Konusunu Oylayın.: Muharrem Ayı-Hicret-Aşure Günü Vaazlar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Muharrem Ayı-Hicret-Aşure Günü Vaazlar
  1. 26.Kasım.2011, 11:46
    1
    Misafir

    Muharrem Ayı-Hicret-Aşure Günü Vaazlar






    Muharrem Ayı-Hicret-Aşure Günü Vaazlar Mumsema Muharrem Ayı-Hicret-Aşure Günü konulu Vaazlar istiyorum yardım edermsiniz


  2. 26.Kasım.2011, 11:46
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 26.Kasım.2011, 12:39
    2
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Muharrem Ayı-Hicret-Aşure Günü Vaazlar




    Muharrem Ayı-Hicret-Aşure Günü (Vaaz)
    Muharrem ayı hem İslam gelmeden önce hem de İslam geldikten sonra hep önemli olan
    aylardan biridir. Muharrem, Hicri takvimin ilk ayıdır. Sami dinlerde ve Yüce Dinimiz İslam’da
    özel bir yere sahip olan Aşure günü muharrem ayı içerisindedir. Sözlükte “haram kılınan,
    yasaklanan kutsal olan, saygı duyulan” anlamlarına gelen Muharrem, savaşmanın haram
    kabul edildiği dört aydan biridir.( TDV İslam Ansiklopedisi, “Muharrem” md. c. 31, s.4-5)
    Sevgili Peygamberimiz hadislerinde haram ayların zilkade, zilhicce, muharrem ve receb olarak
    zikretmiş(Buhari, Megazi, 77) ve Yüce Rabbimizde Kuran-ı Kerimin değişik ayetlerinde bu
    aylara saygı gösterilmesini emretmiştir. (Bakara, 2/194,
    Maide,5/2)
    Hz. Peygamber Efendimiz Muharrem ayını “Allah’ın ayı” olarak nitelendirmiş ve ramazandan
    sonraki en faziletli orucunu bu ayda tutulan oruç olduğunu [1] bizlere bildirmiştir.
    Muharrem ayının en önemli özelliklerinden biride Hicri takvime göre ilk ay olarak kabul
    edilmesidir. Nitekim Hicri takvim İslam Tarihi açsından önemli hadiselerden biri olan Hicreti
    esas almaktadır. Hicret sözlükte terk etmek, ayrılmak, ilgisini kesmek, anlamına gelir. Terim
    olarak Dini sebeplerle bir yerden diğer bir yere göç etme ve özellikle Hz. Peygamberin
    Mekke’den Medine’ye göç etmesi olayı anlamına gelmektedir. [2]
    Hicret sadece peygamberimizin hayatında vuku bulan bir olay değildir. Kuran-ı Kerim önceki
    peygamberlerin ve onlara inananların da hicret etmeye zorlandıklarını bildirir. Kuran-ı Kerimde
    Hz. İbrahim “Doğrusu ben Rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum” [3] buyrulmak suretiyle
    hicret ettiği bizlere bildirilmiştir. Ayrıca, Hz. Lut,
    [4]
    Hz. Şuayb
    [5]
    Hz. Musa
    [6]
    ve daha birçok peygamberin hicret ettiği bizlere gelen haberler arasındadır. Ayetler bize
    göstermektedir ki, Hicret olayı sadece belli bir döneme ait bir olay değildir. İnsanlığın varlığıyla
    beraber vuku bulmuş birçok önemli hadiseden biridir Hicret. Dünde meydana gelmiş bugünde
    meydana gelecektir. Önemli olan ise neden, nereye ve hangi niyetle hicret edildiğidir.



  4. 26.Kasım.2011, 12:39
    2
    Hüvel Baki..



