Konusunu Oylayın.: Zemzem suyunun kaynağı nedir ?

5 üzerinden 3.75 | Toplam : 4 kişi
Zemzem suyunun kaynağı nedir ?
  1. 01.Aralık.2011, 10:31
    1
    Misafir

    Zemzem suyunun kaynağı nedir ?






    Zemzem suyunun kaynağı nedir ? Mumsema Zemzem suyunun kaynağı nedir ?


  2. 01.Aralık.2011, 10:31
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 02.Aralık.2011, 05:23
    2
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Zemzem suyunun kaynağı nedir ?




    Cevap: Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
    ‘İbrahim aleyhisselam İsmail’in annesi Hacer ile emzirmekte olduğu İsmail’i alıp Mekke’ye getirdi. Onları Kâbe’nin üst tarafında zemzemin yukarısındaki büyük bir ağacın altına bıraktı. O zamanlar Mekke’de kimse bulunmadığı gibi içecek su da yoktu. İşte İbrahim aleyhisselam karısı ile oğlunu oraya bıraktı ve yanlarına da içi hurma ve su dolu iki kırba bıraktı. Sonra İbrahim aleyhisselam Şam’a gitmek üzere oradan ayrıldı. Hacer’de onun peşinden giderek:
    −Ey İbrahim! Bizi, konuşup görüşecek bir kimsenin yiyip içecek bir şeyin bulunmadığı bu vadide tek başına bırakıp ta nereye gidiyorsun? diye birkaç sefer sormasına rağmen İbrahim aleyhisselam dönüp bakmadı bile, sonunda Hacer
    −Bunu böyle yapmanı sana Allah mı emretti, deyince, İbrahim aleyhisselam
    −Evet, Allah emretti, diye cevap verdi. Hacer:
    −Öyleyse Allah bizi korur, dedi ve oğlunun yanına döndü.
    İbrahim aleyhisselam yürüdü gitti, kimsenin kendisini göremediği Seniyye mevkiine varınca yüzünü Kâbe tarafına çevirdi ve ellerini kaldırarak şöyle dua etti
    ‘Ey Rabbimiz! Ben, çocuklarımdan bir kısmını Senin kutsal evinin yanındaki, ziraata elverişsiz vadiye yerleştirdim ki, namazı kılsınlar, ey Rabbimiz! Sen de insanlardan bazı gönülleri, onlardan hoşlanır yap. Çeşitli meyvelerle onları rızıklandır ki, şükredebilsinler!’ İbrahim 37
    Hacer İsmail’i emziriyor ve kırbadaki sudan içiyordu. Nihayet kırbadaki su tükendi, hem kendi hem de oğlu susadı. Hacer çocuğun susuzluktan toprak üzerinde yuvarlandığını görünce yavrusunun bu acıklı haline bakmaktan üzülerek onun yanından kalkıp oraya en yakın tepe olan Safa’ya gitti ve tepenin üstüne çıktı.
    Sonra acaba bir kimse görebilir miyim diye vadiye bakındı, fakat kimseyi göremedi. Safa tepesinden inip vadiye gelince koşmasına engel olmasın diye elbisesinin eteğini topladı, sonra da çok zor durumda kalan bir insanın gayretiyle koşmaya başladı vadiyi geçip Merve’ye geldi. Tepenin üzerine çıkıp acaba birini görebilir miyim diye bakındı fakat kimseyi göremedi. İki tepe arasında böylece yedi defa gidip geldi.
    Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    ‘İşte bundan dolayı halk Safa ile Merve arasında sa’y ederler’ buyurarak sözüne devam etti. Hacer Merve tepesine çıkınca bir ses duydu. Kendi kendine sus dinle dedi. Sonra iyice kulak verdi. Aynı sesi bir daha duydu. Tamam sesini duyurdun, eğer bize yardım edebilecek durumda isen bize yardım et, dedi. Bir de baktı ki şimdiki zemzemin olduğu yerde bir melek topuğuyla veya kanadıyla toprağı kazıp zemzemi ortaya çıkardı.
    Hacer de akıp gitmesin diye suyun etrafını çevirmeye ve bir taraftan da kırbasını doldurmaya çabalıyordu. Hacer suyu avuçladıkça yerden su kaynıyordu.
    Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    ‘Allah İsmail’in annesine rahmet etsin, zemzemi kendi haline bıraksaydı veya suyu avuçlamasaydı zemzem suyu akan bir ırmak olurdu’ buyurdu.
    Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) sözüne şöyle devam etti
    Hacer sudan içti ve İsmail’i emzirdi. Melek ona:
    −Sakın mahvoluruz diye korkmayın. İşte şurası Beytullahın yeridir. Onu şu çocukla babası yapacaktır. Allah o işi yapacak kimsenin yok olmasına izin vermez. Beytullahın yeri; yer seviyesinden biraz yüksekçe idi, zamanla seller sağını solunu yalayıp aşındırmıştı. Onlar bu şekilde yaşayıp giderken Cürhüm kabilesinden bir grup insan veya onlardan bir aile Kedâ yolundan gelerek Mekke’nin alt tarafına indiler. O sırada bir kuşun gelip gittiğini gördüler. Bu kuş mutlaka bir suyun etrafında dönüp duruyordur dediler, bu vadide su olmaması lazımdı ve bunu anlamak için bir veya iki kişiyi oraya gönderdiler. Gidenler orada suyun bulunduğunu görüp durumu haber verdiler. Suyun yanına geldiklerinde Hacer’i gördüler ve:
    −Bizim buraya yerleşmemize izin verir misin diye sordular, o da:
    −Evet, bu sudan istifade edebilirsiniz ama mülkiyeti hakkında bir hak iddia etmemek şartıyla dedi. Onlar da peki, kabul, dediler.
    Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) sözüne şöyle devam etti:
    İnsanlarla bir arada olmaya ihtiyaç duyduğu bir sırada onların çıkagelmesi Hacer’i sevindirdi. Cürhümîler oraya yerleştikleri gibi diğer akrabalarına da haber saldılar, onlar da gelip buraya yerleştiler. Böylece orada ev bark çoğalmış oldu.
    Hacer’in oğlu İsmail büyüyüp gelişti. Cürhümîlerden Arapça öğrendi. İyi halleriyle Cürhümîler arasında beğenilip takdirlerini kazanmıştı. Ergenlik çağına gelince onu kendilerinden bir kızla evlendirdiler. Günün birinde Hacer vefat etti. Uzun bir zaman sonra İbrahim aleyhisselam burada bıraktığı karısı ve oğlunu ziyaret için Mekke’ye geldi. Fakat İsmail’i evde bulamadı. Karısına:
    −İsmail nerede, diye sordu. Kadın:
    −Rızkımızı temin etmeye gitti, dedi. İbrahim aleyhisselam geçim durumlarını ve nasıl olduklarını sordu. O kadın da:
    −Çok kötü durumdayız, büyük bir sıkıntı ve darlık içindeyiz, diye hallerinden şikâyet etti. İbrahim aleyhisselam’da kadına:
    −Kocan gelince ona selamımı söyle, kendisine hatırlat da kapısının eşiğini değiştirsin, dedi. İsmail eve gelince orada bir şeyler olduğunu sezdi ve karısına:
    −Ben yokken eve biri geldi mi diye sordu. O da:
    −Evet, yaşlı bir adam geldi, diyerek onu tarif etmeye çalıştı. Seni sordu, ben de ava gittiğini haber verdim, nasıl geçindiğimizi sordu, bende geçim sıkıntısı çektiğimizi anlattım ve bana kocan gelince ona selamımı söyle, kendisine hatırlat da kapısının eşiğini değiştirsin, dedi. İsmail:
    −O gelen benim babamdır, bana senden boşanmamı emretmiş. Haydi, ailenin yanına dönebilirsin, dedi. O kadını boşayıp Cürhümîlerden başka bir kadınla evlendi. Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrahim aleyhisselam tekrar oğlunun evine ziyarete geldi. Fakat İsmail’i yine bulamadı. İçeri girip İsmail’i sordu. Karısı, rızkımızı temin etmeye gitti, dedi. İbrahim aleyhisselam:
    −Geçiminiz, haliniz nasıldır diye sordu. Kadın:
    −Çok iyi durumdayız, rahat ve bolluk içindeyiz, diyerek Allah’a hamd etti. İbrahim aleyhisselam konuşma şöyle devam etti:
    −Ne yiyorsunuz? dedi. Kadın:
    −Et yiyoruz, dedi. İbrahim aleyhisselam:
    −Ne içiyorsunuz? dedi. Kadın:
    −Su, dedi. O zaman İbrahim aleyhisselam:
    Allah’ım! Etlerine ve sularına bereket ver diye dua etti.
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sözün burasında şöyle buyurdu:
    ‘O zamanlar Mekke’de ekin yoktu. Eğer olsaydı, İbrahim aleyhisselam tahılında bereketlenmesi için dua ederdi.’
    Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
    İbrahim aleyhisselam’ın duasının bereketiyle et ile su, başka yerde yaşayanlarla kıyaslanmayacak şekilde Mekkelilerin sağlığına elverişli olmuştur.
    Bir başka rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    ‘İbrahim aleyhisselam oraya gelince:
    −İsmail nerede, diye sordu. Karısı:
    −Avlanmaya gitti, dedi. Hanımı:
    −Yemek yemek ve su içmek için buyurmaz mısınız? dedi. İbrahim aleyhisselam:
    −Ne yiyor, ne içiyorsunuz, diye sordu. Kadın:
    −Yemeğimiz et, içtiğimiz de sudur, dedi. İşte o zaman İbrahim aleyhisselam:
    −Allah’ım! Onların yiyecek ve içeceklerine bereket ver diye dua etti.


