Konusunu Oylayın.: Ebu Talib müslüman mıydı ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ebu Talib müslüman mıydı ?
  1. 09.Aralık.2011, 13:57
    1
    Misafir

    Ebu Talib müslüman mıydı ?






    Ebu Talib müslüman mıydı ? Mumsema Ebu Talib müslüman mıydı ?


  2. 09.Aralık.2011, 13:57
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 09.Aralık.2011, 18:58
    2
    Araştırmacı_
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Haziran.2011
    Üye No: 88110
    Mesaj Sayısı: 194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Ebu Talib müslüman mıydı ?




    1- Ebu Talip, Peygamberimiz (s.a.a)’in bi’set’inden (peygamberliğe seçilmesinden) önce kardeşinin oğlunun peygamberlik makamına erişeceğini çok iyi bilmekteydi; çünkü tarihçilerin yazdığına göre Ebu Talip Kureyş kervanıyla Şam’a giderken 12 yaşında olan kardeşinin oğlu Muhammed (s.a.a)’i de yanında götürmüştü. Bu yolculukta onda çeşitli kerametlerin yanı sıra kervanın, uzun yıllar boyunca Sum’e şehrinde ibadetle meşgul olan ve Hıristiyanların kitapları hakkında bilgisi olan rahip “Bahira” ile karşılaştığında gerçekleşen şu olaya tanıklık etmesidir. Ticaret kervanları onu ziyarete giderken onunla yol üzerinde karşılaştılar ve kervandakilerin içinde bulunan ve o günlerde 12 yaşında olan Muhammed (s.a.a) rahibin dikkatini çekti.

    “Bahira” biraz düşünceye daldıktan sonra derin ve manalı bakışlarla ona, “bu çocuk içinizden kime ait?” dedi. Topluluk Ebu Talip’i gösterdi ve Ebu Talip kardeşinin oğlu olduğunu izhar etti.

    Bahira: “Bu çocuğun aydınlık bir geleceği var. Bu semavi kitaplarda risalet ve nübüvvetinden haber verilen peygamberdir ve ben kitaplardaki bütün özelliklerini okudum” dedi.[1]

    Ebu Talip, bu ve buna benzer karşılaşmalardan önce de başka belirtilerden Peygamberimiz (s.a.a)’in maneviyat ve nübüvvetini anlamıştı.

    “Şehristani” (el-Milel ve’n-Nihel kitabının yazarı) gibi bazı Ehl-i Sünnet âlimleri şöyle nakletmektedirler: Göklerin bereketi, Mekke halkından aldığı yılların birinde halk çok zor bir kuraklık içindeydi. Ebu Talip’in emriyle kundakta olan kardeşinin oğlu Muhammed’i getirip onun kucağına verdiler. Bunun üzerine Ebu Talip Kâbe’ye doğru yüzünü dönerek has bir huşu ile kundaktaki çocuğu üç defa havaya attı ve her atışında: “Ey Allah’ım! Bu çocuğun hakkı için bizlere bereketli yağmurlar nazil et” dedi. Bir müddet geçmeden Mekke semalarını kapsayan bulut kitleleri ufukta belirdi ve öyle bir yağmur yağdı ki akan sellerin Kâbe’yi yıkmasından endişe edildi.

    Sonrasında “Şehristani” şöyle yazmaktadır: Ebu Talip’in kardeşinin oğlunun risalet ve nübüvvetinden çocukluğu döneminin başlarından beri haberdar olduğuna delalet eden bu olay Peygamber’e olan imanını göstermektedir ve sonraları Ebu Talip aşağıdaki şiirleri bu münasebetle yazmıştır:

    وابيض يستسقى الغمام بوجهه

    ثمال اليتامى عصمة للارامل

    “Açık yüzlüdür o ki bulutlar onun için yağar

    O, yetimlerin sığınağı ve dul kadınların koruyucusudur”

    يلوذ به الهلاك من آل هاشم

    فهم عنده فى نعمة و فواضل

    “Ben-i Haşim’den helak olanlar ona sığınırlar

    Onun vasıtasıyla nimet ve ihsanlardan yararlanırlar”

    و ميزان عدل لايخيس شعيرة

    و وزان صدق وزنه غير هائل

    “ O adalet mizanıdır ki bir arpa miktarı hata yapmaz

    Tartan dürüsttür ki tarttığında yanlışlık korkusu bulunmaz”

