Konusunu Oylayın.: Ehl-i sünnetin akide esasları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ehl-i sünnetin akide esasları
  1. 01.Aralık.2011, 08:36
    1
    Misafir

    Ehl-i sünnetin akide esasları

  2. 12.Aralık.2011, 12:39
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Ehl-i sünnetin akide esasları




    EHL-İ SÜNNETİN AKİDE ESASLARI
    Prof. Dr. Şerafettin Gölcük

    Ehl-i Sünnet isimlendirmesinin değeri



    Ehlü's-Sünneti ve'l-cemaa, Sünnet ve Cemaat yanlısı, mensubu veya taraftar anlamınadır. Sünnet, Hz. Peygamber (sas) efendimizin yaşam tarzının bütününü içine alan bir kavramdır. Cemaat ise, Hz. Resul-i Ekrem'in sözü edilen hayat tarzını bütün olarak benimseyen müslüman toplumdur. Bu toplum başlangıçta sahabe-i kiramın tümüne işaret eder. İslam'da mezhep ve fırka oluşumları, muhteva ve şekil olarak Sünnet'e yaklaşımdan veya Sünnet anlayışından kaynaklanır. Elbette burada Kuran-ı Kerim'in rolü bir yana bırakılamaz. Ancak Kur'an-ı Kerim de bir yönüyle Sünnet'in içerisinde ümmete bırakılan en büyük maddi ve manevi miras olması hasebiyle, Kuran-ı Kerim anlayışları veya Kur’an okumaları da Sünnet'e bakışın ve değerlendirişin ana teması olarak mezhep ve fırka oluşumlarının temel dayanağı olmuştur.



    Sünnet ve Cemaat Ehli olarak ifade edebileceğimiz bu tabir, hicri üçüncü asrın sonlarında tam olarak kullanılmaya başlanmıştır. Daha önce Havaric, Şia, Mutezile, Mürcie vb. mezhep ve fırkalar oluşmuş, İslam toplumunu menfi ve müspet yönde etkilemişlerdi. Sünnet ve Cemaat Ehli tabiri, Sünnet ve ilk müslüman toplum sahabe tarzında vahdeti, birliği sağlamak ve parçalanmayı, olumsuzlukları, fırkaların oluşturduğu tefrika ve bölünmeyi nispeten olsun giderme ve durdurma amacıyla, bir birleştirici ana gövde etrafında toplanmak için ortaya atılmıştır. Bu isim yerine herhalde yine onların o günlerde ve daha sonra ortaya attıkları Ehl-i Hak, Ehl-i Kıble vb. isimleri önermek yerinde olurdu. İslam toplumunu aynı şemsiye altında görmek isteyen her isim uygun bir isim olarak kabul edilebilir. Sözgelimi Kur’an Ehli, İslam ve İman Ehli vb. isimler bunlar arasında sayılabilir.



    Ehl-i Sünnet çatısını kuran temel unsurlar



    Bitmek, tükenmek bilmeyen bir enerjiyle Sünni bilginlerin ısrarla üzerinde dur-dukları ve tekrarlamaktan usanmadıkları, benim de büyük bir heyecanla ifade etmekten zevk aldığım beş temel unsur Ehl-i Sünnet'in çatısını oluşturur:



    Âlem sonradan yaratılmıştır.

    Âlemin yaratıcısı bir ve tek olan Allah (cc)'dur. O ezeli ve ebedidir, sıfatları var-dır, adalet ve hikmet sahibidir. O, hiçbir şeye benzemez.

    Hz. Muhammed (sas) O'nun elçisidir. Risaleti bütün insanlığadır. Kur’an, dînî hükümlerin kaynağıdır.

    Kâbe, namaz için kıbledir.

