Konusunu Oylayın.: Göklerle Yerin Ve Bu İkisî Arasındaki Şeylerin Yaratılışlarına Daîr Ayet Ve Hadîsler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Göklerle Yerin Ve Bu İkisî Arasındaki Şeylerin Yaratılışlarına Daîr Ayet Ve Hadîsler
  1. 03.Aralık.2011, 09:28
    1
    Misafir

    Göklerle Yerin Ve Bu İkisî Arasındaki Şeylerin Yaratılışlarına Daîr Ayet Ve Hadîsler

  2. 03.Aralık.2011, 09:32
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Göklerle Yerin Ve Bu İkisî Arasındaki Şeylerin Yaratılışlarına Daîr Ayet Ve Hadîsler




    Göklerle Yerin Ve Bu İkisî Arasındaki Şeylerin Yaratılışlarına Daîr Ayet Ve Hadîsler


    Yüce Allah buyurdu ki:

    «Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. Öyle iken, inkar edenler Rablerine başkalarını eşit

    tutuyorlar.» (el-En'âm, 1.)

    «Gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur.» (Hûd, 7.) Tefsirciler, bu altı günün mikdarı hususunda ihtilaf ederek iki gö-rüş ileri sürmüşlerdir. Cumhur-u ulemaya göre ayette sözü edilen gün-ler, bizim dünyadaki günlerimiz miktarmcadır. İbn Abbas, Mücahid, Dahhak ve Ka'bü'l-Ahbar'a göre ise ayette sözü edilen günlerden her bi-ri, bizim saymakta olduğumuz senelerden 1000 sene kadardır. Celimi-ye'ye reddiye olarak yazdığı kitabında İmam Ahmed b. Hanbel bu görü-şü benimsemiştir. İbn Cerir ile müteahhirin ulemadan bir kısmı da bu görüştedirler. Doğrusunu Allah bilir.

    İbn Cerir'in, Dahhak'tan ve diğerlerinden yaptığı rivayete göre ayette sözü edilen altı günün adları şöyledir:

    «Ebced, hevvez, hutti, kelemen, sa'fes ve kareşet.» İbn Cerir, ayette sözü edilen günlerin ilki hakkında üç kavil ileri sürmüştür. Rivayete göre Muhammed b. İshak, bu günlerin ilkinin han-gisi olduğu hususunda şöyle bir nakilde bulunmuştur: «Tevrat ehli der-ler ki: Cenâb-ı Allah, yaratmaya pazar gününden itibaren başlamıştır. İncil ehli ise derler ki; Cenâb-ı Allah, yaratmaya pazartesi gününden iti-baren başlamıştır. Biz Müslümanlara gelince bizler, Rasülullah (s.a.v.)'dan bize ulaşan habere dayanarak deriz ki; Cenâb-ı Allah, yarat-maya cumartesi gününden itibaren başlamıştır.»

    İbn İshak'm, Müslümanlardan naklettiği bu kavle, Şafii ûkıhçıla-rından ve diğerlerinden bazıları meyi etmişlerdir. İleride de nakledece-ğimiz bir hadiste Ebu Hüreyre'nin ifadesine göre Cenâb-ı Allah, toprağı cumartesi günü yaratmıştır.

    Yaratmaya pazar gününden itibaren başlandığına dair ileri sürü-len kavli İbn Cerir; Süddî, Ebu Malik, Ebu Salih, İbn Abbas, Mürre, İbn Mesud, sahabelerden bir topluluk ve Abdullah b. Selam1 dan rivayet etmistir ve kendisi de bu kavli tercih etmiştir. Bu, aynı zamanda Tevrat'ın da nassıdır. Fıkıhçılardan bir grup da bu kavle meyletmiştir. Bu kavil, pazar günü için münasip bir kavildir. Bu sebeple Cenâb-ı Allah, yarat-mayı altı günde tamamlamış ve cuma gününde yaratma işi sona ermiş-tir ki Müslümanlar da bunu kendileri için haftanın bayramı olarak ka-bul etmişlerdir. Cuma gününde Cenâb-ı Allah, bizden önceki kitab ehli-ni kendinden uzaklaştırıp sapıklıkta bırakmıştır, inşaallah bunu ileri-de açıklayacağız. Yüce Allah buyurdu İd;

    «Yerde olanların hepsini, sizin için yaratan O'dur. Sonra, göğe doğ-ru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O, her şeyi bilir.» {el-Bakara, 29.)

