Konusunu Oylayın.: Gökler Ve Göklerdekîlerin Yaratılışının Ayetlerle İzahı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Gökler Ve Göklerdekîlerin Yaratılışının Ayetlerle İzahı
  1. 03.Aralık.2011, 09:36
    1
    Misafir

    Gökler Ve Göklerdekîlerin Yaratılışının Ayetlerle İzahı






    Gökler Ve Göklerdekîlerin Yaratılışının Ayetlerle İzahı Mumsema Gökler Ve Göklerdekîlerin Yaratılışının Ayetlerle İzahı


  2. 03.Aralık.2011, 09:36
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 03.Aralık.2011, 09:37
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Gökler Ve Göklerdekîlerin Yaratılışının Ayetlerle İzahı




    Gökler Ve Göklerdekîlerin Yaratılışının Ayetlerle İzahı


    önceki sayfalarda anlattığımız gibi yeryüzünün yaratılması, gök-yüzünün yaratılmasından önce olmuştur. Nitekim yüce Allah buyurdu ki:

    «Yerde olanların hepsini, sizin için yaratan O'dur. Sonra göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O, her şeyi bilir.» (ei-Bakara, 29.)

    «Ey Muhammedi «Siz yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve ona eşler koşuyorsunuz! O, âlemlerin Rabbidir.» de.

    Yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi, onu bereketli kıldı. Arayanlar için yeryüzünde gıdalarını normal olarak dört gün (dört mevsim) içinde yetiştirmesi kanununu koydu sonra, duman halinde bulunan göğe yö-neldi, ona ve yeryüzüne: «İstiyerek veya istemiyerek buyruğuma gelin.» dedi. İkisi de: «İstiyerek geldik.» dediler.

    Allah, bunun üzerine, iki gün içinde yedi gök var etti ve her göğün işini kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte bu, bilen, güçlü olan Allah'ın kanunudur.» (Fussilet, 9-12.)

    «Ey inkarcılar! Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak niı? Ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir. Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır. Ardından yeri düzenle-miştir.» (en-Nâziât, 27-30.)

    «Hükümranlık elinde olan Allah yücedir ve O, her şeye kadirdir. Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi yaratan O'dur. Rahmanın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözü-nü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin? Bir aksaklık bulmak için gö-zünü tekrar tekrar çevir bak, ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer. Andolsun ki, yakın göğü kandillerle donattık. Onlarla şeytanların toplanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabını ha-zırladık.» (el-Mülk, 1-5.)

    «Üstünüzde yedi kat sağlam gök bina ettik, parlak ışık veren Güneş'i var ettik.» {en-Nebe1,12-13.)

    «Allah'ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez inisin? Ara-larında Ay'a aydınlık vermiş ve Güneş'in ışık saçmasını sağlamıştır.» (Nûh, 15-16.)

    «Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah'tır. Allah'ın her şeye Kadir olduğunu ve Allah'ın ilminin her şeyi kuşattığını bilmeniz için Allah'ın buyruğu bunlar arasında iner durur» (et-Talâk, 12.)

    «Gökte burçlar vareden, orada ışık saçan Güneş ve aydınlatan Ay'ı yaratan Allah, yücelerin yücesidir. İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur.» (ei-Furkân, 61-62.)

    «Şüphesiz biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik. Onu her türlü inatçı şeytandan koruduk. Onlar yüce âlemi asla dinleyemezler, her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azab vardır, hele bir tek söz kapan olsun, delici bir alev onun peşine düşüverir.» (es-Sâffât, 6-10.)

    «Andolsun ki, gökte burçlar meydana getirdik. Onları bakanlar için donattık. Onları, kovulmuş her şeytandan koruduk, fakat kulak hırsız-lığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar;» (el-Hkr, 16-18.)

    «Göğü, gücümüzle biz kurduk. Şüphesiz biz geniş kudret sahibiyiz.»(ez-Zâriyât, 47.)

    «Göğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık. Oysa onlar bundaki delillerden yüz çeviriyorlar. Geceyi ve gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yürür.» {el-Enbiyâ, 32-33.)

    «Onlara bir delil de gecedir. Gündüzü ondan sıyırırız ve karanlıkta kahverirler. Güneş te yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma dalı-na döneceği konaklar tayin etmişizdir. Ay'a erişmek, Güneş'e düşmez. Gece de gündüzü geçemez, her biri bir yörüngede yürürler.» (Yasin, 37-40.)

    «Tan yerini ağartan, geceyi dinlenme zamanı, Güneş ve Ay'ı vakit ölçüsü kılandır. Bu, güçlü olanın, bilenin nizamıdır. O, yıldızları kara ve denizin karanlıklarında yol bulaşınız diye sizin için var edendir. Bilen millet için ayetleri uzun uzadıya açıkladık.» (el-En'âm, 96-97.)

    «Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra Arş'a hükme-den, gündüzü -durmadan kovalayan- gece ile bürüyen; Güneş'i, Ay'ı, yıldızlan hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. -Alemlerin Rabbi olan Allah yüce-dir.» (el-A'râf, 54.)

    Bu konuda çok ayet-i kerime vardır. Bunların tümünü tefsirimizde açıklamışızdır.

    Kısaca anlatmak istediğimiz şudur ki, yüce Allah, göklerin yaratılı-şını, genişliğinin muazzamhğmı, yüksekliğim, son derece güzel ve göz alıcı oluşunu, mükemmellik ve ulviliğini bu ayet-i kerimelerde beyan buyurmaktadır. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki: «İçinde yörüngeler bulunan göğe andolsun.» (ez-üariyAt, 7.)

