Konusunu Oylayın.: Doktor olan bir kimse, hastanedeki aşırı yoğunluktan dolayı, hastaları bırakıp ikindi namazını kıılamıyor ve vakti geçiy

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Doktor olan bir kimse, hastanedeki aşırı yoğunluktan dolayı, hastaları bırakıp ikindi namazını kıılamıyor ve vakti geçiy
  1. 11.Aralık.2011, 10:07
    1
    Misafir

    Doktor olan bir kimse, hastanedeki aşırı yoğunluktan dolayı, hastaları bırakıp ikindi namazını kıılamıyor ve vakti geçiy






    Doktor olan bir kimse, hastanedeki aşırı yoğunluktan dolayı, hastaları bırakıp ikindi namazını kıılamıyor ve vakti geçiy Mumsema Doktor olan bir kimse, hastanedeki aşırı yoğunluktan dolayı, hastaları bırakıp ikindi namazını kıılamıyor ve vakti geçiyorsa kazaya kalmaktansa cem ederek öğlenin peşine hemen kılabilir mir?


  2. 11.Aralık.2011, 10:07
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 11.Aralık.2011, 15:36
    2
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Doktor olan bir kimse, hastanedeki aşırı yoğunluktan dolayı, hastaları bırakıp ikindi namazını kıılamıyor ve vakt




    Fıkıh dilinde "iki namazı birleştirmek" anlamına gelen bu cemu's-salateyn; öğle ile ikindi namazlarının öğle veya ikinde vaktinde; akşam ile yatsı namazlarının akşam veya yatsı vaktinde birlikte kılınmasını ifâde eder.

    İslâm bilginleri hacca gidenlerin Arafat'ta öğle ile ikindi namazlarını öğle vaktinde, Müzdelife'de ise akşam ile yatsı namazlarını yatsı vaktinde birleştirerek kılmaları konusunda ittifak etmelerine karşın, yolcu ve mukim iken mazeretli ve mazeretsiz cem yapılması konusunda ihtilaf etmişlerdir. Hanefî bilginler, Arafat ve Müzdelife dışında cem'i câiz görmezlerken, diğer bilginler yolculukta cem yapmanın câiz olduğunda ittifak, mukim iken ihtilaf etmişlerdir.

    Pek çok sahih hadis; özellikle seferî iken öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarının birleştirilerek kılınabileceğini öngörmektedir. İbn Abbâs (ö. 68/687), "Rasulüllah (a.s.) Tebûk Savaşı için yaptığı seferde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını birleştirerek kıldı." demiştir. Hadis râvîlerinden Sa'd ibn Cübeyr (ö. 95/713), İbn Abbas'a, "Rasulüllah'ı namazları birleştirerek kılmaya sevk eden şey nedir?" diye sormuş, İbn Abbas da "Ümmetine zorluk olmamasını istedi." cevabını vermiştir. (Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn, 51, 53)

    Yine İbn Abbas, "Rasulüllah (a.s.v) Medine'de (yolcu olmadığı), korku ve yağmur bulunmadığı halde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını birleştirerek kıldı." demiştir. Veki' ibn Cerrah (ö. 97/812) İbn Abbas'a, "Bunu niçin yaptı?" diye sormuş, İbn Abbas da "Ümmetine zorluk çıkarmamak için yaptı." cevabını vermiştir. (Müslim, Salâtü'l-Musâfirîn, 54)

    Örnek olarak verdiğimiz bu iki hadis, seferîlikte ve mukîm iken Peygamber (a.s.v)'in namazları birleştirerek kıldığını ortaya koymaktadır. Her namazı vaktinde kılma ile ilgili pek çok hadisin varlığı da dikkate alındığında şunu söylemek mümkündür:

    Mukîm iken her namaz vaktinde kılınmalıdır. Ancak zarûret ve ihtiyaç hallerinde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazları, cem-i takdim veya cem-i te'hir ile kılınabilir. Bu bir ruhsattır. Aralarında bazı görüş farklılıkları bulunmakla birlikte Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî bilginler yağmur, çamur, şiddetli rüzgar ve karanlık gibi bir mazeret sebebiyle mükîm iken camide cemâatle namaz kılacak kimseler için cem'i câiz görmüşlerdir. Mukîm iken cem konusunda en musâmahalı görüş sahipleri, Hanbelî bilginlerdir. Onlara göre; emzikli kadın, hasta olan, idrarını tutmakta zorluk çeken, zayıf ve halsiz ihtiyar, kör ve sağır, canına, malına, işine ve ırzına zarar gelmesinden korkan kimse cem yapabilir. Herhangi bir sebeple namaz vaktinde kılınamayacaksa cem yapılmalıdır.

    Yolculukta, mazeret olsun olmasın cem yapmak câizdir. Hanefî bilginler, hadislerde geçen cem'i şeklî cem olarak yorumlamışlardır. Şeklî cem; öğle ve akşam namazlarını son, ikindi ve yatsı namazlarını ilk vaktinde kılmaktır. Ancak bu, gerçekte cem değil, her namazı vaktinde kılmaktır.

    Caferîler, öğle ile ikindi namazlarını öğle; akşam ile yatsı namazlarını akşam vaktinde kılmayı sürekli hâle getirmişlerdir. Bu uygulama, beş vakit namazın üç vakitte kılınması gibi bir sonuç doğurmuştur. Bu durum, her namazı vaktinde kılmayı öngören hadislere ters düşmektedir.