    Muharrem Ayı-Hicret-Aşure Günü (Vaaz)
    Muharrem ayı hem İslam gelmeden önce hem de İslam geldikten sonra hep önemli olan
    aylardan biridir. Muharrem, Hicri takvimin ilk ayıdır. Sami dinlerde ve Yüce Dinimiz İslam’da
    özel bir yere sahip olan Aşure günü muharrem ayı içerisindedir. Sözlükte “haram kılınan,
    yasaklanan kutsal olan, saygı duyulan” anlamlarına gelen Muharrem, savaşmanın haram
    kabul edildiği dört aydan biridir.( TDV İslam Ansiklopedisi, “Muharrem” md. c. 31, s.4-5)
    Sevgili Peygamberimiz hadislerinde haram ayların zilkade, zilhicce, muharrem ve receb olarak
    zikretmiş(Buhari, Megazi, 77) ve Yüce Rabbimizde Kuran-ı Kerimin değişik ayetlerinde bu
    aylara saygı gösterilmesini emretmiştir. (Bakara, 2/194,
    Maide,5/2)
    Hz. Peygamber Efendimiz Muharrem ayını “Allah’ın ayı” olarak nitelendirmiş ve ramazandan
    sonraki en faziletli orucunu bu ayda tutulan oruç olduğunu [1] bizlere bildirmiştir.
    Muharrem ayının en önemli özelliklerinden biride Hicri takvime göre ilk ay olarak kabul
    edilmesidir. Nitekim Hicri takvim İslam Tarihi açsından önemli hadiselerden biri olan Hicreti
    esas almaktadır. Hicret sözlükte terk etmek, ayrılmak, ilgisini kesmek, anlamına gelir. Terim
    olarak Dini sebeplerle bir yerden diğer bir yere göç etme ve özellikle Hz. Peygamberin
    Mekke’den Medine’ye göç etmesi olayı anlamına gelmektedir. [2]
    Hicret sadece peygamberimizin hayatında vuku bulan bir olay değildir. Kuran-ı Kerim önceki
    peygamberlerin ve onlara inananların da hicret etmeye zorlandıklarını bildirir. Kuran-ı Kerimde
    Hz. İbrahim “Doğrusu ben Rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum” [3] buyrulmak suretiyle
    hicret ettiği bizlere bildirilmiştir. Ayrıca, Hz. Lut,
    [4]
    Hz. Şuayb
    [5]
    Hz. Musa
    [6]
    ve daha birçok peygamberin hicret ettiği bizlere gelen haberler arasındadır. Ayetler bize
    göstermektedir ki, Hicret olayı sadece belli bir döneme ait bir olay değildir. İnsanlığın varlığıyla
    beraber vuku bulmuş birçok önemli hadiseden biridir Hicret. Dünde meydana gelmiş bugünde
    meydana gelecektir. Önemli olan ise neden, nereye ve hangi niyetle hicret edildiğidir.



  5. 26.Kasım.2011, 12:41
    3
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Muharrem Ayı-Hicret-Aşure Günü Vaazlar

    Sevgili peygamberimizi bir hadisinde Hicret yapılırken akılda tutulması gereken en önemli
    husususun niyet olduğuna şu şekilde işaret etmektedir.
    إن مَّا الأ عَمال بالن يِّ اَّت ، وإ نِ مَّ اَ ل كِ لُ امرئ م اَ ن وَ ىَ ، فمن »
    كان تَ هج رْ تَ هُ إ لِ ىَ الله ور سَ وُل هِ فهجرت هُ إلى الله ورس وُل هِ ، ومن كا نَ تْ
    هج رْ تَ هُ لد نُ يْ اَ ي صُيب هُا ، أ وَ امر أَ ةَ ي نَ كْح هُا فه جْ رْ تَ هُ إلى ما ه اَج رَ
    « إلي هْ
    “Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin
    niyeti Allah’a ve Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve
    Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına
    kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir.” [7]
    Yapacağımız bütün işlerimizde niyetimizin halis olması gerekir. Çünkü güzelliklerin temelinde,
    dünya ve ahiret mutluluğunun özünde Allah rızası yatmaktadır. Yaptığımız işlerin birçoğunda
    sonucu niyet belirlemektedir. Bu sebeple Hicretin temel amacı da Allah’ın rızası olmalıdır. Bu
    önemli husus Kuran-ı Kerimde ise şöyle ifade edilmektedir.
    و مَ نَ ي هُ اَج رِ ف يِ س بَ يِل الل هّ ي جَ دِ ف يِ الأ رَ ضْ م رُ اَغ مَا ك ثَ يِرا و مَ نَ ي خَ رْ جُ م نِ ب يَ تْ هِ م هُ اَج رِا إ لِ ىَ الل هّ و رَ سَ وُل هِ و سَ عَ ةًَ
    ف قَ دَ و قَ عَ أ جَ رْ هُ ع لَى الل هّ ث مُ ي دُ رْ كِ هْ ال مْ وَ تُْ
    و كَ اَن الل هّ غ فَ وُرا ر حَّ يِما
    “Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim
    Allah’a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm
    yetişirse, şüphesiz onun mükafatı Allah’a düşer. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet
    edicidir.” [8]
    Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz, karşılaştığı sıkıntıları gidermek için Allah rızası
    doğrultusunda hicret edenler övülmüştür.