    Ehl-i Sünnet düşüncesinin ilim ve fikir tarihi içindeki rolü



    Ehl-i Sünnet-i Hâssa dediğimiz Selef, İlkler; Ehl-i Sünnet-i Amme dediğimiz Ha-lef, sonrakiler; tarihin bir başka medeniyette örneğini veremediği bir biçimde murad-ı ilahiyi keşfetmek için muazzam ve muhteşem bir müsabaka zemininde, bir büyük yarış içerisinde, fevkalade önemi haiz ilim ve fikir eserleri bırakmışlardır. Ana cadde, ana gövde olan Ehl-i Sünnet anlayışının yan sokaklarına girdiğinizde, ana gövde olan Ehl-i Sünnet'in yan dallarından birine baktığınızda, orada sizi mutlu ve bahtiyar edecek, aradığınızı ihtiyacınıza cevap verecek tarzda, oturulacak evler, saraylar, olgunlaşmış meyveler bulursunuz. İlmen ve fikren tatmin olacağımız eserler, Tefsir'de, Hadis'te, Fıkıh'ta, Kelam'da, Fizik'te, Tarih'te, Sosyoloji'de, Psikoloji'de, Matematikte, Coğrafya'da vb. bilim dallarında Ehl-i Sünnet'in bir yan kolunun veya alt biriminin bıraktığı klasik kaynaklar, ilim ve fikir tarihimizin maddî değerleri olarak hem kütüphanelerimizi, hem de zihin ve gönül dünyamızı aydınlatmaktadırlar. Bir an için onların ilim ve fikir tarihi içindeki yokluklarını düşünmek, ne büyük bir zifiri karanlıkla karşı karşıya kaldığımızı hatıra getiriyor. Hanefi-Maturidi ekolünün dini ve dünyevi ilimlerin her dalında ortaya koydukları şaheserleri düşünmek, ilim ve fikir tarihimizin ne büyük kazançları olduğunu göz önüne getiriyor.



    Ehl-i Sünnet ve fırkalaştırma



    Ehl-i Sünnet menfi anlamda fırkalaşmayı durdurmuştur. Onun ortaya çıkışı, İslam toplumunda olumsuzlukları gidermek, itikadi ve ameli sapmaları önlemek, vahdeti ve birliği sağlamak amacına yönelikti. Havaricin ateşinin sönmesi, Mutezile'nin bazı kanaat ve ilkelerinin yanlış olduğunun anlaşılması, Mürcie'nin ılımlı İslam anlayışının sona ermesi, Ehl-i Sünnet'in toparlayıcı ve birleştirici İslam anlayışı sayesinde olmuştur. Şia konusunda aynı şeyleri söylemek mümkün değildir. Ama Şiiliğin İmamiyye, İsmailiyye, Zeydiyye, Alevilik vb. kollarında başka etkenler söz konusudur. Ancak Sünni İslam anlayışı, Şia'nın tutum ve davranışlarında da bazen müspet, bazen menfi etkilerde bulunmuştur.



    Ehl-i Sünnet’te siyasi erk ilişkisi, çatışma ve diyalog



    Çatışma ve diyalog her zaman kişilerin tutum ve davranışlarından kaynaklanır. En kötü prensip ve kanunlar en iyi kişilerin elinde halkı huzur ve mutluluk içinde yaşatırken, siyasi erki elinde tutan kişinin kötü gayreti ve uygulamasıyla en iyi kanun ve prensipler halka kan kusturabilir. Bu açıdan bakıldığında Ehl-i Sünnet, Kur’an ve Sünnet merkezli bir hayat tarzı benimsediğinden, Hz. Peygamber'in (sas) uygulamala-rını esas aldığından siyasi erkle çatışma içinde olamaması gerekir. Ancak tarihte görülen mevziî ve kısmî bazı fitne ve olumsuz hareketler kişilerin tercih ve davranışla-rından neşet etmiştir. Asıl olan diyalogdur, uzlaşmadır; çatışma, kavga, niza ve fitne değildir.