    Cem'e cevaz veren bilginler, cemi terk edip her namazı vaktinde kılmanın daha faziletli olduğunu söylemişlerdir. Mazeretsiz olarak cem'i câiz görenler de "alışkanlık haline getirmeme" şartını koşmuşlardır. Bu sebeple seferde ve hazarda cem'i mazeret ve ihtiyaç hâline hasretmek daha isabetli olacaktır.

    Uygulaması şöyledir: Öğle ile ikindi, akşam ile yatsının farzları, öğle veya ikindi akşam veya yatsı vaktinde peşi peşine, ara vermeden kılınır, iki farz arasındaki sünnet kılınmaz, başka bir şeyle meşgul olunmaz.

    s.i.e


  4. 11.Aralık.2011, 15:36
    2
    Hüvel Baki..



    Fıkıh dilinde "iki namazı birleştirmek" anlamına gelen bu cemu's-salateyn; öğle ile ikindi namazlarının öğle veya ikinde vaktinde; akşam ile yatsı namazlarının akşam veya yatsı vaktinde birlikte kılınmasını ifâde eder.

    İslâm bilginleri hacca gidenlerin Arafat'ta öğle ile ikindi namazlarını öğle vaktinde, Müzdelife'de ise akşam ile yatsı namazlarını yatsı vaktinde birleştirerek kılmaları konusunda ittifak etmelerine karşın, yolcu ve mukim iken mazeretli ve mazeretsiz cem yapılması konusunda ihtilaf etmişlerdir. Hanefî bilginler, Arafat ve Müzdelife dışında cem'i câiz görmezlerken, diğer bilginler yolculukta cem yapmanın câiz olduğunda ittifak, mukim iken ihtilaf etmişlerdir.

    Pek çok sahih hadis; özellikle seferî iken öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarının birleştirilerek kılınabileceğini öngörmektedir. İbn Abbâs (ö. 68/687), "Rasulüllah (a.s.) Tebûk Savaşı için yaptığı seferde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını birleştirerek kıldı." demiştir. Hadis râvîlerinden Sa'd ibn Cübeyr (ö. 95/713), İbn Abbas'a, "Rasulüllah'ı namazları birleştirerek kılmaya sevk eden şey nedir?" diye sormuş, İbn Abbas da "Ümmetine zorluk olmamasını istedi." cevabını vermiştir. (Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn, 51, 53)

    Yine İbn Abbas, "Rasulüllah (a.s.v) Medine'de (yolcu olmadığı), korku ve yağmur bulunmadığı halde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını birleştirerek kıldı." demiştir. Veki' ibn Cerrah (ö. 97/812) İbn Abbas'a, "Bunu niçin yaptı?" diye sormuş, İbn Abbas da "Ümmetine zorluk çıkarmamak için yaptı." cevabını vermiştir. (Müslim, Salâtü'l-Musâfirîn, 54)

    Örnek olarak verdiğimiz bu iki hadis, seferîlikte ve mukîm iken Peygamber (a.s.v)'in namazları birleştirerek kıldığını ortaya koymaktadır. Her namazı vaktinde kılma ile ilgili pek çok hadisin varlığı da dikkate alındığında şunu söylemek mümkündür:

    Mukîm iken her namaz vaktinde kılınmalıdır. Ancak zarûret ve ihtiyaç hallerinde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazları, cem-i takdim veya cem-i te'hir ile kılınabilir. Bu bir ruhsattır. Aralarında bazı görüş farklılıkları bulunmakla birlikte Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî bilginler yağmur, çamur, şiddetli rüzgar ve karanlık gibi bir mazeret sebebiyle mükîm iken camide cemâatle namaz kılacak kimseler için cem'i câiz görmüşlerdir. Mukîm iken cem konusunda en musâmahalı görüş sahipleri, Hanbelî bilginlerdir. Onlara göre; emzikli kadın, hasta olan, idrarını tutmakta zorluk çeken, zayıf ve halsiz ihtiyar, kör ve sağır, canına, malına, işine ve ırzına zarar gelmesinden korkan kimse cem yapabilir. Herhangi bir sebeple namaz vaktinde kılınamayacaksa cem yapılmalıdır.

    Yolculukta, mazeret olsun olmasın cem yapmak câizdir. Hanefî bilginler, hadislerde geçen cem'i şeklî cem olarak yorumlamışlardır. Şeklî cem; öğle ve akşam namazlarını son, ikindi ve yatsı namazlarını ilk vaktinde kılmaktır. Ancak bu, gerçekte cem değil, her namazı vaktinde kılmaktır.

    Caferîler, öğle ile ikindi namazlarını öğle; akşam ile yatsı namazlarını akşam vaktinde kılmayı sürekli hâle getirmişlerdir. Bu uygulama, beş vakit namazın üç vakitte kılınması gibi bir sonuç doğurmuştur. Bu durum, her namazı vaktinde kılmayı öngören hadislere ters düşmektedir.

    Cem'e cevaz veren bilginler, cemi terk edip her namazı vaktinde kılmanın daha faziletli olduğunu söylemişlerdir. Mazeretsiz olarak cem'i câiz görenler de "alışkanlık haline getirmeme" şartını koşmuşlardır. Bu sebeple seferde ve hazarda cem'i mazeret ve ihtiyaç hâline hasretmek daha isabetli olacaktır.

    Uygulaması şöyledir: Öğle ile ikindi, akşam ile yatsının farzları, öğle veya ikindi akşam veya yatsı vaktinde peşi peşine, ara vermeden kılınır, iki farz arasındaki sünnet kılınmaz, başka bir şeyle meşgul olunmaz.

    s.i.e





+ Yorum Gönder