Konusunu Oylayın.: Cinlerin Yaratılması Ve Şeytanın Kıssası

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Cinlerin Yaratılması Ve Şeytanın Kıssası
  1. 03.Aralık.2011, 09:29
    1
    Misafir

    Cinlerin Yaratılması Ve Şeytanın Kıssası

  2. 03.Aralık.2011, 09:45
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Cinlerin Yaratılması Ve Şeytanın Kıssası




    Cinlerin Yaratılması Ve Şeytanın Kıssası


    Yüce Allah buyurdu ki:

    «O, insanı pişmiş çamur gibi kuru balçıktan yaratmıştır. Cinleri de yalın bîr alevden yaratmıştır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden han-gisini yalanlarsınız?» (cr-Rahmân,u-i6.)

    «Andolsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan ya-rattık, cinleri de, daha önce dumansız ateşten yarattık.» (ei-Hîcr,26-27.)

    Hz. Aişe'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu-yurmuştur:

    «Melekler nurdan yaratıldılar, cinler ateşten yaratıldılar, Adem de anlatılan şeyden yaratıldı.»

    Tefsircilerin çoğu dedi ki: Cinler, Adem peygamberden önce yaratıl-mışlardır. Onlardan önce yeryüzünde hin ve bin denen (cin ile insan ara-sında) yaratıklar vardı. Cenâb-ı Allah, cinleri bunlara musallat kıldı. Cinler bunları öldürdüler, bir kısmını da yeryüzünden sürgün ettiler, sonra da yeryüzüne kendileri yerleştiler.

    Süddî,İbn Mesud'dan ve bazı sahabelerden rivayet etti ki, Cenâb-ı Allah, dilediği yaratıkları yarattıktan sonra Arş'a yöneldi. İblis'i Dünya'daki meleklerin üzerine amir yaptı. İblis, cin denen bir melek ka-bilesindendi, onlara cin denmesinin sebebi, Cennet bekçileri olmaların-dan dolayıdır. İblis, Cennet bekçisi iken kalbinden şöyle bir düşünce geçti; «Allah, diğer meleklere üstün olduğum için beni onlara amir yaptı. Bunu bendeki bir meziyetten dolayı yaptı.»

    Dahhak, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir; «Cinler, yer-yüzünde fesat çıkarıp kan akıttıktan sonra Cenâb-ı Allah, melek ordu-suyla birlikte üzerlerine İblis'i gönderdi. İblis ve ordusu, onları öldürüp. yeryüzünden denizdeki adalara sürgün ettiler.»

    Muhammed b. İshak, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Günah işlemeden önce İblis'in adı Azazil'di. Yeryüzünde yaşardı. Me-leklerin en çok ibadet edeni ve en fazla bilgili olanı idi. Cin denen bir me-lek kabilesin dendi.»

    îbn Ebi Hatim, Said b. Cübeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir; «İb-lis'in adı Azazil'di, meleklerin dört kanatlılarından ve en şereflilerin-dendi.»

    Haccac, îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «İblis, melekle-rin en şereflilerinden ve en soylu kabilelerindendi. Cennetlerin bekçi-siydi, dünya semasının idaresi ve kontrolü, ona verilmişti. Yeryüzünün amiriydi.»

    Tev'eme'nin azadlısı Salih, îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet et-miştir: «İblis, yer ile gök arasındaki işleri idare ederdi.»

    Katade, Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «İblis, dünya semasındaki meleklerin reisi idi.»

    Hasan-ı Basrî dedi ki: «İblis, bir an dahi meleklerden olmadı, o cin asıllıdır, tıpkı Adem'in beşeriyetin aslı oluşu gibi o da cinlerin aslı ve atasıdır.»

    Şehr b. Havşeb ile diğerleri dediler ki: «İblis, melekler tarafından kovulan cinlerdendir. Melekler onları kovdular, bazılarını esir alıp se-maya götürdüler.»

    Dediler ki: Cenâb-ı Allah, yeryüzünde yaşasın diye Adem'i ve ondan sonra da yaşasınlar diye zürriyetini yaratmak istediği zaman, cesedini şekillendirdi, o esnada cinlerin reisi ve en çok ibadet edeni olan İblis (Azazil) gelip Adem'in cesedinin etrafında dolaştı, içinin boş olduğunu görünce onun herhangi bir şeye muktedir olamayacağını, bir yaratık ol-duğunu sandı ve Adem'in cesedine hitaben şöyle dedi: «Eğer sana mu-sallat kılınırsam seni helak ederim, eğer sen bana musallat kılmırsan sana karşı gelir, asi olurum.» Cenâb-ı Allah, Adem'e kendi ruhundan üf-lediği zaman meleklere, ona secde etmelerini emretti. O esnada İblis'in içine büyük bir haset duygusu girdi ve Adem'e secde etmeye yanaşma-yıp; «Ben ondan daha hayırlıyım, sen beni ateşten yarattın, onu ise ça-murdan yarattın.» dedi. Emre muhalefet edip Aziz ve Celil olan Allah'a itiraz etti. Yanlış konuştu. Rabbinin rahmetinden uzaklaştı. Yaptığı ibadetlerle yükselmiş olduğu mertebesinden düştü. İblis, meleklere benzerdi, ama onların cinsinden değildi. Çünkü o ateşten yaratılmış, melekler ise nurdan yaratılmışlardı. Çok muhtaç olduğu bir demde tabi-atı (yaratılışı) kendisine ihanet etti, aslı olan ateşe döndü. «İblis'ten baş-ka bütün melekler secde etmişlerdi. O, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu» (Sâd,73-74.)

    Meleklere: «Adem'e secde edin» demiştik. İblis'ten başka hepsi sec-de etmişti. O, cinlerdendi. Rabbinin buyruğunun dışına çıktı.

