Konusunu Oylayın.: Hz.Hamzaya Seyyidü-ş şüheda lakabının verildiğini ifade eden hadis

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz.Hamzaya Seyyidü-ş şüheda lakabının verildiğini ifade eden hadis
  1. 02.Aralık.2011, 01:04
    1
    Misafir

    Hz.Hamzaya Seyyidü-ş şüheda lakabının verildiğini ifade eden hadis






    Hz.Hamzaya Seyyidü-ş şüheda lakabının verildiğini ifade eden hadis Mumsema Hz. Hamza'ya (ra) '' Seyyidü-ş şüheda'' lakabının Efendimiz tarafından verildiğini ifade buyuran hadis-i şerif hangisidir.


  2. 02.Aralık.2011, 01:04
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Hz. Hamza'ya (ra) '' Seyyidü-ş şüheda'' lakabının Efendimiz tarafından verildiğini ifade buyuran hadis-i şerif hangisidir.


    Benzer Konular

    - Sevgiyi ifade eden resim

    - Sizi ifade eden hangisi

    - İlgilisine Vahhabi lakabının takılması ne derece doğru ifade olur?

    - İslam’da Kardeşliği ifade eden kavramlar

    - Kadının de erini ifade eden üç Hadis-i Şerif söyleyiniz ?

  3. 02.Aralık.2011, 03:08
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz.Hamzaya Seyyidü-ş şüheda lakabının verildiğini ifade eden hadis





    Savaş bitip de ortalık sakinleşince Müslümanlar Uhud meydanına inip şehitlerini kontrol ettiler. Efendimiz (s.a.v.), Hz. Hamza Efendimizi sordular: “Amcam Hamza, görünmüyor. Nerededir?” Haris b. Samme, Hz. Hamza’dan bir haber getirmek için gitti; ancak geri dönmedi. Hz. Ali, Haris b. Samme’nin ardınca gitti. Haris’i Hamza Efendimizin parçalanmış, mübarek ve muallâ cesetlerinin başında buldu. (Siretü İbni İshak, III/314) Hz. Ali ağlayarak geri döndü. Efendimize (s.a.v.), bu durumu haber verdi.

    Bilindiği üzere Efendimiz (s.a.v.), İslâm uğruna göç eden, malını ortaya koyan ve en sonunda canından da vazgeçen amcası Hz. Hamza’yı pek ziyade severdi. Onun parçalanmış, temiz bedenini Batn-ı Vadi denilen yerde buldular. Bedeni, göğüs bölgesinden yarılmış, burnu ve kulakları kesilmiş bir haldeydi. Rasûlullâh (s.a.v.): “Daha önce hiç bu kadar elem verici bir manzara ile karşılaşmamıştım. Bana senin gibi bir musibet bir daha erişmez, daha önce bana bu şekilde bir acı veren bir mekânda bulunmamıştım.” diyordu. Allah Rasûlü (s.a.v.) Hz. Hamza Efendimizin o mübarek, müberra vücudunu kıble tarafına koyduktan sonra başında durdu; kendinden geçecek hâlde şiddetli bir şekilde ağlıyor: “Ey Allah Rasûlü’nün Amcası, ey Allah’ın Aslanı, ey Rasûlü’nün Aslanı, ey hayır sahibi, ey Hamza, ey zorlukları aşan Hamza, ey Rasûlullâh’a yönelmiş engellere mani olan Hamza!..” diye onu medhediyordu. İbn-i Mesud, “Rasûlullâh (s.a.v.)’i Hz. Hamza’ya ağladığı gibi şiddetli ağlarken hiç görmemiştik.” derdi.” (es-Siyretü’l-Halebiyye, II/534)

    Nihayet Cibril-i Emin Allah Rasûlü’nü teselli için geldi. “Yedi kat semavât ehli için, Hamza b. Abdulmuttalip, Allah’ın ve Rasûlü’nün Aslanı’dır, yazılmıştır.” diye muştuladı. (Türabitü’l-İdariyye, II/37)