    Sosyo-kültürel hayatta Ehl-i Sünnet düşüncesinin yansımaları



    İslam ümmeti bugün blok halinde bütüncül bir İslam anlayışına sahipse bunu Ehl-i Sünnet düşüncesine ve Sünni hayat tarzına borçludur. Şiilik de tarih boyunca kendi prensiplerinden taviz vermeden, belki itikaden Mutezilî, amelen Hanefi bir genel çizgi takip ederek İslam ümmetinin Kur'an'ı ve prensiplerini muhafaza etmede yardımcı olmuştur. Ancak Sünni anlayış, sosyo-kültürel hayatın İslami temeller üzerinde dimdik kalmasının ana etkenidir. Ehl-i Sünnet düşüncesinin sosyo-kültürel hayata yansımaları; itidaldir, tahammüldür, müsamahadır, istikamettir, dayanışma-dır, hürriyettir, yardımlaşmadır, sadakattir, Kur’an-ı Kerim ışığında ve aydınlığında Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sünnetlerini ihyadır, uygulamadır.



    Mezhepleri birleştirme olayı



    Mezhepleri birleştirme ya da yaklaştırma, abesle iştigaldir, beyhude bir çabadır. Bu hem mümkün değildir, hem de zararlı bir faaliyettir. Mezheplerin ortaya çıkışı bir ihtiyaçtan dolayıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.) insanlığa kolayı yaşanabilir, sade, basit bir İslam tarzı sunmuştur. Ümmetin lehine değişik uygulama tarzları göstermiştir. İtikaden, amelen ve ahlaken müslümanların Hz. Muhammed (sas)'i örnek almaları istenmiştir. Bugün ve dün müslümanlar mensup oldukları, mezhepleri aracılığıyla Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimizin yapıp ettiklerini tekrar ekmektedirler. Bir mezhebin benimsediği, uyguladığı bir sünnet, bir başka mezhep tarafından usul ve metin açısından uygulanmamakta, benimsenmemektedir. Oysa Hz. Peygamber (s.a.s.) bu sünneti hayatında işlemiştir. Mezheplerin varlığı ve çeşitli oluşu Peygamberimizin çok zengin ve renkli hayatının müslümanlar arasında devamını sağlamakta, bu zenginlik, derinlik ve renklilik bugün göz kamaştırıcı bir şekilde İslam toplumunda görülmekte-dir.



    Sözgelimi, farz-ı muhal, takribü'l-mezahib sonunda tek bir mezhep halinde; müslümanlar aynı konuda beş rivayetin olduğu sünnetlerden birisini tercih ederek dördünü Hz. Peygamber işlediği halde terk edecekler. Bu nasıl olur?



    Takribü'l-mezahib, ayrıca insan tabiatına da aykırıdır. Bırakınız, müslümanlar büyük önderlerinin hayat tarzını, hür bir ortamda, özgürce, doya doya benimseyip uygulasınlar.



    Günümüz ilim, düşünce ve sosyal lıayat bakımından Ehl-i Sünnetin anlamı



    Ehl-i Sünnet Kur’an-ı Kerim'in merkezi rolü etrafında Sünneti, O'nun zırhı ve
    şerhi olarak anlamadır. Sünneti, bütün müslümanları ve insanlığı kucaklayacak tarzda
    benimseme ve uygulama sanatıdır.



    Ehl-i Sünnet vahdettir, birleştiriciliktir. Günün moda tabiriyle hoşgörüye açık
    diyalog, tartışma, gerçekleri bulma ve ortaya çıkarma erkinliğidir. Dün Ehl-i Sünnet
    mensupları, genelde Mutezile'ye, Şia'ya, Haricilere ve diğer mezhep mensuplarına hep
    Kur’an ve Sünnet perspektifinden bakmışlardır. Elbette tarihte bazı Ehl-i Sünnet
    mensuplarının yapıp ettiklerinde, yazdıklarında Ehl-i Sünnet aleyhine delil bulunabilir.



    Ancak Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in ortaya çıkışındaki niyeti bütün müslümanları
    Bir ve Tek Allah'ın kulları, Bir ve Tek Peygamber (s.a.s)'in ümmeti, Bir ve Tek Kur'an'ın
    sahibi, Bir ve Tek olan Kâbe'nin Kıble Ehli şeklinde görme gibi halis ve masum bir
    niyettir. Bu niyet ve ihtiyaç, hatta zaruret bugün, dünden daha ziyade kendini
    hissettirmektedir. Vesselam...
    Vuslat dergisinden alıntıdır.