    Ey İnsanoğulları! Siz, beni bırakıp onu ve soyunu dost mu ediniyor-sunuz? Halbuki onlar, size düşmandır. Kendilerine yazık edenler için bu ne kötü değişmedir!» (ci-Kehf, 50.)

    Bunun üzerine İblis, yüce âlemlerden aşağılara düştü. Oralarda ya-şamasını Allah yasakladı. Bu yüzden horlanmış, alçalmış, kovulmuş, kendisi ve kendisine uyan cinlerle insanlar, Cehennemle tehdit edilmiş olarak yeryüzüne indi. O, ademoğullarını her çeşit yol ve her çeşit vesileyle, her yol başında ve her gözetim yerinde saptırmaya, yoldan çıkar-maya gayret edecektir. Nitekim Yüce Allah buyurmuş ki:

    «Benden üstün kıldığım görüyor musun? Kıyamet gününe kadar be-ni ertelersen, andolsun ki, azı bir yana, onun soyunu kendi buyruğum al-tına alacağım.» demişti.

    Allah: «Haydi git! Onlardan sana kim uyarsa bil ki, Cehennem hepi-nizin cezası olur, hem de tam bir ceza.» dedi.

    «Sesinle, gücünün yettiğini yerinden oynat, onlara karşı yaya ve at-lılarınla hay kırarak yürü, mallarına ve çocuklarına ortak ol, onlara va-adlerde bulun.» Ama şeytan, sadece onlân aldatmak için vadeder.. Doğ-rusu, benim mümin kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin olamaz. Rabbin vekil olarak yeter.» (ci-lsrâ,62-65.)

    Bu kıssayı, Adem peygamberin yaratılışı bahsinde genişçe anlata-cağız. Kısaca demek istediğimiz şudur ki, cinler ateşten yaratılmışlar-dır, ama tıpkı insan gibi yeyip içer ve ürerler, bir kısmı mü'min, bir kısmı da kafirdir. Nitekim Yüce Allah, onlardan bahsederken bunu bize bildi-riyor:

    «Ey Muhammedi Kur'ân'ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar, Kur'ân'ı dinlemeye hazır olunca birbirlerine: "Su-sun" dediler. Kur'ân'm okunması bitince, her biri birer uyarıcı olarak milletlerine döndüler. Şöyle dediler,«Ey milletimiz! Doğrusu biz, Mu-sa'dan sonra indirilen, kendisinden öncekileri doğrulayan, gerçeği ve doğru yolu gösteren bir kitab dinledik. Ey Milletimiz! Allah'a çağıran Muhammed'e uyun ve ona inanın da Allah da sizin günahlarınızı bağış-lasın ve sizi can yakıcı azabtan korusun. Allah'a çağıran Muhammed'e uymayan kimse bilsin ki, Allah'ı yeryüzünde aciz bırakamaz, onların ondan başka dostları da bulunmaz. İşte onlar apaçık sapıklıktadırlar.»(el-Ahkâf,29-32.)

    «Ey Muhammed! De ki: «Cinlerden bir topluluğun Kur’ân'ı dinlediği bana vahyolundu, onlar şöyle demişlerdir: «Doğrusu biz, doğru yola gö-türen, hayrete düşüren bir Kur'ân dinledik de ona inandık. Biz, Rabbi-mize hiç bir şeyi ortak koşmayacağız. Doğrusu Rabbimizin yüceliği, her yücelikten üstündür. O, zevce ve çocuk edinmemiştir. Doğrusu, aramız-daki beyinsiz, Allah'a karşı yalanlar uyduruyordu. Doğrusu, insanların ve cinlerin Allah'a karşı yalan uydurabileceklerini sanmazdık. Gerçek-ten bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sağınırlardı da onların az-gınlıklarını arttırırlardı. Doğrusu, onlar da sizin, Allah'ın kimseyi yeni-den diriltmeyeceğini sandığınız gibi sanı da bulunmuşlardı. Doğrusu, biz göğü yokladık, onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle doldurulmuş bul-duk. Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk ama şimdi kim dinleyecek olsa,kendisini gözleyen bir ateş buluyor. Yeryüzünde olanlara kötülük mü murad edildi, yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz. Doğrusu, aramızda iyiler de vardır, bundan aşağı bulunanlar da vardır. Biz, türlü türlü yolda olan topluluklardık. Yeryüzünde kalsak da Allah'ı aciz bırakamayacağımızı, başka yere kaçsak da, O'nu aciz bırakamayacağımız gerçeğini şüphesiz anladık. Şüphesiz, doğruluk rehberi olan Kur'ân'ı dinlediğimizde O'na inandık. Kim Rabbine inanırsa, o, ecrinin eksiltileceğinden ve kendisine haksızlık edileceğinden korkmaz. İçimizde kendini Allah'a vermiş olan-lar da, yazık edenler de vardır. Kendini Allah'a veren kimseler, işte on-lar doğru yolu arayanlar, O'na layık olanlardır. Kendilerine yazık eden-lere gelince, onlar Cehennem'in odunları oldular. Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğ-ratır,» (el-Cinn,l-17.)