  4. 02.Aralık.2011, 05:23
    2
    Hüvel Baki..



    Cevap: Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
    ‘İbrahim aleyhisselam İsmail’in annesi Hacer ile emzirmekte olduğu İsmail’i alıp Mekke’ye getirdi. Onları Kâbe’nin üst tarafında zemzemin yukarısındaki büyük bir ağacın altına bıraktı. O zamanlar Mekke’de kimse bulunmadığı gibi içecek su da yoktu. İşte İbrahim aleyhisselam karısı ile oğlunu oraya bıraktı ve yanlarına da içi hurma ve su dolu iki kırba bıraktı. Sonra İbrahim aleyhisselam Şam’a gitmek üzere oradan ayrıldı. Hacer’de onun peşinden giderek:
    −Ey İbrahim! Bizi, konuşup görüşecek bir kimsenin yiyip içecek bir şeyin bulunmadığı bu vadide tek başına bırakıp ta nereye gidiyorsun? diye birkaç sefer sormasına rağmen İbrahim aleyhisselam dönüp bakmadı bile, sonunda Hacer
    −Bunu böyle yapmanı sana Allah mı emretti, deyince, İbrahim aleyhisselam
    −Evet, Allah emretti, diye cevap verdi. Hacer:
    −Öyleyse Allah bizi korur, dedi ve oğlunun yanına döndü.
    İbrahim aleyhisselam yürüdü gitti, kimsenin kendisini göremediği Seniyye mevkiine varınca yüzünü Kâbe tarafına çevirdi ve ellerini kaldırarak şöyle dua etti
    ‘Ey Rabbimiz! Ben, çocuklarımdan bir kısmını Senin kutsal evinin yanındaki, ziraata elverişsiz vadiye yerleştirdim ki, namazı kılsınlar, ey Rabbimiz! Sen de insanlardan bazı gönülleri, onlardan hoşlanır yap. Çeşitli meyvelerle onları rızıklandır ki, şükredebilsinler!’ İbrahim 37
    Hacer İsmail’i emziriyor ve kırbadaki sudan içiyordu. Nihayet kırbadaki su tükendi, hem kendi hem de oğlu susadı. Hacer çocuğun susuzluktan toprak üzerinde yuvarlandığını görünce yavrusunun bu acıklı haline bakmaktan üzülerek onun yanından kalkıp oraya en yakın tepe olan Safa’ya gitti ve tepenin üstüne çıktı.
    Sonra acaba bir kimse görebilir miyim diye vadiye bakındı, fakat kimseyi göremedi. Safa tepesinden inip vadiye gelince koşmasına engel olmasın diye elbisesinin eteğini topladı, sonra da çok zor durumda kalan bir insanın gayretiyle koşmaya başladı vadiyi geçip Merve’ye geldi. Tepenin üzerine çıkıp acaba birini görebilir miyim diye bakındı fakat kimseyi göremedi. İki tepe arasında böylece yedi defa gidip geldi.
    Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    ‘İşte bundan dolayı halk Safa ile Merve arasında sa’y ederler’ buyurarak sözüne devam etti. Hacer Merve tepesine çıkınca bir ses duydu. Kendi kendine sus dinle dedi. Sonra iyice kulak verdi. Aynı sesi bir daha duydu. Tamam sesini duyurdun, eğer bize yardım edebilecek durumda isen bize yardım et, dedi. Bir de baktı ki şimdiki zemzemin olduğu yerde bir melek topuğuyla veya kanadıyla toprağı kazıp zemzemi ortaya çıkardı.
    Hacer de akıp gitmesin diye suyun etrafını çevirmeye ve bir taraftan da kırbasını doldurmaya çabalıyordu. Hacer suyu avuçladıkça yerden su kaynıyordu.
    Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    ‘Allah İsmail’in annesine rahmet etsin, zemzemi kendi haline bıraksaydı veya suyu avuçlamasaydı zemzem suyu akan bir ırmak olurdu’ buyurdu.
    Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) sözüne şöyle devam etti
    Hacer sudan içti ve İsmail’i emzirdi. Melek ona:
    −Sakın mahvoluruz diye korkmayın. İşte şurası Beytullahın yeridir. Onu şu çocukla babası yapacaktır. Allah o işi yapacak kimsenin yok olmasına izin vermez. Beytullahın yeri; yer seviyesinden biraz yüksekçe idi, zamanla seller sağını solunu yalayıp aşındırmıştı. Onlar bu şekilde yaşayıp giderken Cürhüm kabilesinden bir grup insan veya onlardan bir aile Kedâ yolundan gelerek Mekke’nin alt tarafına indiler. O sırada bir kuşun gelip gittiğini gördüler. Bu kuş mutlaka bir suyun etrafında dönüp duruyordur dediler, bu vadide su olmaması lazımdı ve bunu anlamak için bir veya iki kişiyi oraya gönderdiler. Gidenler orada suyun bulunduğunu görüp durumu haber verdiler. Suyun yanına geldiklerinde Hacer’i gördüler ve:
    −Bizim buraya yerleşmemize izin verir misin diye sordular, o da:
    −Evet, bu sudan istifade edebilirsiniz ama mülkiyeti hakkında bir hak iddia etmemek şartıyla dedi. Onlar da peki, kabul, dediler.
    Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) sözüne şöyle devam etti:
    İnsanlarla bir arada olmaya ihtiyaç duyduğu bir sırada onların çıkagelmesi Hacer’i sevindirdi. Cürhümîler oraya yerleştikleri gibi diğer akrabalarına da haber saldılar, onlar da gelip buraya yerleştiler. Böylece orada ev bark çoğalmış oldu.
    Hacer’in oğlu İsmail büyüyüp gelişti. Cürhümîlerden Arapça öğrendi. İyi halleriyle Cürhümîler arasında beğenilip takdirlerini kazanmıştı. Ergenlik çağına gelince onu kendilerinden bir kızla evlendirdiler. Günün birinde Hacer vefat etti. Uzun bir zaman sonra İbrahim aleyhisselam burada bıraktığı karısı ve oğlunu ziyaret için Mekke’ye geldi. Fakat İsmail’i evde bulamadı. Karısına:
    −İsmail nerede, diye sordu. Kadın:
    −Rızkımızı temin etmeye gitti, dedi. İbrahim aleyhisselam geçim durumlarını ve nasıl olduklarını sordu. O kadın da:
    −Çok kötü durumdayız, büyük bir sıkıntı ve darlık içindeyiz, diye hallerinden şikâyet etti. İbrahim aleyhisselam’da kadına:
    −Kocan gelince ona selamımı söyle, kendisine hatırlat da kapısının eşiğini değiştirsin, dedi. İsmail eve gelince orada bir şeyler olduğunu sezdi ve karısına:
    −Ben yokken eve biri geldi mi diye sordu. O da:
    −Evet, yaşlı bir adam geldi, diyerek onu tarif etmeye çalıştı. Seni sordu, ben de ava gittiğini haber verdim, nasıl geçindiğimizi sordu, bende geçim sıkıntısı çektiğimizi anlattım ve bana kocan gelince ona selamımı söyle, kendisine hatırlat da kapısının eşiğini değiştirsin, dedi. İsmail:
    −O gelen benim babamdır, bana senden boşanmamı emretmiş. Haydi, ailenin yanına dönebilirsin, dedi. O kadını boşayıp Cürhümîlerden başka bir kadınla evlendi. Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrahim aleyhisselam tekrar oğlunun evine ziyarete geldi. Fakat İsmail’i yine bulamadı. İçeri girip İsmail’i sordu. Karısı, rızkımızı temin etmeye gitti, dedi. İbrahim aleyhisselam:
    −Geçiminiz, haliniz nasıldır diye sordu. Kadın:
    −Çok iyi durumdayız, rahat ve bolluk içindeyiz, diyerek Allah’a hamd etti. İbrahim aleyhisselam konuşma şöyle devam etti:
    −Ne yiyorsunuz? dedi. Kadın:
    −Et yiyoruz, dedi. İbrahim aleyhisselam:
    −Ne içiyorsunuz? dedi. Kadın:
    −Su, dedi. O zaman İbrahim aleyhisselam:
    Allah’ım! Etlerine ve sularına bereket ver diye dua etti.
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sözün burasında şöyle buyurdu:
    ‘O zamanlar Mekke’de ekin yoktu. Eğer olsaydı, İbrahim aleyhisselam tahılında bereketlenmesi için dua ederdi.’
    Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
    İbrahim aleyhisselam’ın duasının bereketiyle et ile su, başka yerde yaşayanlarla kıyaslanmayacak şekilde Mekkelilerin sağlığına elverişli olmuştur.
    Bir başka rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    ‘İbrahim aleyhisselam oraya gelince:
    −İsmail nerede, diye sordu. Karısı:
    −Avlanmaya gitti, dedi. Hanımı:
    −Yemek yemek ve su içmek için buyurmaz mısınız? dedi. İbrahim aleyhisselam:
    −Ne yiyor, ne içiyorsunuz, diye sordu. Kadın:
    −Yemeğimiz et, içtiğimiz de sudur, dedi. İşte o zaman İbrahim aleyhisselam:
    −Allah’ım! Onların yiyecek ve içeceklerine bereket ver diye dua etti.