    Yani güzel bir yaratılışa sahip olan göğe andolsun.

    Başka bir ayet-i kerimede de yüce Allah şöyle buyurmuştur:

    «Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin?

    Bir aksaldık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak, ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer.» (el-Mulk, 3-4.)

    Yani göz, gökte bir noksanlık veya halel görebilmek amacıyla baktı-ğı takdirde neticede zayıf, yorgun ve bitkin düşer birşey göremez, eksik-lik bulamaz. Gökte bir ayıp ve noksanlık yoktur. Çünkü Ccnâb-ı Allah onu muhkem yaratmış ve yıldızlarla ufkunu süslemiştir. Nitekim bu-yurmuş ki: «İçinde burçları bulunan göğe andolsun.» (ei-Burûc, 1.)

    Burada burçlardan kasıt yıldızlardır, bazıları ise bekçi meleklerin yerleri olduğunu söylemiştir ki melekler, gökteki haberleri çalmak iste-yen şeytanlara ateşten korlar fırlatırlar. İki kavil arasında çelişki yok-tur. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki:

    «Andolsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar İçin donattık. Onları, kovulmuş her şeytandan koruduk.» (cl-Hicr, 16-17)

    Cenâb-ı Allah, bu ayet-i kerimede göklerin görüntüsünü, sabit ve seyyar yıldızlarla parlak ve ışık saçıcı Güneş ve Ay'la zinedendirdiğini ve göğü şeytanın girmesine karşı koruduğunu beyan buyurmuş ve: «Biz göğü kovulmuş her şeytandan koruduk.» demiştir. Nitekim buyurmuş ki:

    «Şüphesiz biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik. Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk. Onlar, yüce âlemi asla dinleyemezler.» (es-Sâffât, 6-9.)

    "Bedü'1-Halk (Yaratmanın Başlangıcı)" adlı kitabında Buharı ve Katade dediler ki: «Yakın göğü ışıklarla donattık.» Cenâb-ı Allah, bu üç çeşit yıldızı yarattı, bunları dünya seması için süs yaptı ve haber hırsız-hğı yapmak isteyen şeytanlara karşı atılan kor haline getirdi. Ayrıca bunlar vasıtası ile insanlar yollarını bulurlar. Yukarıdaki ayet-i keri-meyi bunun dışındaki bir mana ile tevil eden kimse hata yapmış ve ilim-deki nasibini kaybetmiş olup bilmediği hususlarda tevil yapmaya ken-dini zorlamış olur.

    Katade'nin bu sözü, şu ayet-i kerimelerde açıkça ifadesini bulmak-tadır:

    «Andolsun ki, yakın göğü kandillerle donattık. Onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık.» (ei-Müik, 5.)

    «O, yıldızlan kara ve denizin karanlıklarında yol bulaşınız diye si-zin için var edendir.» (ei-En'âm, 97.)

    Yani yıldızların hareketlerinin delalet ettiği hükümler ve bunların seyirlerindeki mukayese ile bunların yeryüzündeki hadiselere delalet ettikleri dışında başka bir şekilde yıldızlan tevil eden kimse hata yap-mış olur. Zaten bu hususta fikir beyan edenlerin çoğunun sözleri, tah-minden, asılsız zanlardan ve batıl iddialardan başka bir şey değildir.

    Yüce Allah, yedi kat göğü üst üste tabakalar halinde yarattığını be-yan buyurmuştur. Astronomi bilginleri bu tabakaların üstünde yığıh mı, yoksa aralarında boşluk bulunan tabakalar halinde mi olduğu husu-sunda ihtilaf etmişler ve bu hususta iki kavil ileri sürmüşlerdir. Sahih kavle göre gök tabakaları arasında boşluk vardır. Bu hususta Abdullah b. Ümeyre, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

    «Sema ile yeryüzü arasındaki mesafenin ne kadar olduğunu bilemi-yor musunuz?

    - Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler.

    - İkisi arasındaki mesafe 500 senelik yoldur. Gök tabakaları arasın-daki mesafe de 500 senelik yoldur, her gök tabakasının derinliği de 500 senelik yoldur.»

    Buharî ve Müslim'in sahihlerinde İsrâ hadisinde Enes'in şöyle dedi-ği rivayet edilmiştir:

    «Dünyaya en yakın gök tabakasında Adem'e gidildi. Cebrail, Pey-gamber. Efendimiz'e Adem'i göstererek: «Bu, senin atan Adem'dir.» dedi.' Peygamber (s.a.v.): Adem'e selam verdi, Adem de selamım aldı ve: «Mer-haba, hoş geldin ey oğlum, sen ne güzel oğulsun.» dedi. Sonra Cebrail ve Peygamber Efendimiz, ikinci gök tabakasına yükseldiler, üçüncü, dör-düncü, beşinci, altıncı ve yedinci tabakaya gittiler.»

    Bu hadis te gösteriyor ki, gök tabakaları arasında mesafe vardır. Bu, bizim kavlimizin doğruluğunu teyid etmektedir. Doğrusunu Allah bilir.

    Ibn Hazm, İbn Münir, Ebu Ferec, İbn Cevzî ve diğer bazı âlimler, se-mavatm yuvarlak bir küre halinde olduğu hususunda icma bulunduğu-nu nakletmişlerdir: «Her biri bir yörünge de yürürler.» ayet-i kerimesi de bunu ispatlamaktadır.