    Kuraklık zamanında Kureyş’in Ebu Talip’e yönelmesi ve Ebu Talip’in onun adına Allah’a yemin vermesi olayını, “Şehristani”nin yanı sıra birçok büyük müfessirler de nakletmişlerdir. “Allame Emini” el-Gadir kitabında bu konuları “Buhari”nin şerhi, “el-Mevahibu’d-Daniye”, el-Hasaisu’l-Kübra”, “Behcetü’l-Mefahil Şerhi”, “Sire-i Halebî”, “Sire-i Nebevi” ve Talebetu’t-Talib” kitaplarından nakletmişlerdir.[2]

    2- Tanınmış İslami kitapların yanı sıra “Ebu Talip divanı” adı altında toplanmış olan Ebu Talip’in yazdığı şiirler elimizde bulunmaktadır ve onlardan bir kaçını aşağıda getireceğiz:

    والله لن يصلوا اليك بجمعهم

    حتى اوسد فى التراب دفينا

    “Ey Kardeşimin oğlu! Ebu Talip başını toprağa koymadıkça, Mezarı kendine yatak yapmadıkça, düşmanlar hiçbir zaman sana ulaşamayacaklar.”

    فاصدع بامرك ما عليك غضاضة

    و ابشر بذاك وقرمنك عيونا

    “Bundan dolayı hiçbir şeyden korkma ve sana verilen görevi yerine getir, müjde ver ve gözleri aydınlat”

    و دعوتنى و علمت انك ناصحى

    ولقد دعوت و كنت ثم أمينا

    “Beni kendi mektebine davet ettin ve iyi biliyorum amacın sadece öğüt vermek ve beni uyandırmaktı. Sen davetinde emin ve dürüstsün.”

    ولقد علمت ان دين محمد(صلى الله عليه وآله)

    من خيراديان البرية ديناً

    “Bende Muhammed (s.a.a)’in dini ve mektebinin en iyi din ve mektep olduğunu anladım.”[3]

    Aynı şekilde:

    الم تعملوا انا وجدنا محمداً

    رسولا كموسى خط فى اول الكتب

    “Ey Kureyş! Muhammed (s.a.a)’i Musa gibi peygamber ve Allah resulü olarak bildiğimizi bilmiyor musunuz? Onun nam ve şanı semavi kitaplarda kaydedilmiştir (ve biz onu bulduk).”

    و ان عليه فى العباد محبة

    و لاحيف فى من خصه الله فى الحب

    “Allah kullarının ona özel ilgisi var ve Allah’ın kendisine muhabbetini has kıldığı kişiye nispet muhabbet manasız değildir.”[4]

    İbn-i Ebi’l Hadid, Ebu Talip’in şiirlerinin birçoğunu naklettikten sonra (“İbn-i Şehr-i Aşub” Müteşabihatu’l Kur’an kitabında Ebu Talip’in şiirlerinin 3 bin beyit olduğuna inanmaktadır) şöyle demektedir:

    “Bu şiirlerin tamamını okuduktan sonra, Ebu Talip’in, kardeşinin oğlunun dinine iman getirdiği konusunda hiçbir şüphemiz kalmayacaktır.”

    3- Peygamber Efendimiz (s.a.a)’den nakledilen hadislerde, Peygamberimiz (s.a.a) fedakâr amcası Ebu Talip’in imanını açıklığa kavuşturmaktadır. “Kureyş’in mümini Ebu Talip” kitabının yazarı, şöyle nakletmektedir: Ebu Talip vefat ettiğinde Peygamberimiz (s.a.a) onun naşını teşrii ettikten sonra amcasını elden vermenin musibetiyle şöyle buyurdu:

    “Vay Babam! Vay Ebu Talip! Senin vefatından dolayı ne kadar üzgünüm? Senin musibetini nasıl unutayım; sen ki beni küçük yaşta büyüttün ve büyüdüğümde ise benim davetime icabet ettin ve ben senin yanında, gözdeki gözbebeği ve bedendeki ruh gibiydim.”[5]

    Ayrıca sürekli şu sözü izhar ederdi:

    «ما نالت منى قريش شيئاً اكرهه حتى مات ابوطالب»

