Konusunu Oylayın.: Bir ceza, bu cezaya sebep olan suçun bir daha işlenmemesi için verilir. Cezanın mantığı eğer buysa cehennemde sonsuza ka

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Bir ceza, bu cezaya sebep olan suçun bir daha işlenmemesi için verilir. Cezanın mantığı eğer buysa cehennemde sonsuza ka
  1. 30.Kasım.2011, 14:44
    1
    Misafir

    Bir ceza, bu cezaya sebep olan suçun bir daha işlenmemesi için verilir. Cezanın mantığı eğer buysa cehennemde sonsuza ka






    Bir ceza, bu cezaya sebep olan suçun bir daha işlenmemesi için verilir. Cezanın mantığı eğer buysa cehennemde sonsuza ka Mumsema Bir ceza, bu cezaya sebep olan suçun bir daha işlenmemesi için verilir. Cezanın mantığı eğer buysa cehennemde sonsuza kadar yanmak nasıl açıklanabilir? Dinimizin temel ilkesi affetmek değil midir?


  2. 30.Kasım.2011, 14:44
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Bir ceza, bu cezaya sebep olan suçun bir daha işlenmemesi için verilir. Cezanın mantığı eğer buysa cehennemde sonsuza kadar yanmak nasıl açıklanabilir? Dinimizin temel ilkesi affetmek değil midir?


    Benzer Konular

    - Müslümanlar cehennemde sonsuza dekmi kalacak.?

    - Cehennemde olan daha sonra cennete girecekmi

    - İslama daha çok sarılmanıza sebep olan.?

    - Nisa suresi 16. ayet: İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin; eğer tevbe eder, uslanırlarsa

    - Cehennemde sonsuza kadar azap görmek?

  3. 30.Kasım.2011, 15:43
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Bir ceza, bu cezaya sebep olan suçun bir daha işlenmemesi için verilir. Cezanın mantığı eğer buysa cehennemde son




    “Bir ceza, bu cezaya sebep olan suçun bir daha işlenmemesi için verilir” yargısı isabetli değildir. Çünkü;

    a. İnsanlık tarihi boyunca, farklı şekillerde de olsa, idam cezası söz konusdur. Kitab-ı mukaddes ve Kur’an’da da vardır.

    b. Bugün de en uygar kabul edilen A:B:D’de ve diğer bazı ülkelerde idam cezası vardır. Ve yakın zamana kadar bizim ülkemizde ve Avrupa’da da idam cezası vardı. İdam cezasının ilgili kişiyi ıslah etmeye yönelik olduğunu söylemenin imkânsız olduğu ortadadır. Demek ki cezanın sırf ıslah için olduğu tezi doğru değildir.

    c. Eğer cezalar kişinin ıslahına yönelik olsaydı, bu takdirde her suça aynı cezayı vermek gerekirdi ki, o süre zarfında ıslahı mümkün olsun.

    d. Bugün Medeni hukukta olduğu gibi, İslam hukukunda da farklı suçlara farklı cezaların verilmesi gösteriyor ki, her suçun uygun bir karşılığı, münasip bir cezası vardır. Çünkü adalet, ihkak-ı hak demektir. Yani hakkettiğini vermektir. Allah katında -her şeyin- sonsuz ilahî hikmet ve adaletle tanzim edilen bir karşılığı vardır. Bir itaat fiiline, güzel bir işe ceza vermek ne kadar adaletsizlik ise, herhangi bir suç fiiline mükâfat vermek de o kadar adaletsizliktir. Dolayısıyla, kötü işler cezayı gerektirir. Kişilerin ıslahı tâli derecede bir meseledir.

    Kâfir olsun, müşrik olsun, mümin olsun, herkese tövbe kapısını açık bırakan ve samimi pişmanlık duyan kimselerin tövbesini kabul ederek suçlarını bağışlayan Allah bununla sonsuz rahmetinin gereğini yapmıyor mu?. Ayet ve hadislerden anlaşıldığı üzere Allah, milyarlarca günahkâr insanı -cehenneme koymadan- af eder. Bu husus, Allah’ın sonsuz af ve merhametini göstermiyor mu?

    Ayrıca Allah’ın, kalbinde zerre kadar iman taşıyan herkesi sonunda cehennemden kurtarması onun sonsuz rahmetinin yansıması değil mi?

    “Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girdikten (ve ancak Cenab-ı Hakk’ın bildiği bir müddet geçtikten) sonra Allah: ‘Bir hardal tanesi kadar imanı olanları cehennemden çıkarın’ buyuracak ve çıkarılacaklardır…” (Buharî, İman, 15; Müslim, İman, 147-149) mealindeki hadis-i şerifte bu husus çok açık olarak ifade edilmiştir. Bu hadisten de anlaşıldığı üzere, kalbinde bir zerre de olsa iman bulunmayan kâfirlerden başka cehennemde ebedî kalacak tek bir kişi yoktur.