    Bu sûrenin tefsirini yaptık. Bu kıssanın tamamı, el-Ahkâf sûresinin sonundadır. Konuyla ilgili hadisleri de orada zikrettik. Peygamber (s.a.v.)'in yanma gelip onun sohbetini ve okuduğu Kur'an'ı dinleyen cin topluluğu, Nusaybin cinlerindendir. Bazı rivayetlerde anlatıldığına gö-re bunlar Basra cinlerin denmiş. Rasûlullah (s.a.v.), Mekke semtlerin-den Batn-ı Nahle'de ashabına namaz kıldırırken bunlar onun yanına gitmişler, okuduğu Kur'ân-ı Kerîm'i dinlemişlerdi. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), gece boyunca onlarla sohbet etmiş, onlar da kendisine bazı soru-lar yöneltmiş ve bazı isteklerde bulunmuşlardı. Rasûlullah (s.a.v.), on-lara bazı şeyleri yapmalarını emretmiş, bazı şeylerden uzak durmaları-nı tenbihlemişti. Kendisinden azık istediklerinde onlara şöyle demişti:

    «Üzerine Allah adının anıldığı her kemik parçasını etten daha çok bulacaksınız ve her hayvan tersi de sizin binekleriniz için yemdir.» Rasûlullah (s.a.v.), insanların kemik parçaları ve hayvan tersleri ile is-tinca yapmalarım yasaklamış ve «Bunlar sizin kardeşleriniz cin (cinle-rin) azığıdır.» demişti. Ayrıca cinlerin meskeni olduğu için yollarda id-rar yapmaktan da insanları menetmiş idi.

    Rasûlullah (s.a.v.), yanına gelen cinlere Rahman sûresini okumuş ve:

    «Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?» ayet-i kerimesine geldiğinde onlar şu karşılığı vermişlerdi: «Hayır, Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiç birşeyi yalanlamıyoruz. Hamd, sa-nadır.»

    Rasûlullah (s.a.v.), insanlara Rahman sûresini okuyupta onlar ce-vap vermediği zaman cinleri onlara karşı överek şöyle demişti: «Cinler daha güzel karşılık veriyorlardı, onlara; «Öyleyken, Rabbinizin nimet-lerinden hangisini yalanlarsınız?» ayetini okuduğum zaman mutlaka şu cevabı veriyorlardı: «Hayır, Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiç bi-rini yalanlamıyoruz. Hamd, sanadır.»

    Cinlerden mü'min olanlarının Cennet'e girip girmeyecekleri veya onlardan Allah'a itaat edenlerin mükafatlarının sadece Cehennem aza-bı görmeyecekleri hususunda ihtilafa düşülmüştür. Sahih kavle göre onlar, Cennet'e gireceklerdir. Kur'ân'm şu ayetleri bu hususta genel, bir bilgi vermektedirler.

    «Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki Cennet vardır. Öy-leyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?» (cr-Rahmân,46-47.)

    Allah, bununla onlara lütufta bulunduğunu beyan buyurmuştur. Eğer cinlerin mü'min olanları Cennet'e girmeyecek olsalardı, Cenâb-ı Allah, bahşetmiş olduğu nimetleri onlara hatırlatmaz ve buna gerek duymazdı. Bu da bu konuda bizim için müstakil ve yeterli bir delildir. Doğrusunu Allah bilir.

    Buharı, Ebu Sa'saa'dan rivayet etti ki, Ebu Said el-Hudrî kendisine şöyle demiştir:

    «-Görüyorum ki sen, koyunları ve çölü çok seviyorsun. Eğer çölde ve koyunlarının arasında bulunup ta ezan okursan sesini yükselt, çünkü müezzinin sesini duyan cinler, insanlar ve her şey, kıyamet gününde onun lehinde şahitlik yapacaktır.»

    Ebu Said dedi ki: «Ben bu sözü, bizzat Rasûlullah (s.a.v.)'dan işit-tim.» Cinlerin kafir olanlarına gelince, şeytanlar bunlardandır. Şeytan-ların lideri de insanlığın atası Adem (a.s.) peygambere düşman olan îb-lis'tir. İblis'in hem kendisi, hem de zürriyeti, Adem (a.s.) peygambere ve onun zürriyyetine musallat olmuştur. Cenâb-ı Allah, kendisine iman edip peygamberlerini tasdik eden ve onların şeriatlerine uyan kimsele-ri, İblis'e ve zürriyetine karşı korumayı tekeffül etmiştir. Nitekim Allah buyurmuş ki:

    «Doğrusu, benim mü'min kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin olamaz. Rabbin, vekil olarak yeter.» <el-Isrâ,65.)

    «Andolsun ki İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış, inananlardan bir topluluk dışında hepsi ona uymuşlardı. Oysa İblisin onlar üzerinde bir nüfuzu yoktu. Ama biz, ahirete inanan kimselerle, ondan şüphede olanları işte böylece ortaya koyarız. Rabbin, her şeyi gö-zetip koruyandır.» (Scbe',20-21.)

    «Ey İnsanoğullarıî Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak ananızı, babanızı Cennet'ten çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. Sizin onları görmediğiniz yerlerden, o ve taraftarları sizi görürler. Biz, şeytanları, inanmayanlara dost kılarız.» (el-A'râf,27.)

    «Rabbin meleklere: «Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. O'nü yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye ka-panın.» demişti. Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.

    Allah: «Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan ne-dir?» dedi.

    O: «Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde

    edemem.» dedi.

    «Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu, hesab gününe kadar lanet sanadır.» dedi.

    «Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele.»

    dedi.

    Allah: «Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılandansın.» dedi.

    «Rabbim! Beni saptırdığın için, andolsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim. Halis kaldığın kulların bir yana, onların hep-sini saptıracağım.» dedi.

    Allah şöyle dedi: «Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur. Kulla-rımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar, bunun dışındadır. Ve Cehennem, onların tamamının toplanacağı yer-dir. O Cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ay-rılmış bir kısım vardır.» (el-Hicr,28-45.)