    Efendimiz (s.a.v.)’in halaları Safiye, kardeşi Hz. Hamza’nın başucuna geldi. Onun için Rabb’ine duada bulundu; ancak kendisini tutamayıp ağlamaya başladı. Bununla birlikte hem kendisi içli içli ağlıyor hem de Hz. Peygamber (s.a.v.)’i ve Cennet Kadınlarının Efendisi Fatıma Annemizi ağlatıyordu.” (Ebû Abdullah el-Hakim, el-Nisaburî, el-Müstesreku ale’s-Sahiheyn, Beyrut 1977, III/214-218)

    Uhud şehitleri kanlı elbiseleri ile mezarlarına konuldu. Efendimiz (s.a.v.), “Kıyamet günü onlar (şehitler) kabirlerinden kanlarını akıtarak (kanları akar vaziyette) kalkar.” (Nesaî, Sünen, IV/29)

    Uhud’da önce Hz. Hamza Efendimizin cenaze namazı kılındı. Daha sonra diğer şehitler birer birer getirilip Hz. Hamza’nın önüne konuldu; her birine ayrı ayrı namaz kılındı. Hz. Hamza’nın cenazesi üzerine, yetmiş defa cenaze namazı kılınmış oldu.” (Tabakât, II/44)

    Hz. Hamza Efendimizin mübarek cesetlerini kabire; Hz. Ebû Bekir, Ömer, Ali ve Zübeyr b. Avvam (r.a.) indirdiler. Bir müddet (İki Cihan Serveri) Efendimiz (s.a.v.), amcasının kabri başında oturarak tefekküre daldılar.

    Uhud şehitlerinden dünyada aralarında kardeşlik akdi olanlar aynı kabre kondu. Hz. Hamza, Abdullah b. Cahş ile aynı kabre kondu. İkisi teyze çocuklarıydı. Kur’ân’ı çok okuyanlar, önce kondular. (Buharî, Megazî, 26)

    Efendimiz (s.a.v.) şehitlerin mezarları başında durmuş şu hakikati ifade ediyordu: “Ben şehitlerin, Allah Tealâ’nın yolunda canlarını feda ettiklerine kıyamet günü şahitlik edeceğim. Onları kanlarıyla (kanlı elbiseleriyle) gömünüz. Vallâhî, kıyamet günü mahşere, yaraları kanayarak gelecekler. Kanlarının rengi (bugünkü gibi) kan rengi, kokuları da misk kokusu olacaktır.” (Buharî, Cihat 10)

    Hz. Peygamber Medine’ye döndü. Özellikle şehidi olan Müslümanların evlerinden ağıt sesleri yükseliyordu. Kadın ve çocuklar şehit olan yakınları için gözyaşı döküyordu.

    Hz. Hamza’nın evinde hiçbir ses yoktu. Bu hâl Efendimizi (s.a.v.) hüzünlendirdi. “Hamza (r.a.) bu şehrin garibi olduğu için onun ardından ağlayan yok.” diye buyurdular. Rasûlullâh (s.a.v.)’den bu sözü işiten Sahâbe’nin büyüklerinden olan Sa’d b. Muaz doğruca Beni Eşhel kadınlarının yanına gitti. Onlara Hz. Peygamber’e gitmelerini ve Hz. Hamza Efendimiz için ağlamalarını emretti. Kadınlar doğruca Peygamber Efendimiz’in evine gelerek Hz. Hamza için ağlamaya başladılar. Hz. Hamza için ağlayan kadınların sesleri Rasûlullâh (s.a.v.)’in kulağına geldiğinde: “Bunlar kimdir?” diye sordular. Kendilerine: “Hz. Hamza için ağlayan kadınlar.” dendi.

