Konusunu Oylayın.: Mustafa meşhur kimdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Mustafa meşhur kimdir?
  1. 10.Aralık.2011, 19:00
    1
    Misafir

    Mustafa meşhur kimdir?

  2. 10.Aralık.2011, 21:04
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Mustafa meşhur kimdir?




    Geçtiğimiz hafta içinde İslam dünyasında yaşanan en önemli gelişmelerden biri Müslüman Kardeşler cemaatinin genel mürşidi üstad Mustafa Meşhur'un vefat etmesiydi. Üstad Mustafa Meşhur İslam aleminin yetiştirdiği önemli değerlerden biriydi. İnancını ve ilmini hayatına yansıtmasıyla tanınan, mütevazi ve sade yaşantı içinde bir hareket adamıydı. Hayatı boyunca pek çok zorluğa, sıkıntıya katlandı. Ancak inandığı dava yolunda kararlı bir şekilde ilerlemeye devam etti. Yüce Allah bize de onunla değişik vesilelerle görüşme ve kendisini biraz daha yakından tanıma fırsatı verdi. Bu itibarla burada söylediklerim, kitaplardan okuduklarım değil bizzat kendi müşahedelerime dayanan tespitlerimdir. Yüce Allah bize onun bazı kitaplarını tercüme etme fırsatı da verdi. Fikirlerini gerek tercüme ettiğim kitapları ve gerekse daha başka eserleri ve makaleleri vasıtasıyla tanıdım. Sonra bu fikirlerinin hayatına aynen yansıdığını da canlı müşahedelerimle gördüm.
    Üstad Meşhur'la ilgili olarak Vakit gazetesine geçen Pazar günü bir yazı yazmıştım. Ancak onu sadece bir makaleyle geçiştirmeyi uygun görmüyorum. Ayrıca söz konusu yazımızda üstad Meşhur'un hayatı ve mücadelesiyle ilgili bir yazı yazma vaadinde bulunmuştuk. O vaadimize binaen burada, onun hayatı ve mücadelesi hakkında biraz özet bilgiler vermek istiyoruz.
    Üstad Meşhur 1919'da Mısır'ın eş-Şarkiye vilayetine bağlı Sadiyyin köyünde dünyaya geldi. 1942'de Kahire'deki Bilimler Fakültesi'nden mezun oldu. Mezun olduğu yıl da Meteoroloji Kurulu'na tayin edildi.
    Müslüman Kardeşler cemaatine üniversite talebeliğinin ilk yıllarında katıldı. Cemaat içinde hızlı bir şekilde güven kazandı ve cemaatin özel organizasyonuna seçildi. 1948'de bir eylemle ilişkisinin olduğu iddia edilerek hapse atıldı. Bu davadan dolayı üç yıl hapiste kaldıktan sonra 1951'de mahkemenin beraat kararı vermesi üzerine serbest bırakıldı.
    1954'te ikinci kez tutuklandı. Bu tarihteki tutuklanması ise o zaman Necibullah'a karşı darbe yaparak Mısır'da tam anlamıyla diktatörlük rejimi kuran Cemal Abdünnasır'ın Müslüman Kardeşler cemaatini dağıtma amacına yönelik bir komplosuyla oldu. Abdünnasır bu cemaatin kendisine karşı suikast girişiminde bulunduğunu ileri sürmüştü. Oysa hadise tamamen bir komploydu ve Müslüman Kardeşler'in söz konusu olayla hiçbir ilgisi yoktu. Ne var ki amaç ve senaryo önceden belirlenmişti. Zaten komplo da bu senaryo gereği düzenlenmişti. Dolayısıyla komplo çerçevesinde Müslüman Kardeşler cemaatinin ileri gelenlerinden yüzlerce insan tutuklandı. İşte Mustafa Meşhur da o tarihte tutuklananlar arasında yer aldı. Komployla bağlantılı olarak açılan davada Mustafa Meşhur'a on yıl hapis cezası verildi ve Meşhur bu cezanın tamamını çekerek 1964'te hapisten çıktı. Ne var ki sadece birkaç ay sonra bu kez "Seyyid Kutub ekibi" bünyesinde tutuklanıp zindana atıldı. Bu ikinci tutuklamada Mısır'daki çağdaş Firavun rejimi Meşhur'u herhangi bir yasal cezaya çarptırmaksızın zindanda tuttu. 1971'de Enver Sadat'ın siyasi tutuklular için genel af çıkarmasına kadar da zindanda kaldı. Böylece 1971'de 52 yaşına gelmiş olan Mustafa Meşhur o zamana kadarki ömrünün yirmi yılını yani yarıya yakın bir kısmını zindanda geçirmiş oldu. Ömrünün ilk 23 yılını çocukluk ve öğrencilik dönemine sayarsanız, aktif olarak sosyal hayata atılmasından 52 yaşına gelmesine kadarki döneminin çok az bir kısmının zindan dışında geçtiği neticesine varırsınız.