  3. 12.Aralık.2011, 12:39
    2
    Administrator



    EHL-İ SÜNNETİN AKİDE ESASLARI
    Prof. Dr. Şerafettin Gölcük

    Ehl-i Sünnet isimlendirmesinin değeri



    Ehlü's-Sünneti ve'l-cemaa, Sünnet ve Cemaat yanlısı, mensubu veya taraftar anlamınadır. Sünnet, Hz. Peygamber (sas) efendimizin yaşam tarzının bütününü içine alan bir kavramdır. Cemaat ise, Hz. Resul-i Ekrem'in sözü edilen hayat tarzını bütün olarak benimseyen müslüman toplumdur. Bu toplum başlangıçta sahabe-i kiramın tümüne işaret eder. İslam'da mezhep ve fırka oluşumları, muhteva ve şekil olarak Sünnet'e yaklaşımdan veya Sünnet anlayışından kaynaklanır. Elbette burada Kuran-ı Kerim'in rolü bir yana bırakılamaz. Ancak Kur'an-ı Kerim de bir yönüyle Sünnet'in içerisinde ümmete bırakılan en büyük maddi ve manevi miras olması hasebiyle, Kuran-ı Kerim anlayışları veya Kur’an okumaları da Sünnet'e bakışın ve değerlendirişin ana teması olarak mezhep ve fırka oluşumlarının temel dayanağı olmuştur.



    Sünnet ve Cemaat Ehli olarak ifade edebileceğimiz bu tabir, hicri üçüncü asrın sonlarında tam olarak kullanılmaya başlanmıştır. Daha önce Havaric, Şia, Mutezile, Mürcie vb. mezhep ve fırkalar oluşmuş, İslam toplumunu menfi ve müspet yönde etkilemişlerdi. Sünnet ve Cemaat Ehli tabiri, Sünnet ve ilk müslüman toplum sahabe tarzında vahdeti, birliği sağlamak ve parçalanmayı, olumsuzlukları, fırkaların oluşturduğu tefrika ve bölünmeyi nispeten olsun giderme ve durdurma amacıyla, bir birleştirici ana gövde etrafında toplanmak için ortaya atılmıştır. Bu isim yerine herhalde yine onların o günlerde ve daha sonra ortaya attıkları Ehl-i Hak, Ehl-i Kıble vb. isimleri önermek yerinde olurdu. İslam toplumunu aynı şemsiye altında görmek isteyen her isim uygun bir isim olarak kabul edilebilir. Sözgelimi Kur’an Ehli, İslam ve İman Ehli vb. isimler bunlar arasında sayılabilir.



    Ehl-i Sünnet çatısını kuran temel unsurlar



    Bitmek, tükenmek bilmeyen bir enerjiyle Sünni bilginlerin ısrarla üzerinde dur-dukları ve tekrarlamaktan usanmadıkları, benim de büyük bir heyecanla ifade etmekten zevk aldığım beş temel unsur Ehl-i Sünnet'in çatısını oluşturur:



    Âlem sonradan yaratılmıştır.

    Âlemin yaratıcısı bir ve tek olan Allah (cc)'dur. O ezeli ve ebedidir, sıfatları var-dır, adalet ve hikmet sahibidir. O, hiçbir şeye benzemez.

    Hz. Muhammed (sas) O'nun elçisidir. Risaleti bütün insanlığadır. Kur’an, dînî hükümlerin kaynağıdır.

    Kâbe, namaz için kıbledir.