    Cenâb-ı Allah, bu kıssayı, Bakara, A'râf, Hicr, İsrâ, Tâhâ ve Sâd sûrelerinde anlatmıştır. Bu sûreleri tefsir ederken gerekli açıklamaları yaptık. Allah'a hamd olsun. Bu konuyu Adem peygamberin kıssasında da inşaallah anlatacağız. Kısaca demek istediğimiz şudur ki Cenâb-ı Al-lah, İblisi -kullarını imtihan edip denemek için- kıyamet gününe kadar yaşatacaktır. Nitekim bir ayet-i kerimede yüce £Hah şöyle buyuruyor:

    «Oysa İblis'in onlar üzerinde bir nüfuzu yoktu. Ama biz ahirete ina-nan kimselerle ondan şüphede olanları, işte böylece ortaya koyarız. Rabbin, her şeyi gözetip koruyandır.» (Sebe',21.)

    «İş olup bitince, şeytan: «Doğrusu, Allah size gerçeği va'd etmişti. Ben de size söz verdim, ama sonra caydım, esasen sizi zorlayacak bir nü-fuzum yoktu. Sadece çağırdım. Siz de geldiniz. O halde beni değil, kendi-nizi kınayın. Artık ben, sizi kurtaramam. Siz de beni kurtaramazsınız. Ben, Allah'a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim. Doğrusu, za-limlere can yakan bir azap vardır.» der.

    İnanan ve yararlı işleri yapanlar, içlerinden ırmaklar akan Cennet-lere konulurlar. Rablerinin izni ile orada temelli kalırlar. Oradaki dirlik temennileri: «Selâm» dır.» (lbrâhîm,22-23.)

    Kur'ân nassmdan da anlaşılacağı gibi lanetli İblis, şu anda diridir ve kıyamet gününe kadar yaşayacaktır. Onun deniz üzerinde tahtı var-dır. Tahtının üzerinde oturur. Çetelerini de -insanlar arasına şer ve fit-ne bırakmaları için- etrafa gönderir. Yüce Allah buyurmuştur ki:

    «Esasen şeytanın hilesi zayıftır.» (en-Nisâ,76.)

    Ma'siyet işlemeden önce İblis'in adı Azazil idi. Nakkaş in ifadesine göre onun künyesi Ebu Kerdüş imiş. Bu sebeple Peygamber (s.a.v.), îbn Sayyad'a: «Ne görüyorsun?» diye sorup İbn Sayyad: «Su üzerinde bir taht görüyorum.» dediğinde şu cevabı vermişti: «Alçal! Sen haddini ve sı-nırını aşamazsın.» Peygamber (s.a.v.), İbn Sayyad'm yaptığı mükaşefenin, İblis'in takviyesi ile yapılan şeytani bir mükaşefe olduğu-nu ve bu yüzden İblis'in deniz üzerindeîd tahtım gördüğünü anlamış ve ona şöyle demişti: «Alçal! Sen haddini ve sınırım aşamazsın.» Yani ha-kir, hasis ve alçak değerinden Öteye gidemezsin.

    İblis'in tahtının deniz üzerinde olduğunun delili şu hadistir:

    İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah'tan rivayet etti ki, Rasû-lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «İblisin tahtı deniz üzerindedir. Her gün çetelerini gönderir. Bu çeteler, insanlar arasında fitne çıkarırlar, bunlardan İblis yanında en yüksek makam sahibi olanlar, insanları fitneye düşürmede eri büyük olanlardır.»

    İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:

    «îblis'in tahtı deniz üzerindedir. Çetelerini gönderir, bunlar, insan-,ları fitneye düşürürler. Onun yanında bu çetelerden en büyük olan, in-sanları fitneye düşürme hususunda en büyük olandır.»

    İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah'tan rivayet etti ki, Rasû-lullah (s.a.v.), İbn Said'e şöyle sormuştur:

    - Ne görüyorsun?

    - Su üzerinde bir taht görüyorum (veya ibn Said şu cevabı vermişti: deniz üzerinde, çevresinde yılanlar bulunan bir taht görüyorum.)

    - İşte bu taht, İblis'in tahtıdır.»

    İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah'tan rivayet etti ki, Rasû-lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «Doğrusu şeytan, namaz kılan kimselerin kendisine ibadet etmele-rinden ümidini kesmiştir. Ancak onların arasında fesat çıkarmak için çabalar.»

    Müslim, Cabir b. Abdullah'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «Şeytan, tahtını su üzerine kurar, sonra çetelerini insanlara gönde-rir. Çetelerinden onun yanında en yakın mertebede bulunanlar, insan-lar arasında en çok fitne çakaranlardır. Bunlardan biri, Şeytanın yanı-na gelir ve: «Falanla o kadar uğraştım, nihayet onu şu ve şu halde bıra-kıp geldim» der. İblis te ona, «Vallahi bir şey yapmış değilsin.» diye kar-şılık verir. Bir başkası gelir, o da: «Ben falan adamla uğraştım, nihayet onunla ailesini birbirinden ayırdım.» der, İblis onu yanına yaklaştırır ve ona: «Sen ne iyi yapmışsın.» diye cevap verir.

    Biz bu hadisi, «Halbuki bu ikisinden, koca ile karısının arasını ayı-racak şeyler Öğreniyorlardı.» (cl-Bakara,ıo2.) ayet-i kerimesinin tefsirini yaparken nakletmiştik. Yani insi ve cirmi şeytanlardan elde edilen büyü yoluyla dostlar ve sevgilileri birbirlerinden ayırabilirler. Bunun için İb-lis, insanları ve dostları birbirinden aynan ve bu uğurda çaba sarfeden çetelerine teşekkür ediyor, Allah'ın kınadığı ve yerdiği işi yapan kimseyi Övüyor, Allah'ın hoşlanmadığı şeyden hoşlanıyor. Allah in laneti onun üzerine olsun, Her türlü şerre, kötülüğe, şer ve kötülüğün sebep ve gaye-lerine karşı koruyucu birer kalkan olarak Cenâb-ı Allah, Muavvizeteyn sûrelerini inzal buyurmuştur.


