöyle buyuruyor:

    “Sizler, kendinizden önce geçen milletlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına, tıpa tıp muhakkak uyacaksınız. O dereceye kadar ki, şayet onlar daracık bir keler deliğine girmiş olsalar, siz de muhakkak onlara uyarak oraya gireceksiniz, onlara tabi olacaksınız”. Ebu Sait (ra) diyor ki, Biz: “Ya Resulellah! bu ümmetler Yahudiler ve Hıristiyanlar mıdır? diye sorduk. Peygamber (sav) Efendimiz: “Onlardan başka kim olacak…!” buyurdu. (Buhari. Enbiya.48, İtisam.14. Müslim.ilim.6)

    Ne dersiniz? Peygamber (sav) Efendimizin bu açık mucizesinde haber verdiği durum bu gün ortaya çıkmış mıdır? Maalesef bu gün bir çok Müslüman, kafirlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına tıpa tıp uymaktadır. Onlar keler deliğine girse, yılbaşı kutlarsa, piyango bileti alırsa, moda diye bir şeyi giyerse onların aynısını yapmakta, birbirleriyle yarış etmektedirler. Bazı Müslüman ların bu günkü halini şair ne güzel dile getirmiştir. Gerçek Müslümanlar elbette bunun dışındadır.

    Bir elde Kadeh ! bir elde Kur’an
    Ne helaldır işimiz, ne de haram.
    Şu yarım yamalak dünyada,
    Ne tam kafiriz, ne de tam Müslüman..! ( Ömer Hayyam).

    Yüce Allah, bu duruma düşmekten cümlemizi muhafaza eylesin. (amin)

    Müslümana;

    Sen Hıristiyan mısın? Diye sorsan darılır.
    Amma yılbaşında hindi, kaz yemesine bayılır.
    Çam deviren hindici, nasıl mü’min sayılır?…
    Bilmiyoruz, çoğumuz ne edip yapıyoruz.
    “Batı batı” diyerek, eyvah! hep batıyoruz..
    Yaklaşınca her sene, öz yurdumda yılbaşı,
    Yapılır milletime, Frenkçe türlü aşı..!
    Buna ağlar ağacı, hem toprağı, hem taşı.
    Müslümanız ! Onlarla, Noel de yapıyoruz…
    “Batı batı" diyerek, eyvah hep batıyoruz…

    Kafirlerin bayramlarını kutlamak, onların kutsal saydığı günleri, Noel ve yılbaşı gecesi kutlamak, onların adetlerine uymak, onlara benzemek kesinlikle caiz değildir ve büyük günahlardandır. Müslüman Kur’an ve sünnete uygun yaşamalı, kendi örf ve adetlerine uymalıdır.

    Yılbaşı gecesi, eğer Hz.İsa (as) in doğduğu gece ise ki, öyle kabul edelim. Bu geceyi Kur’an okuyarak, namaz kılarak, tövbe ve dua ederek geçirmeliyiz. Çocuklarımıza ve aile fertlerimize örnek olmalıyız. Ömrümüzden bir yıl daha gittiği bu gecede, hata ve günahlarımızı düşünerek onlardan vaz geçtiğimize dair Rabbimize söz vererek, Yeni bir yıla abdestli ve imanlı olarak girmeliyiz. Bu gecede olsun haberlerin dışında TV ları kapatıp, Tefsir ve Hadis okuyarak, Hz. İsa (as) ın daha çok anlatıldığı Meryem suresini okuyarak yeni yıla girelim. Kendimize çeki düzen verelim.

    2012 yılının, ülkemize, milletimize ve tüm Müslümanlara hayırlar getirmesini Yüce Allah’tan niyaz eder, hepinize sağlık ve afiyet dolu günler dilerim.

    Kemalettin AKSOY


  6. 28.Aralık.2011, 11:29
    3
    Moderatör
    Müslüman Yılbaşı Kutlamaz


    Yüce Allah, en üstün din olarak İslam Dinini göndermiştir. Bu Yüce Dinimiz, kendine has hükümleriyle, tazeliğini kıyamet sabahına kadar muhafaza edecektir. Güzellikleriyle ve insanlığa ışık saçan hakikatleriyle on dört asırdan beri ayaktadır ve kıyamete kadar da ayakta kalacaktır.

