Konusunu Oylayın.: Bir şey için hem haram hem de helal hükmü verenler varsa ne yapmalıyız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Bir şey için hem haram hem de helal hükmü verenler varsa ne yapmalıyız?
  1. 29.Kasım.2011, 15:16
    1
    Misafir

    Bir şey için hem haram hem de helal hükmü verenler varsa ne yapmalıyız?

  2. 29.Kasım.2011, 21:12
    2
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: bir şey için hem haram hem de helal hükmü verenler varsa ne yapmalıyız?




    Bir şey için hem haram hem de helal hükmü verenler varsa ne yapmalıyız?
    Zamanımızda ortaya çıkıp hükmünde ihtilaf edilen meselelerde nasıl hareket etmeliyiz? 4- Delillerdeki ihtilaftan kaynaklanan şüphe ve hükmü: Güvenilir olup olmama yönünde eşit olan ehil iki kişinin bir madde hakkında ihtilaf edip, birinin haram, diğerinin de helal demesi ve bir tarafı diğerine tercih edecek sebebin bulunmaması. Bu durumda tevakkuf etmek, yani durmak vacip olur. Şayet iki hükümden birini diğerine tercihe bir sebep bulunursa (yani helal olmasını veya haram olmasını gerektirecek bir durum mevcut ise, haram veya helal olduğu yönünde) tercih yapılır. Burada delil; o şeyin haram veya helal olduğunu bilmek içindir. Fakat ister her iki taraf eşit olsun, ister helal diyen görüşü tercih etmeyi gerektiren bir sebep bulunsun, her halükarda ve durumda takva ve verâ, bunlardan kaçınmaktır ve kaçınmayı gerektirir. Böyle davranan bir kişi, dinini ve ırzını korumuş olacaktır. Takva, verâ ve zühd ehlinden olmaya gayret edenlerin ise, bu makamlara, şüpheli şeylerden uzak durmadıkları müddetçe ulaşamayacakları hadislerde açıklanmıştır. Zamanımızdaki ev, araba kredileri vb. muamelelerde, helal veya haram olduğu hususunda ihtilaf edilen yiyecek-içeceklerde ve zamanımızda ortaya çıkan ve caizliği hakkında değişik görüşler bulunan meselelerde yukarıdaki ölçüye göre hareket edilir. Yani verâ ve takva her halükarda bunlardan kaçınmaktır. Fakat helal olduğunu söyleyen taraf hem çoğunlukta ve hem de daha güvenilir ise o vakit o görüşle amel etmede bir beis yoktur. Ama her halükarda ve durumda takva ve verâ, bunlardan kaçınmaktır Haram veya helal olması hususunda ihtilaf edilen şeyler, hayatımızın “olmazsa olmaz”ları değildir. Bunu dikkate almak lazımdır. Helal dairesi, yasaklardan daha geniş olup, insanoğlunun her ihtiyacına cevap vermeye kâfidir. Aksini düşündüğümüz halde bu, dinin noksanlığı ve her zaman ve mekâna hitap edemediği manasına gelir ki bu batıl bir iddiadır. Amacımız, dinimizi en güzel şekilde yaşamak olduğundan, gayretlerimiz de bu yönde olmalıdır. Hayat tarzımızı dine uydurmak zorunda olduğumuzu, dinin birtakım reformlarla hayat tarzına uydurulamaz olduğunu bilmeliyiz.



