Konusunu Oylayın.: İslamda Telkinin yeri ve önemi nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslamda Telkinin yeri ve önemi nedir?
  1. 09.Aralık.2011, 18:26
    1
    Misafir

    İslamda Telkinin yeri ve önemi nedir?

  2. 09.Aralık.2011, 21:56
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: İslamda Telkinin yeri ve önemi nedir?




    Telkin, motive etmek, yönlendirmek, harekete geçirmek gibi manalar ifade eder. İnsan, hem kendi içinden, hem de dışından gelen telkinlere hassas bir alıcıdır. “Mutlaka başarmalıyım, çalışırsam başarırım”, diyen birisi başarı yolunda mühim bir sırrı yakalamıştır. Bu tarz bir telkin, kişinin kendi kendini motive etmesidir. Bir babanın oğluna, “oğlum, merak etme, başaracaksın, büyük insan olacaksın” şeklindeki telkini ise, harici bir telkindir.

    Telkin, menfi olarak da kullanılabilir. “Ben adam olamam, başaramam” diyen birisi, kendi kendine kötü telkinde bulunur ve gerçekten başaramaz. Babasından veya öğretmeninden, “Sen adam olamazsın. Senden ne köy olur, ne de kasaba” şeklinde kötü bir telkine maruz kalan birisi de, bütün enerjisini kaybeder, ümitsizlik bataklığına saplanır.

    Her insan, telkinin müspet ve menfi izlerini kendi hayatında görebilir. Siz sağlıklı iken, üç-beş kişi size “hasta mısın, neyin var?” dese, kendinizi hasta hissedersiniz. Siz hasta iken, başta doktorunuz olmak üzere, çevrenizdekiler “Maşallah, iyisin, rengin düzelmiş” şeklinde konuşsalar, hemen kendinize gelirsiniz.

    İyi motive edilmiş bir insanın yapamayacağı bir fedakarlık yoktur. Mesela, zengin insanlara Allah yolunda vermenin fazileti iyi anlatılsa, servetlerinin mühim bir kısmını infak edebilirler. İlim yolunda motive edilmiş gençler, her gün yüzlerce sayfa kitabı, bıkmadan okuyabilirler. Düşmanla savaşan askerlere, şehitliğin fazileti anlatıldığında, ölüme gülerek koşabilirler.

    Bu son misali, Kur’an ayetlerinin ışığında biraz açmak istiyoruz. Şöyle ki:
    Kahraman milletimizi, asırlardır cihad meydanlarında şevkle gezdiren, düğüne gider gibi ölüme koşturan, şu hakikattır: “Ölürsem şehidim, kalırsam gazi.” Kur’an’da bu “ İki güzelden biri ” şeklinde ifadesini bulur. (5) Bu iki güzel, “ya galip gelmek, ya şehit olmaktır.” Şehit olanların durumu şu şekilde anlatılır: “Sakın, Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma! Doğrusu onlar, Rableri indinde diridirler, rızıklandırılırlar. Allah’ın kendilerine verdiği ihsandan dolayı sevinçlidirler. Geride kalanlara şunu müjdelemek isterler: Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (6)
    Galibiyet için sayıca çokluk şart değildir. “Nice az topluluklar, sayıca çok olanlara galip gelmiştir.” (7) Düşmanlar, derli-toplu da görülseler, kalpleri dağınıktır. (8) Hedefi menfaat olanların, hedefi şahadet olanları yenmesi mümkün değildir.