    Hasan dedi ki: Gökteki yıldızlar, deveran ederler.

    Ibn Abbas dedi ki: Gökteki yıldızlar, Öreke gibi yörünge içinde dö-nerler.

    Dediler ki: Bu fikrin doğruluğunu, Güneş'in her gece batı ufkundan batıp sabahleyin doğu ufkundan doğması ispatlamaktadır. Nitekim Ümeyye b- Ebi Salt ta bir şiirinde şöyle demiştir:'

    «Güneş, her gecenin sonunda kızarık renkte gülü andıran bir kıza-rıklıkta doğar.

    Doğmaya yanaşmaz ve bunu kendi ağır seyrinde bize göstermez, ancak zahmet ve meşakkatten sonra doğar.»

    Buharî, İbrahim et-Teymî'nin babasının şöyle dediğini rivayet et-miştir: Güneş battığı zaman Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Zer'e şöyle dedi:

    - Güneş'in nereye gittiğini biliyor musun?

    - Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler.

    - Güneş gider ve Arş'ın altında secdeye kapanıp Allah'tan izin ister, kendisine izin verilir, yakın bir zamanda secde edecek ama kendisine is-tediği izin verilmeyecektir. «Geldiğin yere geri dön.» denilir, o da batı uf-kundan doğar. Bu da, yüce Rabbin şu ayetinin tecellisidir:

    «Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur.» (Yâsîn, 38.)

    Bu husus böyle bilindiğine göre bu hadis bizim, semavattan ibaret olan feleklerin daire şeklinde olduklarına dair söylediklerimize ters düşmemektedir. Bu hususta iki meşhur görüş vardır. Ama bu hadis, ba-zılarının iddia ettikleri gibi Arş'm küreselinde olduğuna delalet etme-mektedir. Önceki sayfalarda biz bu iddiacıların sözlerini iptal etmiştik. Bu, Güneş'in bizim açımızdan semavatm üstüne çıktığına ve orada Arşın altında secde ettiğine delalet etmemektedir. Aksine Güneş kendi yörüngesinde dönmeye devam ederek gözlerimizden kaybolup batmak-tadır ki, onun yörüngesi dördüncü semadadır. Bu hususta bir çok tefsir âlimi böyle demişlerdir. Şeriatte ve müsbet ilimde bunu reddedecek bir husus yoktur. Güneş'in tutulması hadisesi de bunu ispatlamakta ve bu-nu gerekli kılmaktadır. Dördüncü semanın oltalarına gece vakti vardı-ğında (ki, mutedil zamanlarda öyle olur), kuzey ve güney kutuplarının orta kısmına vardığında Arş-ı Al'a'dan en uzak noktaya gelinmiş olur. Dünya cihetinden bakıldığında Arş kubbelidir. İşte Güneş'in secdeye vardığı yer orasıdır. Arş'a en yakın mahaldir. Güneş, secde mahalline vardığında doğudan doğmak için Aziz ve Celil olan Rab'den izin ister. Kendisine bu izin verilir ve böylece o, doğu tarafından doğar, doğarken de ademoğullarmdan isyankâr olan kimselere karşı hoşnutsuzdur. On-ların üzerine doğmak istemez. Bu yüzden şair Ümeyye şöyle demiştir:

    «Doğmaya yanaşmaz ve bunu kendi ağır seyrinde bize göstermez. Ancak zahmet ve meşakkatten sonra doğar.»

    Cenâb-ı Allah'ın batı ufkundan doğmasını istediği zaman geldiğin-de Güneş, yine normal âdeti üzere Arş'ın altında secde eder ve mutad vechi ile doğudan doğmak için tekrar izin istediğinde kendisine izin ve-rilmez, tekrar secdeye kapanıp izin ister, izin verilmez, secdesini tekrarlayip izin istediğinde yine izin verilmez ve tefsirimizde de açıkladığımız gibi o gece uzadıkça uzar. Güneş; «Ya Rab, şafak vakti yaklaştı, mesafe-de uzaktır.» der. Kendisine: «Geldiğin yere geri dön.» denilir. Böylece o, geldiği batı ufkuna dönüp oradan doğar. İnsanlar, onun batı ufkundan doğduğunu görünce hep birlikte iman ederler. Ancak bu, kişiye yarar sağlamayacak bir zamanda yapılan bir imandır. Çünkü böylesi kimse-ler daha önce iman etmemişlerdi. Veya kendi imanlarında hayır kazan-mamışlardı. Alimler bu durumu, şu ayet-i kerimenin tefsirinde açıkla-mışlardır:

    «Güneş de kendi yörüngesinde yürüyüp gitmektedir.»

    Bu ayet-i kerimedeki "müstakar" kelimesi ile Güneş'in batıdan do-ğacağı zamanın kastedildiği söylenmiştir. Bazıları ise bu kelimenin, Güneş'in Arş'ın altında secdeye kapandığı yer anlamına da geldiğini söylemişlerdir. Bu kelimenin, dünyanın sonu ve Güneş'in hareketinin sona ermesi anlamına geldiğini söyleyenler de vardır. Rivayete göre İbn Abbas yukarıdaki ayet-i kerimeyi şeklinde okumuş-tur. Yani Güneş durmayacak ve hareket halinde iken de secde edecektir. Bu sebeple yüce Allah buyurmuş ki:

    «Ay'a erişmek Güneş'e düşmez. Gece de gündüzü geçemez, her biri bir yörüngede yürürler.» (Yâsîn, 40.)