    Efendimiz de kadınların yanına çıkarak: “Evlerinize dönün. Bugünden sonra ağlamak yok.” dedi ve Hz. Hamza Efendimiz için ağlayan kadınların evlât ve torunlarına dua buyurdular. Uhud’dan sonra Medine kadınları bir şehide ve ölüye ağlayacakları zaman önce Hz. Hamza için ağlarlar sonra kendi ölülerine ağlarlardı.”(es-Siyretü’l-Halebiyye, II/546)

    Hicretin kırkıncı yılı başında, şehit oluşlarından kırk yıl sonra henüz yeni ölmüş gibi olan cesetlerini çıkarttık, başka bir yere naklettik. Mezarlığın etrafını bir duvarla çevirdik. Hz. Hamza’nın cesedinden hâlâ kan akıyordu. Ben şehitleri insanların omuzlarında gördüm. Sanki onlar uyuyakalmış insan gibiydiler.” (Tabakat, III/11)

    Cafer Ceylan Rehber dergisi
    Not: Yazımında, Ramazan Balcı’nın, “Uhud’da Hamza Olmak,” (Nesil Yayınları, İstanbul, 2005) adlı kitabından ve kitabın kaynakçasından yararlanılmıştır.



  4. 02.Aralık.2011, 03:08
    2
    Silent and lonely rains




    Savaş bitip de ortalık sakinleşince Müslümanlar Uhud meydanına inip şehitlerini kontrol ettiler. Efendimiz (s.a.v.), Hz. Hamza Efendimizi sordular: “Amcam Hamza, görünmüyor. Nerededir?” Haris b. Samme, Hz. Hamza’dan bir haber getirmek için gitti; ancak geri dönmedi. Hz. Ali, Haris b. Samme’nin ardınca gitti. Haris’i Hamza Efendimizin parçalanmış, mübarek ve muallâ cesetlerinin başında buldu. (Siretü İbni İshak, III/314) Hz. Ali ağlayarak geri döndü. Efendimize (s.a.v.), bu durumu haber verdi.

    Bilindiği üzere Efendimiz (s.a.v.), İslâm uğruna göç eden, malını ortaya koyan ve en sonunda canından da vazgeçen amcası Hz. Hamza’yı pek ziyade severdi. Onun parçalanmış, temiz bedenini Batn-ı Vadi denilen yerde buldular. Bedeni, göğüs bölgesinden yarılmış, burnu ve kulakları kesilmiş bir haldeydi. Rasûlullâh (s.a.v.): “Daha önce hiç bu kadar elem verici bir manzara ile karşılaşmamıştım. Bana senin gibi bir musibet bir daha erişmez, daha önce bana bu şekilde bir acı veren bir mekânda bulunmamıştım.” diyordu. Allah Rasûlü (s.a.v.) Hz. Hamza Efendimizin o mübarek, müberra vücudunu kıble tarafına koyduktan sonra başında durdu; kendinden geçecek hâlde şiddetli bir şekilde ağlıyor: “Ey Allah Rasûlü’nün Amcası, ey Allah’ın Aslanı, ey Rasûlü’nün Aslanı, ey hayır sahibi, ey Hamza, ey zorlukları aşan Hamza, ey Rasûlullâh’a yönelmiş engellere mani olan Hamza!..” diye onu medhediyordu. İbn-i Mesud, “Rasûlullâh (s.a.v.)’i Hz. Hamza’ya ağladığı gibi şiddetli ağlarken hiç görmemiştik.” derdi.” (es-Siyretü’l-Halebiyye, II/534)

    Nihayet Cibril-i Emin Allah Rasûlü’nü teselli için geldi. “Yedi kat semavât ehli için, Hamza b. Abdulmuttalip, Allah’ın ve Rasûlü’nün Aslanı’dır, yazılmıştır.” diye muştuladı. (Türabitü’l-İdariyye, II/37)

    Efendimiz (s.a.v.)’in halaları Safiye, kardeşi Hz. Hamza’nın başucuna geldi. Onun için Rabb’ine duada bulundu; ancak kendisini tutamayıp ağlamaya başladı. Bununla birlikte hem kendisi içli içli ağlıyor hem de Hz. Peygamber (s.a.v.)’i ve Cennet Kadınlarının Efendisi Fatıma Annemizi ağlatıyordu.” (Ebû Abdullah el-Hakim, el-Nisaburî, el-Müstesreku ale’s-Sahiheyn, Beyrut 1977, III/214-218)

    Uhud şehitleri kanlı elbiseleri ile mezarlarına konuldu. Efendimiz (s.a.v.), “Kıyamet günü onlar (şehitler) kabirlerinden kanlarını akıtarak (kanları akar vaziyette) kalkar.” (Nesaî, Sünen, IV/29)