    “Kureyş bana, Ebu Talip vefat edinceye kadar hiçbir zaman zarar veremedi.”[6]

    4- Diğer taraftan, Ebu Talip vefat etmeden yıllar önce Peygamberimiz (s.a.a), müşriklerle hiçbir şekilde dostluk irtibatı kurmamakla görevlendirilmişti. Bu halde Ebu Talip’e o kadar ilgi ve sevgi göstermesi, Peygamberimiz (s.a.a)’in onu tevhit inancında olduğunu bildiği içindi ve eğer böyle olmasaydı diğer Müslümanları, müşriklerle dost olmaktan men eden bir kimsenin, Ebu Talip’e sonsuz muhabbet ve sevgi beslemesi nasıl mümkün olabilirdi?!

    5- Ehl-i Sünnet kaynaklarından elimizde olan hadislerde de Ebu Talip’in iman ve ihlâsına dair birçok deliller görülmektedir; ama bu hadislerin hepsini zikretmek çok uzun süreceği için burada zikretmekten kaçındık. Bu hadisler akli ve mantıki delillerle karışıktır. Örnek olarak rivayete göre İmam Zeynel Abidin’e sorulan bir soru üzerine, İmam (a.s), Ebu Talip’in mümin olduğunu belirterek şöyle buyurmuştur: “Gerçekten bazılarının Ebu Talip’i kâfir zannetmelerine şaşmaktayım! Bu inançla Ebu Talip ve Peygamberimiz (s.a.a)’e hakaret ettiklerini bilmiyorlar mı? Kur’an ayetlerinin bir kısmında kadının Müslüman olduktan sonra kâfir bir erkeğin nikâhı altında kalması men edilmektedir ve ilk Müslüman olanlardan Fatıma bint-i Esed’in ömrünün sonuna kadar Ebu Talip’in hanımı olarak kaldığı açıktır.”[7]

    6- Bütün bunlar bir kenara her şeyden kuşkulansak bile Ebu Talip’in, İslam ve Peygamber (s.a.a)’i en üst derecede savunanların başında geldiğinden hiç kimsenin şüphesi yoktur ve Ebu Talip’in, İslam ve Peygamber (s.a.a)’i bu yönlü savunmasını akrabalık bağı ve kabile taassubu olarak tefsir edemeyiz.

    Bunun canlı örneği bütün tarihçilerin yazmış olduğu “Şi’b-i Ebu Talip” olayıdır. Kureyş, Peygamberimiz (s.a.a) ve Müslümanları şiddetli bir iktisadi, içtimai ve siyasi muhasara altına alıp onlarla irtibatı kestiği zamanda, Peygamber (s.a.a)’in yegâne savunucusu, üç yıl boyunca bütün işlerinden elini çekerek “Beni Haşim”i Mekke dağları arasında bulunan ve “Şi’b-i Ebu Talip” adıyla meşhur olan dereye götürüp oraya yerleştirmiştir. Kureyş’in saldırılarını önlemek için özel siperler yaptırmasının yanı sıra her gece peygamberi yerinden kaldırarak onun için başka dinlenme yeri hazırlayarak onun yerine aziz oğlu Hz Ali (a.s)’yi yatırmakla yapmış olduğu fedakârlığı en üst düzeye çıkartmıştır. Hz Ali (a.s)’nin, “Baba bu durum devam ettikçe sonunda öldürülürüm” dediği zamanda, Ebu Talip, “Oğlum vakarı elden bırakma her canlı ölüme doğru yolculuktadır ve ben seni Abdullah’ın oğlu yolunda feda ettim” cevabını verirdi. Hz Ali (a.s)’nin babasının bu sözü karşısında verdiği ilgi çeken cevap şöyledir: “Babacığım! Ben bu sözleri, Muhammed (s.a.a)’in yolunda öldürülmekten korktuğumdan dolayı değil, sadece senin yanında Ahmet’e yarenlik etmek ve itaatkâr ve hazır olduğumu bildirmek için söylemekteyim.”[8]

    Taassubu bir kenara bırakıp tarafsız bir şekilde tarihin altın satırlarında Ebu Talip’in hayatını mütalaa eden herkesin, Nehcü’l Belaga’yı şerh eden İbn-i Ebi’l Hadid’le tek ses olup şunları söyleyeceğine inanmaktayız:

    ولو لا ابوطالب و ابنه

    لما مثل الدين شخصاً وقاما

    فذاك بمكة آوى و حامى

    وهذا بيثرب حسّ الحماما[9]



  4. 09.Aralık.2011, 18:58
    2



    1- Ebu Talip, Peygamberimiz (s.a.a)’in bi’set’inden (peygamberliğe seçilmesinden) önce kardeşinin oğlunun peygamberlik makamına erişeceğini çok iyi bilmekteydi; çünkü tarihçilerin yazdığına göre Ebu Talip Kureyş kervanıyla Şam’a giderken 12 yaşında olan kardeşinin oğlu Muhammed (s.a.a)’i de yanında götürmüştü. Bu yolculukta onda çeşitli kerametlerin yanı sıra kervanın, uzun yıllar boyunca Sum’e şehrinde ibadetle meşgul olan ve Hıristiyanların kitapları hakkında bilgisi olan rahip “Bahira” ile karşılaştığında gerçekleşen şu olaya tanıklık etmesidir. Ticaret kervanları onu ziyarete giderken onunla yol üzerinde karşılaştılar ve kervandakilerin içinde bulunan ve o günlerde 12 yaşında olan Muhammed (s.a.a) rahibin dikkatini çekti.

    “Bahira” biraz düşünceye daldıktan sonra derin ve manalı bakışlarla ona, “bu çocuk içinizden kime ait?” dedi. Topluluk Ebu Talip’i gösterdi ve Ebu Talip kardeşinin oğlu olduğunu izhar etti.

    Bahira: “Bu çocuğun aydınlık bir geleceği var. Bu semavi kitaplarda risalet ve nübüvvetinden haber verilen peygamberdir ve ben kitaplardaki bütün özelliklerini okudum” dedi.[1]

    Ebu Talip, bu ve buna benzer karşılaşmalardan önce de başka belirtilerden Peygamberimiz (s.a.a)’in maneviyat ve nübüvvetini anlamıştı.

    “Şehristani” (el-Milel ve’n-Nihel kitabının yazarı) gibi bazı Ehl-i Sünnet âlimleri şöyle nakletmektedirler: Göklerin bereketi, Mekke halkından aldığı yılların birinde halk çok zor bir kuraklık içindeydi. Ebu Talip’in emriyle kundakta olan kardeşinin oğlu Muhammed’i getirip onun kucağına verdiler. Bunun üzerine Ebu Talip Kâbe’ye doğru yüzünü dönerek has bir huşu ile kundaktaki çocuğu üç defa havaya attı ve her atışında: “Ey Allah’ım! Bu çocuğun hakkı için bizlere bereketli yağmurlar nazil et” dedi. Bir müddet geçmeden Mekke semalarını kapsayan bulut kitleleri ufukta belirdi ve öyle bir yağmur yağdı ki akan sellerin Kâbe’yi yıkmasından endişe edildi.

    Sonrasında “Şehristani” şöyle yazmaktadır: Ebu Talip’in kardeşinin oğlunun risalet ve nübüvvetinden çocukluğu döneminin başlarından beri haberdar olduğuna delalet eden bu olay Peygamber’e olan imanını göstermektedir ve sonraları Ebu Talip aşağıdaki şiirleri bu münasebetle yazmıştır:

    وابيض يستسقى الغمام بوجهه

    ثمال اليتامى عصمة للارامل

    “Açık yüzlüdür o ki bulutlar onun için yağar

    O, yetimlerin sığınağı ve dul kadınların koruyucusudur”

    يلوذ به الهلاك من آل هاشم

    فهم عنده فى نعمة و فواضل

    “Ben-i Haşim’den helak olanlar ona sığınırlar

    Onun vasıtasıyla nimet ve ihsanlardan yararlanırlar”

    و ميزان عدل لايخيس شعيرة

    و وزان صدق وزنه غير هائل

    “ O adalet mizanıdır ki bir arpa miktarı hata yapmaz

    Tartan dürüsttür ki tarttığında yanlışlık korkusu bulunmaz”

