Konusunu Oylayın.: Hz. Ali'nin Dünya, Kabir ve Âhiret Hakkında Bir Hutbesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Hz. Ali'nin Dünya, Kabir ve Âhiret Hakkında Bir Hutbesi
  1. 09.Aralık.2011, 11:03
    1
    Misafir

    Hz. Ali'nin Dünya, Kabir ve Âhiret Hakkında Bir Hutbesi

  2. 09.Aralık.2011, 11:04
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,654
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hz. Ali'nin Dünya, Kabir ve Âhiret Hakkında Bir Hutbesi




    Hz. Ali’nin Dünya, Kabir ve Âhiret Hakkında Bir Hutbe İrat Etmesi

    - Bir keresinde minbere çıkan Hz. Ali, Allah’a hamd ü senalar edip Hz. Peygamber’e salat ü selam getirdikten sonra şunları söyledi:

    “Ey Allah’ın kulları! Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O belalarla çevrili, kendisine güvenilmeyecek geçici bir yurttur. Onda bulunan herşey yok olmaya mahkumdur. Dünya, sakinlerinin arasında sıra ile el değiştiren birşeydir. Bu dünyaya gelenler onun şerrinden kurtulamazlar. Bolluk ve sevinç içerisinde bulunan bir kişi bir de bakmışsın bela ve sıkıntılara duçar olmuş. Dünya hayatı yerilmiştir; zenginliği ve bolluğu ise devamlı değildir. İçerisinde bulunan insanlar dünyanın hedefi durumundadırlar. Oklarını onların üzerine boşaltır ve ölüm kılıcıyla onların bellerini kırar.

    Ey Allah’ın kulları! şu anda ellerinizin altında bulunan şeyler sizlere, bu dünyada sizden daha çok yaşamış ve daha kuvvetli olup daha bayındır, zengin ve çalışkan olan, birçok eserler bırakan, sizden önce yaşamış insanlardan kalmıştır. Bugünse sesleri kesilmiş, ocakları sönmüş ve cesetleri çürümüştür. Yurtları bomboş kalıp eserlerini rüzgarlar yok etmiştir. O güzelim yüksek kasırları ve kendilerine yaslanılan ipekli ve yumuşak şilteleri ve yastıkları, birbirlerine dayanan taş ve tahtalarla döşenmiş, duvarları çamur ve topraktan meydana gelen kabirlerle değiştirdiler. Üzerlerinde insanlar dolaştığı ve ayaklarıyla kendilerini çiğnediği halde onlar yalnızlık çekmektedirler. Aralarında çok az bir mesafe olmasına rağmen birbirlerini ziyaret edip yalnızlıklarını gideremezler. Evleri birbirine çok yakın ve kendileri de komşu oldukları halde çürüyen vücutlarıyla nasıl biraraya gelebilirler?
    Bir zamanlar sağ iken şimdi ölüler arasında yerlerini aldılar. Dünyada iken güzel bir hayat sürerlerken bugün çürüyüp toprak olmaya mahkum kemik yığınları haline geldiler. Dost ve yakınlarım kendilerine üzülür bir halde arkalarında bırakarak toprağa göçüp orasını yurt edindiler. Onlar için bu dünyaya geri dönüş imkanı yoktur; o fırsatı bir daha bulamamak üzere ellerinden kaçırdılar. Bu, söyleyenin. söyleyip de geçtiği bir kelimedir. Dünya ile aralarında, haşre (yeniden diriltilinceye) dek bu dünyaya dönmelerini engelleyen bir perde, bir engel vardır. “Şu anda, o ölüm ve yalnızlık diyarındaki halinizi görür gibi oluyorum. İnsanlar sizi, bugün üzerinde yürüdüğünüz o ıssız yatakhanede amellerinizle başbaşa bırakıp gitmişlerdir. Bütün davaların görüleceği, kabirlerde yatanların dışarıya atılacağı ve hiç bir sırrın gizli kalamayacağı o günde halınız nice olacaktır? Celil olan bir padişahın huzurunda toplandığınız zaman O’nun dehşetinden, günahlarınızı hatırlayarak kalbleriniz korkuyla dolacaktır. O gün perdeler yırtılıp bütün gizlilikler ve ayıplar ortaya çıkacaktır. İşte o zaman her nefis elleriyle kazandığının karşılığını görecek; kötülük ve günah işleyenler, bu yaptıklarından dolayı cezalandırılacak, iyilik yapanlarsa bu amellerinden ötürü mükafaatlandırılacaklardır. O gün insanların amel defterleri ortaya konulur. Günahkarlar amel defterlerine baktıklarında yürekleri korkuyla ürpererek “Vay başımıza gelenlere! Bu kitaba da ne oluyor böyle; küçük-büyük, geride hiç birşey bırakmaksızın herşeyi sayıp dökmüş” derler. İnsanlar dünyada işlemiş oldukları herşey onda bulurlar. Rabb’iniz hiç kimseye zulmetmez. Allah Teâlâ bizi de sizi de kitabıyla amel eden dostlarının yolunu takip eden kullarından eylesin! Fazl ve emniyle hepimizi nimet yurdu (dâru’n-ni’me) denilen cennetine koysun. Hamd ü senâ ancak yüce olan Allah Teâlâ’ya mahsustur”[1]