    Şüpheli şeylerden kaçınmaya verâ, şüphelilerden kaçınan kişiye de verâ sahibi, takva sahibi veya zahit denir. Haram ve şüpheli şeylerden kaçınmayı emreden ve bunun takvanın bir gereği olduğuna işaret eden birçok hadîs-i şerif vardır. Bunlardan bazısı şunlardır: • Ebû Zerr (r.a)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v); "Ben bir kelime –râvi Osman dedi ki: "bir âyet"- biliyorum. Eğer insanların hepsi onu tutsaydılar hepsine kâfi getirdi." buyurdular. Ashâb: "Ey Allah'ın Rasûlü, bu hangi âyettir?" deyince Rasûlullah (s.a.v): "Ve kim Allah'tan korkarsa, Allah o kimseye (darlıktan genişliğe) bir çıkış yolu ihsan eder." (et-Talâk, 65/2) âyetini okudu. (İbn-i Mâce, 4220) • Ebû Hureyre (r.a)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v) buyurdular ki: "Ey Ebû Hureyre, verâ sahibi ol (harama düşme şüphesi olan şeylerden de kaçın) ki insanların Allah'a en iyi kulluk edeni olasın." (İbn-i Mâce, 4217) • Ebû Zerr (r.a)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v) buyurdular ki: "Sakınmak gibi verâ yoktur." (İbn-i Mâce, 4218) • Numân b. Beşîr (r.a) dedi ki: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Helal apaçıktır. Haram da bellidir. İkisi arasında (haram mı, helal mi olduğu bilinemeyen) birtakım şüpheli şeyler vardır ki, insanların birçoğu onları bilmezler. Her kim şüpheli şeylerden sakınırsa, ırzını ve dinini korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere girerse, harama dalmış olur. Bu, (içerisine girilmesi yasak olan) koru etrafında sürüsünü otlatan çoban gibidir, her an sürüsünü yasak bölgeye girdirip otlatabilir. Dikkat ediniz, her padişahın bir korusu vardır. Biliniz ki, Allah’ın korusu da haramlarıdır.” (Buhârî; Müslim) • Hasan b. Ali (r.a) dedi ki: Rasûlullah (s.a.v)’den; “Helal veya haram olması hususunda seni şüpheye düşüren şeyi bırak, düşürmeyene bak!” buyurduğunu işitip öğrendim. (Tirmizî; Nesâî) • Eskâ oğlu Vâsile’den rivayetle Rasûlullah (s.a.v)’e: “Zahit kimdir?” diye soruldu. Rasûlullah (s.a.v): “Şüpheli şeylerde durandır.” buyurdu. (Taberânî) • Urve oğlu Atıyye es-Sa’di (r.a)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kul, mahzurlu şeylere düşmek korkusuyla mahzurlu olmayan şeyleri terk etmedikçe muttakilerden olamaz.” (Tirmizî; İbn-i Mâce) • Abdullah b. Ömer (r.anhümâ)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İçerisinde bir dirhemi haram olduğu halde, on dirheme bir elbise alan kimsenin, o elbise ile kıldığı namaz ve tuttuğu orucu Allah kabul etmez.” Sonra hadisi rivayet eden İbn-i Ömer (r.a) parmaklarını kulaklarına tıkayarak: “Ben bunu Rasûl-i Ekrem’den duymadımsa, kulağım sağır olsun!” dedi. (Ahmed b. Hanbel; Beyhakî, Şuabü’l-îman)


  3. 29.Kasım.2011, 21:12
    2
    Hüvel Baki..



    Bir şey için hem haram hem de helal hükmü verenler varsa ne yapmalıyız?
    Zamanımızda ortaya çıkıp hükmünde ihtilaf edilen meselelerde nasıl hareket etmeliyiz? 4- Delillerdeki ihtilaftan kaynaklanan şüphe ve hükmü: Güvenilir olup olmama yönünde eşit olan ehil iki kişinin bir madde hakkında ihtilaf edip, birinin haram, diğerinin de helal demesi ve bir tarafı diğerine tercih edecek sebebin bulunmaması. Bu durumda tevakkuf etmek, yani durmak vacip olur. Şayet iki hükümden birini diğerine tercihe bir sebep bulunursa (yani helal olmasını veya haram olmasını gerektirecek bir durum mevcut ise, haram veya helal olduğu yönünde) tercih yapılır. Burada delil; o şeyin haram veya helal olduğunu bilmek içindir. Fakat ister her iki taraf eşit olsun, ister helal diyen görüşü tercih etmeyi gerektiren bir sebep bulunsun, her halükarda ve durumda takva ve verâ, bunlardan kaçınmaktır ve kaçınmayı gerektirir. Böyle davranan bir kişi, dinini ve ırzını korumuş olacaktır. Takva, verâ ve zühd ehlinden olmaya gayret edenlerin ise, bu makamlara, şüpheli şeylerden uzak durmadıkları müddetçe ulaşamayacakları hadislerde açıklanmıştır. Zamanımızdaki ev, araba kredileri vb. muamelelerde, helal veya haram olduğu hususunda ihtilaf edilen yiyecek-içeceklerde ve zamanımızda ortaya çıkan ve caizliği hakkında değişik görüşler bulunan meselelerde yukarıdaki ölçüye göre hareket edilir. Yani verâ ve takva her halükarda bunlardan kaçınmaktır. Fakat helal olduğunu söyleyen taraf hem çoğunlukta ve hem de daha güvenilir ise o vakit o görüşle amel etmede bir beis yoktur. Ama her halükarda ve durumda takva ve verâ, bunlardan kaçınmaktır Haram veya helal olması hususunda ihtilaf edilen şeyler, hayatımızın “olmazsa olmaz”ları değildir. Bunu dikkate almak lazımdır. Helal dairesi, yasaklardan daha geniş olup, insanoğlunun her ihtiyacına cevap vermeye kâfidir. Aksini düşündüğümüz halde bu, dinin noksanlığı ve her zaman ve mekâna hitap edemediği manasına gelir ki bu batıl bir iddiadır. Amacımız, dinimizi en güzel şekilde yaşamak olduğundan, gayretlerimiz de bu yönde olmalıdır. Hayat tarzımızı dine uydurmak zorunda olduğumuzu, dinin birtakım reformlarla hayat tarzına uydurulamaz olduğunu bilmeliyiz.