    Kuraklık zamanında Kureyş’in Ebu Talip’e yönelmesi ve Ebu Talip’in onun adına Allah’a yemin vermesi olayını, “Şehristani”nin yanı sıra birçok büyük müfessirler de nakletmişlerdir. “Allame Emini” el-Gadir kitabında bu konuları “Buhari”nin şerhi, “el-Mevahibu’d-Daniye”, el-Hasaisu’l-Kübra”, “Behcetü’l-Mefahil Şerhi”, “Sire-i Halebî”, “Sire-i Nebevi” ve Talebetu’t-Talib” kitaplarından nakletmişlerdir.[2]

    2- Tanınmış İslami kitapların yanı sıra “Ebu Talip divanı” adı altında toplanmış olan Ebu Talip’in yazdığı şiirler elimizde bulunmaktadır ve onlardan bir kaçını aşağıda getireceğiz:

    والله لن يصلوا اليك بجمعهم

    حتى اوسد فى التراب دفينا

    “Ey Kardeşimin oğlu! Ebu Talip başını toprağa koymadıkça, Mezarı kendine yatak yapmadıkça, düşmanlar hiçbir zaman sana ulaşamayacaklar.”

    فاصدع بامرك ما عليك غضاضة

    و ابشر بذاك وقرمنك عيونا

    “Bundan dolayı hiçbir şeyden korkma ve sana verilen görevi yerine getir, müjde ver ve gözleri aydınlat”

    و دعوتنى و علمت انك ناصحى

    ولقد دعوت و كنت ثم أمينا

    “Beni kendi mektebine davet ettin ve iyi biliyorum amacın sadece öğüt vermek ve beni uyandırmaktı. Sen davetinde emin ve dürüstsün.”

    ولقد علمت ان دين محمد(صلى الله عليه وآله)

    من خيراديان البرية ديناً

    “Bende Muhammed (s.a.a)’in dini ve mektebinin en iyi din ve mektep olduğunu anladım.”[3]

    Aynı şekilde:

    الم تعملوا انا وجدنا محمداً

    رسولا كموسى خط فى اول الكتب

    “Ey Kureyş! Muhammed (s.a.a)’i Musa gibi peygamber ve Allah resulü olarak bildiğimizi bilmiyor musunuz? Onun nam ve şanı semavi kitaplarda kaydedilmiştir (ve biz onu bulduk).”

    و ان عليه فى العباد محبة

    و لاحيف فى من خصه الله فى الحب

    “Allah kullarının ona özel ilgisi var ve Allah’ın kendisine muhabbetini has kıldığı kişiye nispet muhabbet manasız değildir.”[4]

    İbn-i Ebi’l Hadid, Ebu Talip’in şiirlerinin birçoğunu naklettikten sonra (“İbn-i Şehr-i Aşub” Müteşabihatu’l Kur’an kitabında Ebu Talip’in şiirlerinin 3 bin beyit olduğuna inanmaktadır) şöyle demektedir:

    “Bu şiirlerin tamamını okuduktan sonra, Ebu Talip’in, kardeşinin oğlunun dinine iman getirdiği konusunda hiçbir şüphemiz kalmayacaktır.”

    3- Peygamber Efendimiz (s.a.a)’den nakledilen hadislerde, Peygamberimiz (s.a.a) fedakâr amcası Ebu Talip’in imanını açıklığa kavuşturmaktadır. “Kureyş’in mümini Ebu Talip” kitabının yazarı, şöyle nakletmektedir: Ebu Talip vefat ettiğinde Peygamberimiz (s.a.a) onun naşını teşrii ettikten sonra amcasını elden vermenin musibetiyle şöyle buyurdu:

    “Vay Babam! Vay Ebu Talip! Senin vefatından dolayı ne kadar üzgünüm? Senin musibetini nasıl unutayım; sen ki beni küçük yaşta büyüttün ve büyüdüğümde ise benim davetime icabet ettin ve ben senin yanında, gözdeki gözbebeği ve bedendeki ruh gibiydim.”[5]

    Ayrıca sürekli şu sözü izhar ederdi:

    «ما نالت منى قريش شيئاً اكرهه حتى مات ابوطالب»

    “Kureyş bana, Ebu Talip vefat edinceye kadar hiçbir zaman zarar veremedi.”[6]

    4- Diğer taraftan, Ebu Talip vefat etmeden yıllar önce Peygamberimiz (s.a.a), müşriklerle hiçbir şekilde dostluk irtibatı kurmamakla görevlendirilmişti. Bu halde Ebu Talip’e o kadar ilgi ve sevgi göstermesi, Peygamberimiz (s.a.a)’in onu tevhit inancında olduğunu bildiği içindi ve eğer böyle olmasaydı diğer Müslümanları, müşriklerle dost olmaktan men eden bir kimsenin, Ebu Talip’e sonsuz muhabbet ve sevgi beslemesi nasıl mümkün olabilirdi?!