    - Hz. Ali bir gün minbere çıkarak şunları söyledi: “Hamd, yalnızca Allah Teâlâ’ya mahsustur. O’na hamdeder ve sadece O’ndan yardım talep ederim. O’na iman eder ve O’na dayanır, güvenirim şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ve O’nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve Rasûlüdür. Rabb’imiz onu, hastalıklarınızı şifaya kavuşturmak ve gafletten uyandırmak için hidâyet ve hak dinle göndermiştir. Öleceğinizi ve amellerinizin karşılığını görmek üzere yeniden diriltileceğinizi hatırınızdan çıkarmayınız. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın”[2]
    -------------------------------------------------
    [1] Kenz VIII/219 (Dineveri ve İbn Asâkir, Abdullah b. Sâlih el-Iclî’den); Müntehab VI/324.
    [2] Sıfatu’s-Safve I/124. Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/210-212.


  3. 09.Aralık.2011, 11:04
    2
    Moderatör



    Hz. Ali’nin Dünya, Kabir ve Âhiret Hakkında Bir Hutbe İrat Etmesi

    - Bir keresinde minbere çıkan Hz. Ali, Allah’a hamd ü senalar edip Hz. Peygamber’e salat ü selam getirdikten sonra şunları söyledi:

    “Ey Allah’ın kulları! Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O belalarla çevrili, kendisine güvenilmeyecek geçici bir yurttur. Onda bulunan herşey yok olmaya mahkumdur. Dünya, sakinlerinin arasında sıra ile el değiştiren birşeydir. Bu dünyaya gelenler onun şerrinden kurtulamazlar. Bolluk ve sevinç içerisinde bulunan bir kişi bir de bakmışsın bela ve sıkıntılara duçar olmuş. Dünya hayatı yerilmiştir; zenginliği ve bolluğu ise devamlı değildir. İçerisinde bulunan insanlar dünyanın hedefi durumundadırlar. Oklarını onların üzerine boşaltır ve ölüm kılıcıyla onların bellerini kırar.