    Müslüman Kardeşler cemaati yirminci yüzyılın firavunlarından olan Cemal Abdunnasır döneminde çok ağır bir darbeye maruz kaldı ve cemaatin tüm ileri gelenleri zindanlara atıldı. Bunlardan bazıları zindanlarda işkenceyle öldürüldü. Seyyid Kutub, Abdülkadir Udeh gibi bazı önemli liderleri de idam yoluyla şehit edildiler. Cemaatin tüm çalışmaları yasaklandı. Fakat onun ölümünden sonra Ömer et-Tilmisani'nin genel mürşid seçilmesiyle birlikte cemaatin yeniden toparlanması için bir faaliyet başlatıldı. İşte bu yeniden toparlanma faaliyetinde Mustafa Meşhur aktif olarak rol aldı. Belli ki firavunların zulümleri ve zindan yılları onu yıldırmamıştı. O, Allah'ın nizamını hem fert, hem toplum hayatına, hem de devlet nizamına hakim kılmak için mücadele vermekte kararlıydı. İşte bu toparlanma döneminde 1981'e kadar Mısır'da aktif ve etkili bir faaliyet yürüttü. Ancak yine yirminci yüzyıl firavunlarından Hüsni Mübarek'in 1981'de Müslüman Kardeşler cemaatine karşı savaş başlatması ve ileri gelenlerinden birçok kişiyi zindana atması üzerine üstad Meşhur ülkesini terk ederek Kuveyt'e yerleşme ihtiyacı duydu. Oradan da Almanya'ya geçti. Burada beş yıl ikamet ederek cemaatin Uluslararası Organizasyon adı verilen teşkilat yapısını oluşturdu. Bu teşkilatın hem teorik hem de pratik yönden şekillendirilmesinde aktif olarak rol aldı.
    Üstad Meşhur 1986'da ülkesine yeniden döndü. O zaman cemaatin genel mürşidi henüz Ömer et-Tilmisani'ydi. Fakat onun ülkesine dönmesinden kısa bir süre sonra Üstad Tilmisani vefat etti. Onun vefatından sonra cemaatin genel mürşidliğine Muhammed Hamid Ebu'n-Nasr seçildi. Üstad Mustafa Meşhur da onun yardımcılığına seçildi. 1996'da Ebu'n-Nasr'ın vefat etmesinden sonra da Mustafa Meşhur genel mürşidliğe seçildi.


  3. 10.Aralık.2011, 21:04
    2
    Editör



    Geçtiğimiz hafta içinde İslam dünyasında yaşanan en önemli gelişmelerden biri Müslüman Kardeşler cemaatinin genel mürşidi üstad Mustafa Meşhur'un vefat etmesiydi. Üstad Mustafa Meşhur İslam aleminin yetiştirdiği önemli değerlerden biriydi. İnancını ve ilmini hayatına yansıtmasıyla tanınan, mütevazi ve sade yaşantı içinde bir hareket adamıydı. Hayatı boyunca pek çok zorluğa, sıkıntıya katlandı. Ancak inandığı dava yolunda kararlı bir şekilde ilerlemeye devam etti. Yüce Allah bize de onunla değişik vesilelerle görüşme ve kendisini biraz daha yakından tanıma fırsatı verdi. Bu itibarla burada söylediklerim, kitaplardan okuduklarım değil bizzat kendi müşahedelerime dayanan tespitlerimdir. Yüce Allah bize onun bazı kitaplarını tercüme etme fırsatı da verdi. Fikirlerini gerek tercüme ettiğim kitapları ve gerekse daha başka eserleri ve makaleleri vasıtasıyla tanıdım. Sonra bu fikirlerinin hayatına aynen yansıdığını da canlı müşahedelerimle gördüm.