    Yani Güneş Ay'a ulaşamaz ki onun sultan ve devletinde doğsun. Ay da Güneş'e ulaşamaz, gece de gündüzü geçemez, aksine gündüzün aydınlığı gidince peşi sıra gece gelir. Nitekim başka bir ayet-i kerime de yüce Allah şöyle buyurmuştur:

    «Gündüzü durmadan kovalayan- gece ile bürüyen; Güneş'i, Ay'ı, yıldızları, hepsini buyruğuna ba'ş eğdirerek vareden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Âlemlerin Rabbi olan Allah yüce-dir.» (el-A'râf,54.)

    «ibret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur.» (el-Furkân,62.)

    Yani gündüzün peşi sıra gece, gecenin peşi sıra da gündüz gelir. Ni-tekim bir hadis-i şerifte Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «Gece şu taraftan gelmeğe başladığı ve gündüz de şu taraftan arka-sını dönüp gitmeğe başladığı ve Güneş battığı zaman oruçlu kimse oru-cunu açmış olur.»

    Muhakkak olan şu ki, zaman, gece ve gündüze bölünür. Gece ile gündüz arasında başka bir zaman yoktur, bu sebeple yüce Allah şöyle buyurmuştur:

    «Allah'ın geceyi gündüze ve gündüzü geceye kattığını, her biri belir-li bir süreye kadar hareket edecek olan Güneş'i ve Ay'ı buyruk altında tuttuğunu; Allah'ın yaptıklarınızdan haberdar olduğunu bilmez mi-sin?»(Lokman,29.)

    Yani gecenin bir kısmını alıp gündüze ekler, gündüzün de bir kısmı- . m alıp geceye ekler. Gecenin uzunluğunu alıp gündüzün kısalığına, gündüzün uzunluğunu alıp gecenin kısalığına ekler. Böylece gece ve gündüz, bahar mevsiminin başlangıcında olduğu gibi mutedil yani eşit hale gelir. Oysa bahar mevsiminden önce geceler uzun, gündüzler kısa-dır. Gece eksilmeğe, gündüz artmaya başlar ve nihayet ikisi eşit hale ge-lir. İşte bu, baharın başlangıcıdır. Sonra gündüzler uzamaya, geceler kı-salmaya başlar ve yine güz mevsiminin başlangıcında ikisi de eşit hale gelirler. Tekrar geceler uzamaya, gündüzler kısalmaya başlar ve bu hal güz mevsiminin sonuna kadar devam eder. Artık gündüzler azar azar uzamaya, geceler de azar azar kısalmaya başlar ve yine bahar mevsimi-nin başına kadar böylece devam ederler. Nihayet ikisi eşit hale gelir-ve bu, her sene böyle olur. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki:

    «Gece ile gündüzün birbiri ardından gitmesi de O'nun emrine bağlı-dır.» (el-Mü'minûn, 80.)

    Yani bütün bu işlerde tasarruf yapan Allah'tır, emrine karşı gelin-meyecek hakim O'dur. Bu sebeple O, göklerden, yıldızlardan gece ve gündüzden bahseden her üç ayette de şöyle buyurmuştur: «Bu, Aziz ve Alim olan Allah'ın takdiridir.»

    Azizdir ki O, her şeyi gücü altına almış, her şey O'na boyun eğmiştir. Emrine karşı gelinemez ve O, asla mağlub edilemez. Her şeyi bilendir. Her şeyi bir takdire bağlamış ve düzen içinde meydana getirmiştir ki, bu düzen asla bozulmaz ve sarsılmaz.

    Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Ebu Hüreyre'den rivayet olundu-ğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «Allah buyurdu ki: Ademoğlu dehre sövmekle bana eziyet eder. Oy-sa dehr benim. İş, benim elimdedir. Geceyi ve gündüzü çeviren benim.»

    Şafii, Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam ve diğer bazı âlimler, dehre söv-menin şöyle olacağını söylediler: Kişi, «Felek bize şöyle yaptı. Ey kahro-lası felek, çocuklarımızı yetim bıraktı, kadınlarımızı dul bıraktı. Alı fe-lek!» demekle dehre sövmüş olurlar. Yüce Allah buyurdu İd: «Dehr be-nim.»

    Yani kişinin felek diyerek kasdettiği dehr benim.

    Burada her ne kadar felek denen dehr, mahluk ise de bu işleri yapan aslında Cenâb-ı Allah'tır. Kişi bu durumda dehre ve feleke sövmekle, bu işleri yapan faili kasdetmiş olmaktadır. Bütün bunların faili Allah'tır. O, her şeyi yaratandır. Her şeyde tasarrufta bulunan O'dur. Nitekim O buyurmuş ki: «Dehr benim, iş benim elimdedir. Zamanın gecesini ve gündüzünü ben çeviririm.»

    Nitekim başka bir ayet-i kerimede yüce Allah şöyle buyurmuştur: «Ey Muhammed, de ki: «Mülkün sahibi olan Allah'ım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın; dilediğim aziz kılar, dilediğini alçaltırsın. İyilik senin elindedir. Doğrusu sen her şeye kadirsin, geceyi gün-düze, gündüzü geceye geçirirsin, ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın, dile-diğini hesapsız rızıklandırırsm.» (Âı-i İmrân, 26-27.)