    «Ey Muhammed! «Siz yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve O'na eşler koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.» de.

    Yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Onu bereketli kıldı; arayanlar için yeryüzünde gıdalarını normal olarak dört gün (dört mevsim) içinde yetiştirmesi kanununu koydu. Sonra, duman halinde bulunan göğe yö-neldi, ona ve yeryüzüne «İstiyerek veya istemiyerek buyruğuma gelin.» dedi. İkisi de: «İstiyerek geldik.» dediler.

    Allah, bunun üzerine, iki gün içinde yedi gök var etti ve her göğün işini kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte bu, bilen, güçlü olan Allah'ın kanunudur.» (Pussiiet, 9-12.)

    Bu da, yerin gökten önce yaratıldığını ispatlıyor. Çünkü yer, göğe nispetle binanın temeli gibidir. Nitekim yüce Allah buyurdu ki:

    «Sizin için yeri durak, göğü bina eden, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah'tır. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!» (el-Mu'min, 64.)

    «Biz yeryüzünü bir beşik, dağlan da onun için birer direk kılmadık mı?»

    «Sizi çift çift yarattık. Uykunuzu dinlenme vakti kıldık. Geceyi bir Örtü yaptık. Gündüzü, geçimi sağlama vakti kıldık. Üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik. Parlak ışığı veren Güneş'i var ettik.» (en-Nebe', 6-13.)

    «inkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bü-tün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? İnanmıyorlar

    mi?» (el-Enbiyâ, 30.)

    Göklerle yeri birbirinden ayırdık. Nihayet rüzgarlar esti, yağmur-lar yağdı. Pınarlarla nehirler aktı ve canlılar kalkıp yürüdü.

    «Göğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık. Oysa onlar, bunda-ki delillerden yüz çeviriyorlar.» (d-Enbiyâ,32.)

    Göklerde yaratılan sabit yıldızlar, gezegenler, parlak yıldızlar, ay-dınlık saçıcı cisimler ve göklerle yerin yaratıcısının bilgeliğini ispatla-yan delillerden yüz çeviriyorlar. Nitekim yüce Allah buyurdu ki:

    «Göklerde ve yerde nice belgeler vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler. Onların çoğu, ortak koşmadan Allah'a inanmazlar.»(Yûsuf, 105-106.)

    Şimdi de şu ayet-i kerimeye bakalım:

    «Ey inkarcılar! Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Ki onu, Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir. Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır, ardından yeri düzenlemiş-tir. Suyunu ondan çıkarmış ve otlak yer meydana getirmiştir. Dağları yerleştirmiştir. Bunları, sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi için yap-mıştır.» (en-Nâziât, 27-33.)

    Bazı kimseler, bu ayet-i kerimeye dayanarak göklerin yerlerden Ön-ce yaratıldığını iddia ederek önceki iki ayetin sarih ifadesine muhalefet etmiş ve bu ayet-i kerimenin manasını anlayamamışlardır. Zira bu ayet-i kerimeden anlaşıldığına göre yerin yayılıp ondaki suların ve me-raların fiilen ortaya çıkarılması, göğün yaratılmasından sonradır. Bu, bu ayet-i kerimenin zımnında bil kuvve mukadder olan bir manadır. Ni-tekim Yüce Allah buyurdu ki:

    «...Onu bereketli kıldı; arayanlar için yeryüzünde gıdalarını normal olarak dört gün (dört mevsim) içinde yetiştirmesi kanununu koydu.»(Fussilet, 9-10.)

    Yani ekinlerin yerlerini, pınarların ve nehirlerin mekanlarını ha-zırladı. Süfli ve ulvi âlemin suretinin yaratılışını tamamladıktan sonra yeri de yaydı. Ondan, içinde gizli bulunan hazineleri ortaya çıkardı. Böylece pınarlar fışkırdı, nehirler aktı, ekinler ve meyveler bitti. Bu se-bepledir ki ayet-i kerimede geçen fiili, yerden su nşkırtmak, mera bitirmek ve dağları yere sabit kazıklar olarak çakmak şeklinde tef-sir edilmiştir. Bununla ilgili olarak yüce Allah buyurdu ki:

    «Ardından yeri düzenlemiştir. Suyunu ondan çıkarmış ve otlak yer meydana getirmiştir.»