    Üstad Meşhur'la ilgili olarak Vakit gazetesine geçen Pazar günü bir yazı yazmıştım. Ancak onu sadece bir makaleyle geçiştirmeyi uygun görmüyorum. Ayrıca söz konusu yazımızda üstad Meşhur'un hayatı ve mücadelesiyle ilgili bir yazı yazma vaadinde bulunmuştuk. O vaadimize binaen burada, onun hayatı ve mücadelesi hakkında biraz özet bilgiler vermek istiyoruz.
    Üstad Meşhur 1919'da Mısır'ın eş-Şarkiye vilayetine bağlı Sadiyyin köyünde dünyaya geldi. 1942'de Kahire'deki Bilimler Fakültesi'nden mezun oldu. Mezun olduğu yıl da Meteoroloji Kurulu'na tayin edildi.
    Müslüman Kardeşler cemaatine üniversite talebeliğinin ilk yıllarında katıldı. Cemaat içinde hızlı bir şekilde güven kazandı ve cemaatin özel organizasyonuna seçildi. 1948'de bir eylemle ilişkisinin olduğu iddia edilerek hapse atıldı. Bu davadan dolayı üç yıl hapiste kaldıktan sonra 1951'de mahkemenin beraat kararı vermesi üzerine serbest bırakıldı.
    1954'te ikinci kez tutuklandı. Bu tarihteki tutuklanması ise o zaman Necibullah'a karşı darbe yaparak Mısır'da tam anlamıyla diktatörlük rejimi kuran Cemal Abdünnasır'ın Müslüman Kardeşler cemaatini dağıtma amacına yönelik bir komplosuyla oldu. Abdünnasır bu cemaatin kendisine karşı suikast girişiminde bulunduğunu ileri sürmüştü. Oysa hadise tamamen bir komploydu ve Müslüman Kardeşler'in söz konusu olayla hiçbir ilgisi yoktu. Ne var ki amaç ve senaryo önceden belirlenmişti. Zaten komplo da bu senaryo gereği düzenlenmişti. Dolayısıyla komplo çerçevesinde Müslüman Kardeşler cemaatinin ileri gelenlerinden yüzlerce insan tutuklandı. İşte Mustafa Meşhur da o tarihte tutuklananlar arasında yer aldı. Komployla bağlantılı olarak açılan davada Mustafa Meşhur'a on yıl hapis cezası verildi ve Meşhur bu cezanın tamamını çekerek 1964'te hapisten çıktı. Ne var ki sadece birkaç ay sonra bu kez "Seyyid Kutub ekibi" bünyesinde tutuklanıp zindana atıldı. Bu ikinci tutuklamada Mısır'daki çağdaş Firavun rejimi Meşhur'u herhangi bir yasal cezaya çarptırmaksızın zindanda tuttu. 1971'de Enver Sadat'ın siyasi tutuklular için genel af çıkarmasına kadar da zindanda kaldı. Böylece 1971'de 52 yaşına gelmiş olan Mustafa Meşhur o zamana kadarki ömrünün yirmi yılını yani yarıya yakın bir kısmını zindanda geçirmiş oldu. Ömrünün ilk 23 yılını çocukluk ve öğrencilik dönemine sayarsanız, aktif olarak sosyal hayata atılmasından 52 yaşına gelmesine kadarki döneminin çok az bir kısmının zindan dışında geçtiği neticesine varırsınız.
    Müslüman Kardeşler cemaati yirminci yüzyılın firavunlarından olan Cemal Abdunnasır döneminde çok ağır bir darbeye maruz kaldı ve cemaatin tüm ileri gelenleri zindanlara atıldı. Bunlardan bazıları zindanlarda işkenceyle öldürüldü. Seyyid Kutub, Abdülkadir Udeh gibi bazı önemli liderleri de idam yoluyla şehit edildiler. Cemaatin tüm çalışmaları yasaklandı. Fakat onun ölümünden sonra Ömer et-Tilmisani'nin genel mürşid seçilmesiyle birlikte cemaatin yeniden toparlanması için bir faaliyet başlatıldı. İşte bu yeniden toparlanma faaliyetinde Mustafa Meşhur aktif olarak rol aldı. Belli ki firavunların zulümleri ve zindan yılları onu yıldırmamıştı. O, Allah'ın nizamını hem fert, hem toplum hayatına, hem de devlet nizamına hakim kılmak için mücadele vermekte kararlıydı. İşte bu toparlanma döneminde 1981'e kadar Mısır'da aktif ve etkili bir faaliyet yürüttü. Ancak yine yirminci yüzyıl firavunlarından Hüsni Mübarek'in 1981'de Müslüman Kardeşler cemaatine karşı savaş başlatması ve ileri gelenlerinden birçok kişiyi zindana atması üzerine üstad Meşhur ülkesini terk ederek Kuveyt'e yerleşme ihtiyacı duydu. Oradan da Almanya'ya geçti. Burada beş yıl ikamet ederek cemaatin Uluslararası Organizasyon adı verilen teşkilat yapısını oluşturdu. Bu teşkilatın hem teorik hem de pratik yönden şekillendirilmesinde aktif olarak rol aldı.