    Mensubu olmakla şeref duyduğumuz Yüce Dinimiz, kendi müeyyidelerini tahrif edecek müdahalelere , beşeri düşünce ve fikirleri ona karıştırmayı hedef alan her türlü teşebbüse karşı uyanık olmamızı, biz Müslümanlardan istemiştir. İbadetlerde ve adetlerde Frenk mukallitliğinden şiddetle kaçınmamızı bizlere emretmiştir. İslamiyet ile bağlılığı gevşeyen ve milli mefahirini inkar eden milletler ise taklitçi oldukları topluluğun uydusu ve kuklası haline gelmişlerdir.

    Yüce Dinimiz İslam , kafirlere, münafıklara, batıl dinlere ve ideoloji mensuplarına benzemeyi kesin bir şekilde yasaklamış ve haram kılmıştır. Görünüş itibariyle onlara benzemek, daha sonra ahlaki değerlerde, çirkin ve kötü fiillerde ; hatta inanç ve ibadetlerde onlara benzemeye sebep olur. Çünkü onlar gibi giyinmek, onlar gibi davranmak, onlar gibi yaşamak,sonunda bu hareketler kalplere nüfuz eder ve onlara karşı bir sevgi ve saygı meydana getirir. Bunun için Kafirlere benzemenin haram olduğu hususunda bütün İslam alimleri ittifak etmişlerdir. Bu konuda icma vardır.

    Peygamber (sav) Efendimiz, bir hadis-i Şeriflerinde : “Kim bir kavme benzemeye özenirse, o da onlardandır” buyurmuşlardır. Böylece Hıristiyanlık ve Yahudilik adetlerine özenti duymaya set çekmiş, taklitçiliği adet haline getirenlerin milli ruhunu kaybedip, özendiği o topluluğun mahiyet ve karakterini elde edeceğine işaret buyurmuş, taklitçiliği yasaklamıştır.

    Kur ’an-i Kerim ayetlerinin ve Hz .Peygamber (sav) Efendimizin hayatı boyunca üzerinde durduğu en önemli konulardan birisi de, Müslümanların fert ve toplum olarak belli bir kimlik (İslam kimliği) kazanmaları, kendi inanç ve şahsiyetlerini korumaları ve kendilerine güven duymaları olmuştur. Kur’ an -i Kerim Müslümanlara ısrarla birlik ve bütünlük içinde olmalarını, kafir ve münafıkları dost ve arkadaş edinmemelerini emretmektedir. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

    “Ey İman edenler! Mü’minleri bırakıp da kafirleri dost edinmeyin. Bunu yaparak Allah’a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?”. (Nisa suresi. Ayet.144.)

    “ Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur “. (Bakara suresi. Ayet.120)

    Bu konuda diğer ayet-i Kerimeler de şöyledir :

    “ Ayetlerimizi yalanlayanların ve ahiret gününe inanmayanların arzularına uyma. Onlar, Rablerine eş tutuyorlar”. (En’am suresi. Ayet 150)

    “…Deki ,Benim işim bana, sizin işiniz de size aittir. Siz, benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım”. ( Yunus suresi. Ayet .41.)

    “ Resulüm de ki: Ey kafirler! Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam, Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz. Ben sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de bana dır”. (Kafirun suresi. Ayet 1-6)

    “Sana emir olunanı açıkça söyle ve ortak koşan (müşrikler)den yüz çevir”.( Nahl suresi. Ayet.94)

    “…Kafir olanlar da birbirlerinin dostlarıdırlar..”( Enfal suresi. Ayet 73.)

    “Mü’min erkeklerle mü’min kadınlar da birbirlerinin dostlarıdırlar. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Allah ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara, Allah rahmet edecektir..”. (Tevbe suresi. Ayet 71)

    Yüce Allah yukarıdaki ayet-i kerimelerde buyurduğu üzere; özellikle Yahudi ve Hıristiyanlar, Müslümanların dostu olmazlar. Onlar ancak birbirlerinin dostu ve yaranıdır. Onlar birbirlerini desteklerler, Müslümanları ancak menfaatleri için geçici olarak destekler ve dost görünürler. Asla dost olmazlar ve hiçbir zaman da olmamışlardır. Müslümanların Yahudi ve Hıristiyan komşusu olabilir. Komşuluk elbette ki olacaktır. Müslüman, Müslüman kalmalı ve dinini taviz vermeden yaşamalı, komşusunun dinine uymamalıdır. Kafirun ve Hud sürelerinde olduğu gibi.