    «Dağları yerleştirmiştir.» Yani dağları bulundukları yerlerde sabit kılıp yerleştirmiş ve kazık gibi yeryüzüne çakmıştır.

    «Göğü, gücümüzle biz kurduk ve biz şüphesiz genişleticiyiz. Yeryü-zünü biz yayıp döşedik. Ne güzel döşeyiciyiz! İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışız dır.» (ez-Zâriyât, 47-49.)

    Ayet-i kerimede geçen "genişleticiyiz" sözü ile göklerin genişletil-dikleri kastedilmektedir. Zira yükselen her şey genişler. Bir alt tabaka-nın üstünde bulunan bir gök tabakası, altmdakine nisbetle daha geniş olur. Bu sebepledir ki Kürsü, göklerden daha yüksek ve dolayısı ile hep-sinden daha geniştir. Arş ta bu saydıklarımızın tamamından daha ulu-dur. Yeryüzünü biz yayıp döşedik. Onu sarsılmayan sakin bir kara par-çası haline getirdik, sizi sarsmaz. Bu sebeple Cenâb-ı Allah: «Biz ne gü-zel döşeyiciyiz!» demiştir. Bu ayet-i kerimede yerlerden, göklerden son-ra bahsedilmiştir. Bu demek değildir ki yerler, göklerden sonra yaratılmıştır. .Buradaki sıralama, lügata bağlı bir haber verme sıralamasıdır. Doğrusunu Allah bilir.

    Buharı, İmran b. Husayn'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    «Peygamber (s.a.v.)'in yanma gittim,devemi kapıya bağladım. Yanma Beni Temim kabilesinden bir kaç kişi geldi. Peygamber (s.a.v.) onlara: «Ey Temim oğulları, müjdeyi kabul edin.» dedi. Onlar da: «Yeter artık bize müjde verdiğin. Sen bize mal ver.» dediler. Bu sözlerini iki kez tekrarladılar. Sonra Rasülullah (s.a.v.)'m yanma Yemenlilerden bazı kimseler geldi. Peygamber (s.a.v.) onlara: «Ey Yemenliler! Müjdeyi ka-bul edin. Temim oğulları kabul etmediyse de siz kabul edin.» dedi. Onlar da şöyle dediler: «Kabul ettik ya Rasûlallah! Sana şu yaratma işinin ev-veliyatını sormaya geldik.» Peygamber (s.a.v.) onlara konuyu şöyle an-latmaya başladı: .

    «Allah vardı. O'ndan başka hiçbir şey yoktu. O'nun Arş'ı su üzerinde idi. Zikirde her şeyi yazdı. Gökleri ve yeri yarattı...» O esnada biri, «Ey Husayn oğlu, deven kaybolup gitti.»dedi. Ben de koşup dışarı çıktım. Baktım ki devem gitmiş, ardı sıra serap görünüyor. Keşke deveyi bırak-saydım da yerimden kalkmış olmasaydım.»

    İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet et-miştir:

    «Rasülullah (s.a.v.) elimi tutup bana şöyle dedi:

    «Allah, cumartesi günü toprağı yarattı. Pazar günü dağları yarattı, pazartesi günü ağaçları yarattı, sah günü mekruhu yarattı, çarşamba günü nuru yarattı, perşembe günü canlıları yeryüzüne yaydı, cuma gü-nü ikindiden sonra Adem'i yarattı. Adem, cuma gününün son saatinde ikindi ile gece arasında yaratılan son yaratık oldu.»

    Bu hadisin metninde şiddetli bir gariplik vardır. Mesela, bu hadiste göklerin yaratılmasından bahsedilmemektedir. Yerlerin ve yerlerdeki mevcudatın yedi günde yaratıldığı söylenmektedir. Bu da Kur'ân'm ifa-desine ters düşmektedir. Çünkü Kur'ân'da anlatıldığına göre yer, dört günde yaratılmış, sonra iki günde gökler dumandan yaratılmıştır. Du-mandan maksat ta suyun buharıdır. O buhar, büyük su kütlesinin dal-galanması neticesinde büyük İlâhi kudretin eseri olarak yerden yüksel-mişti.