    5- Ehl-i Sünnet kaynaklarından elimizde olan hadislerde de Ebu Talip’in iman ve ihlâsına dair birçok deliller görülmektedir; ama bu hadislerin hepsini zikretmek çok uzun süreceği için burada zikretmekten kaçındık. Bu hadisler akli ve mantıki delillerle karışıktır. Örnek olarak rivayete göre İmam Zeynel Abidin’e sorulan bir soru üzerine, İmam (a.s), Ebu Talip’in mümin olduğunu belirterek şöyle buyurmuştur: “Gerçekten bazılarının Ebu Talip’i kâfir zannetmelerine şaşmaktayım! Bu inançla Ebu Talip ve Peygamberimiz (s.a.a)’e hakaret ettiklerini bilmiyorlar mı? Kur’an ayetlerinin bir kısmında kadının Müslüman olduktan sonra kâfir bir erkeğin nikâhı altında kalması men edilmektedir ve ilk Müslüman olanlardan Fatıma bint-i Esed’in ömrünün sonuna kadar Ebu Talip’in hanımı olarak kaldığı açıktır.”[7]

    6- Bütün bunlar bir kenara her şeyden kuşkulansak bile Ebu Talip’in, İslam ve Peygamber (s.a.a)’i en üst derecede savunanların başında geldiğinden hiç kimsenin şüphesi yoktur ve Ebu Talip’in, İslam ve Peygamber (s.a.a)’i bu yönlü savunmasını akrabalık bağı ve kabile taassubu olarak tefsir edemeyiz.

    Bunun canlı örneği bütün tarihçilerin yazmış olduğu “Şi’b-i Ebu Talip” olayıdır. Kureyş, Peygamberimiz (s.a.a) ve Müslümanları şiddetli bir iktisadi, içtimai ve siyasi muhasara altına alıp onlarla irtibatı kestiği zamanda, Peygamber (s.a.a)’in yegâne savunucusu, üç yıl boyunca bütün işlerinden elini çekerek “Beni Haşim”i Mekke dağları arasında bulunan ve “Şi’b-i Ebu Talip” adıyla meşhur olan dereye götürüp oraya yerleştirmiştir. Kureyş’in saldırılarını önlemek için özel siperler yaptırmasının yanı sıra her gece peygamberi yerinden kaldırarak onun için başka dinlenme yeri hazırlayarak onun yerine aziz oğlu Hz Ali (a.s)’yi yatırmakla yapmış olduğu fedakârlığı en üst düzeye çıkartmıştır. Hz Ali (a.s)’nin, “Baba bu durum devam ettikçe sonunda öldürülürüm” dediği zamanda, Ebu Talip, “Oğlum vakarı elden bırakma her canlı ölüme doğru yolculuktadır ve ben seni Abdullah’ın oğlu yolunda feda ettim” cevabını verirdi. Hz Ali (a.s)’nin babasının bu sözü karşısında verdiği ilgi çeken cevap şöyledir: “Babacığım! Ben bu sözleri, Muhammed (s.a.a)’in yolunda öldürülmekten korktuğumdan dolayı değil, sadece senin yanında Ahmet’e yarenlik etmek ve itaatkâr ve hazır olduğumu bildirmek için söylemekteyim.”[8]

    Taassubu bir kenara bırakıp tarafsız bir şekilde tarihin altın satırlarında Ebu Talip’in hayatını mütalaa eden herkesin, Nehcü’l Belaga’yı şerh eden İbn-i Ebi’l Hadid’le tek ses olup şunları söyleyeceğine inanmaktayız:

    ولو لا ابوطالب و ابنه

    لما مثل الدين شخصاً وقاما

    فذاك بمكة آوى و حامى

    وهذا بيثرب حسّ الحماما[9]






+ Yorum Gönder