  3. 03.Aralık.2011, 09:45
    2
    Moderatör



    Cinlerin Yaratılması Ve Şeytanın Kıssası


    Yüce Allah buyurdu ki:

    «O, insanı pişmiş çamur gibi kuru balçıktan yaratmıştır. Cinleri de yalın bîr alevden yaratmıştır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden han-gisini yalanlarsınız?» (cr-Rahmân,u-i6.)

    «Andolsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan ya-rattık, cinleri de, daha önce dumansız ateşten yarattık.» (ei-Hîcr,26-27.)

    Hz. Aişe'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu-yurmuştur:

    «Melekler nurdan yaratıldılar, cinler ateşten yaratıldılar, Adem de anlatılan şeyden yaratıldı.»

    Tefsircilerin çoğu dedi ki: Cinler, Adem peygamberden önce yaratıl-mışlardır. Onlardan önce yeryüzünde hin ve bin denen (cin ile insan ara-sında) yaratıklar vardı. Cenâb-ı Allah, cinleri bunlara musallat kıldı. Cinler bunları öldürdüler, bir kısmını da yeryüzünden sürgün ettiler, sonra da yeryüzüne kendileri yerleştiler.

    Süddî,İbn Mesud'dan ve bazı sahabelerden rivayet etti ki, Cenâb-ı Allah, dilediği yaratıkları yarattıktan sonra Arş'a yöneldi. İblis'i Dünya'daki meleklerin üzerine amir yaptı. İblis, cin denen bir melek ka-bilesindendi, onlara cin denmesinin sebebi, Cennet bekçileri olmaların-dan dolayıdır. İblis, Cennet bekçisi iken kalbinden şöyle bir düşünce geçti; «Allah, diğer meleklere üstün olduğum için beni onlara amir yaptı. Bunu bendeki bir meziyetten dolayı yaptı.»

    Dahhak, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir; «Cinler, yer-yüzünde fesat çıkarıp kan akıttıktan sonra Cenâb-ı Allah, melek ordu-suyla birlikte üzerlerine İblis'i gönderdi. İblis ve ordusu, onları öldürüp. yeryüzünden denizdeki adalara sürgün ettiler.»

    Muhammed b. İshak, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Günah işlemeden önce İblis'in adı Azazil'di. Yeryüzünde yaşardı. Me-leklerin en çok ibadet edeni ve en fazla bilgili olanı idi. Cin denen bir me-lek kabilesin dendi.»

    îbn Ebi Hatim, Said b. Cübeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir; «İb-lis'in adı Azazil'di, meleklerin dört kanatlılarından ve en şereflilerin-dendi.»

    Haccac, îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «İblis, melekle-rin en şereflilerinden ve en soylu kabilelerindendi. Cennetlerin bekçi-siydi, dünya semasının idaresi ve kontrolü, ona verilmişti. Yeryüzünün amiriydi.»

    Tev'eme'nin azadlısı Salih, îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet et-miştir: «İblis, yer ile gök arasındaki işleri idare ederdi.»

    Katade, Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «İblis, dünya semasındaki meleklerin reisi idi.»

    Hasan-ı Basrî dedi ki: «İblis, bir an dahi meleklerden olmadı, o cin asıllıdır, tıpkı Adem'in beşeriyetin aslı oluşu gibi o da cinlerin aslı ve atasıdır.»

    Şehr b. Havşeb ile diğerleri dediler ki: «İblis, melekler tarafından kovulan cinlerdendir. Melekler onları kovdular, bazılarını esir alıp se-maya götürdüler.»

    Dediler ki: Cenâb-ı Allah, yeryüzünde yaşasın diye Adem'i ve ondan sonra da yaşasınlar diye zürriyetini yaratmak istediği zaman, cesedini şekillendirdi, o esnada cinlerin reisi ve en çok ibadet edeni olan İblis (Azazil) gelip Adem'in cesedinin etrafında dolaştı, içinin boş olduğunu görünce onun herhangi bir şeye muktedir olamayacağını, bir yaratık ol-duğunu sandı ve Adem'in cesedine hitaben şöyle dedi: «Eğer sana mu-sallat kılınırsam seni helak ederim, eğer sen bana musallat kılmırsan sana karşı gelir, asi olurum.» Cenâb-ı Allah, Adem'e kendi ruhundan üf-lediği zaman meleklere, ona secde etmelerini emretti. O esnada İblis'in içine büyük bir haset duygusu girdi ve Adem'e secde etmeye yanaşma-yıp; «Ben ondan daha hayırlıyım, sen beni ateşten yarattın, onu ise ça-murdan yarattın.» dedi. Emre muhalefet edip Aziz ve Celil olan Allah'a itiraz etti. Yanlış konuştu. Rabbinin rahmetinden uzaklaştı. Yaptığı ibadetlerle yükselmiş olduğu mertebesinden düştü. İblis, meleklere benzerdi, ama onların cinsinden değildi. Çünkü o ateşten yaratılmış, melekler ise nurdan yaratılmışlardı. Çok muhtaç olduğu bir demde tabi-atı (yaratılışı) kendisine ihanet etti, aslı olan ateşe döndü. «İblis'ten baş-ka bütün melekler secde etmişlerdi. O, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu» (Sâd,73-74.)

    Meleklere: «Adem'e secde edin» demiştik. İblis'ten başka hepsi sec-de etmişti. O, cinlerdendi. Rabbinin buyruğunun dışına çıktı.