    «Yerde olanların hepsini sizin için yaratan O'dur. Sonra göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir.»

    Yukarıdaki ayet-i kerime ile ilgili olarak büyük Süddî İsmail b. Ab-dirrahman, İbn Mesud ile başka bir kaç sahabeden rivayet ettiki, Rasü-lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «Allah'ın Arş'ı su üzerinde idi. Suyu yaratmadan önce başka birşeyi yaratmış değildi. Yaratıkları yaratmak istediği zaman sudan bir duman çıkardı. Bu duman su üzerinde yükseldi ve bu dumana sema adını verdi.Bundan sonra o suyu kurutup tek bir yer kütlesi haline getirdi. Sonra bu kütleyi yardı ve iki günde (pazartesi ve salı gününde) yedi kat yeri yarat-tı. Yeri balık üzerinde yarattı ki o balığın adı "Nün" dur. Yüce Allah o ba-lıktan şöyle söz eder:

    «Nün, kalem ve onunla yazılanlara and olsun.» Balık sudadır. Su ise, kaygan ve düz bir taş üzerindedir. O taş ta meleğin sırtı üstündedir. Melek, bir kaya üzerindedir. Kaya ise' rüzgarın üzerindedir. Bu kaya, Lokmanın sözünü ettiği kayadır. Gökte ve yerde değildir. Balık hareket etti, sarsıldı, yer de sarsıldı. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, dağları yerin üzerine yerleştirdi ve yer sakinleşti. Cenâb-ı Allah, sah günü dağları ve içindeki faydaları yarattı. Çarşamba günü ağaçları, suyu, şehirleri, ma-mur ve harap yerleri yarattı, göğü yer kütlesinden ayırdı. Daha önce ye-re bitişikti. Gökleri perşembe ve cuma günlerinde yedi kat olarak düzen-ledi. Cuma gününe cuma günü denmesinin sebebi, o günde göklerle ye-rin cem edilmesidir. Ve yine Cenâb-ı Allah, her semaya kendi görevini il-ham etti. Her semadaki yaratıkları, melekleri, denizleri, sayısız dağları ve kendisinden başka kimsenin bilmediği yaratıkları yarattı. Sonra se-mayı yıldızlarla süsledi. Yıldızları, bir süs yaptı ve şeytanlardan yıldız-lar vasıtası ile gökleri korudu. Dilediği şeyleri yarattıktan ve yaratma işini tamamladıktan sonra Arş'a yöneldi.»

    Süddî'nin anlattığı bu şeylerin senetlerinde gariplikler vardır ve bunların çoğu da israiliyattan alınmadır. Ka'bü'l-Ahbar, Hz. Ömer'in zamanında Müslüman olduğunda gelip Hz. Ömer'in huzurunda ehl-i ki-tabın ilminden bahseder, onlara bildikleri bazı şeyleri anlatır. Hz. Ömer de onun gönlünü İslâm'a ısındırmak amacı ile dinlerdi. Anlattığı şeyle-rin şeriata uyanlarını beğeni ile dinlerdi. Bu sebepledir ki insanların çoğu, Ka'bü'l-Ahbar'm naklettiği şeyleri nakletmeye cevaz vermişler-dir. Ayrıca İsrailoğullarından bazı şeylerin nakline izin verilmiştir. An-cak Ka'bü'l-Ahbar'm rivayetlerinde büyük yanlışlıklar ve çok hatalar da vardır.

    Buharı, "Sahih" adlı eserinde Muaviye'nin Ka'bü'l-Ahbar hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Bununla birlikte biz, onun yalan söyle-mekle mübtela olduğunu biliyoruz.» Yani nakillerinde yalan söylediğini biliyoruz. Çünkü o bunu kasıtlı olarak söylemiştir. Doğrusunu Allah bi-lir.

    Biz, büyük mütekaddimin imamların israiliyattan naklettiği şeyle-ri naklederiz. Sonra bunlarla ilgili olarak doğrulayıcı veya yalanlayıcı hadisleri araştırırız. Geri kalan israiliyat haberlerinden doğru veya yanlış olabileceklere gelince, bunlar hususunda Cenâb-ı Allah'ın yardı-mını dileriz. Güvencimiz ve dayanağımız Allah'tır.