    Üstad Meşhur 1986'da ülkesine yeniden döndü. O zaman cemaatin genel mürşidi henüz Ömer et-Tilmisani'ydi. Fakat onun ülkesine dönmesinden kısa bir süre sonra Üstad Tilmisani vefat etti. Onun vefatından sonra cemaatin genel mürşidliğine Muhammed Hamid Ebu'n-Nasr seçildi. Üstad Mustafa Meşhur da onun yardımcılığına seçildi. 1996'da Ebu'n-Nasr'ın vefat etmesinden sonra da Mustafa Meşhur genel mürşidliğe seçildi.


  4. 10.Aralık.2011, 21:04
    3
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Mustafa meşhur kimdir?

    Onun genel mürşidliğe getirilmesinden sonra cemaatte yeni bir teşkilat düzeni uygulanmaya başlandı. Bu teşkilat düzenine göre, genel mürşidin cemaatin kendi teşkilat düzenine göre seçilecek temsilciler tarafından belirlenmesi gerekiyor. Aynı zamanda genel mürşidin bir kerede altı yıllık süre için seçilmesi gerekiyor. Bu sürenin bitiminde onun görevine devam edebilmesi için yeniden en fazla altı yıllık bir süre için seçilebiliyor. İşte bu teşkilat düzenine göre onun süresi Şubat 2002'de dolmuştu. Fakat cemaatin temsilcileri onu ikinci bir altı yıl için yeniden seçtiler. Ne var ki ömrü 29 Ekim 2002 tarihinde yani ikinci kez genel mürşidliğe seçilmesinden sekiz ay sonra sona erdi.
    Bu arada şunu hatırlatalım ki Müslüman Kardeşler cemaatinde genel mürşid bütün cemaatin lideri konumundadır. Yani sadece Mısır'daki cemaatin lideri değildir. Bu cemaatin İslam dünyasının hemen her tarafına yayıldığı, İslam coğrafyası dışında kalan ülkelerde de Müslüman azınlıklar arasında etkin faaliyetler yürüttüğü düşünülürse, genel mürşidin oralardaki tüm oluşumların başında yer aldığı anlaşılır. Bunu Mustafa Meşhur'un vefatıyla ilgili haberlerde genellikle "Mısır'daki Müslüman Kardeşler'in lideri" ifadelerinin kullanılması sebebiyle hatırlatma gereği duyduk.
    Mustafa Meşhur hem dava, hem hareket, hem de fikir adamıydı. Yürüttüğü mücadelede oldukça büyük çileler çekmesine rağmen verdiği mücadeleden asla taviz vermemiş, üzerindeki baskıların kalkması için zalimlerin önünde boyun eğmeye asla yanaşmamıştır. Karşılaştığı zulüm ve işkenceler onu yıpratmamış bilakis bilemiştir. Adeta "zindan izinleri" gibi geçen serbest bırakılma dönemlerinde hemen fırsatı değerlendirerek cemaat içindeki yapılanmalarda, cemaati yeniden etkili hale getirme çabalarında aktif bir şekilde rol alması çektiği zulümlerin ve zindan işkencelerinin onu yıldırmadığını ortaya koymaktadır. Üstad Meşhur aynı zamanda birçok eser yazarak fikirleriyle Müslüman gençliğe öncülük etmeye, yol göstermeye çalışmıştır. Daha önce de ifade ettiğimiz üzere, Yüce Allah bu kitaplardan bazılarını Türkçe'ye kazandırmayı da bize nasip etti.