    Ey İnsanoğulları! Siz, beni bırakıp onu ve soyunu dost mu ediniyor-sunuz? Halbuki onlar, size düşmandır. Kendilerine yazık edenler için bu ne kötü değişmedir!» (ci-Kehf, 50.)

    Bunun üzerine İblis, yüce âlemlerden aşağılara düştü. Oralarda ya-şamasını Allah yasakladı. Bu yüzden horlanmış, alçalmış, kovulmuş, kendisi ve kendisine uyan cinlerle insanlar, Cehennemle tehdit edilmiş olarak yeryüzüne indi. O, ademoğullarını her çeşit yol ve her çeşit vesileyle, her yol başında ve her gözetim yerinde saptırmaya, yoldan çıkar-maya gayret edecektir. Nitekim Yüce Allah buyurmuş ki:

    «Benden üstün kıldığım görüyor musun? Kıyamet gününe kadar be-ni ertelersen, andolsun ki, azı bir yana, onun soyunu kendi buyruğum al-tına alacağım.» demişti.

    Allah: «Haydi git! Onlardan sana kim uyarsa bil ki, Cehennem hepi-nizin cezası olur, hem de tam bir ceza.» dedi.

    «Sesinle, gücünün yettiğini yerinden oynat, onlara karşı yaya ve at-lılarınla hay kırarak yürü, mallarına ve çocuklarına ortak ol, onlara va-adlerde bulun.» Ama şeytan, sadece onlân aldatmak için vadeder.. Doğ-rusu, benim mümin kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin olamaz. Rabbin vekil olarak yeter.» (ci-lsrâ,62-65.)

    Bu kıssayı, Adem peygamberin yaratılışı bahsinde genişçe anlata-cağız. Kısaca demek istediğimiz şudur ki, cinler ateşten yaratılmışlar-dır, ama tıpkı insan gibi yeyip içer ve ürerler, bir kısmı mü'min, bir kısmı da kafirdir. Nitekim Yüce Allah, onlardan bahsederken bunu bize bildi-riyor:

    «Ey Muhammedi Kur'ân'ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar, Kur'ân'ı dinlemeye hazır olunca birbirlerine: "Su-sun" dediler. Kur'ân'm okunması bitince, her biri birer uyarıcı olarak milletlerine döndüler. Şöyle dediler,«Ey milletimiz! Doğrusu biz, Mu-sa'dan sonra indirilen, kendisinden öncekileri doğrulayan, gerçeği ve doğru yolu gösteren bir kitab dinledik. Ey Milletimiz! Allah'a çağıran Muhammed'e uyun ve ona inanın da Allah da sizin günahlarınızı bağış-lasın ve sizi can yakıcı azabtan korusun. Allah'a çağıran Muhammed'e uymayan kimse bilsin ki, Allah'ı yeryüzünde aciz bırakamaz, onların ondan başka dostları da bulunmaz. İşte onlar apaçık sapıklıktadırlar.»(el-Ahkâf,29-32.)

    «Ey Muhammed! De ki: «Cinlerden bir topluluğun Kur’ân'ı dinlediği bana vahyolundu, onlar şöyle demişlerdir: «Doğrusu biz, doğru yola gö-türen, hayrete düşüren bir Kur'ân dinledik de ona inandık. Biz, Rabbi-mize hiç bir şeyi ortak koşmayacağız. Doğrusu Rabbimizin yüceliği, her yücelikten üstündür. O, zevce ve çocuk edinmemiştir. Doğrusu, aramız-daki beyinsiz, Allah'a karşı yalanlar uyduruyordu. Doğrusu, insanların ve cinlerin Allah'a karşı yalan uydurabileceklerini sanmazdık. Gerçek-ten bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sağınırlardı da onların az-gınlıklarını arttırırlardı. Doğrusu, onlar da sizin, Allah'ın kimseyi yeni-den diriltmeyeceğini sandığınız gibi sanı da bulunmuşlardı. Doğrusu, biz göğü yokladık, onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle doldurulmuş bul-duk. Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk ama şimdi kim dinleyecek olsa,kendisini gözleyen bir ateş buluyor. Yeryüzünde olanlara kötülük mü murad edildi, yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz. Doğrusu, aramızda iyiler de vardır, bundan aşağı bulunanlar da vardır. Biz, türlü türlü yolda olan topluluklardık. Yeryüzünde kalsak da Allah'ı aciz bırakamayacağımızı, başka yere kaçsak da, O'nu aciz bırakamayacağımız gerçeğini şüphesiz anladık. Şüphesiz, doğruluk rehberi olan Kur'ân'ı dinlediğimizde O'na inandık. Kim Rabbine inanırsa, o, ecrinin eksiltileceğinden ve kendisine haksızlık edileceğinden korkmaz. İçimizde kendini Allah'a vermiş olan-lar da, yazık edenler de vardır. Kendini Allah'a veren kimseler, işte on-lar doğru yolu arayanlar, O'na layık olanlardır. Kendilerine yazık eden-lere gelince, onlar Cehennem'in odunları oldular. Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğ-ratır,» (el-Cinn,l-17.)