    Ehl-i Sünnet düşüncesinin ilim ve fikir tarihi içindeki rolü



    Ehl-i Sünnet-i Hâssa dediğimiz Selef, İlkler; Ehl-i Sünnet-i Amme dediğimiz Ha-lef, sonrakiler; tarihin bir başka medeniyette örneğini veremediği bir biçimde murad-ı ilahiyi keşfetmek için muazzam ve muhteşem bir müsabaka zemininde, bir büyük yarış içerisinde, fevkalade önemi haiz ilim ve fikir eserleri bırakmışlardır. Ana cadde, ana gövde olan Ehl-i Sünnet anlayışının yan sokaklarına girdiğinizde, ana gövde olan Ehl-i Sünnet'in yan dallarından birine baktığınızda, orada sizi mutlu ve bahtiyar edecek, aradığınızı ihtiyacınıza cevap verecek tarzda, oturulacak evler, saraylar, olgunlaşmış meyveler bulursunuz. İlmen ve fikren tatmin olacağımız eserler, Tefsir'de, Hadis'te, Fıkıh'ta, Kelam'da, Fizik'te, Tarih'te, Sosyoloji'de, Psikoloji'de, Matematikte, Coğrafya'da vb. bilim dallarında Ehl-i Sünnet'in bir yan kolunun veya alt biriminin bıraktığı klasik kaynaklar, ilim ve fikir tarihimizin maddî değerleri olarak hem kütüphanelerimizi, hem de zihin ve gönül dünyamızı aydınlatmaktadırlar. Bir an için onların ilim ve fikir tarihi içindeki yokluklarını düşünmek, ne büyük bir zifiri karanlıkla karşı karşıya kaldığımızı hatıra getiriyor. Hanefi-Maturidi ekolünün dini ve dünyevi ilimlerin her dalında ortaya koydukları şaheserleri düşünmek, ilim ve fikir tarihimizin ne büyük kazançları olduğunu göz önüne getiriyor.



    Ehl-i Sünnet ve fırkalaştırma



    Ehl-i Sünnet menfi anlamda fırkalaşmayı durdurmuştur. Onun ortaya çıkışı, İslam toplumunda olumsuzlukları gidermek, itikadi ve ameli sapmaları önlemek, vahdeti ve birliği sağlamak amacına yönelikti. Havaricin ateşinin sönmesi, Mutezile'nin bazı kanaat ve ilkelerinin yanlış olduğunun anlaşılması, Mürcie'nin ılımlı İslam anlayışının sona ermesi, Ehl-i Sünnet'in toparlayıcı ve birleştirici İslam anlayışı sayesinde olmuştur. Şia konusunda aynı şeyleri söylemek mümkün değildir. Ama Şiiliğin İmamiyye, İsmailiyye, Zeydiyye, Alevilik vb. kollarında başka etkenler söz konusudur. Ancak Sünni İslam anlayışı, Şia'nın tutum ve davranışlarında da bazen müspet, bazen menfi etkilerde bulunmuştur.



    Ehl-i Sünnet’te siyasi erk ilişkisi, çatışma ve diyalog



    Çatışma ve diyalog her zaman kişilerin tutum ve davranışlarından kaynaklanır. En kötü prensip ve kanunlar en iyi kişilerin elinde halkı huzur ve mutluluk içinde yaşatırken, siyasi erki elinde tutan kişinin kötü gayreti ve uygulamasıyla en iyi kanun ve prensipler halka kan kusturabilir. Bu açıdan bakıldığında Ehl-i Sünnet, Kur’an ve Sünnet merkezli bir hayat tarzı benimsediğinden, Hz. Peygamber'in (sas) uygulamala-rını esas aldığından siyasi erkle çatışma içinde olamaması gerekir. Ancak tarihte görülen mevziî ve kısmî bazı fitne ve olumsuz hareketler kişilerin tercih ve davranışla-rından neşet etmiştir. Asıl olan diyalogdur, uzlaşmadır; çatışma, kavga, niza ve fitne değildir.



