Konusunu Oylayın.: Peygamberler devrinin sona ermesinin hikmeti nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Peygamberler devrinin sona ermesinin hikmeti nedir?
  1. 30.Kasım.2011, 14:46
    1
    Misafir

    Peygamberler devrinin sona ermesinin hikmeti nedir?






    Peygamberler devrinin sona ermesinin hikmeti nedir? Mumsema Peygamberler devrinin sona ermesinin hikmeti nedir? Peygamberliğin, şu an içinde bulunduğumuz zamanlara kadar devam etmemesinin hikmeti nedir?


  2. 30.Kasım.2011, 14:46
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 30.Kasım.2011, 15:34
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Peygamberler devrinin sona ermesinin hikmeti nedir?




    Bize göre bu soru pek isabetli değildir. Çünkü Peygamberlerin bu güne kadar devam etmemesi diye bir şey yoktur. Şu anda insanlık aleminin en büyük kitlesi -üç semavî dinin mensupları- peygamberleri önder olarak kabul etmektedir.

    - Eğer sorudan maksat şahıs olarak başka peygamberlerin neden gelmediği ise, bunun cevabı çok basittir. Her şeyin bir sonu olduğu gibi, elbette peygamberlerin de bir sonuncusu olacaktır. “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir”(Ahzab, 33/40) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Hz. Muhammed son peygamber olduğu için bir daha peygamber gelmemiştir, gelmeyecektir.

    - Şu husus çok iyi bilinmektedir ki, herhangi bir yasa, bir anayasa toplumun ihtiyaçlarına cevap verdiği sürece yeni bir yasa veya yeni bir anayasa koyma cihetine gidilmez. Çünkü böyle bir şey abesle iştigal olur. Bu misal gibi, Kur’an anayasası ve barındırdığı sosyal, siyasal, ahlakî değerlerle ilgili yasalar, bu günkü toplumun da ihtiyaçlarına cevap vermektedir.

    Bu gün, - pek çok ilim dalında- Kur’an’ı referans alarak ortaya konmuş milyonlarca eserlerin varlığı bunun göstergesidir. “Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır”(Enam, 6/59) mealindeki ayette Kur’an’da ihtiyaç duyulan her şeyin var olduğunu göstermektedir.

    Bediüzzaman hazretlerinin bu ayeti açıklarken kullandığı şu ifadeleri de konumuza ışık tutmaktadır: “Bir kavle göre Kitab-ı Mübin(Apaçık kitap), Kur'an’dan ibarettir. Yaş ve kuru, her şey içinde bulunduğunu, şu âyet-i kerime beyan ediyor. Öyle mi? Evet, her şey içinde bulunur. Fakat herkes her şeyi içinde göremez. Zira muhtelif derecelerde bulunur. Bazan çekirdekleri, bazan nüveleri, bazan icmalleri, bazan düsturları, bazan alâmetleri; ya sarahaten, ya işareten, ya remzen, ya ibhamen, ya ihtar tarzında bulunurlar. Fakat ihtiyaca göre ve maksad-ı Kur'ana münasib bir tarzda ve iktiza-yı makam münasebetinde şu tarzların birisiyle ifade ediliyor”(Sözler/20. Söz/ 2. makam)

    Eğer bu gün ortada bazı problemlerin çözümü biraz zorluk gösteriyorsa, bu zorluk, İslam aleminde Kur’an’ın pratikte bir referans kaynağı olarak kullanılmamasındandır. Kur’an’a karşı yabancılaşmış zihinlerin, her şeyi net bir şekilde görmeleri kolay değildir.

    - Her konuda Kur’an’ı referans alan Bediüzzaman hazretlerinin aşağıdaki şu ifadeleri Kur’an’ın gerçek manada bütün problemleri çözecek bir kapsama sahip olduğunu göstermektedir.

    “İşte ben Kur'an-ı Hakîm'in kuvvetine istinaden dava ediyorum ki: "Çok alçak olmamak ve yılan gibi dalalet zehirini serpmekle telezzüz etmemek şartıyla, en mütemerrid bir dinsizi, birkaç saat zarfında ikna etmezsem de, ilzam etmeye hazırım." Fakat nihayet derecede alçaklığa düşmüş bir vicdan ki, bilerek dinini dünyaya satar ve bilerek hakikat elmaslarını pis, muzır şişe parçalarına mübadele eder derecede münafıklığa girmiş insan suretindeki yılanlara hakaiki söylemek; hakaike karşı bir hürmetsizliktir”(Mektubat/28. Mektup/dördüncü mesele).

