Konusunu Oylayın.: Sünnet’te Hayâ ve İffet Kavramları Nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sünnet’te Hayâ ve İffet Kavramları Nelerdir?
  1. 05.Aralık.2011, 16:30
    1
    Misafir

    Sünnet’te Hayâ ve İffet Kavramları Nelerdir?






    Sünnet’te Hayâ ve İffet Kavramları Nelerdir? Mumsema Sünnet’te Hayâ ve İffet Kavramları


  2. 05.Aralık.2011, 16:30
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 05.Aralık.2011, 16:31
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Sünnet’te Hayâ ve İffet Kavramları Nelerdir?




    Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Hayâ sadece iyilik getirir.”7 buyurmuştur. Sahabe-i kiram, Hz. Peygamber’e hayâ dinden midir, diye sorunca, Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Evet. Hattâ o dinin tamamıdır.” buyurmuşlardır. Ardından da Peygamberimiz “Hayâ, haramlardan sakınmak, diline sahip olmak ve iffetli yaşamaktır.”8 şeklinde haber vermişlerdir. Yine Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir defasında Ensar’dan bir şahsa uğramıştı. Bu şahıs kardeşine “Niçin bu kadar utanıyorsun? Fazla utangaçlık sana zarar verir.” şeklinde öğüt veriyordu. Bunun üzerine Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) o şahsa hitaben “Onu kendi hâline bırak. Zîrâ hayâ imandandır.”9 buyurmuşlardır. Şüphesiz ki en hayâlı insan Peygamberimiz’dir (sallallahu aleyhi ve sellem). Nitekim sahabiler onun, evinde edebiyle oturan bir genç kızdan daha hayâlı olduğunu belirtmişlerdir.10 Demek ki hayâ ve mürüvvet bir insanda olması gereken en önemli özellikler arasında bulunmalıdır. Mürüvvet, “açıktan yapıldığında hayâ duyulan bir işi, gizli olarak da yapmamak”11 anlamında ahlâkî bir terimdir. Sahabîler içinde hayâsıyla şöhret bulan Hz. Osman, bir defasında Peygamberimiz’in yanına gitmişti. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisini ziyarete gelen Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’i rahat bir vaziyette karşıladığı hâlde, Hz. Osman geldiğinde hemen derlenip toplanmıştır. Bunun sebebi sorulduğunda “Meleklerin bile hayâ ettiği insandan benim hayâ etmemem doğru olmaz.”12 demiştir. Nitekim Hz. Osman cahiliye devrinde de iffet ve hayâsını korumuştur.13 Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Her dinin bir ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı da hayâdır”14 buyurmuştur.

    Hayâ, Müslümanların en belirleyici ahlâkî nitelikleri ve değer ölçüleri arasında yer almalıdır. Peygamber Efendimiz, bütün peygamberlerin değişmez bir hakikat olarak bildirdiği “Eğer utanmıyorsan istediğini yapabilirsin!”15 sözünü naklederek, çarpıcı bir üslûpla İslâm ahlâkındaki hayâyı öğretmeye çalıştığı bilinmektedir. Buhari şarihi Aynî (855/1451) cevâmiü’l-kelim mahiyetinde olan bu hadisi açıklarken hadisteki “dilediğini yap!” vecizesini beş başlık altında şöyle yorumlamaktadır:

    “Kendine göre iyi veya kötü kabul ettiğin bir işi, halkın ayıplamasından çekinmez ve ar duygusunu da yitirmişsen, dilediğini yap!” Buna göre hadisteki “yap” emri, tevbih (kınama) anlamını taşımaktadır.

    Hadisteki “yap” emri hakiki anlamda da kullanılmış olabilir. O takdirde mânâ “Yaptığın işin doğruluğundan emin isen, bu fiilde utanılacak bir şey de yoksa (o işi) yap!” demektir.

    Hadisteki emir “vaîd” (korkutmak) için olabilir: Bu takdirde mânâ “yap, cezasını görürsün” anlamına gelir ki aynı zamanda bir tehdit ve sakındırmayı ifade etmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’deki “Dilediğinizi yapın! Doğrusu Allah yaptıklarınızı görendir” (Fussilet 41/40) âyeti bu hususa işaret etmektedir.

    Hadîs, hayânın hayırlı işlere engel olmamasına işarettir. Bu da “Edeb ve hayan hayırlı işlere mâni olmasın, dolayısıyla hayırlı işleri yap!” anlamına gelmektedir. Nitekim Hz. Âişe Validemiz “Ensar kadınları ne iyi kadınlardır! Zîrâ onların hayâ ve edepleri kendilerini dinlerini öğrenmekten alıkoymadı (bilmediklerini sordular)” (Buhari, İlim, 50) buyurmuşlardır.