    Sosyo-kültürel hayatta Ehl-i Sünnet düşüncesinin yansımaları



    İslam ümmeti bugün blok halinde bütüncül bir İslam anlayışına sahipse bunu Ehl-i Sünnet düşüncesine ve Sünni hayat tarzına borçludur. Şiilik de tarih boyunca kendi prensiplerinden taviz vermeden, belki itikaden Mutezilî, amelen Hanefi bir genel çizgi takip ederek İslam ümmetinin Kur'an'ı ve prensiplerini muhafaza etmede yardımcı olmuştur. Ancak Sünni anlayış, sosyo-kültürel hayatın İslami temeller üzerinde dimdik kalmasının ana etkenidir. Ehl-i Sünnet düşüncesinin sosyo-kültürel hayata yansımaları; itidaldir, tahammüldür, müsamahadır, istikamettir, dayanışma-dır, hürriyettir, yardımlaşmadır, sadakattir, Kur’an-ı Kerim ışığında ve aydınlığında Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sünnetlerini ihyadır, uygulamadır.



    Mezhepleri birleştirme olayı



    Mezhepleri birleştirme ya da yaklaştırma, abesle iştigaldir, beyhude bir çabadır. Bu hem mümkün değildir, hem de zararlı bir faaliyettir. Mezheplerin ortaya çıkışı bir ihtiyaçtan dolayıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.) insanlığa kolayı yaşanabilir, sade, basit bir İslam tarzı sunmuştur. Ümmetin lehine değişik uygulama tarzları göstermiştir. İtikaden, amelen ve ahlaken müslümanların Hz. Muhammed (sas)'i örnek almaları istenmiştir. Bugün ve dün müslümanlar mensup oldukları, mezhepleri aracılığıyla Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimizin yapıp ettiklerini tekrar ekmektedirler. Bir mezhebin benimsediği, uyguladığı bir sünnet, bir başka mezhep tarafından usul ve metin açısından uygulanmamakta, benimsenmemektedir. Oysa Hz. Peygamber (s.a.s.) bu sünneti hayatında işlemiştir. Mezheplerin varlığı ve çeşitli oluşu Peygamberimizin çok zengin ve renkli hayatının müslümanlar arasında devamını sağlamakta, bu zenginlik, derinlik ve renklilik bugün göz kamaştırıcı bir şekilde İslam toplumunda görülmekte-dir.



    Sözgelimi, farz-ı muhal, takribü'l-mezahib sonunda tek bir mezhep halinde; müslümanlar aynı konuda beş rivayetin olduğu sünnetlerden birisini tercih ederek dördünü Hz. Peygamber işlediği halde terk edecekler. Bu nasıl olur?



    Takribü'l-mezahib, ayrıca insan tabiatına da aykırıdır. Bırakınız, müslümanlar büyük önderlerinin hayat tarzını, hür bir ortamda, özgürce, doya doya benimseyip uygulasınlar.



    Günümüz ilim, düşünce ve sosyal lıayat bakımından Ehl-i Sünnetin anlamı



    Ehl-i Sünnet Kur’an-ı Kerim'in merkezi rolü etrafında Sünneti, O'nun zırhı ve
    şerhi olarak anlamadır. Sünneti, bütün müslümanları ve insanlığı kucaklayacak tarzda
    benimseme ve uygulama sanatıdır.



    Ehl-i Sünnet vahdettir, birleştiriciliktir. Günün moda tabiriyle hoşgörüye açık
    diyalog, tartışma, gerçekleri bulma ve ortaya çıkarma erkinliğidir. Dün Ehl-i Sünnet
    mensupları, genelde Mutezile'ye, Şia'ya, Haricilere ve diğer mezhep mensuplarına hep
    Kur’an ve Sünnet perspektifinden bakmışlardır. Elbette tarihte bazı Ehl-i Sünnet
    mensuplarının yapıp ettiklerinde, yazdıklarında Ehl-i Sünnet aleyhine delil bulunabilir.



    Ancak Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in ortaya çıkışındaki niyeti bütün müslümanları
    Bir ve Tek Allah'ın kulları, Bir ve Tek Peygamber (s.a.s)'in ümmeti, Bir ve Tek Kur'an'ın
    sahibi, Bir ve Tek olan Kâbe'nin Kıble Ehli şeklinde görme gibi halis ve masum bir
    niyettir. Bu niyet ve ihtiyaç, hatta zaruret bugün, dünden daha ziyade kendini
    hissettirmektedir. Vesselam...
    Vuslat dergisinden alıntıdır.





+ Yorum Gönder