    Yüce Allah'tan üstat Meşhur'a rahmet ve mağfiretle muamele etmesini diliyoruz. Mekanı cennet olur inşallah. Allah bizlere de cennette o gibi dava önderlerine komşu olmayı nasip etsin.
    Filistin'de İşgalcilere Darbe

    Siyonist işgalciler Filistin'de sürekli şiddet ve baskı uygulamalarına devam etmelerine rağmen Filistinlilerin direnişleri karşısında zorlanıyorlar. Son olarak el-Halil'de Filistinli mücahitlerin işgalci saldırganlarla çatışmaya girerek 12 işgalci askeri öldürmeleri siyonist devlet açısından ağır bir darbe oldu. İlginç olan bir hadise de bu çatışmada el-Halil bölgesindeki işgal kuvvetlerinin komutanının öldürülmesi oldu. Bu olay işgalci askerlerde moral kaybının ve can endişesinin daha da artmasına sebep olacaktır. Bir bölgedeki işgal kuvvetlerinin genel komutanının canını koruyamayan bir devlet her ne kadar çırpınsa da askerlerini rahatlatamayacak, onlardaki can endişesini ortadan kaldıramayacaktır. Bu durum işgal devletinin askeri güçlerinde kendini hissettiriyor. Ancak siyonist işgal devleti bu vakıayı pek fazla dışarıya yansıtmamaya çalışıyor.
    İşgal devleti, el-Halil'de verdiği kaybın acısını çıkarmak için Filistinlilere yönelik vahşi saldırılarını biraz daha şiddetlendirdi. Ancak bu vahşet onun geleceğini kurtaramayacaktır. Filistinliler gerçekten zor şartlarda ve büyük fedakarlıklarla mücadelelerini sürdürüyorlar. Ancak işgalci siyonistlerle aralarında önemli bir fark var. Filistinliler ölümü bir yok oluş olarak görmediklerinden, davaları ve mukaddes değerleri uğrunda canlarını feda etmekten çekinmiyorlar. İşgalci saldırgan devletin zorla savaştırdığı askerler ise: "Canım mı önemli İsrail mi?" sorusunu soruyor nefsine ve: "Elbetteki canım!" cevabını alıyor. Bu yüzden de sürekli ölüm korkusuyla yaşayacağı ortamlardan uzak kalabilmenin fırsatını yakalamaya çalışıyor. İşgalci siyonist devlet işte bu sendromu Güney Lübnan'da da yaşamıştı ve sonuçta işlediği onca katliama rağmen Güney Lübnan topraklarını pazarlıksız bir şekilde terk etmekten başka bir yol bulamadı. Allah'ın izniyle haksız bir şekilde ve gasıp olarak bulunduğu Filistin topraklarındaki sonu da öyle olacaktır.
    el-Halil'de gerçekleştirilen eylemin bir önemli yanı daha var: Bu eylem, İslami Cihad Hareketi'nin askeri sorumlusu durumundaki Kudüs Seriyyeleri'nin Cenin bölgesi sorumlusu İyad Savaliha'nın intikamı için gerçekleştirildi. İşgal devleti İyad Savaliha'yı sıkıştırabilmek ve ya esir etmek ya da öldürmek için Cenin'i birkaç gün sıkı kuşatma altında tuttu. İşgalci saldırganlar sonunda onun yerini tespit ettiler. Ama o işgalcilere esir olmayı değil çatışmaya girmeyi tercih etti ve şehit edildi. Ama bu olayın üzerinden fazla zaman geçmeden saldırganlar el-Halil'de 12 askerlerini verdiler. Üstelik aralarında el-Halil bölgesi işgal kuvvetlerinin komutanı da var. Bundan önce FHKC'nin lideri Ebu Ali Mustafa şehit edildiğinde, bu örgütün elemanları intikam için İsrail turizm bakanını öldürdüler. HAMAS'ın askeri kanadının lideri Salah Şehade şehit edildiğinde, HAMAS mücahitleri intikam için birkaç farklı yerde eylem gerçekleştirdiler ve yüze yakın işgalci öldürüldü. Bütün bu olaylar ve benzerleri, Filistin'deki direniş hareketleriyle çatışmanın ve onların ileri gelenlerine dokunmanın işgalci siyonistlere çok da ucuza mal olmadığını iyice ortaya koydu. Dolayısıyla işgalci saldırganların benzer bir cinayete kalkışmaları durumunda, onların askerlerindeki ve gasıp yerleşimcilerindeki can endişesini biraz daha artıracaktır. Bu durum ise saldırgan güçlerdeki moral yıpranmayı hızlandıracaktır.