    Bu sûrenin tefsirini yaptık. Bu kıssanın tamamı, el-Ahkâf sûresinin sonundadır. Konuyla ilgili hadisleri de orada zikrettik. Peygamber (s.a.v.)'in yanma gelip onun sohbetini ve okuduğu Kur'an'ı dinleyen cin topluluğu, Nusaybin cinlerindendir. Bazı rivayetlerde anlatıldığına gö-re bunlar Basra cinlerin denmiş. Rasûlullah (s.a.v.), Mekke semtlerin-den Batn-ı Nahle'de ashabına namaz kıldırırken bunlar onun yanına gitmişler, okuduğu Kur'ân-ı Kerîm'i dinlemişlerdi. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), gece boyunca onlarla sohbet etmiş, onlar da kendisine bazı soru-lar yöneltmiş ve bazı isteklerde bulunmuşlardı. Rasûlullah (s.a.v.), on-lara bazı şeyleri yapmalarını emretmiş, bazı şeylerden uzak durmaları-nı tenbihlemişti. Kendisinden azık istediklerinde onlara şöyle demişti:

    «Üzerine Allah adının anıldığı her kemik parçasını etten daha çok bulacaksınız ve her hayvan tersi de sizin binekleriniz için yemdir.» Rasûlullah (s.a.v.), insanların kemik parçaları ve hayvan tersleri ile is-tinca yapmalarım yasaklamış ve «Bunlar sizin kardeşleriniz cin (cinle-rin) azığıdır.» demişti. Ayrıca cinlerin meskeni olduğu için yollarda id-rar yapmaktan da insanları menetmiş idi.

    Rasûlullah (s.a.v.), yanına gelen cinlere Rahman sûresini okumuş ve:

    «Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?» ayet-i kerimesine geldiğinde onlar şu karşılığı vermişlerdi: «Hayır, Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiç birşeyi yalanlamıyoruz. Hamd, sa-nadır.»

    Rasûlullah (s.a.v.), insanlara Rahman sûresini okuyupta onlar ce-vap vermediği zaman cinleri onlara karşı överek şöyle demişti: «Cinler daha güzel karşılık veriyorlardı, onlara; «Öyleyken, Rabbinizin nimet-lerinden hangisini yalanlarsınız?» ayetini okuduğum zaman mutlaka şu cevabı veriyorlardı: «Hayır, Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiç bi-rini yalanlamıyoruz. Hamd, sanadır.»

    Cinlerden mü'min olanlarının Cennet'e girip girmeyecekleri veya onlardan Allah'a itaat edenlerin mükafatlarının sadece Cehennem aza-bı görmeyecekleri hususunda ihtilafa düşülmüştür. Sahih kavle göre onlar, Cennet'e gireceklerdir. Kur'ân'm şu ayetleri bu hususta genel, bir bilgi vermektedirler.

    «Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki Cennet vardır. Öy-leyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?» (cr-Rahmân,46-47.)

    Allah, bununla onlara lütufta bulunduğunu beyan buyurmuştur. Eğer cinlerin mü'min olanları Cennet'e girmeyecek olsalardı, Cenâb-ı Allah, bahşetmiş olduğu nimetleri onlara hatırlatmaz ve buna gerek duymazdı. Bu da bu konuda bizim için müstakil ve yeterli bir delildir. Doğrusunu Allah bilir.

    Buharı, Ebu Sa'saa'dan rivayet etti ki, Ebu Said el-Hudrî kendisine şöyle demiştir:

    «-Görüyorum ki sen, koyunları ve çölü çok seviyorsun. Eğer çölde ve koyunlarının arasında bulunup ta ezan okursan sesini yükselt, çünkü müezzinin sesini duyan cinler, insanlar ve her şey, kıyamet gününde onun lehinde şahitlik yapacaktır.»

    Ebu Said dedi ki: «Ben bu sözü, bizzat Rasûlullah (s.a.v.)'dan işit-tim.» Cinlerin kafir olanlarına gelince, şeytanlar bunlardandır. Şeytan-ların lideri de insanlığın atası Adem (a.s.) peygambere düşman olan îb-lis'tir. İblis'in hem kendisi, hem de zürriyeti, Adem (a.s.) peygambere ve onun zürriyyetine musallat olmuştur. Cenâb-ı Allah, kendisine iman edip peygamberlerini tasdik eden ve onların şeriatlerine uyan kimsele-ri, İblis'e ve zürriyetine karşı korumayı tekeffül etmiştir. Nitekim Allah buyurmuş ki:

    «Doğrusu, benim mü'min kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin olamaz. Rabbin, vekil olarak yeter.» <el-Isrâ,65.)

    «Andolsun ki İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış, inananlardan bir topluluk dışında hepsi ona uymuşlardı. Oysa İblisin onlar üzerinde bir nüfuzu yoktu. Ama biz, ahirete inanan kimselerle, ondan şüphede olanları işte böylece ortaya koyarız. Rabbin, her şeyi gö-zetip koruyandır.» (Scbe',20-21.)

    «Ey İnsanoğullarıî Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak ananızı, babanızı Cennet'ten çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. Sizin onları görmediğiniz yerlerden, o ve taraftarları sizi görürler. Biz, şeytanları, inanmayanlara dost kılarız.» (el-A'râf,27.)

    «Rabbin meleklere: «Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. O'nü yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye ka-panın.» demişti. Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.

    Allah: «Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan ne-dir?» dedi.

    O: «Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde

    edemem.» dedi.

    «Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu, hesab gününe kadar lanet sanadır.» dedi.

    «Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele.»

    dedi.

    Allah: «Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılandansın.» dedi.

    «Rabbim! Beni saptırdığın için, andolsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim. Halis kaldığın kulların bir yana, onların hep-sini saptıracağım.» dedi.

    Allah şöyle dedi: «Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur. Kulla-rımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar, bunun dışındadır. Ve Cehennem, onların tamamının toplanacağı yer-dir. O Cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ay-rılmış bir kısım vardır.» (el-Hicr,28-45.)

    Cenâb-ı Allah, bu kıssayı, Bakara, A'râf, Hicr, İsrâ, Tâhâ ve Sâd sûrelerinde anlatmıştır. Bu sûreleri tefsir ederken gerekli açıklamaları yaptık. Allah'a hamd olsun. Bu konuyu Adem peygamberin kıssasında da inşaallah anlatacağız. Kısaca demek istediğimiz şudur ki Cenâb-ı Al-lah, İblisi -kullarını imtihan edip denemek için- kıyamet gününe kadar yaşatacaktır. Nitekim bir ayet-i kerimede yüce £Hah şöyle buyuruyor:

    «Oysa İblis'in onlar üzerinde bir nüfuzu yoktu. Ama biz ahirete ina-nan kimselerle ondan şüphede olanları, işte böylece ortaya koyarız. Rabbin, her şeyi gözetip koruyandır.» (Sebe',21.)