    Uhud’da önce Hz. Hamza Efendimizin cenaze namazı kılındı. Daha sonra diğer şehitler birer birer getirilip Hz. Hamza’nın önüne konuldu; her birine ayrı ayrı namaz kılındı. Hz. Hamza’nın cenazesi üzerine, yetmiş defa cenaze namazı kılınmış oldu.” (Tabakât, II/44)

    Hz. Hamza Efendimizin mübarek cesetlerini kabire; Hz. Ebû Bekir, Ömer, Ali ve Zübeyr b. Avvam (r.a.) indirdiler. Bir müddet (İki Cihan Serveri) Efendimiz (s.a.v.), amcasının kabri başında oturarak tefekküre daldılar.

    Uhud şehitlerinden dünyada aralarında kardeşlik akdi olanlar aynı kabre kondu. Hz. Hamza, Abdullah b. Cahş ile aynı kabre kondu. İkisi teyze çocuklarıydı. Kur’ân’ı çok okuyanlar, önce kondular. (Buharî, Megazî, 26)

    Efendimiz (s.a.v.) şehitlerin mezarları başında durmuş şu hakikati ifade ediyordu: “Ben şehitlerin, Allah Tealâ’nın yolunda canlarını feda ettiklerine kıyamet günü şahitlik edeceğim. Onları kanlarıyla (kanlı elbiseleriyle) gömünüz. Vallâhî, kıyamet günü mahşere, yaraları kanayarak gelecekler. Kanlarının rengi (bugünkü gibi) kan rengi, kokuları da misk kokusu olacaktır.” (Buharî, Cihat 10)

    Hz. Peygamber Medine’ye döndü. Özellikle şehidi olan Müslümanların evlerinden ağıt sesleri yükseliyordu. Kadın ve çocuklar şehit olan yakınları için gözyaşı döküyordu.

    Hz. Hamza’nın evinde hiçbir ses yoktu. Bu hâl Efendimizi (s.a.v.) hüzünlendirdi. “Hamza (r.a.) bu şehrin garibi olduğu için onun ardından ağlayan yok.” diye buyurdular. Rasûlullâh (s.a.v.)’den bu sözü işiten Sahâbe’nin büyüklerinden olan Sa’d b. Muaz doğruca Beni Eşhel kadınlarının yanına gitti. Onlara Hz. Peygamber’e gitmelerini ve Hz. Hamza Efendimiz için ağlamalarını emretti. Kadınlar doğruca Peygamber Efendimiz’in evine gelerek Hz. Hamza için ağlamaya başladılar. Hz. Hamza için ağlayan kadınların sesleri Rasûlullâh (s.a.v.)’in kulağına geldiğinde: “Bunlar kimdir?” diye sordular. Kendilerine: “Hz. Hamza için ağlayan kadınlar.” dendi.

    Efendimiz de kadınların yanına çıkarak: “Evlerinize dönün. Bugünden sonra ağlamak yok.” dedi ve Hz. Hamza Efendimiz için ağlayan kadınların evlât ve torunlarına dua buyurdular. Uhud’dan sonra Medine kadınları bir şehide ve ölüye ağlayacakları zaman önce Hz. Hamza için ağlarlar sonra kendi ölülerine ağlarlardı.”(es-Siyretü’l-Halebiyye, II/546)

    Hicretin kırkıncı yılı başında, şehit oluşlarından kırk yıl sonra henüz yeni ölmüş gibi olan cesetlerini çıkarttık, başka bir yere naklettik. Mezarlığın etrafını bir duvarla çevirdik. Hz. Hamza’nın cesedinden hâlâ kan akıyordu. Ben şehitleri insanların omuzlarında gördüm. Sanki onlar uyuyakalmış insan gibiydiler.” (Tabakat, III/11)

    Cafer Ceylan Rehber dergisi
    Not: Yazımında, Ramazan Balcı’nın, “Uhud’da Hamza Olmak,” (Nesil Yayınları, İstanbul, 2005) adlı kitabından ve kitabın kaynakçasından yararlanılmıştır.






+ Yorum Gönder