    İşgalci siyonistlerle Filistinliler arasında büyük bir güç dengesizliği var. Ayrıca siyonistler intikam almak istediklerinde hemen savunmasız, sivil kalabalıkların üzerine havadan roketler, füzeler yağdırıyorlar. Buna rağmen Filistinlilerin verdiği mücadele işgalci siyonistleri yıpratmaktadır ve Allah'ın izniyle onları kademeli bir şekilde teslim bayrağını çekmeye zorlayacaktır.


  5. 10.Aralık.2011, 21:04
    3
    Editör
    Onun genel mürşidliğe getirilmesinden sonra cemaatte yeni bir teşkilat düzeni uygulanmaya başlandı. Bu teşkilat düzenine göre, genel mürşidin cemaatin kendi teşkilat düzenine göre seçilecek temsilciler tarafından belirlenmesi gerekiyor. Aynı zamanda genel mürşidin bir kerede altı yıllık süre için seçilmesi gerekiyor. Bu sürenin bitiminde onun görevine devam edebilmesi için yeniden en fazla altı yıllık bir süre için seçilebiliyor. İşte bu teşkilat düzenine göre onun süresi Şubat 2002'de dolmuştu. Fakat cemaatin temsilcileri onu ikinci bir altı yıl için yeniden seçtiler. Ne var ki ömrü 29 Ekim 2002 tarihinde yani ikinci kez genel mürşidliğe seçilmesinden sekiz ay sonra sona erdi.
    Bu arada şunu hatırlatalım ki Müslüman Kardeşler cemaatinde genel mürşid bütün cemaatin lideri konumundadır. Yani sadece Mısır'daki cemaatin lideri değildir. Bu cemaatin İslam dünyasının hemen her tarafına yayıldığı, İslam coğrafyası dışında kalan ülkelerde de Müslüman azınlıklar arasında etkin faaliyetler yürüttüğü düşünülürse, genel mürşidin oralardaki tüm oluşumların başında yer aldığı anlaşılır. Bunu Mustafa Meşhur'un vefatıyla ilgili haberlerde genellikle "Mısır'daki Müslüman Kardeşler'in lideri" ifadelerinin kullanılması sebebiyle hatırlatma gereği duyduk.
    Mustafa Meşhur hem dava, hem hareket, hem de fikir adamıydı. Yürüttüğü mücadelede oldukça büyük çileler çekmesine rağmen verdiği mücadeleden asla taviz vermemiş, üzerindeki baskıların kalkması için zalimlerin önünde boyun eğmeye asla yanaşmamıştır. Karşılaştığı zulüm ve işkenceler onu yıpratmamış bilakis bilemiştir. Adeta "zindan izinleri" gibi geçen serbest bırakılma dönemlerinde hemen fırsatı değerlendirerek cemaat içindeki yapılanmalarda, cemaati yeniden etkili hale getirme çabalarında aktif bir şekilde rol alması çektiği zulümlerin ve zindan işkencelerinin onu yıldırmadığını ortaya koymaktadır. Üstad Meşhur aynı zamanda birçok eser yazarak fikirleriyle Müslüman gençliğe öncülük etmeye, yol göstermeye çalışmıştır. Daha önce de ifade ettiğimiz üzere, Yüce Allah bu kitaplardan bazılarını Türkçe'ye kazandırmayı da bize nasip etti.
    Yüce Allah'tan üstat Meşhur'a rahmet ve mağfiretle muamele etmesini diliyoruz. Mekanı cennet olur inşallah. Allah bizlere de cennette o gibi dava önderlerine komşu olmayı nasip etsin.