    Hadîs, zemdeki (kötülemede) mübalağayı göstermektedir. Şöyle ki “Senin hayâ ve edep duygunu terk etmen, bu yaptığın işten daha büyüktür (kötüdür)”16 Çünkü hayâ, Allah’ın koymuş olduğu fıtri bir duygudur.

    İnsanlarda iyilik alâmetleri “ar” ve “hayâ”, kötülük alâmetleri de “arsızlık” ve “hayâsızlık” şeklinde ortaya çıkar. Demek ki, hayâdan mahrum olan insanı, artık kötülüklerden alıkoyacak, haramdan uzaklaştıracak bir engel kalmamıştır. Böyle kişiler, dilediğini yapar, istediği gibi yaşar ve sorumluluktan kaçarlar. Oysa insanın dünyada bir sorumluluğu vardır. Bu sorumluluk duygusu da hayâ ile şekillenir. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Fuhuş (kötülük) bir şeyde bulunursa mutlaka onu çirkinleştirir. Hayâ da bir şeyde bulunursa onu mutlaka güzelleştirir.”17 buyurmuşlardır.

    Yukarıda belirtildiği gibi hayâ, Allah’tan ve insanlardan utanmak şeklinde olabileceği gibi, bir de insanın kendi kişiliğinden hayâ etmesi olarak da yorumlanabilir. Zîra kendi nefsine karşı hayâlı olan kişiler, başkalarına karşı da hayâlı olacaklardır. Bunun için Allah, bu duyguyu insanın fıtratına koymuştur. Nitekim İmam Gazzali, çocukta temyiz melekesinin ilk alâmetlerinden birinin hayâ duygusu olduğunu belirtmektedir.”18 Demek ki bu duygular bozulmadığı müddetçe insanlardaki ahlâkî yapı da bozulmayacaktır. Hadîsin ifadesiyle hayânın büsbütün hayır olması, başta harama kayma, haksızlık, rüşvet, kandırma ve bencillik duygularının ortadan kalkması anlamını taşımaktadır. Bunun için hayâ, sadece bir duygu değil, aynı zamanda hayata yansımalıdır. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hayânın Allah katındaki önemini şöyle anlatmaktadır: Allah, bir insanı helâk etmek istedi mi, ondan önce hayâyı çeker alır. Hayâsı bir kere gitti mi sen ona artık herkesin nefretini kazanmış bir kimse olarak rastlarsın. Herkesin nefretini kazanmış olarak rastladığın kimseden emanet çekilip alınır. Artık o, güvenilmeyen kimse olarak bilinir.”19 Demek ki hayâ, Allah'ın razı olduğu tüm güzel vasıfların kaynağıdır.




  4. 05.Aralık.2011, 16:31
    2
    Moderatör



    Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Hayâ sadece iyilik getirir.”7 buyurmuştur. Sahabe-i kiram, Hz. Peygamber’e hayâ dinden midir, diye sorunca, Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Evet. Hattâ o dinin tamamıdır.” buyurmuşlardır. Ardından da Peygamberimiz “Hayâ, haramlardan sakınmak, diline sahip olmak ve iffetli yaşamaktır.”8 şeklinde haber vermişlerdir. Yine Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir defasında Ensar’dan bir şahsa uğramıştı. Bu şahıs kardeşine “Niçin bu kadar utanıyorsun? Fazla utangaçlık sana zarar verir.” şeklinde öğüt veriyordu. Bunun üzerine Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) o şahsa hitaben “Onu kendi hâline bırak. Zîrâ hayâ imandandır.”9 buyurmuşlardır. Şüphesiz ki en hayâlı insan Peygamberimiz’dir (sallallahu aleyhi ve sellem). Nitekim sahabiler onun, evinde edebiyle oturan bir genç kızdan daha hayâlı olduğunu belirtmişlerdir.10 Demek ki hayâ ve mürüvvet bir insanda olması gereken en önemli özellikler arasında bulunmalıdır. Mürüvvet, “açıktan yapıldığında hayâ duyulan bir işi, gizli olarak da yapmamak”11 anlamında ahlâkî bir terimdir. Sahabîler içinde hayâsıyla şöhret bulan Hz. Osman, bir defasında Peygamberimiz’in yanına gitmişti. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisini ziyarete gelen Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’i rahat bir vaziyette karşıladığı hâlde, Hz. Osman geldiğinde hemen derlenip toplanmıştır. Bunun sebebi sorulduğunda “Meleklerin bile hayâ ettiği insandan benim hayâ etmemem doğru olmaz.”12 demiştir. Nitekim Hz. Osman cahiliye devrinde de iffet ve hayâsını korumuştur.13 Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Her dinin bir ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı da hayâdır”14 buyurmuştur.