  5. 02.Aralık.2011, 05:23
    3
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Zemzem suyunun kaynağı nedir ?

    Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘İşte bu İbrahim aleyhisselam’ın duasının bereketidir’ buyurdu.
    İbrahim aleyhisselam gelinine şöyle dedi:
    −Kocan eve gelince ona benim selamımı söyle ve kendisine hatırlat da kapısının eşiğine sahip olsun, dedi. İsmail eve gelince, karısına:
    −Eve gelen oldu mu? diye sordu. Karısı:
    −Evet, güzel görünümlü bir ihtiyar geldi, diyerek onun hakkında güzel şeyler söyledi. Bana seni sordu, ben de anlattım. Geçimimizi öğrenmek istedi, ben de çok iyi olduğunu söyledim, dedi. İsmail:
    −Sana bir tavsiyede bulundu mu? diye sordu. O da:
    −Evet, sana selam söyledi ve kapının eşiğine sahip olmanı emretti, dedi. O zaman İsmail:
    −O benim babamdır. Evin eşiği de sensin, babam seni hoş tutmamı, seninle iyi geçinmemi emretmiş, dedi.
    Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrahim aleyhisselam bir daha geldi. O sırada İsmail zemzemin yanındaki büyük bir ağacın altına oturmuş, ok yontuyordu. Babasını görünce ayağa kalktı. Uzun süre birbirini görmeyen bir baba çocuğuna bir çocuk da babasına sevgi ve saygısını nasıl gösterirse onlar da birbirlerine öyle yaptılar. İbrahim aleyhisselam oğluyla konuşmaya başladı ve
    −İsmail, Allah bana önemli bir görev verdi, dedi. İsmail
    −Öyleyse Rabbinin emrini yerine getir babacağım, dedi. İbrahim aleyhisselam
    −Ama bana sen yardım edeceksin, dedi. İsmail
    −Sana elbette yardım edeceğim, dedi. İbrahim aleyhisselam oradaki yüksekçe bir tepeyi gösterdi ve:
    −Allah işte şuraya bir ev yapmamı emretti, dedi. İbrahim aleyhisselam oraya Kâbe’nin temelini atıp yükseltti. İsmail taş getiriyor, İbrahim aleyhisselam’da duvar örüyordu. Binanın duvarları yükselince İsmail şu Makamı İbrahim diye bilinen taşı getirip babasına verdi. O da bu taşı iskele gibi kullanıp üzerine çıkıp İsmail’in getirdiği taşlarla inşaata devam etti. Onlar beraberce binayı yaparken:
    Rabbim bizden bu hizmeti kabul eyle. Şüphesiz Sen duamızı duyan ve niyetimizi bilensin. Bakara 127 diye dua ediyorlardı.


  6. 02.Aralık.2011, 05:23
    3
    Hüvel Baki..
    Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘İşte bu İbrahim aleyhisselam’ın duasının bereketidir’ buyurdu.
    İbrahim aleyhisselam gelinine şöyle dedi:
    −Kocan eve gelince ona benim selamımı söyle ve kendisine hatırlat da kapısının eşiğine sahip olsun, dedi. İsmail eve gelince, karısına:
    −Eve gelen oldu mu? diye sordu. Karısı:
    −Evet, güzel görünümlü bir ihtiyar geldi, diyerek onun hakkında güzel şeyler söyledi. Bana seni sordu, ben de anlattım. Geçimimizi öğrenmek istedi, ben de çok iyi olduğunu söyledim, dedi. İsmail:
    −Sana bir tavsiyede bulundu mu? diye sordu. O da:
    −Evet, sana selam söyledi ve kapının eşiğine sahip olmanı emretti, dedi. O zaman İsmail:
    −O benim babamdır. Evin eşiği de sensin, babam seni hoş tutmamı, seninle iyi geçinmemi emretmiş, dedi.
    Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrahim aleyhisselam bir daha geldi. O sırada İsmail zemzemin yanındaki büyük bir ağacın altına oturmuş, ok yontuyordu. Babasını görünce ayağa kalktı. Uzun süre birbirini görmeyen bir baba çocuğuna bir çocuk da babasına sevgi ve saygısını nasıl gösterirse onlar da birbirlerine öyle yaptılar. İbrahim aleyhisselam oğluyla konuşmaya başladı ve
    −İsmail, Allah bana önemli bir görev verdi, dedi. İsmail
    −Öyleyse Rabbinin emrini yerine getir babacağım, dedi. İbrahim aleyhisselam
    −Ama bana sen yardım edeceksin, dedi. İsmail
    −Sana elbette yardım edeceğim, dedi. İbrahim aleyhisselam oradaki yüksekçe bir tepeyi gösterdi ve:
    −Allah işte şuraya bir ev yapmamı emretti, dedi. İbrahim aleyhisselam oraya Kâbe’nin temelini atıp yükseltti. İsmail taş getiriyor, İbrahim aleyhisselam’da duvar örüyordu. Binanın duvarları yükselince İsmail şu Makamı İbrahim diye bilinen taşı getirip babasına verdi. O da bu taşı iskele gibi kullanıp üzerine çıkıp İsmail’in getirdiği taşlarla inşaata devam etti. Onlar beraberce binayı yaparken:
    Rabbim bizden bu hizmeti kabul eyle. Şüphesiz Sen duamızı duyan ve niyetimizi bilensin. Bakara 127 diye dua ediyorlardı.





+ Yorum Gönder