Konusunu Oylayın.: Beyan-Rahmet İlişkisi ile Alakası Varmıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Beyan-Rahmet İlişkisi ile Alakası Varmıdır?
  1. 05.Aralık.2011, 16:46
    1
    Misafir

    Beyan-Rahmet İlişkisi ile Alakası Varmıdır?

  2. 05.Aralık.2011, 16:47
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Beyan-Rahmet İlişkisi ile Alakası Varmıdır?




    Beyan ile rahmet arasında yakın bir alâka vardır. Cenâb-ı Hak, “Ey Resûlüm, işte sana bu kutlu kitabı indirdik ki her şeyi açıklasın (tibyânen) ve doğru yolu göstersin, Müslümanlara rahmetin ve müjdenin ta kendisi olsun”11 âyetinde Kur’ân’ın her şeyi açıklamasının insanlar için rahmet olduğunu ifade etmiştir. İnsanın yaratılışında ve simasında Cenâb-ı Hakk’ın Rahmân ismi tecelli ettiği gibi, insana beyan kabiliyeti verilmesinde de Rahman isminin tecellisi vardır. Nitekim, Rahmân sûresinin hemen başındaki “Rahman Kur’ân’ı öğretti, insanı yarattı, ona konuşmayı öğretti” âyetlerinde Kur’ân, insanın yaratılışı ve konuşma ile Rahman ismi arasındaki alâkaya işaret edilmektedir. Bütün âlemlere rahmet olarak gönderilen Resûl-i Ekrem Efendimiz’deki rahmet tecellilerinden birisi de O’na verilen beyan kabiliyetidir.

    Peygamber Efendimiz’e özel bir beyan kabiliyeti verildiği gibi ilahi bir tavzifle tebyîn yetkisi de verilmiştir. Tebyîn, geçişli bir kalıp olarak, bir şeyi açıklamak anlamındadır. “Sana da ey Resûlüm bu zikri indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın (li tübeyyine)”12 âyetinde olduğu gibi insanlara indirilen Kur’ân’ı açıklama yetkisi Resûl-i Ekrem Efendimiz’e Cenâb-ı Hak tarafından verilmiştir. Kendisine verilen söz söyleme kabiliyetini Allah Resûlü (sallallâhü aleyhi ve sellem), “Bana cevâmi’u’l-kelim verildi” hadisiyle ifade etmiştir. Cevâmi’ul-kelim, hem Kur’ân hem de Allah Resûlü’nün sözlerindeki câmi ifadelerdir.13 Câmi, yani çok farklı mânâları ihtiva eden özlü sözler söyleme kabiliyeti Peygamber Efendimiz’in hususiyetlerinden birisidir.

    Saadet asrına gelinceye kadar insanlık âlemi bir cihetle ümmî idi. Özellikle Cahiliye Arapları ümmi bir kavimdi. Basit bilgi, saf hikmet onlar için kâfiydi. Allah Teâlâ, ümmîlere aralarından ümmi Peygamber’i (sallallâhü aleyhi ve sellem), onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretmesi için göndermiştir.14 Kur’ân-ı Kerim’de, Kitapla birlikte anılan hikmet ile kastedilen sünnet’tir. Allah Teâlâ’nın Peygamberi’ne indirdiği hikmet, varlık âlemi ve ulvi hakikatlerin beyanıdır. Sükûtu ve tefekkürü konuşmaya tercih eden, konuştuğunda kısa ve öz ifadelerle maksadını ifade eden Peygamber Efendimiz’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) binlerce sözü muhafaza edilmişse, her sözü ilâhî maksatları açıklayan, varlığı anlamlandıran bir hikmet kabul edildiği içindir. Hikmetin Kitap ile birlikte zikredilmesi de Kur’ân’ın nüzûlünden sonra hikmet yoluyla hakikate ulaşmanın ancak sünnetle mümkün olacağını göstermektedir. Ezelî hikmet Hazreti Muhammed’e (sallallâhü aleyhi ve sellem) verilmiş; hakikati beyan yetkisi O’na tahsis edilmiştir. “Biz her peygamberi, kendi milletinin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın”15 âyetinde ifade edildiği gibi bütün peygamberler gibi o da kavmine anladıkları lisanla, en güzel şekilde hitap etmiştir. Allah Resûlü’nün kavmine anladıkları lisanla ve açık bir üslupla hitap etmesi onlar için büyük bir rahmettir.

    Edeb ile rahmet arasında da yakın bir alâka vardır. Edebin hale yansıması rahmet, dile yansıması ise fesahat ve belagat şeklinde tezahür etmektedir. Arap edebiyatını ve tarihini çok iyi bilen Hazret-i Ebû Bekr (r.a), Peygamber Efendimiz’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) konuşmasındaki güzelliğin, şair ve ediplerle mukayese edilmesinin imkânsız olduğunu görerek, bir gün Peygamberimiz’e “Senden daha güzel konuşan birisini görmedim; seni kim edeblendirdi?” diye sorunca; Allah Resûlü (s.a), “Edebi bana Rabbim öğretti ve en güzel edebi bana verdi” diye cevap vermiştir.16 Burada edeb kelimesi ile “güzel söz söyleme” kabiliyetinin kaynağının yaratılıştan gelen hulkî ve ahlaki özellikler olduğuna işaret edilmiştir. Söz söyleme sanatı insanların fıtratına konulmuş bir melekedir. İnsanlar, tekellüm ile fıtratlarında olanı dışarıya yansıtırlar, iç dünyalarını açık ederler. Lisan ile yaratılışta var olan dile getirilir. İnsan fıtratında bulunan özellikler dil ile açığa çıkar. Yaratılışında şairlik özelliği bulunmayan kişilerin şiir söyleyebilmesi mümkün olmadığı gibi, fıtraten hakîm olmayanın hikmetli söz söylemesi de imkânsızdır.