    Hayâ, Müslümanların en belirleyici ahlâkî nitelikleri ve değer ölçüleri arasında yer almalıdır. Peygamber Efendimiz, bütün peygamberlerin değişmez bir hakikat olarak bildirdiği “Eğer utanmıyorsan istediğini yapabilirsin!”15 sözünü naklederek, çarpıcı bir üslûpla İslâm ahlâkındaki hayâyı öğretmeye çalıştığı bilinmektedir. Buhari şarihi Aynî (855/1451) cevâmiü’l-kelim mahiyetinde olan bu hadisi açıklarken hadisteki “dilediğini yap!” vecizesini beş başlık altında şöyle yorumlamaktadır:

    “Kendine göre iyi veya kötü kabul ettiğin bir işi, halkın ayıplamasından çekinmez ve ar duygusunu da yitirmişsen, dilediğini yap!” Buna göre hadisteki “yap” emri, tevbih (kınama) anlamını taşımaktadır.

    Hadisteki “yap” emri hakiki anlamda da kullanılmış olabilir. O takdirde mânâ “Yaptığın işin doğruluğundan emin isen, bu fiilde utanılacak bir şey de yoksa (o işi) yap!” demektir.

    Hadisteki emir “vaîd” (korkutmak) için olabilir: Bu takdirde mânâ “yap, cezasını görürsün” anlamına gelir ki aynı zamanda bir tehdit ve sakındırmayı ifade etmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’deki “Dilediğinizi yapın! Doğrusu Allah yaptıklarınızı görendir” (Fussilet 41/40) âyeti bu hususa işaret etmektedir.

    Hadîs, hayânın hayırlı işlere engel olmamasına işarettir. Bu da “Edeb ve hayan hayırlı işlere mâni olmasın, dolayısıyla hayırlı işleri yap!” anlamına gelmektedir. Nitekim Hz. Âişe Validemiz “Ensar kadınları ne iyi kadınlardır! Zîrâ onların hayâ ve edepleri kendilerini dinlerini öğrenmekten alıkoymadı (bilmediklerini sordular)” (Buhari, İlim, 50) buyurmuşlardır.

    Hadîs, zemdeki (kötülemede) mübalağayı göstermektedir. Şöyle ki “Senin hayâ ve edep duygunu terk etmen, bu yaptığın işten daha büyüktür (kötüdür)”16 Çünkü hayâ, Allah’ın koymuş olduğu fıtri bir duygudur.

    İnsanlarda iyilik alâmetleri “ar” ve “hayâ”, kötülük alâmetleri de “arsızlık” ve “hayâsızlık” şeklinde ortaya çıkar. Demek ki, hayâdan mahrum olan insanı, artık kötülüklerden alıkoyacak, haramdan uzaklaştıracak bir engel kalmamıştır. Böyle kişiler, dilediğini yapar, istediği gibi yaşar ve sorumluluktan kaçarlar. Oysa insanın dünyada bir sorumluluğu vardır. Bu sorumluluk duygusu da hayâ ile şekillenir. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Fuhuş (kötülük) bir şeyde bulunursa mutlaka onu çirkinleştirir. Hayâ da bir şeyde bulunursa onu mutlaka güzelleştirir.”17 buyurmuşlardır.

    Yukarıda belirtildiği gibi hayâ, Allah’tan ve insanlardan utanmak şeklinde olabileceği gibi, bir de insanın kendi kişiliğinden hayâ etmesi olarak da yorumlanabilir. Zîra kendi nefsine karşı hayâlı olan kişiler, başkalarına karşı da hayâlı olacaklardır. Bunun için Allah, bu duyguyu insanın fıtratına koymuştur. Nitekim İmam Gazzali, çocukta temyiz melekesinin ilk alâmetlerinden birinin hayâ duygusu olduğunu belirtmektedir.”18 Demek ki bu duygular bozulmadığı müddetçe insanlardaki ahlâkî yapı da bozulmayacaktır. Hadîsin ifadesiyle hayânın büsbütün hayır olması, başta harama kayma, haksızlık, rüşvet, kandırma ve bencillik duygularının ortadan kalkması anlamını taşımaktadır. Bunun için hayâ, sadece bir duygu değil, aynı zamanda hayata yansımalıdır. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hayânın Allah katındaki önemini şöyle anlatmaktadır: Allah, bir insanı helâk etmek istedi mi, ondan önce hayâyı çeker alır. Hayâsı bir kere gitti mi sen ona artık herkesin nefretini kazanmış bir kimse olarak rastlarsın. Herkesin nefretini kazanmış olarak rastladığın kimseden emanet çekilip alınır. Artık o, güvenilmeyen kimse olarak bilinir.”19 Demek ki hayâ, Allah'ın razı olduğu tüm güzel vasıfların kaynağıdır.







+ Yorum Gönder