    Fakat, inananların da zaman zaman beşeri zaafları olabilir. O zaman, onlar da dağılır, mağlubiyet acısını tadarlar. Mesela, Uhud savaşının sonunda Müslümanlar sarsılmıştır. Özellikle, karşı tarafın “Muhammed öldürüldü yaygarası, Müslümanları adeta çökertmiştir. Bu münasebetle gelen ayetlerde şöyle buyurulur:
    “Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi, O ölür veya öldürülürse, gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim bu şekilde dönerse, Allah’a asla zarar veremez. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.”
    “Hiçbir nefis, Allah’ın izni olmadan ölmez. Herkesin eceli yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, ona ondan veririz. Kim de ahiret sevabını isterse, ondan veririz. Şükredenleri mükafatlandıracağız.”
    “Nice peygamberler geldi, yanlarında pek çok Rabbaniler (Rabba kul olanlar) savaştı. Allah yolunda başlarına gelen musibetten dolayı gevşemediler, zaaf göstermediler, miskinlik etmediler. Allah, sabredenleri sever.
    “Onların sözleri ancak şu oldu: Ey Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla. Ayaklarımıza sebat ver. Kafirlere karşı bize yardım et!
    “Allah da onlara hem dünya menfaati verdi, hem de ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah, muhsinleri sever.” (9)
    Bu ayetler, ümitlerini yitirmiş bir topluluğu yeniden diriltecek, şevkle harekete geçirecek telkinler manzumesidir.
    Bir de, Tebük Seferine katılmayanlarla ilgili şu uyarılara bakalım.
    “Ey iman edenler! ‘Allah yolunda sefere çıkın!’ denildiği halde, size ne oldu ki yere çakılıp kaldınız. Yoksa, ahireti bırakıp dünya hayatına razı mı oldunuz. Halbuki, ahiretin yanında dünya metaı, çok az bir şeydir...” (10)
    Kur’an-ı Kerim, cihada teşvik ederken, öncekilerden örnek de verir: “Mü’minlerden öyle rical (er kişiler) vardır ki, Allah’a verdikleri sözde sadık oldular. Kimi (şehit oldu da) adağını yerine getirdi, kimi de bekliyor. Verdikleri sözü değiştirmediler.” (11)
    Telkinin, hayatı bile feda ettiren bu etkisini gördükten sonra, her türlü fedakarlığa iyi telkinlerle ulaşılacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Kaynaklar:
    1. Al-i İmran, 139.
    2. Al-i İmran, 110.
    3. Enfal, 39.
    4. Aclûni, 462.
    5. Tevbe, 52.
    6. Al-i İmran, 169-170.
    7. Bakara, 249.
    8. Haşir, 14.
    9. Al-i İmran, 144-148.
    10. Tevbe, 38.
    11. Ahzab, 23.



  3. 09.Aralık.2011, 21:56
    2
    Editör



    Telkin, motive etmek, yönlendirmek, harekete geçirmek gibi manalar ifade eder. İnsan, hem kendi içinden, hem de dışından gelen telkinlere hassas bir alıcıdır. “Mutlaka başarmalıyım, çalışırsam başarırım”, diyen birisi başarı yolunda mühim bir sırrı yakalamıştır. Bu tarz bir telkin, kişinin kendi kendini motive etmesidir. Bir babanın oğluna, “oğlum, merak etme, başaracaksın, büyük insan olacaksın” şeklindeki telkini ise, harici bir telkindir.

    Telkin, menfi olarak da kullanılabilir. “Ben adam olamam, başaramam” diyen birisi, kendi kendine kötü telkinde bulunur ve gerçekten başaramaz. Babasından veya öğretmeninden, “Sen adam olamazsın. Senden ne köy olur, ne de kasaba” şeklinde kötü bir telkine maruz kalan birisi de, bütün enerjisini kaybeder, ümitsizlik bataklığına saplanır.

    Her insan, telkinin müspet ve menfi izlerini kendi hayatında görebilir. Siz sağlıklı iken, üç-beş kişi size “hasta mısın, neyin var?” dese, kendinizi hasta hissedersiniz. Siz hasta iken, başta doktorunuz olmak üzere, çevrenizdekiler “Maşallah, iyisin, rengin düzelmiş” şeklinde konuşsalar, hemen kendinize gelirsiniz.

    İyi motive edilmiş bir insanın yapamayacağı bir fedakarlık yoktur. Mesela, zengin insanlara Allah yolunda vermenin fazileti iyi anlatılsa, servetlerinin mühim bir kısmını infak edebilirler. İlim yolunda motive edilmiş gençler, her gün yüzlerce sayfa kitabı, bıkmadan okuyabilirler. Düşmanla savaşan askerlere, şehitliğin fazileti anlatıldığında, ölüme gülerek koşabilirler.