    Buharı, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «Cenâb-ı Allah, mahrukatı yaratma işinde Arş'm yanında bulunan kitabına şöyle yazdı: «Doğrusu benim rahmetim, gazabıma galip oldu.» [11]


  3. 03.Aralık.2011, 09:32
    2
    Moderatör



    Göklerle Yerin Ve Bu İkisî Arasındaki Şeylerin Yaratılışlarına Daîr Ayet Ve Hadîsler


    Yüce Allah buyurdu ki:

    «Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. Öyle iken, inkar edenler Rablerine başkalarını eşit

    tutuyorlar.» (el-En'âm, 1.)

    «Gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur.» (Hûd, 7.) Tefsirciler, bu altı günün mikdarı hususunda ihtilaf ederek iki gö-rüş ileri sürmüşlerdir. Cumhur-u ulemaya göre ayette sözü edilen gün-ler, bizim dünyadaki günlerimiz miktarmcadır. İbn Abbas, Mücahid, Dahhak ve Ka'bü'l-Ahbar'a göre ise ayette sözü edilen günlerden her bi-ri, bizim saymakta olduğumuz senelerden 1000 sene kadardır. Celimi-ye'ye reddiye olarak yazdığı kitabında İmam Ahmed b. Hanbel bu görü-şü benimsemiştir. İbn Cerir ile müteahhirin ulemadan bir kısmı da bu görüştedirler. Doğrusunu Allah bilir.

    İbn Cerir'in, Dahhak'tan ve diğerlerinden yaptığı rivayete göre ayette sözü edilen altı günün adları şöyledir:

    «Ebced, hevvez, hutti, kelemen, sa'fes ve kareşet.» İbn Cerir, ayette sözü edilen günlerin ilki hakkında üç kavil ileri sürmüştür. Rivayete göre Muhammed b. İshak, bu günlerin ilkinin han-gisi olduğu hususunda şöyle bir nakilde bulunmuştur: «Tevrat ehli der-ler ki: Cenâb-ı Allah, yaratmaya pazar gününden itibaren başlamıştır. İncil ehli ise derler ki; Cenâb-ı Allah, yaratmaya pazartesi gününden iti-baren başlamıştır. Biz Müslümanlara gelince bizler, Rasülullah (s.a.v.)'dan bize ulaşan habere dayanarak deriz ki; Cenâb-ı Allah, yarat-maya cumartesi gününden itibaren başlamıştır.»

    İbn İshak'm, Müslümanlardan naklettiği bu kavle, Şafii ûkıhçıla-rından ve diğerlerinden bazıları meyi etmişlerdir. İleride de nakledece-ğimiz bir hadiste Ebu Hüreyre'nin ifadesine göre Cenâb-ı Allah, toprağı cumartesi günü yaratmıştır.

    Yaratmaya pazar gününden itibaren başlandığına dair ileri sürü-len kavli İbn Cerir; Süddî, Ebu Malik, Ebu Salih, İbn Abbas, Mürre, İbn Mesud, sahabelerden bir topluluk ve Abdullah b. Selam1 dan rivayet etmistir ve kendisi de bu kavli tercih etmiştir. Bu, aynı zamanda Tevrat'ın da nassıdır. Fıkıhçılardan bir grup da bu kavle meyletmiştir. Bu kavil, pazar günü için münasip bir kavildir. Bu sebeple Cenâb-ı Allah, yarat-mayı altı günde tamamlamış ve cuma gününde yaratma işi sona ermiş-tir ki Müslümanlar da bunu kendileri için haftanın bayramı olarak ka-bul etmişlerdir. Cuma gününde Cenâb-ı Allah, bizden önceki kitab ehli-ni kendinden uzaklaştırıp sapıklıkta bırakmıştır, inşaallah bunu ileri-de açıklayacağız. Yüce Allah buyurdu İd;

    «Yerde olanların hepsini, sizin için yaratan O'dur. Sonra, göğe doğ-ru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O, her şeyi bilir.» {el-Bakara, 29.)

    «Ey Muhammed! «Siz yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve O'na eşler koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.» de.

    Yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Onu bereketli kıldı; arayanlar için yeryüzünde gıdalarını normal olarak dört gün (dört mevsim) içinde yetiştirmesi kanununu koydu. Sonra, duman halinde bulunan göğe yö-neldi, ona ve yeryüzüne «İstiyerek veya istemiyerek buyruğuma gelin.» dedi. İkisi de: «İstiyerek geldik.» dediler.

    Allah, bunun üzerine, iki gün içinde yedi gök var etti ve her göğün işini kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte bu, bilen, güçlü olan Allah'ın kanunudur.» (Pussiiet, 9-12.)

    Bu da, yerin gökten önce yaratıldığını ispatlıyor. Çünkü yer, göğe nispetle binanın temeli gibidir. Nitekim yüce Allah buyurdu ki:

    «Sizin için yeri durak, göğü bina eden, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah'tır. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!» (el-Mu'min, 64.)

    «Biz yeryüzünü bir beşik, dağlan da onun için birer direk kılmadık mı?»

    «Sizi çift çift yarattık. Uykunuzu dinlenme vakti kıldık. Geceyi bir Örtü yaptık. Gündüzü, geçimi sağlama vakti kıldık. Üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik. Parlak ışığı veren Güneş'i var ettik.» (en-Nebe', 6-13.)

    «inkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bü-tün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? İnanmıyorlar

    mi?» (el-Enbiyâ, 30.)

    Göklerle yeri birbirinden ayırdık. Nihayet rüzgarlar esti, yağmur-lar yağdı. Pınarlarla nehirler aktı ve canlılar kalkıp yürüdü.

    «Göğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık. Oysa onlar, bunda-ki delillerden yüz çeviriyorlar.» (d-Enbiyâ,32.)

    Göklerde yaratılan sabit yıldızlar, gezegenler, parlak yıldızlar, ay-dınlık saçıcı cisimler ve göklerle yerin yaratıcısının bilgeliğini ispatla-yan delillerden yüz çeviriyorlar. Nitekim yüce Allah buyurdu ki:

    «Göklerde ve yerde nice belgeler vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler. Onların çoğu, ortak koşmadan Allah'a inanmazlar.»(Yûsuf, 105-106.)

    Şimdi de şu ayet-i kerimeye bakalım:

    «Ey inkarcılar! Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Ki onu, Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir. Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır, ardından yeri düzenlemiş-tir. Suyunu ondan çıkarmış ve otlak yer meydana getirmiştir. Dağları yerleştirmiştir. Bunları, sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi için yap-mıştır.» (en-Nâziât, 27-33.)

    Bazı kimseler, bu ayet-i kerimeye dayanarak göklerin yerlerden Ön-ce yaratıldığını iddia ederek önceki iki ayetin sarih ifadesine muhalefet etmiş ve bu ayet-i kerimenin manasını anlayamamışlardır. Zira bu ayet-i kerimeden anlaşıldığına göre yerin yayılıp ondaki suların ve me-raların fiilen ortaya çıkarılması, göğün yaratılmasından sonradır. Bu, bu ayet-i kerimenin zımnında bil kuvve mukadder olan bir manadır. Ni-tekim Yüce Allah buyurdu ki:

    «...Onu bereketli kıldı; arayanlar için yeryüzünde gıdalarını normal olarak dört gün (dört mevsim) içinde yetiştirmesi kanununu koydu.»(Fussilet, 9-10.)

    Yani ekinlerin yerlerini, pınarların ve nehirlerin mekanlarını ha-zırladı. Süfli ve ulvi âlemin suretinin yaratılışını tamamladıktan sonra yeri de yaydı. Ondan, içinde gizli bulunan hazineleri ortaya çıkardı. Böylece pınarlar fışkırdı, nehirler aktı, ekinler ve meyveler bitti. Bu se-bepledir ki ayet-i kerimede geçen fiili, yerden su nşkırtmak, mera bitirmek ve dağları yere sabit kazıklar olarak çakmak şeklinde tef-sir edilmiştir. Bununla ilgili olarak yüce Allah buyurdu ki:

    «Ardından yeri düzenlemiştir. Suyunu ondan çıkarmış ve otlak yer meydana getirmiştir.»

    «Dağları yerleştirmiştir.» Yani dağları bulundukları yerlerde sabit kılıp yerleştirmiş ve kazık gibi yeryüzüne çakmıştır.