    «Güneş'i ışıklı ve Ay'ı nurlu yapan, yılların sayısını ve hesabını bil-meniz için, Ay'a konak yerleri düzenleyen O'dur. Allah bunları ancak gerçeğe göre yaratmıştır. Bilen millete ayetleri uzun uzadıya açıklıyor. Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yer-de yarattıklarında, O'na karşı gelmekten sakınan kimseler için ayetler vardır.» (Yûnus, 5-6.)


  4. 03.Aralık.2011, 09:37
    2
    Moderatör



    Gökler Ve Göklerdekîlerin Yaratılışının Ayetlerle İzahı


    önceki sayfalarda anlattığımız gibi yeryüzünün yaratılması, gök-yüzünün yaratılmasından önce olmuştur. Nitekim yüce Allah buyurdu ki:

    «Yerde olanların hepsini, sizin için yaratan O'dur. Sonra göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O, her şeyi bilir.» (ei-Bakara, 29.)

    «Ey Muhammedi «Siz yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve ona eşler koşuyorsunuz! O, âlemlerin Rabbidir.» de.

    Yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi, onu bereketli kıldı. Arayanlar için yeryüzünde gıdalarını normal olarak dört gün (dört mevsim) içinde yetiştirmesi kanununu koydu sonra, duman halinde bulunan göğe yö-neldi, ona ve yeryüzüne: «İstiyerek veya istemiyerek buyruğuma gelin.» dedi. İkisi de: «İstiyerek geldik.» dediler.

    Allah, bunun üzerine, iki gün içinde yedi gök var etti ve her göğün işini kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte bu, bilen, güçlü olan Allah'ın kanunudur.» (Fussilet, 9-12.)

    «Ey inkarcılar! Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak niı? Ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir. Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır. Ardından yeri düzenle-miştir.» (en-Nâziât, 27-30.)

    «Hükümranlık elinde olan Allah yücedir ve O, her şeye kadirdir. Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi yaratan O'dur. Rahmanın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözü-nü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin? Bir aksaklık bulmak için gö-zünü tekrar tekrar çevir bak, ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer. Andolsun ki, yakın göğü kandillerle donattık. Onlarla şeytanların toplanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabını ha-zırladık.» (el-Mülk, 1-5.)

    «Üstünüzde yedi kat sağlam gök bina ettik, parlak ışık veren Güneş'i var ettik.» {en-Nebe1,12-13.)

    «Allah'ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez inisin? Ara-larında Ay'a aydınlık vermiş ve Güneş'in ışık saçmasını sağlamıştır.» (Nûh, 15-16.)

    «Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah'tır. Allah'ın her şeye Kadir olduğunu ve Allah'ın ilminin her şeyi kuşattığını bilmeniz için Allah'ın buyruğu bunlar arasında iner durur» (et-Talâk, 12.)

    «Gökte burçlar vareden, orada ışık saçan Güneş ve aydınlatan Ay'ı yaratan Allah, yücelerin yücesidir. İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur.» (ei-Furkân, 61-62.)

    «Şüphesiz biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik. Onu her türlü inatçı şeytandan koruduk. Onlar yüce âlemi asla dinleyemezler, her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azab vardır, hele bir tek söz kapan olsun, delici bir alev onun peşine düşüverir.» (es-Sâffât, 6-10.)

    «Andolsun ki, gökte burçlar meydana getirdik. Onları bakanlar için donattık. Onları, kovulmuş her şeytandan koruduk, fakat kulak hırsız-lığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar;» (el-Hkr, 16-18.)

    «Göğü, gücümüzle biz kurduk. Şüphesiz biz geniş kudret sahibiyiz.»(ez-Zâriyât, 47.)

    «Göğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık. Oysa onlar bundaki delillerden yüz çeviriyorlar. Geceyi ve gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yürür.» {el-Enbiyâ, 32-33.)

    «Onlara bir delil de gecedir. Gündüzü ondan sıyırırız ve karanlıkta kahverirler. Güneş te yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma dalı-na döneceği konaklar tayin etmişizdir. Ay'a erişmek, Güneş'e düşmez. Gece de gündüzü geçemez, her biri bir yörüngede yürürler.» (Yasin, 37-40.)

    «Tan yerini ağartan, geceyi dinlenme zamanı, Güneş ve Ay'ı vakit ölçüsü kılandır. Bu, güçlü olanın, bilenin nizamıdır. O, yıldızları kara ve denizin karanlıklarında yol bulaşınız diye sizin için var edendir. Bilen millet için ayetleri uzun uzadıya açıkladık.» (el-En'âm, 96-97.)

    «Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra Arş'a hükme-den, gündüzü -durmadan kovalayan- gece ile bürüyen; Güneş'i, Ay'ı, yıldızlan hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. -Alemlerin Rabbi olan Allah yüce-dir.» (el-A'râf, 54.)

    Bu konuda çok ayet-i kerime vardır. Bunların tümünü tefsirimizde açıklamışızdır.

    Kısaca anlatmak istediğimiz şudur ki, yüce Allah, göklerin yaratılı-şını, genişliğinin muazzamhğmı, yüksekliğim, son derece güzel ve göz alıcı oluşunu, mükemmellik ve ulviliğini bu ayet-i kerimelerde beyan buyurmaktadır. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki: «İçinde yörüngeler bulunan göğe andolsun.» (ez-üariyAt, 7.)

    Yani güzel bir yaratılışa sahip olan göğe andolsun.

    Başka bir ayet-i kerimede de yüce Allah şöyle buyurmuştur:

    «Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin?