  3. 05.Aralık.2011, 16:47
    2
    Moderatör



    Beyan ile rahmet arasında yakın bir alâka vardır. Cenâb-ı Hak, “Ey Resûlüm, işte sana bu kutlu kitabı indirdik ki her şeyi açıklasın (tibyânen) ve doğru yolu göstersin, Müslümanlara rahmetin ve müjdenin ta kendisi olsun”11 âyetinde Kur’ân’ın her şeyi açıklamasının insanlar için rahmet olduğunu ifade etmiştir. İnsanın yaratılışında ve simasında Cenâb-ı Hakk’ın Rahmân ismi tecelli ettiği gibi, insana beyan kabiliyeti verilmesinde de Rahman isminin tecellisi vardır. Nitekim, Rahmân sûresinin hemen başındaki “Rahman Kur’ân’ı öğretti, insanı yarattı, ona konuşmayı öğretti” âyetlerinde Kur’ân, insanın yaratılışı ve konuşma ile Rahman ismi arasındaki alâkaya işaret edilmektedir. Bütün âlemlere rahmet olarak gönderilen Resûl-i Ekrem Efendimiz’deki rahmet tecellilerinden birisi de O’na verilen beyan kabiliyetidir.

    Peygamber Efendimiz’e özel bir beyan kabiliyeti verildiği gibi ilahi bir tavzifle tebyîn yetkisi de verilmiştir. Tebyîn, geçişli bir kalıp olarak, bir şeyi açıklamak anlamındadır. “Sana da ey Resûlüm bu zikri indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın (li tübeyyine)”12 âyetinde olduğu gibi insanlara indirilen Kur’ân’ı açıklama yetkisi Resûl-i Ekrem Efendimiz’e Cenâb-ı Hak tarafından verilmiştir. Kendisine verilen söz söyleme kabiliyetini Allah Resûlü (sallallâhü aleyhi ve sellem), “Bana cevâmi’u’l-kelim verildi” hadisiyle ifade etmiştir. Cevâmi’ul-kelim, hem Kur’ân hem de Allah Resûlü’nün sözlerindeki câmi ifadelerdir.13 Câmi, yani çok farklı mânâları ihtiva eden özlü sözler söyleme kabiliyeti Peygamber Efendimiz’in hususiyetlerinden birisidir.

    Saadet asrına gelinceye kadar insanlık âlemi bir cihetle ümmî idi. Özellikle Cahiliye Arapları ümmi bir kavimdi. Basit bilgi, saf hikmet onlar için kâfiydi. Allah Teâlâ, ümmîlere aralarından ümmi Peygamber’i (sallallâhü aleyhi ve sellem), onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretmesi için göndermiştir.14 Kur’ân-ı Kerim’de, Kitapla birlikte anılan hikmet ile kastedilen sünnet’tir. Allah Teâlâ’nın Peygamberi’ne indirdiği hikmet, varlık âlemi ve ulvi hakikatlerin beyanıdır. Sükûtu ve tefekkürü konuşmaya tercih eden, konuştuğunda kısa ve öz ifadelerle maksadını ifade eden Peygamber Efendimiz’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) binlerce sözü muhafaza edilmişse, her sözü ilâhî maksatları açıklayan, varlığı anlamlandıran bir hikmet kabul edildiği içindir. Hikmetin Kitap ile birlikte zikredilmesi de Kur’ân’ın nüzûlünden sonra hikmet yoluyla hakikate ulaşmanın ancak sünnetle mümkün olacağını göstermektedir. Ezelî hikmet Hazreti Muhammed’e (sallallâhü aleyhi ve sellem) verilmiş; hakikati beyan yetkisi O’na tahsis edilmiştir. “Biz her peygamberi, kendi milletinin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın”15 âyetinde ifade edildiği gibi bütün peygamberler gibi o da kavmine anladıkları lisanla, en güzel şekilde hitap etmiştir. Allah Resûlü’nün kavmine anladıkları lisanla ve açık bir üslupla hitap etmesi onlar için büyük bir rahmettir.

    Edeb ile rahmet arasında da yakın bir alâka vardır. Edebin hale yansıması rahmet, dile yansıması ise fesahat ve belagat şeklinde tezahür etmektedir. Arap edebiyatını ve tarihini çok iyi bilen Hazret-i Ebû Bekr (r.a), Peygamber Efendimiz’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) konuşmasındaki güzelliğin, şair ve ediplerle mukayese edilmesinin imkânsız olduğunu görerek, bir gün Peygamberimiz’e “Senden daha güzel konuşan birisini görmedim; seni kim edeblendirdi?” diye sorunca; Allah Resûlü (s.a), “Edebi bana Rabbim öğretti ve en güzel edebi bana verdi” diye cevap vermiştir.16 Burada edeb kelimesi ile “güzel söz söyleme” kabiliyetinin kaynağının yaratılıştan gelen hulkî ve ahlaki özellikler olduğuna işaret edilmiştir. Söz söyleme sanatı insanların fıtratına konulmuş bir melekedir. İnsanlar, tekellüm ile fıtratlarında olanı dışarıya yansıtırlar, iç dünyalarını açık ederler. Lisan ile yaratılışta var olan dile getirilir. İnsan fıtratında bulunan özellikler dil ile açığa çıkar. Yaratılışında şairlik özelliği bulunmayan kişilerin şiir söyleyebilmesi mümkün olmadığı gibi, fıtraten hakîm olmayanın hikmetli söz söylemesi de imkânsızdır.







+ Yorum Gönder