    Küfür/inkar üzere ölen bir kimsenin affa kabil olmadığı, Allah’ın sonsuz gazabına uğradığı için cehennemden başka kalacak yeri yoktur. Zira, cennet küfür yeri değildir. İnkârcılık ve küfür unsurunu taşımasına rağmen cennete girmesi, ne fiil-karşılık münasebetine, ne suç-ceza prensibine, ne de ihkak-ı hakadalet kanununa uyar.

    Bediüzzaman Hazretlerinin, konuyla ilgili sorulara verdiği cevaplar ve açıklamalar özetle şöyledir:

    Soru:

    Küfür masiyeti az bir zamanda olmakla beraber cezası ebedidir, sonsuzdur. Cezanın bu şekilde olması Allah’ın adaletine nasıl muvafık düşer? Muvafık olduğunu kabul etsek, Allah’ın ezeli hikmetine nasıl uyar? Ona uygun olduğunu da kabul etsek, rahmet-i Rabbaniye buna nasıl izin verir?”

    Cevap:

    Cezanın sonsuzluğunu kabulle beraber, küfür altı cihetle mahdud bir zamanda sınırsız bir cinayettir:

    1. Küfür üzere ölen bir kimse şayet ebedi dünyada kalsa ebedi kâfir olacaktı. Çünkü ruh cevheri bozulmuştur. Bu durumda olan bozuk bir kalp, sonsuz cinayete elverişli bir haldedir.

    2. Küfür her ne kadar sınırlı bir zamanda ise de, sonsuz olana karşı işlenmiş bir cinayettir, yani vahdaniyete şahitlik yapan umum kâinatın sonsuz şehadetlerini yalanlamaktır.

    3. Küfür, sonsuz nimetlere karşı küfrandır, nankörlüktür.

    4. Küfür, Allah’ın sonsuz olan zat ve sıfatlarına karşı bir cinayettir.

    5. “Ne arz ne sema beni içine almadı. Ama mü’min kulumun kalbine yerleştim.” (Acluni, Keşfü’l-Hafa, II, 195) hadis-i kudsisinin sırrıyla, insanın vicdanı her ne kadar dış görünüşü ve mülk cihetiyle sınırlı ise de, batını ve melekût cihetiyle kökleri ebede uzanır. Bu cihetle o, sonsuz gibidir. İşte bu vicdan, küfürle kirlenir, bozulur.

    6. Zıd zıddına ters ise de, ekser hükümlerde ona denk olur. Böylece iman ebedi lezzetleri meyve verdiği gibi, küfürden de ebedi elemlerin meydana gelmesi normaldir. İman ve küfür birbirine tamamen zıddırlar. Ama bu, her ikisine de ebedi karşılık verilmesine engel değildir. Biri ebedi saadeti netice verirken, diğeri ebedi hüsranı netice verir.

    Bu altı ciheti mezc ile tam idrak eden kimse, sonsuz cinayete mukabil sonsuz cezanın tam adalet olduğu sonucuna varır. (bk. İşaratü'l-İcaz -Envar- s.80)

    Soru:

    Kısa bir zamandaki küfre mukabil, hadsiz bir zaman Cehennem'de hapis nasıl adalet olur?

    Cevap:

    Sene, üçyüz altmışbeş gün hesabıyla, bir dakikada cinayet, yedi milyon sekiz yüz seksen dört bin dakika hapis iktizası kanun-u adalet iken; bir dakika küfür, bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfür ile ölen bir adam, kanun-u adaletle elli yedi trilyon ikiyüz bir milyar iki yüz milyon sene beşerin kanun-u adaletiyle hapse müstahak olur. Elbette “Halidina fiha ebeden” adalet-i İlahî ile vech-i muvafakatı bundan anlaşılıyor” (Lemalar/28. Lema)

    Bununla beraber, kâfirlerin dahi cehennemde bir ünsiyet peyda edeceklerine dair İslam alimlerinin beyanları vardır.

    Muhyiddin Arabî Hazretleri, “onlar orada ebedî kalacaklardır” mealindeki âyet-i kerimeyi tefsir ederken, kâfirlerin cehennemde ebedî kalmakla birlikte, azabı ebedîyen aynı seviyede tatmayacaklarını kaydeder ve zamanla oraya mahsus ayrı bir hayat çeşidine girip eski azaplarından bir bakıma kurtulmuş olacaklarını söyler.