    Bir aksaldık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak, ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer.» (el-Mulk, 3-4.)

    Yani göz, gökte bir noksanlık veya halel görebilmek amacıyla baktı-ğı takdirde neticede zayıf, yorgun ve bitkin düşer birşey göremez, eksik-lik bulamaz. Gökte bir ayıp ve noksanlık yoktur. Çünkü Ccnâb-ı Allah onu muhkem yaratmış ve yıldızlarla ufkunu süslemiştir. Nitekim bu-yurmuş ki: «İçinde burçları bulunan göğe andolsun.» (ei-Burûc, 1.)

    Burada burçlardan kasıt yıldızlardır, bazıları ise bekçi meleklerin yerleri olduğunu söylemiştir ki melekler, gökteki haberleri çalmak iste-yen şeytanlara ateşten korlar fırlatırlar. İki kavil arasında çelişki yok-tur. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki:

    «Andolsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar İçin donattık. Onları, kovulmuş her şeytandan koruduk.» (cl-Hicr, 16-17)

    Cenâb-ı Allah, bu ayet-i kerimede göklerin görüntüsünü, sabit ve seyyar yıldızlarla parlak ve ışık saçıcı Güneş ve Ay'la zinedendirdiğini ve göğü şeytanın girmesine karşı koruduğunu beyan buyurmuş ve: «Biz göğü kovulmuş her şeytandan koruduk.» demiştir. Nitekim buyurmuş ki:

    «Şüphesiz biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik. Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk. Onlar, yüce âlemi asla dinleyemezler.» (es-Sâffât, 6-9.)

    "Bedü'1-Halk (Yaratmanın Başlangıcı)" adlı kitabında Buharı ve Katade dediler ki: «Yakın göğü ışıklarla donattık.» Cenâb-ı Allah, bu üç çeşit yıldızı yarattı, bunları dünya seması için süs yaptı ve haber hırsız-hğı yapmak isteyen şeytanlara karşı atılan kor haline getirdi. Ayrıca bunlar vasıtası ile insanlar yollarını bulurlar. Yukarıdaki ayet-i keri-meyi bunun dışındaki bir mana ile tevil eden kimse hata yapmış ve ilim-deki nasibini kaybetmiş olup bilmediği hususlarda tevil yapmaya ken-dini zorlamış olur.

    Katade'nin bu sözü, şu ayet-i kerimelerde açıkça ifadesini bulmak-tadır:

    «Andolsun ki, yakın göğü kandillerle donattık. Onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık.» (ei-Müik, 5.)

    «O, yıldızlan kara ve denizin karanlıklarında yol bulaşınız diye si-zin için var edendir.» (ei-En'âm, 97.)

    Yani yıldızların hareketlerinin delalet ettiği hükümler ve bunların seyirlerindeki mukayese ile bunların yeryüzündeki hadiselere delalet ettikleri dışında başka bir şekilde yıldızlan tevil eden kimse hata yap-mış olur. Zaten bu hususta fikir beyan edenlerin çoğunun sözleri, tah-minden, asılsız zanlardan ve batıl iddialardan başka bir şey değildir.

    Yüce Allah, yedi kat göğü üst üste tabakalar halinde yarattığını be-yan buyurmuştur. Astronomi bilginleri bu tabakaların üstünde yığıh mı, yoksa aralarında boşluk bulunan tabakalar halinde mi olduğu husu-sunda ihtilaf etmişler ve bu hususta iki kavil ileri sürmüşlerdir. Sahih kavle göre gök tabakaları arasında boşluk vardır. Bu hususta Abdullah b. Ümeyre, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

    «Sema ile yeryüzü arasındaki mesafenin ne kadar olduğunu bilemi-yor musunuz?

    - Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler.

    - İkisi arasındaki mesafe 500 senelik yoldur. Gök tabakaları arasın-daki mesafe de 500 senelik yoldur, her gök tabakasının derinliği de 500 senelik yoldur.»

    Buharî ve Müslim'in sahihlerinde İsrâ hadisinde Enes'in şöyle dedi-ği rivayet edilmiştir:

    «Dünyaya en yakın gök tabakasında Adem'e gidildi. Cebrail, Pey-gamber. Efendimiz'e Adem'i göstererek: «Bu, senin atan Adem'dir.» dedi.' Peygamber (s.a.v.): Adem'e selam verdi, Adem de selamım aldı ve: «Mer-haba, hoş geldin ey oğlum, sen ne güzel oğulsun.» dedi. Sonra Cebrail ve Peygamber Efendimiz, ikinci gök tabakasına yükseldiler, üçüncü, dör-düncü, beşinci, altıncı ve yedinci tabakaya gittiler.»

    Bu hadis te gösteriyor ki, gök tabakaları arasında mesafe vardır. Bu, bizim kavlimizin doğruluğunu teyid etmektedir. Doğrusunu Allah bilir.

    Ibn Hazm, İbn Münir, Ebu Ferec, İbn Cevzî ve diğer bazı âlimler, se-mavatm yuvarlak bir küre halinde olduğu hususunda icma bulunduğu-nu nakletmişlerdir: «Her biri bir yörünge de yürürler.» ayet-i kerimesi de bunu ispatlamaktadır.

    Hasan dedi ki: Gökteki yıldızlar, deveran ederler.

    Ibn Abbas dedi ki: Gökteki yıldızlar, Öreke gibi yörünge içinde dö-nerler.