    Filistin'de İşgalcilere Darbe

    Siyonist işgalciler Filistin'de sürekli şiddet ve baskı uygulamalarına devam etmelerine rağmen Filistinlilerin direnişleri karşısında zorlanıyorlar. Son olarak el-Halil'de Filistinli mücahitlerin işgalci saldırganlarla çatışmaya girerek 12 işgalci askeri öldürmeleri siyonist devlet açısından ağır bir darbe oldu. İlginç olan bir hadise de bu çatışmada el-Halil bölgesindeki işgal kuvvetlerinin komutanının öldürülmesi oldu. Bu olay işgalci askerlerde moral kaybının ve can endişesinin daha da artmasına sebep olacaktır. Bir bölgedeki işgal kuvvetlerinin genel komutanının canını koruyamayan bir devlet her ne kadar çırpınsa da askerlerini rahatlatamayacak, onlardaki can endişesini ortadan kaldıramayacaktır. Bu durum işgal devletinin askeri güçlerinde kendini hissettiriyor. Ancak siyonist işgal devleti bu vakıayı pek fazla dışarıya yansıtmamaya çalışıyor.
    İşgal devleti, el-Halil'de verdiği kaybın acısını çıkarmak için Filistinlilere yönelik vahşi saldırılarını biraz daha şiddetlendirdi. Ancak bu vahşet onun geleceğini kurtaramayacaktır. Filistinliler gerçekten zor şartlarda ve büyük fedakarlıklarla mücadelelerini sürdürüyorlar. Ancak işgalci siyonistlerle aralarında önemli bir fark var. Filistinliler ölümü bir yok oluş olarak görmediklerinden, davaları ve mukaddes değerleri uğrunda canlarını feda etmekten çekinmiyorlar. İşgalci saldırgan devletin zorla savaştırdığı askerler ise: "Canım mı önemli İsrail mi?" sorusunu soruyor nefsine ve: "Elbetteki canım!" cevabını alıyor. Bu yüzden de sürekli ölüm korkusuyla yaşayacağı ortamlardan uzak kalabilmenin fırsatını yakalamaya çalışıyor. İşgalci siyonist devlet işte bu sendromu Güney Lübnan'da da yaşamıştı ve sonuçta işlediği onca katliama rağmen Güney Lübnan topraklarını pazarlıksız bir şekilde terk etmekten başka bir yol bulamadı. Allah'ın izniyle haksız bir şekilde ve gasıp olarak bulunduğu Filistin topraklarındaki sonu da öyle olacaktır.
    el-Halil'de gerçekleştirilen eylemin bir önemli yanı daha var: Bu eylem, İslami Cihad Hareketi'nin askeri sorumlusu durumundaki Kudüs Seriyyeleri'nin Cenin bölgesi sorumlusu İyad Savaliha'nın intikamı için gerçekleştirildi. İşgal devleti İyad Savaliha'yı sıkıştırabilmek ve ya esir etmek ya da öldürmek için Cenin'i birkaç gün sıkı kuşatma altında tuttu. İşgalci saldırganlar sonunda onun yerini tespit ettiler. Ama o işgalcilere esir olmayı değil çatışmaya girmeyi tercih etti ve şehit edildi. Ama bu olayın üzerinden fazla zaman geçmeden saldırganlar el-Halil'de 12 askerlerini verdiler. Üstelik aralarında el-Halil bölgesi işgal kuvvetlerinin komutanı da var. Bundan önce FHKC'nin lideri Ebu Ali Mustafa şehit edildiğinde, bu örgütün elemanları intikam için İsrail turizm bakanını öldürdüler. HAMAS'ın askeri kanadının lideri Salah Şehade şehit edildiğinde, HAMAS mücahitleri intikam için birkaç farklı yerde eylem gerçekleştirdiler ve yüze yakın işgalci öldürüldü. Bütün bu olaylar ve benzerleri, Filistin'deki direniş hareketleriyle çatışmanın ve onların ileri gelenlerine dokunmanın işgalci siyonistlere çok da ucuza mal olmadığını iyice ortaya koydu. Dolayısıyla işgalci saldırganların benzer bir cinayete kalkışmaları durumunda, onların askerlerindeki ve gasıp yerleşimcilerindeki can endişesini biraz daha artıracaktır. Bu durum ise saldırgan güçlerdeki moral yıpranmayı hızlandıracaktır.
    İşgalci siyonistlerle Filistinliler arasında büyük bir güç dengesizliği var. Ayrıca siyonistler intikam almak istediklerinde hemen savunmasız, sivil kalabalıkların üzerine havadan roketler, füzeler yağdırıyorlar. Buna rağmen Filistinlilerin verdiği mücadele işgalci siyonistleri yıpratmaktadır ve Allah'ın izniyle onları kademeli bir şekilde teslim bayrağını çekmeye zorlayacaktır.





+ Yorum Gönder