    “Zulmedenlere meyil etmeyin. Sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra O’ndan da yardım göremezsiniz”.( Hud suresi.ayet 113.)

    Peygamber (sav) Efendimiz, müşrik ve kafirlere benzememeleri için ashabına, sakallarını uzun, bıyıklarını kısa kesmelerini emretmiştir. Birisi Peygamberimize gelerek “Müslüman oldum, Ya Resulellah! “ diyen kişiye: “Kafirlik alameti olan saçını kes ve sünnet ol ” buyurmuştur. (Ebu Davut, Taharet.131.)

    O devirde kafirler kendilerine mahsus saç şekli tespit etmişler, kendilerince bir moda ortaya koymuşlardı. Yani inançlarının sembolü olan bu saç şeklini, Efendimiz (sav) kafirliğin alameti ve modası saymış ve bu saç şeklini Müslümanların bırakmasını yasaklamıştır. Çünkü Abdullah ibni Ömer (ra), Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

    “Kim bir millete benzemeye çalışırsa, o da onlardandır”. (Ebu Davut. Libas.5)

    Bazı Müslümanların moda uğrunda batı, Avrupa hayranlığına ve onlar gibi giyinip onlar gibi yaşamalarına ne demeliyiz. Yoksa saç bırakmak yasak değildir. Yeter ki, bakımlı ve temiz olsun.
    Başkalarına benzemeye çalışmak, onların yaptığı işi ve ameli yaparak onlara uymak, özellikle kafirlere benzemek bu Hadis-i şerifte yasaklanmıştır. Müslüman ancak, Peygamber (sav) Efendimize ve O nun sahabesine benzemeli ve sünnetine uymaya çalışmalıdır.

    Peygamber Efendimiz: “Bizden başkasına benzemeye çalışanlar bizden değildir. Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeyiniz…” buyurmuşlardır. (Tirmizi. İsti’zan.7).,

    Giyim ve kuşamda, moda diyerek kafirlere benzemek de Dinimizde yasaklanmıştır. Hz. Ali (ra) dan, Peygamber(sav) Efendimizin bu konuda şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

    “Rahiplerin elbiseleri gibi, gayri müslimlere mahsus elbiseler giymekten sakının. Kim onların şekillerine bürünür ve onlara benzemek isterse benden değildir”. (Taberani, Evsat.4/541 (3921).

    Abdullah ibni Amr (ra) diyor ki, Peygamber (sav) Efendimiz, üzerimde rengi sapsarı bir elbise gördü ve: “Onu at! Çünkü o, renk ve şekil itibariyle kafirlerin elbisesidir” buyurdu. (Ahmet b.Hanbel.2/164 ( 6500) Özellikle moda için başka milletleri taklit etmeyelim, günaha girmeyelim. Burada kastedilen elbise, kafirlik alameti olan elbise ve giysinin giyilmemesidir. Tabii en önemlisi de, modadır diye,gençlik giyiyor diye, mini etek ve açık saçık elbiselerin giyilmemesidir.

    Yüce Dinimiz, güneş doğarken, güneş tam tepede iken ve güneş batarken, ve ateşe karşı namaz kılmayı yasaklamıştır. Bunun sebebi, güneşe tapan ve ateşe tapan (Mecusi) lere benzememek, onlara muhalefet etmek içindir.

    Kendine ait milli ve manevi değerlerini yitirerek başka dinleri ve milletleri taklit etmek, şahsiyetsiz davranmak, fertler ve toplumlar için en büyük manevi felaket ve alçalıştır. Bu manevi felaket ve sefalete mahkum olmuş milletlerin, bataklığın çukurundan kurtulmasına imkan yoktur. Dinini, milletini ve vatanını seven insanlar, hiçbir zaman kendi milletinin böyle bir sefalete düşmesine rıza gösteremez ve tahammül edemez. Hiçbir Müslüman, kendi dininin emirlerinden başka bir dinin inancını ve ayinini taklit edemez, başka milletlerin örf ve adetlerine itibar edemez. Çünkü İslam Dininin ve Müslüman’ın başka bir dini ve başka bir milleti taklit etmeye ihtiyacı yoktur. Şerefli ve ilahi bir nizam olan Yüce Dinimiz, bütün beşeri sistem ve nizamların üstündedir. İnsanlığın kurtuluşu için Yüce Allah tarafından gönderilen son Hak Dindir.