    Dediler ki: Bu fikrin doğruluğunu, Güneş'in her gece batı ufkundan batıp sabahleyin doğu ufkundan doğması ispatlamaktadır. Nitekim Ümeyye b- Ebi Salt ta bir şiirinde şöyle demiştir:'

    «Güneş, her gecenin sonunda kızarık renkte gülü andıran bir kıza-rıklıkta doğar.

    Doğmaya yanaşmaz ve bunu kendi ağır seyrinde bize göstermez, ancak zahmet ve meşakkatten sonra doğar.»

    Buharî, İbrahim et-Teymî'nin babasının şöyle dediğini rivayet et-miştir: Güneş battığı zaman Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Zer'e şöyle dedi:

    - Güneş'in nereye gittiğini biliyor musun?

    - Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler.

    - Güneş gider ve Arş'ın altında secdeye kapanıp Allah'tan izin ister, kendisine izin verilir, yakın bir zamanda secde edecek ama kendisine is-tediği izin verilmeyecektir. «Geldiğin yere geri dön.» denilir, o da batı uf-kundan doğar. Bu da, yüce Rabbin şu ayetinin tecellisidir:

    «Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur.» (Yâsîn, 38.)

    Bu husus böyle bilindiğine göre bu hadis bizim, semavattan ibaret olan feleklerin daire şeklinde olduklarına dair söylediklerimize ters düşmemektedir. Bu hususta iki meşhur görüş vardır. Ama bu hadis, ba-zılarının iddia ettikleri gibi Arş'm küreselinde olduğuna delalet etme-mektedir. Önceki sayfalarda biz bu iddiacıların sözlerini iptal etmiştik. Bu, Güneş'in bizim açımızdan semavatm üstüne çıktığına ve orada Arşın altında secde ettiğine delalet etmemektedir. Aksine Güneş kendi yörüngesinde dönmeye devam ederek gözlerimizden kaybolup batmak-tadır ki, onun yörüngesi dördüncü semadadır. Bu hususta bir çok tefsir âlimi böyle demişlerdir. Şeriatte ve müsbet ilimde bunu reddedecek bir husus yoktur. Güneş'in tutulması hadisesi de bunu ispatlamakta ve bu-nu gerekli kılmaktadır. Dördüncü semanın oltalarına gece vakti vardı-ğında (ki, mutedil zamanlarda öyle olur), kuzey ve güney kutuplarının orta kısmına vardığında Arş-ı Al'a'dan en uzak noktaya gelinmiş olur. Dünya cihetinden bakıldığında Arş kubbelidir. İşte Güneş'in secdeye vardığı yer orasıdır. Arş'a en yakın mahaldir. Güneş, secde mahalline vardığında doğudan doğmak için Aziz ve Celil olan Rab'den izin ister. Kendisine bu izin verilir ve böylece o, doğu tarafından doğar, doğarken de ademoğullarmdan isyankâr olan kimselere karşı hoşnutsuzdur. On-ların üzerine doğmak istemez. Bu yüzden şair Ümeyye şöyle demiştir:

    «Doğmaya yanaşmaz ve bunu kendi ağır seyrinde bize göstermez. Ancak zahmet ve meşakkatten sonra doğar.»

    Cenâb-ı Allah'ın batı ufkundan doğmasını istediği zaman geldiğin-de Güneş, yine normal âdeti üzere Arş'ın altında secde eder ve mutad vechi ile doğudan doğmak için tekrar izin istediğinde kendisine izin ve-rilmez, tekrar secdeye kapanıp izin ister, izin verilmez, secdesini tekrarlayip izin istediğinde yine izin verilmez ve tefsirimizde de açıkladığımız gibi o gece uzadıkça uzar. Güneş; «Ya Rab, şafak vakti yaklaştı, mesafe-de uzaktır.» der. Kendisine: «Geldiğin yere geri dön.» denilir. Böylece o, geldiği batı ufkuna dönüp oradan doğar. İnsanlar, onun batı ufkundan doğduğunu görünce hep birlikte iman ederler. Ancak bu, kişiye yarar sağlamayacak bir zamanda yapılan bir imandır. Çünkü böylesi kimse-ler daha önce iman etmemişlerdi. Veya kendi imanlarında hayır kazan-mamışlardı. Alimler bu durumu, şu ayet-i kerimenin tefsirinde açıkla-mışlardır:

    «Güneş de kendi yörüngesinde yürüyüp gitmektedir.»

    Bu ayet-i kerimedeki "müstakar" kelimesi ile Güneş'in batıdan do-ğacağı zamanın kastedildiği söylenmiştir. Bazıları ise bu kelimenin, Güneş'in Arş'ın altında secdeye kapandığı yer anlamına da geldiğini söylemişlerdir. Bu kelimenin, dünyanın sonu ve Güneş'in hareketinin sona ermesi anlamına geldiğini söyleyenler de vardır. Rivayete göre İbn Abbas yukarıdaki ayet-i kerimeyi şeklinde okumuş-tur. Yani Güneş durmayacak ve hareket halinde iken de secde edecektir. Bu sebeple yüce Allah buyurmuş ki:

    «Ay'a erişmek Güneş'e düşmez. Gece de gündüzü geçemez, her biri bir yörüngede yürürler.» (Yâsîn, 40.)