    “Adalet namazında kıbleniz dört mezheb olsun. Tâ ki, namaz sahih ola. Zira hakaik-i meşrutiyetin sarahaten ve zımnen ve iznen dört mezhebden istihracı mümkün olduğunu dava ettim...”(Divan-ı harb-i örfi, s.17).


  4. 30.Kasım.2011, 15:34
    2
    Özel Üye



    Bize göre bu soru pek isabetli değildir. Çünkü Peygamberlerin bu güne kadar devam etmemesi diye bir şey yoktur. Şu anda insanlık aleminin en büyük kitlesi -üç semavî dinin mensupları- peygamberleri önder olarak kabul etmektedir.

    - Eğer sorudan maksat şahıs olarak başka peygamberlerin neden gelmediği ise, bunun cevabı çok basittir. Her şeyin bir sonu olduğu gibi, elbette peygamberlerin de bir sonuncusu olacaktır. “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir”(Ahzab, 33/40) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Hz. Muhammed son peygamber olduğu için bir daha peygamber gelmemiştir, gelmeyecektir.

    - Şu husus çok iyi bilinmektedir ki, herhangi bir yasa, bir anayasa toplumun ihtiyaçlarına cevap verdiği sürece yeni bir yasa veya yeni bir anayasa koyma cihetine gidilmez. Çünkü böyle bir şey abesle iştigal olur. Bu misal gibi, Kur’an anayasası ve barındırdığı sosyal, siyasal, ahlakî değerlerle ilgili yasalar, bu günkü toplumun da ihtiyaçlarına cevap vermektedir.

    Bu gün, - pek çok ilim dalında- Kur’an’ı referans alarak ortaya konmuş milyonlarca eserlerin varlığı bunun göstergesidir. “Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır”(Enam, 6/59) mealindeki ayette Kur’an’da ihtiyaç duyulan her şeyin var olduğunu göstermektedir.

    Bediüzzaman hazretlerinin bu ayeti açıklarken kullandığı şu ifadeleri de konumuza ışık tutmaktadır: “Bir kavle göre Kitab-ı Mübin(Apaçık kitap), Kur'an’dan ibarettir. Yaş ve kuru, her şey içinde bulunduğunu, şu âyet-i kerime beyan ediyor. Öyle mi? Evet, her şey içinde bulunur. Fakat herkes her şeyi içinde göremez. Zira muhtelif derecelerde bulunur. Bazan çekirdekleri, bazan nüveleri, bazan icmalleri, bazan düsturları, bazan alâmetleri; ya sarahaten, ya işareten, ya remzen, ya ibhamen, ya ihtar tarzında bulunurlar. Fakat ihtiyaca göre ve maksad-ı Kur'ana münasib bir tarzda ve iktiza-yı makam münasebetinde şu tarzların birisiyle ifade ediliyor”(Sözler/20. Söz/ 2. makam)

    Eğer bu gün ortada bazı problemlerin çözümü biraz zorluk gösteriyorsa, bu zorluk, İslam aleminde Kur’an’ın pratikte bir referans kaynağı olarak kullanılmamasındandır. Kur’an’a karşı yabancılaşmış zihinlerin, her şeyi net bir şekilde görmeleri kolay değildir.

    - Her konuda Kur’an’ı referans alan Bediüzzaman hazretlerinin aşağıdaki şu ifadeleri Kur’an’ın gerçek manada bütün problemleri çözecek bir kapsama sahip olduğunu göstermektedir.

    “İşte ben Kur'an-ı Hakîm'in kuvvetine istinaden dava ediyorum ki: "Çok alçak olmamak ve yılan gibi dalalet zehirini serpmekle telezzüz etmemek şartıyla, en mütemerrid bir dinsizi, birkaç saat zarfında ikna etmezsem de, ilzam etmeye hazırım." Fakat nihayet derecede alçaklığa düşmüş bir vicdan ki, bilerek dinini dünyaya satar ve bilerek hakikat elmaslarını pis, muzır şişe parçalarına mübadele eder derecede münafıklığa girmiş insan suretindeki yılanlara hakaiki söylemek; hakaike karşı bir hürmetsizliktir”(Mektubat/28. Mektup/dördüncü mesele).

    “Adalet namazında kıbleniz dört mezheb olsun. Tâ ki, namaz sahih ola. Zira hakaik-i meşrutiyetin sarahaten ve zımnen ve iznen dört mezhebden istihracı mümkün olduğunu dava ettim...”(Divan-ı harb-i örfi, s.17).





+ Yorum Gönder