    «Göğü, gücümüzle biz kurduk ve biz şüphesiz genişleticiyiz. Yeryü-zünü biz yayıp döşedik. Ne güzel döşeyiciyiz! İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışız dır.» (ez-Zâriyât, 47-49.)

    Ayet-i kerimede geçen "genişleticiyiz" sözü ile göklerin genişletil-dikleri kastedilmektedir. Zira yükselen her şey genişler. Bir alt tabaka-nın üstünde bulunan bir gök tabakası, altmdakine nisbetle daha geniş olur. Bu sebepledir ki Kürsü, göklerden daha yüksek ve dolayısı ile hep-sinden daha geniştir. Arş ta bu saydıklarımızın tamamından daha ulu-dur. Yeryüzünü biz yayıp döşedik. Onu sarsılmayan sakin bir kara par-çası haline getirdik, sizi sarsmaz. Bu sebeple Cenâb-ı Allah: «Biz ne gü-zel döşeyiciyiz!» demiştir. Bu ayet-i kerimede yerlerden, göklerden son-ra bahsedilmiştir. Bu demek değildir ki yerler, göklerden sonra yaratılmıştır. .Buradaki sıralama, lügata bağlı bir haber verme sıralamasıdır. Doğrusunu Allah bilir.

    Buharı, İmran b. Husayn'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    «Peygamber (s.a.v.)'in yanma gittim,devemi kapıya bağladım. Yanma Beni Temim kabilesinden bir kaç kişi geldi. Peygamber (s.a.v.) onlara: «Ey Temim oğulları, müjdeyi kabul edin.» dedi. Onlar da: «Yeter artık bize müjde verdiğin. Sen bize mal ver.» dediler. Bu sözlerini iki kez tekrarladılar. Sonra Rasülullah (s.a.v.)'m yanma Yemenlilerden bazı kimseler geldi. Peygamber (s.a.v.) onlara: «Ey Yemenliler! Müjdeyi ka-bul edin. Temim oğulları kabul etmediyse de siz kabul edin.» dedi. Onlar da şöyle dediler: «Kabul ettik ya Rasûlallah! Sana şu yaratma işinin ev-veliyatını sormaya geldik.» Peygamber (s.a.v.) onlara konuyu şöyle an-latmaya başladı: .

    «Allah vardı. O'ndan başka hiçbir şey yoktu. O'nun Arş'ı su üzerinde idi. Zikirde her şeyi yazdı. Gökleri ve yeri yarattı...» O esnada biri, «Ey Husayn oğlu, deven kaybolup gitti.»dedi. Ben de koşup dışarı çıktım. Baktım ki devem gitmiş, ardı sıra serap görünüyor. Keşke deveyi bırak-saydım da yerimden kalkmış olmasaydım.»

    İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet et-miştir:

    «Rasülullah (s.a.v.) elimi tutup bana şöyle dedi:

    «Allah, cumartesi günü toprağı yarattı. Pazar günü dağları yarattı, pazartesi günü ağaçları yarattı, sah günü mekruhu yarattı, çarşamba günü nuru yarattı, perşembe günü canlıları yeryüzüne yaydı, cuma gü-nü ikindiden sonra Adem'i yarattı. Adem, cuma gününün son saatinde ikindi ile gece arasında yaratılan son yaratık oldu.»

    Bu hadisin metninde şiddetli bir gariplik vardır. Mesela, bu hadiste göklerin yaratılmasından bahsedilmemektedir. Yerlerin ve yerlerdeki mevcudatın yedi günde yaratıldığı söylenmektedir. Bu da Kur'ân'm ifa-desine ters düşmektedir. Çünkü Kur'ân'da anlatıldığına göre yer, dört günde yaratılmış, sonra iki günde gökler dumandan yaratılmıştır. Du-mandan maksat ta suyun buharıdır. O buhar, büyük su kütlesinin dal-galanması neticesinde büyük İlâhi kudretin eseri olarak yerden yüksel-mişti.

    «Yerde olanların hepsini sizin için yaratan O'dur. Sonra göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir.»