    Yani Güneş Ay'a ulaşamaz ki onun sultan ve devletinde doğsun. Ay da Güneş'e ulaşamaz, gece de gündüzü geçemez, aksine gündüzün aydınlığı gidince peşi sıra gece gelir. Nitekim başka bir ayet-i kerime de yüce Allah şöyle buyurmuştur:

    «Gündüzü durmadan kovalayan- gece ile bürüyen; Güneş'i, Ay'ı, yıldızları, hepsini buyruğuna ba'ş eğdirerek vareden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Âlemlerin Rabbi olan Allah yüce-dir.» (el-A'râf,54.)

    «ibret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur.» (el-Furkân,62.)

    Yani gündüzün peşi sıra gece, gecenin peşi sıra da gündüz gelir. Ni-tekim bir hadis-i şerifte Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «Gece şu taraftan gelmeğe başladığı ve gündüz de şu taraftan arka-sını dönüp gitmeğe başladığı ve Güneş battığı zaman oruçlu kimse oru-cunu açmış olur.»

    Muhakkak olan şu ki, zaman, gece ve gündüze bölünür. Gece ile gündüz arasında başka bir zaman yoktur, bu sebeple yüce Allah şöyle buyurmuştur:

    «Allah'ın geceyi gündüze ve gündüzü geceye kattığını, her biri belir-li bir süreye kadar hareket edecek olan Güneş'i ve Ay'ı buyruk altında tuttuğunu; Allah'ın yaptıklarınızdan haberdar olduğunu bilmez mi-sin?»(Lokman,29.)

    Yani gecenin bir kısmını alıp gündüze ekler, gündüzün de bir kısmı- . m alıp geceye ekler. Gecenin uzunluğunu alıp gündüzün kısalığına, gündüzün uzunluğunu alıp gecenin kısalığına ekler. Böylece gece ve gündüz, bahar mevsiminin başlangıcında olduğu gibi mutedil yani eşit hale gelir. Oysa bahar mevsiminden önce geceler uzun, gündüzler kısa-dır. Gece eksilmeğe, gündüz artmaya başlar ve nihayet ikisi eşit hale ge-lir. İşte bu, baharın başlangıcıdır. Sonra gündüzler uzamaya, geceler kı-salmaya başlar ve yine güz mevsiminin başlangıcında ikisi de eşit hale gelirler. Tekrar geceler uzamaya, gündüzler kısalmaya başlar ve bu hal güz mevsiminin sonuna kadar devam eder. Artık gündüzler azar azar uzamaya, geceler de azar azar kısalmaya başlar ve yine bahar mevsimi-nin başına kadar böylece devam ederler. Nihayet ikisi eşit hale gelir-ve bu, her sene böyle olur. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki:

    «Gece ile gündüzün birbiri ardından gitmesi de O'nun emrine bağlı-dır.» (el-Mü'minûn, 80.)

    Yani bütün bu işlerde tasarruf yapan Allah'tır, emrine karşı gelin-meyecek hakim O'dur. Bu sebeple O, göklerden, yıldızlardan gece ve gündüzden bahseden her üç ayette de şöyle buyurmuştur: «Bu, Aziz ve Alim olan Allah'ın takdiridir.»

    Azizdir ki O, her şeyi gücü altına almış, her şey O'na boyun eğmiştir. Emrine karşı gelinemez ve O, asla mağlub edilemez. Her şeyi bilendir. Her şeyi bir takdire bağlamış ve düzen içinde meydana getirmiştir ki, bu düzen asla bozulmaz ve sarsılmaz.

    Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Ebu Hüreyre'den rivayet olundu-ğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «Allah buyurdu ki: Ademoğlu dehre sövmekle bana eziyet eder. Oy-sa dehr benim. İş, benim elimdedir. Geceyi ve gündüzü çeviren benim.»

    Şafii, Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam ve diğer bazı âlimler, dehre söv-menin şöyle olacağını söylediler: Kişi, «Felek bize şöyle yaptı. Ey kahro-lası felek, çocuklarımızı yetim bıraktı, kadınlarımızı dul bıraktı. Alı fe-lek!» demekle dehre sövmüş olurlar. Yüce Allah buyurdu İd: «Dehr be-nim.»

    Yani kişinin felek diyerek kasdettiği dehr benim.

    Burada her ne kadar felek denen dehr, mahluk ise de bu işleri yapan aslında Cenâb-ı Allah'tır. Kişi bu durumda dehre ve feleke sövmekle, bu işleri yapan faili kasdetmiş olmaktadır. Bütün bunların faili Allah'tır. O, her şeyi yaratandır. Her şeyde tasarrufta bulunan O'dur. Nitekim O buyurmuş ki: «Dehr benim, iş benim elimdedir. Zamanın gecesini ve gündüzünü ben çeviririm.»

    Nitekim başka bir ayet-i kerimede yüce Allah şöyle buyurmuştur: «Ey Muhammed, de ki: «Mülkün sahibi olan Allah'ım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın; dilediğim aziz kılar, dilediğini alçaltırsın. İyilik senin elindedir. Doğrusu sen her şeye kadirsin, geceyi gün-düze, gündüzü geceye geçirirsin, ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın, dile-diğini hesapsız rızıklandırırsm.» (Âı-i İmrân, 26-27.)

    «Güneş'i ışıklı ve Ay'ı nurlu yapan, yılların sayısını ve hesabını bil-meniz için, Ay'a konak yerleri düzenleyen O'dur. Allah bunları ancak gerçeğe göre yaratmıştır. Bilen millete ayetleri uzun uzadıya açıklıyor. Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yer-de yarattıklarında, O'na karşı gelmekten sakınan kimseler için ayetler vardır.» (Yûnus, 5-6.)





+ Yorum Gönder