    Nur Külliyatında geçen şu cümleler de o büyük velînin bu keşfini, az farkla, doğrular mahiyettedir: “Kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmiş ise de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateş ile bir nev’i ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden âzade olur. O kâfirlerin dünyada yaptıkları a'mal-i hayriyelerine mükâfaten, şu merhamet-i İlahiyeye mazhar olduklarına dair işarat-ı hadîsiye vardır.” (İşaratü’l-İ’caz, s. 81)

    Bediüzzaman hazretlerinin “Evvelki şiddetlerden âzade olma” ifadesinden, azabın ebediyen devam edeceği, ama şiddetinin öncekilerden daha hafif olacağı anlaşılıyor. Muhyiddin-i Arabî Hazretleri ise azabın, yerini âdî, süflî, bayağı bir hayata bırakacağı ve kafirin cehennemde bu hâliyle ebediyen kalacağı kanaatindedir. Bu iki görüş arasında çok küçük bir farkı görmek mümkün olduğu gibi, aralarını telif etmek de mümkündür.


  4. 30.Kasım.2011, 15:43
    2
    Özel Üye



    “Bir ceza, bu cezaya sebep olan suçun bir daha işlenmemesi için verilir” yargısı isabetli değildir. Çünkü;

    a. İnsanlık tarihi boyunca, farklı şekillerde de olsa, idam cezası söz konusdur. Kitab-ı mukaddes ve Kur’an’da da vardır.

    b. Bugün de en uygar kabul edilen A:B:D’de ve diğer bazı ülkelerde idam cezası vardır. Ve yakın zamana kadar bizim ülkemizde ve Avrupa’da da idam cezası vardı. İdam cezasının ilgili kişiyi ıslah etmeye yönelik olduğunu söylemenin imkânsız olduğu ortadadır. Demek ki cezanın sırf ıslah için olduğu tezi doğru değildir.

    c. Eğer cezalar kişinin ıslahına yönelik olsaydı, bu takdirde her suça aynı cezayı vermek gerekirdi ki, o süre zarfında ıslahı mümkün olsun.

    d. Bugün Medeni hukukta olduğu gibi, İslam hukukunda da farklı suçlara farklı cezaların verilmesi gösteriyor ki, her suçun uygun bir karşılığı, münasip bir cezası vardır. Çünkü adalet, ihkak-ı hak demektir. Yani hakkettiğini vermektir. Allah katında -her şeyin- sonsuz ilahî hikmet ve adaletle tanzim edilen bir karşılığı vardır. Bir itaat fiiline, güzel bir işe ceza vermek ne kadar adaletsizlik ise, herhangi bir suç fiiline mükâfat vermek de o kadar adaletsizliktir. Dolayısıyla, kötü işler cezayı gerektirir. Kişilerin ıslahı tâli derecede bir meseledir.

    Kâfir olsun, müşrik olsun, mümin olsun, herkese tövbe kapısını açık bırakan ve samimi pişmanlık duyan kimselerin tövbesini kabul ederek suçlarını bağışlayan Allah bununla sonsuz rahmetinin gereğini yapmıyor mu?. Ayet ve hadislerden anlaşıldığı üzere Allah, milyarlarca günahkâr insanı -cehenneme koymadan- af eder. Bu husus, Allah’ın sonsuz af ve merhametini göstermiyor mu?

    Ayrıca Allah’ın, kalbinde zerre kadar iman taşıyan herkesi sonunda cehennemden kurtarması onun sonsuz rahmetinin yansıması değil mi?

    “Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girdikten (ve ancak Cenab-ı Hakk’ın bildiği bir müddet geçtikten) sonra Allah: ‘Bir hardal tanesi kadar imanı olanları cehennemden çıkarın’ buyuracak ve çıkarılacaklardır…” (Buharî, İman, 15; Müslim, İman, 147-149) mealindeki hadis-i şerifte bu husus çok açık olarak ifade edilmiştir. Bu hadisten de anlaşıldığı üzere, kalbinde bir zerre de olsa iman bulunmayan kâfirlerden başka cehennemde ebedî kalacak tek bir kişi yoktur.

    Küfür/inkar üzere ölen bir kimsenin affa kabil olmadığı, Allah’ın sonsuz gazabına uğradığı için cehennemden başka kalacak yeri yoktur. Zira, cennet küfür yeri değildir. İnkârcılık ve küfür unsurunu taşımasına rağmen cennete girmesi, ne fiil-karşılık münasebetine, ne suç-ceza prensibine, ne de ihkak-ı hakadalet kanununa uyar.

    Bediüzzaman Hazretlerinin, konuyla ilgili sorulara verdiği cevaplar ve açıklamalar özetle şöyledir:

    Soru:

    Küfür masiyeti az bir zamanda olmakla beraber cezası ebedidir, sonsuzdur. Cezanın bu şekilde olması Allah’ın adaletine nasıl muvafık düşer? Muvafık olduğunu kabul etsek, Allah’ın ezeli hikmetine nasıl uyar? Ona uygun olduğunu da kabul etsek, rahmet-i Rabbaniye buna nasıl izin verir?”