    Şüpheli şeylerden kaçınmaya verâ, şüphelilerden kaçınan kişiye de verâ sahibi, takva sahibi veya zahit denir. Haram ve şüpheli şeylerden kaçınmayı emreden ve bunun takvanın bir gereği olduğuna işaret eden birçok hadîs-i şerif vardır. Bunlardan bazısı şunlardır: • Ebû Zerr (r.a)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v); "Ben bir kelime –râvi Osman dedi ki: "bir âyet"- biliyorum. Eğer insanların hepsi onu tutsaydılar hepsine kâfi getirdi." buyurdular. Ashâb: "Ey Allah'ın Rasûlü, bu hangi âyettir?" deyince Rasûlullah (s.a.v): "Ve kim Allah'tan korkarsa, Allah o kimseye (darlıktan genişliğe) bir çıkış yolu ihsan eder." (et-Talâk, 65/2) âyetini okudu. (İbn-i Mâce, 4220) • Ebû Hureyre (r.a)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v) buyurdular ki: "Ey Ebû Hureyre, verâ sahibi ol (harama düşme şüphesi olan şeylerden de kaçın) ki insanların Allah'a en iyi kulluk edeni olasın." (İbn-i Mâce, 4217) • Ebû Zerr (r.a)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v) buyurdular ki: "Sakınmak gibi verâ yoktur." (İbn-i Mâce, 4218) • Numân b. Beşîr (r.a) dedi ki: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Helal apaçıktır. Haram da bellidir. İkisi arasında (haram mı, helal mi olduğu bilinemeyen) birtakım şüpheli şeyler vardır ki, insanların birçoğu onları bilmezler. Her kim şüpheli şeylerden sakınırsa, ırzını ve dinini korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere girerse, harama dalmış olur. Bu, (içerisine girilmesi yasak olan) koru etrafında sürüsünü otlatan çoban gibidir, her an sürüsünü yasak bölgeye girdirip otlatabilir. Dikkat ediniz, her padişahın bir korusu vardır. Biliniz ki, Allah’ın korusu da haramlarıdır.” (Buhârî; Müslim) • Hasan b. Ali (r.a) dedi ki: Rasûlullah (s.a.v)’den; “Helal veya haram olması hususunda seni şüpheye düşüren şeyi bırak, düşürmeyene bak!” buyurduğunu işitip öğrendim. (Tirmizî; Nesâî) • Eskâ oğlu Vâsile’den rivayetle Rasûlullah (s.a.v)’e: “Zahit kimdir?” diye soruldu. Rasûlullah (s.a.v): “Şüpheli şeylerde durandır.” buyurdu. (Taberânî) • Urve oğlu Atıyye es-Sa’di (r.a)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kul, mahzurlu şeylere düşmek korkusuyla mahzurlu olmayan şeyleri terk etmedikçe muttakilerden olamaz.” (Tirmizî; İbn-i Mâce) • Abdullah b. Ömer (r.anhümâ)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İçerisinde bir dirhemi haram olduğu halde, on dirheme bir elbise alan kimsenin, o elbise ile kıldığı namaz ve tuttuğu orucu Allah kabul etmez.” Sonra hadisi rivayet eden İbn-i Ömer (r.a) parmaklarını kulaklarına tıkayarak: “Ben bunu Rasûl-i Ekrem’den duymadımsa, kulağım sağır olsun!” dedi. (Ahmed b. Hanbel; Beyhakî, Şuabü’l-îman)





+ Yorum Gönder