    «İş olup bitince, şeytan: «Doğrusu, Allah size gerçeği va'd etmişti. Ben de size söz verdim, ama sonra caydım, esasen sizi zorlayacak bir nü-fuzum yoktu. Sadece çağırdım. Siz de geldiniz. O halde beni değil, kendi-nizi kınayın. Artık ben, sizi kurtaramam. Siz de beni kurtaramazsınız. Ben, Allah'a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim. Doğrusu, za-limlere can yakan bir azap vardır.» der.

    İnanan ve yararlı işleri yapanlar, içlerinden ırmaklar akan Cennet-lere konulurlar. Rablerinin izni ile orada temelli kalırlar. Oradaki dirlik temennileri: «Selâm» dır.» (lbrâhîm,22-23.)

    Kur'ân nassmdan da anlaşılacağı gibi lanetli İblis, şu anda diridir ve kıyamet gününe kadar yaşayacaktır. Onun deniz üzerinde tahtı var-dır. Tahtının üzerinde oturur. Çetelerini de -insanlar arasına şer ve fit-ne bırakmaları için- etrafa gönderir. Yüce Allah buyurmuştur ki:

    «Esasen şeytanın hilesi zayıftır.» (en-Nisâ,76.)

    Ma'siyet işlemeden önce İblis'in adı Azazil idi. Nakkaş in ifadesine göre onun künyesi Ebu Kerdüş imiş. Bu sebeple Peygamber (s.a.v.), îbn Sayyad'a: «Ne görüyorsun?» diye sorup İbn Sayyad: «Su üzerinde bir taht görüyorum.» dediğinde şu cevabı vermişti: «Alçal! Sen haddini ve sı-nırını aşamazsın.» Peygamber (s.a.v.), İbn Sayyad'm yaptığı mükaşefenin, İblis'in takviyesi ile yapılan şeytani bir mükaşefe olduğu-nu ve bu yüzden İblis'in deniz üzerindeîd tahtım gördüğünü anlamış ve ona şöyle demişti: «Alçal! Sen haddini ve sınırım aşamazsın.» Yani ha-kir, hasis ve alçak değerinden Öteye gidemezsin.

    İblis'in tahtının deniz üzerinde olduğunun delili şu hadistir:

    İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah'tan rivayet etti ki, Rasû-lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «İblisin tahtı deniz üzerindedir. Her gün çetelerini gönderir. Bu çeteler, insanlar arasında fitne çıkarırlar, bunlardan İblis yanında en yüksek makam sahibi olanlar, insanları fitneye düşürmede eri büyük olanlardır.»

    İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:

    «îblis'in tahtı deniz üzerindedir. Çetelerini gönderir, bunlar, insan-,ları fitneye düşürürler. Onun yanında bu çetelerden en büyük olan, in-sanları fitneye düşürme hususunda en büyük olandır.»

    İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah'tan rivayet etti ki, Rasû-lullah (s.a.v.), İbn Said'e şöyle sormuştur:

    - Ne görüyorsun?

    - Su üzerinde bir taht görüyorum (veya ibn Said şu cevabı vermişti: deniz üzerinde, çevresinde yılanlar bulunan bir taht görüyorum.)

    - İşte bu taht, İblis'in tahtıdır.»

    İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah'tan rivayet etti ki, Rasû-lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «Doğrusu şeytan, namaz kılan kimselerin kendisine ibadet etmele-rinden ümidini kesmiştir. Ancak onların arasında fesat çıkarmak için çabalar.»

    Müslim, Cabir b. Abdullah'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «Şeytan, tahtını su üzerine kurar, sonra çetelerini insanlara gönde-rir. Çetelerinden onun yanında en yakın mertebede bulunanlar, insan-lar arasında en çok fitne çakaranlardır. Bunlardan biri, Şeytanın yanı-na gelir ve: «Falanla o kadar uğraştım, nihayet onu şu ve şu halde bıra-kıp geldim» der. İblis te ona, «Vallahi bir şey yapmış değilsin.» diye kar-şılık verir. Bir başkası gelir, o da: «Ben falan adamla uğraştım, nihayet onunla ailesini birbirinden ayırdım.» der, İblis onu yanına yaklaştırır ve ona: «Sen ne iyi yapmışsın.» diye cevap verir.

    Biz bu hadisi, «Halbuki bu ikisinden, koca ile karısının arasını ayı-racak şeyler Öğreniyorlardı.» (cl-Bakara,ıo2.) ayet-i kerimesinin tefsirini yaparken nakletmiştik. Yani insi ve cirmi şeytanlardan elde edilen büyü yoluyla dostlar ve sevgilileri birbirlerinden ayırabilirler. Bunun için İb-lis, insanları ve dostları birbirinden aynan ve bu uğurda çaba sarfeden çetelerine teşekkür ediyor, Allah'ın kınadığı ve yerdiği işi yapan kimseyi Övüyor, Allah'ın hoşlanmadığı şeyden hoşlanıyor. Allah in laneti onun üzerine olsun, Her türlü şerre, kötülüğe, şer ve kötülüğün sebep ve gaye-lerine karşı koruyucu birer kalkan olarak Cenâb-ı Allah, Muavvizeteyn sûrelerini inzal buyurmuştur.





+ Yorum Gönder