    Bu son misali, Kur’an ayetlerinin ışığında biraz açmak istiyoruz. Şöyle ki:
    Kahraman milletimizi, asırlardır cihad meydanlarında şevkle gezdiren, düğüne gider gibi ölüme koşturan, şu hakikattır: “Ölürsem şehidim, kalırsam gazi.” Kur’an’da bu “ İki güzelden biri ” şeklinde ifadesini bulur. (5) Bu iki güzel, “ya galip gelmek, ya şehit olmaktır.” Şehit olanların durumu şu şekilde anlatılır: “Sakın, Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma! Doğrusu onlar, Rableri indinde diridirler, rızıklandırılırlar. Allah’ın kendilerine verdiği ihsandan dolayı sevinçlidirler. Geride kalanlara şunu müjdelemek isterler: Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (6)
    Galibiyet için sayıca çokluk şart değildir. “Nice az topluluklar, sayıca çok olanlara galip gelmiştir.” (7) Düşmanlar, derli-toplu da görülseler, kalpleri dağınıktır. (8) Hedefi menfaat olanların, hedefi şahadet olanları yenmesi mümkün değildir.

    Fakat, inananların da zaman zaman beşeri zaafları olabilir. O zaman, onlar da dağılır, mağlubiyet acısını tadarlar. Mesela, Uhud savaşının sonunda Müslümanlar sarsılmıştır. Özellikle, karşı tarafın “Muhammed öldürüldü yaygarası, Müslümanları adeta çökertmiştir. Bu münasebetle gelen ayetlerde şöyle buyurulur:
    “Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi, O ölür veya öldürülürse, gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim bu şekilde dönerse, Allah’a asla zarar veremez. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.”
    “Hiçbir nefis, Allah’ın izni olmadan ölmez. Herkesin eceli yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, ona ondan veririz. Kim de ahiret sevabını isterse, ondan veririz. Şükredenleri mükafatlandıracağız.”
    “Nice peygamberler geldi, yanlarında pek çok Rabbaniler (Rabba kul olanlar) savaştı. Allah yolunda başlarına gelen musibetten dolayı gevşemediler, zaaf göstermediler, miskinlik etmediler. Allah, sabredenleri sever.
    “Onların sözleri ancak şu oldu: Ey Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla. Ayaklarımıza sebat ver. Kafirlere karşı bize yardım et!
    “Allah da onlara hem dünya menfaati verdi, hem de ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah, muhsinleri sever.” (9)
    Bu ayetler, ümitlerini yitirmiş bir topluluğu yeniden diriltecek, şevkle harekete geçirecek telkinler manzumesidir.
    Bir de, Tebük Seferine katılmayanlarla ilgili şu uyarılara bakalım.
    “Ey iman edenler! ‘Allah yolunda sefere çıkın!’ denildiği halde, size ne oldu ki yere çakılıp kaldınız. Yoksa, ahireti bırakıp dünya hayatına razı mı oldunuz. Halbuki, ahiretin yanında dünya metaı, çok az bir şeydir...” (10)
    Kur’an-ı Kerim, cihada teşvik ederken, öncekilerden örnek de verir: “Mü’minlerden öyle rical (er kişiler) vardır ki, Allah’a verdikleri sözde sadık oldular. Kimi (şehit oldu da) adağını yerine getirdi, kimi de bekliyor. Verdikleri sözü değiştirmediler.” (11)
    Telkinin, hayatı bile feda ettiren bu etkisini gördükten sonra, her türlü fedakarlığa iyi telkinlerle ulaşılacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Kaynaklar:
    1. Al-i İmran, 139.
    2. Al-i İmran, 110.
    3. Enfal, 39.
    4. Aclûni, 462.
    5. Tevbe, 52.
    6. Al-i İmran, 169-170.
    7. Bakara, 249.
    8. Haşir, 14.
    9. Al-i İmran, 144-148.
    10. Tevbe, 38.
    11. Ahzab, 23.






+ Yorum Gönder