    Peygamber (sav) Efendimiz, biz Müslümanların şirkten, kafirlikten başka, eski ümmetleri örf-adet, fitne-fesat ve isyan gibi bütün kötü yollarda takip edeceklerini, bir mucize olarak 1430 sene önce bizlere haber vermiştir. Hadis-i Şerifte şöyle buyuruyor:

    “Sizler, kendinizden önce geçen milletlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına, tıpa tıp muhakkak uyacaksınız. O dereceye kadar ki, şayet onlar daracık bir keler deliğine girmiş olsalar, siz de muhakkak onlara uyarak oraya gireceksiniz, onlara tabi olacaksınız”. Ebu Sait (ra) diyor ki, Biz: “Ya Resulellah! bu ümmetler Yahudiler ve Hıristiyanlar mıdır? diye sorduk. Peygamber (sav) Efendimiz: “Onlardan başka kim olacak…!” buyurdu. (Buhari. Enbiya.48, İtisam.14. Müslim.ilim.6)

    Ne dersiniz? Peygamber (sav) Efendimizin bu açık mucizesinde haber verdiği durum bu gün ortaya çıkmış mıdır? Maalesef bu gün bir çok Müslüman, kafirlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına tıpa tıp uymaktadır. Onlar keler deliğine girse, yılbaşı kutlarsa, piyango bileti alırsa, moda diye bir şeyi giyerse onların aynısını yapmakta, birbirleriyle yarış etmektedirler. Bazı Müslüman ların bu günkü halini şair ne güzel dile getirmiştir. Gerçek Müslümanlar elbette bunun dışındadır.

    Bir elde Kadeh ! bir elde Kur’an
    Ne helaldır işimiz, ne de haram.
    Şu yarım yamalak dünyada,
    Ne tam kafiriz, ne de tam Müslüman..! ( Ömer Hayyam).

    Yüce Allah, bu duruma düşmekten cümlemizi muhafaza eylesin. (amin)

    Müslümana;

    Sen Hıristiyan mısın? Diye sorsan darılır.
    Amma yılbaşında hindi, kaz yemesine bayılır.
    Çam deviren hindici, nasıl mü’min sayılır?…
    Bilmiyoruz, çoğumuz ne edip yapıyoruz.
    “Batı batı” diyerek, eyvah! hep batıyoruz..
    Yaklaşınca her sene, öz yurdumda yılbaşı,
    Yapılır milletime, Frenkçe türlü aşı..!
    Buna ağlar ağacı, hem toprağı, hem taşı.
    Müslümanız ! Onlarla, Noel de yapıyoruz…
    “Batı batı" diyerek, eyvah hep batıyoruz…

    Kafirlerin bayramlarını kutlamak, onların kutsal saydığı günleri, Noel ve yılbaşı gecesi kutlamak, onların adetlerine uymak, onlara benzemek kesinlikle caiz değildir ve büyük günahlardandır. Müslüman Kur’an ve sünnete uygun yaşamalı, kendi örf ve adetlerine uymalıdır.

    Yılbaşı gecesi, eğer Hz.İsa (as) in doğduğu gece ise ki, öyle kabul edelim. Bu geceyi Kur’an okuyarak, namaz kılarak, tövbe ve dua ederek geçirmeliyiz. Çocuklarımıza ve aile fertlerimize örnek olmalıyız. Ömrümüzden bir yıl daha gittiği bu gecede, hata ve günahlarımızı düşünerek onlardan vaz geçtiğimize dair Rabbimize söz vererek, Yeni bir yıla abdestli ve imanlı olarak girmeliyiz. Bu gecede olsun haberlerin dışında TV ları kapatıp, Tefsir ve Hadis okuyarak, Hz. İsa (as) ın daha çok anlatıldığı Meryem suresini okuyarak yeni yıla girelim. Kendimize çeki düzen verelim.

    2012 yılının, ülkemize, milletimize ve tüm Müslümanlara hayırlar getirmesini Yüce Allah’tan niyaz eder, hepinize sağlık ve afiyet dolu günler dilerim.

    Kemalettin AKSOY





+ Yorum Gönder