    Yukarıdaki ayet-i kerime ile ilgili olarak büyük Süddî İsmail b. Ab-dirrahman, İbn Mesud ile başka bir kaç sahabeden rivayet ettiki, Rasü-lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «Allah'ın Arş'ı su üzerinde idi. Suyu yaratmadan önce başka birşeyi yaratmış değildi. Yaratıkları yaratmak istediği zaman sudan bir duman çıkardı. Bu duman su üzerinde yükseldi ve bu dumana sema adını verdi.Bundan sonra o suyu kurutup tek bir yer kütlesi haline getirdi. Sonra bu kütleyi yardı ve iki günde (pazartesi ve salı gününde) yedi kat yeri yarat-tı. Yeri balık üzerinde yarattı ki o balığın adı "Nün" dur. Yüce Allah o ba-lıktan şöyle söz eder:

    «Nün, kalem ve onunla yazılanlara and olsun.» Balık sudadır. Su ise, kaygan ve düz bir taş üzerindedir. O taş ta meleğin sırtı üstündedir. Melek, bir kaya üzerindedir. Kaya ise' rüzgarın üzerindedir. Bu kaya, Lokmanın sözünü ettiği kayadır. Gökte ve yerde değildir. Balık hareket etti, sarsıldı, yer de sarsıldı. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, dağları yerin üzerine yerleştirdi ve yer sakinleşti. Cenâb-ı Allah, sah günü dağları ve içindeki faydaları yarattı. Çarşamba günü ağaçları, suyu, şehirleri, ma-mur ve harap yerleri yarattı, göğü yer kütlesinden ayırdı. Daha önce ye-re bitişikti. Gökleri perşembe ve cuma günlerinde yedi kat olarak düzen-ledi. Cuma gününe cuma günü denmesinin sebebi, o günde göklerle ye-rin cem edilmesidir. Ve yine Cenâb-ı Allah, her semaya kendi görevini il-ham etti. Her semadaki yaratıkları, melekleri, denizleri, sayısız dağları ve kendisinden başka kimsenin bilmediği yaratıkları yarattı. Sonra se-mayı yıldızlarla süsledi. Yıldızları, bir süs yaptı ve şeytanlardan yıldız-lar vasıtası ile gökleri korudu. Dilediği şeyleri yarattıktan ve yaratma işini tamamladıktan sonra Arş'a yöneldi.»

    Süddî'nin anlattığı bu şeylerin senetlerinde gariplikler vardır ve bunların çoğu da israiliyattan alınmadır. Ka'bü'l-Ahbar, Hz. Ömer'in zamanında Müslüman olduğunda gelip Hz. Ömer'in huzurunda ehl-i ki-tabın ilminden bahseder, onlara bildikleri bazı şeyleri anlatır. Hz. Ömer de onun gönlünü İslâm'a ısındırmak amacı ile dinlerdi. Anlattığı şeyle-rin şeriata uyanlarını beğeni ile dinlerdi. Bu sebepledir ki insanların çoğu, Ka'bü'l-Ahbar'm naklettiği şeyleri nakletmeye cevaz vermişler-dir. Ayrıca İsrailoğullarından bazı şeylerin nakline izin verilmiştir. An-cak Ka'bü'l-Ahbar'm rivayetlerinde büyük yanlışlıklar ve çok hatalar da vardır.

    Buharı, "Sahih" adlı eserinde Muaviye'nin Ka'bü'l-Ahbar hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Bununla birlikte biz, onun yalan söyle-mekle mübtela olduğunu biliyoruz.» Yani nakillerinde yalan söylediğini biliyoruz. Çünkü o bunu kasıtlı olarak söylemiştir. Doğrusunu Allah bi-lir.

    Biz, büyük mütekaddimin imamların israiliyattan naklettiği şeyle-ri naklederiz. Sonra bunlarla ilgili olarak doğrulayıcı veya yalanlayıcı hadisleri araştırırız. Geri kalan israiliyat haberlerinden doğru veya yanlış olabileceklere gelince, bunlar hususunda Cenâb-ı Allah'ın yardı-mını dileriz. Güvencimiz ve dayanağımız Allah'tır.

    Buharı, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «Cenâb-ı Allah, mahrukatı yaratma işinde Arş'm yanında bulunan kitabına şöyle yazdı: «Doğrusu benim rahmetim, gazabıma galip oldu.» [11]





+ Yorum Gönder