    Ey Allah’ın kulları! şu anda ellerinizin altında bulunan şeyler sizlere, bu dünyada sizden daha çok yaşamış ve daha kuvvetli olup daha bayındır, zengin ve çalışkan olan, birçok eserler bırakan, sizden önce yaşamış insanlardan kalmıştır. Bugünse sesleri kesilmiş, ocakları sönmüş ve cesetleri çürümüştür. Yurtları bomboş kalıp eserlerini rüzgarlar yok etmiştir. O güzelim yüksek kasırları ve kendilerine yaslanılan ipekli ve yumuşak şilteleri ve yastıkları, birbirlerine dayanan taş ve tahtalarla döşenmiş, duvarları çamur ve topraktan meydana gelen kabirlerle değiştirdiler. Üzerlerinde insanlar dolaştığı ve ayaklarıyla kendilerini çiğnediği halde onlar yalnızlık çekmektedirler. Aralarında çok az bir mesafe olmasına rağmen birbirlerini ziyaret edip yalnızlıklarını gideremezler. Evleri birbirine çok yakın ve kendileri de komşu oldukları halde çürüyen vücutlarıyla nasıl biraraya gelebilirler?
    Bir zamanlar sağ iken şimdi ölüler arasında yerlerini aldılar. Dünyada iken güzel bir hayat sürerlerken bugün çürüyüp toprak olmaya mahkum kemik yığınları haline geldiler. Dost ve yakınlarım kendilerine üzülür bir halde arkalarında bırakarak toprağa göçüp orasını yurt edindiler. Onlar için bu dünyaya geri dönüş imkanı yoktur; o fırsatı bir daha bulamamak üzere ellerinden kaçırdılar. Bu, söyleyenin. söyleyip de geçtiği bir kelimedir. Dünya ile aralarında, haşre (yeniden diriltilinceye) dek bu dünyaya dönmelerini engelleyen bir perde, bir engel vardır. “Şu anda, o ölüm ve yalnızlık diyarındaki halinizi görür gibi oluyorum. İnsanlar sizi, bugün üzerinde yürüdüğünüz o ıssız yatakhanede amellerinizle başbaşa bırakıp gitmişlerdir. Bütün davaların görüleceği, kabirlerde yatanların dışarıya atılacağı ve hiç bir sırrın gizli kalamayacağı o günde halınız nice olacaktır? Celil olan bir padişahın huzurunda toplandığınız zaman O’nun dehşetinden, günahlarınızı hatırlayarak kalbleriniz korkuyla dolacaktır. O gün perdeler yırtılıp bütün gizlilikler ve ayıplar ortaya çıkacaktır. İşte o zaman her nefis elleriyle kazandığının karşılığını görecek; kötülük ve günah işleyenler, bu yaptıklarından dolayı cezalandırılacak, iyilik yapanlarsa bu amellerinden ötürü mükafaatlandırılacaklardır. O gün insanların amel defterleri ortaya konulur. Günahkarlar amel defterlerine baktıklarında yürekleri korkuyla ürpererek “Vay başımıza gelenlere! Bu kitaba da ne oluyor böyle; küçük-büyük, geride hiç birşey bırakmaksızın herşeyi sayıp dökmüş” derler. İnsanlar dünyada işlemiş oldukları herşey onda bulurlar. Rabb’iniz hiç kimseye zulmetmez. Allah Teâlâ bizi de sizi de kitabıyla amel eden dostlarının yolunu takip eden kullarından eylesin! Fazl ve emniyle hepimizi nimet yurdu (dâru’n-ni’me) denilen cennetine koysun. Hamd ü senâ ancak yüce olan Allah Teâlâ’ya mahsustur”[1]

    - Hz. Ali bir gün minbere çıkarak şunları söyledi: “Hamd, yalnızca Allah Teâlâ’ya mahsustur. O’na hamdeder ve sadece O’ndan yardım talep ederim. O’na iman eder ve O’na dayanır, güvenirim şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ve O’nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve Rasûlüdür. Rabb’imiz onu, hastalıklarınızı şifaya kavuşturmak ve gafletten uyandırmak için hidâyet ve hak dinle göndermiştir. Öleceğinizi ve amellerinizin karşılığını görmek üzere yeniden diriltileceğinizi hatırınızdan çıkarmayınız. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın”[2]
    -------------------------------------------------
    [1] Kenz VIII/219 (Dineveri ve İbn Asâkir, Abdullah b. Sâlih el-Iclî’den); Müntehab VI/324.
    [2] Sıfatu’s-Safve I/124. Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/210-212.





+ Yorum Gönder