    Cevap:

    Cezanın sonsuzluğunu kabulle beraber, küfür altı cihetle mahdud bir zamanda sınırsız bir cinayettir:

    1. Küfür üzere ölen bir kimse şayet ebedi dünyada kalsa ebedi kâfir olacaktı. Çünkü ruh cevheri bozulmuştur. Bu durumda olan bozuk bir kalp, sonsuz cinayete elverişli bir haldedir.

    2. Küfür her ne kadar sınırlı bir zamanda ise de, sonsuz olana karşı işlenmiş bir cinayettir, yani vahdaniyete şahitlik yapan umum kâinatın sonsuz şehadetlerini yalanlamaktır.

    3. Küfür, sonsuz nimetlere karşı küfrandır, nankörlüktür.

    4. Küfür, Allah’ın sonsuz olan zat ve sıfatlarına karşı bir cinayettir.

    5. “Ne arz ne sema beni içine almadı. Ama mü’min kulumun kalbine yerleştim.” (Acluni, Keşfü’l-Hafa, II, 195) hadis-i kudsisinin sırrıyla, insanın vicdanı her ne kadar dış görünüşü ve mülk cihetiyle sınırlı ise de, batını ve melekût cihetiyle kökleri ebede uzanır. Bu cihetle o, sonsuz gibidir. İşte bu vicdan, küfürle kirlenir, bozulur.

    6. Zıd zıddına ters ise de, ekser hükümlerde ona denk olur. Böylece iman ebedi lezzetleri meyve verdiği gibi, küfürden de ebedi elemlerin meydana gelmesi normaldir. İman ve küfür birbirine tamamen zıddırlar. Ama bu, her ikisine de ebedi karşılık verilmesine engel değildir. Biri ebedi saadeti netice verirken, diğeri ebedi hüsranı netice verir.

    Bu altı ciheti mezc ile tam idrak eden kimse, sonsuz cinayete mukabil sonsuz cezanın tam adalet olduğu sonucuna varır. (bk. İşaratü'l-İcaz -Envar- s.80)

    Soru:

    Kısa bir zamandaki küfre mukabil, hadsiz bir zaman Cehennem'de hapis nasıl adalet olur?

    Cevap:

    Sene, üçyüz altmışbeş gün hesabıyla, bir dakikada cinayet, yedi milyon sekiz yüz seksen dört bin dakika hapis iktizası kanun-u adalet iken; bir dakika küfür, bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfür ile ölen bir adam, kanun-u adaletle elli yedi trilyon ikiyüz bir milyar iki yüz milyon sene beşerin kanun-u adaletiyle hapse müstahak olur. Elbette “Halidina fiha ebeden” adalet-i İlahî ile vech-i muvafakatı bundan anlaşılıyor” (Lemalar/28. Lema)

    Bununla beraber, kâfirlerin dahi cehennemde bir ünsiyet peyda edeceklerine dair İslam alimlerinin beyanları vardır.

    Muhyiddin Arabî Hazretleri, “onlar orada ebedî kalacaklardır” mealindeki âyet-i kerimeyi tefsir ederken, kâfirlerin cehennemde ebedî kalmakla birlikte, azabı ebedîyen aynı seviyede tatmayacaklarını kaydeder ve zamanla oraya mahsus ayrı bir hayat çeşidine girip eski azaplarından bir bakıma kurtulmuş olacaklarını söyler.

    Nur Külliyatında geçen şu cümleler de o büyük velînin bu keşfini, az farkla, doğrular mahiyettedir: “Kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmiş ise de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateş ile bir nev’i ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden âzade olur. O kâfirlerin dünyada yaptıkları a'mal-i hayriyelerine mükâfaten, şu merhamet-i İlahiyeye mazhar olduklarına dair işarat-ı hadîsiye vardır.” (İşaratü’l-İ’caz, s. 81)

    Bediüzzaman hazretlerinin “Evvelki şiddetlerden âzade olma” ifadesinden, azabın ebediyen devam edeceği, ama şiddetinin öncekilerden daha hafif olacağı anlaşılıyor. Muhyiddin-i Arabî Hazretleri ise azabın, yerini âdî, süflî, bayağı bir hayata bırakacağı ve kafirin cehennemde bu hâliyle ebediyen kalacağı kanaatindedir. Bu iki görüş arasında çok küçük bir farkı görmek mümkün olduğu gibi, aralarını telif etmek de mümkündür.





+ Yorum Gönder