    ه اَج رَ وُا و جَ اَه دَ وُا ف يِ س بَ يِل ن ال ذَّ يِن آم نَ وُا و اَل ذَّ يِن إ
    الل هّ أ وُ لْ َئ كِ ي رَ جْ وُن ر حَ مْ تََ
    الل هّ و اَلل هّ غ فَ وُر ر حَّ يِم “İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah’ın rahmetini
    umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” [9]
    Kameri aylardan Muharrem ayının onuncu günü ise, Aşure günüdür. Bu günde birçok
    Peygamberin hayatında önemli ve olumlu olaylar vuku bulmuştur. Sahih kaynaklarda
    zikredildiğine göre; Bu gün, Hz. Ademin dünya yüzüne indirilmesine sebep olan hatası için
    tövbesinin kabul edildiği, Hz. Nuh’un gemisinin Cudi dağına oturduğu, Hz. Yunus’un balığın
    karnından kurtulduğu, Hz. Musa ve Hz. İsa’nın doğduğu, Hz. Musa’nın ve kavminin Firavunun
    zulmünden kurtulduğu, Hz. Yakup’un oğlu Hz. Yusuf’a kavuştuğu gündür. Bu sebeple Aşure
    günü bütün dinlerde ve en son din İslam Dininde önemli bir yere sahiptir.
    Hz Peygamberimiz, muharremin onuncu günü hem kendisi oruç tutmuş hem de o gün oruç
    tutmalarını ashâbına tavsiye etmiştir.
    ي كُ فَ رِّ الس نَّ ةَ » : س ئُ لِ ع نَ ص يِ اَم ي وَ مْ عاش وُراء ، ف قَ اَل
    « الم اَض يِ ةَ
    Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e aşûre günü tutulan orucun kıymeti soruldu; o da:
    "Geçmiş bir senenin günahlarına kefâret olur" buyurdu.
    أ فَ ضْ لَ الص يِّ اَم بع دْ ر مَض اَن : ش هَ رْ الل هَّ المحر مَّ ، و أَ فَ ضْ لَ الص لَّاة ب عَ دْ الف رَ يِض ةَ : ص لَاة الل يَّ لِْ
    "Ramazan orucu dışında en faziletli oruç, Allah'ın ayı muharremde tutulan oruçtur.
    Farzlar dışında en faziletli namaz da gece namazıdır.

    وعن ابن عباس رضي الل هَّ عنهما ، أ نَ ر سَول الل هَّ ص لَ ىّ الله ع لَ يَ هْ وس لَ مَّ ص اَم يو مْ عاشوراء ، وأ مَ رَ ب صِ يِ اَم هِ İbni Abbâs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve
    sellem aşûre gününde
    oruç tuttu ve oruç tutmayı tavsiye etti."
    Peygamber Efendimiz'e Yahudilerin ve Hıristiyanların sadece onuncu güne tazim ettikleri, bu
    sebeple o gün oruç tuttukları haber verilince,
    وع نَ ابن ع بَ اَّس ر ضَ يِ الل هَّ عن هْ مُ اَ ، ق اَل : قال رس وُل الل هَّ ص لَ ىّ
    ا لله ع لَ يَ هْ وس لَ مَّ « ل ئَ نِ ب قَ يِت إ لِى ق اَب لِ لأص وُم نَ الت اَّس عِ » :
    "Eğer gelecek seneye kadar yaşarsam dokuzuncu gün oruç tutarım" [10]
    buyurmuştur. Bu sebeple Peygamberimizin tuttuğu ve tutmaya niyet ettikleri günleri
    birleştirerek muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu günlerini oruçlu geçirmek müstehaptır.
    Hz. Peygamber'in sünnetine tam anlamıyla uygun hareket etmenin yoluda budur.
    Nice Peygamberin hayatında olumlu ve önemli bir yere sahip olan Aşure günü, İslam tarihinde
    Hz. Peygamberin torunu. Hz. Hüseyin ve aile fertlerinin 10 muharrem 61’de (10 Ekim 680)
    Kerbela’da şehit edildikleri bir gün olarak ta hatırlanmaktadır.
    -Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin iki çiçeğin yarısı idiler. O çiçek Hz. Peygamberin çiçeğidir. Nitekim
    Hz.Ali Efendimiz evlatları için şöyle demiştir.
    -“Oğlum Hasan, göğsünden başına kadar olan kısmında, diğer oğlum Hüseyin de bundan
    aşağı olan kısmında Hz. Peygamber’e çok benzerdi”
    -Hz. Hüseyin yine ağabeyi ile birlikte dedesinin özel dualarına mazhar olmuştur. Nitekim Hz.
    Peygamber, her iki torunu için “ Allah ’ım! Ben, bunları seviyorum. Sen de sev bunları”

    -“Hasan ve Hüseyin, benim dünyada kokladığım iki çiçeğimdir”
    -Yine Hz. Peygamber Hutbe okurken içeriye giren torunlarını kucağına almış, sevmiş ve
    hutbeye kaldığı yerden devam etmiştir.
    Haziran 656 yılında babası Hz. Ali ’nin hilafete geçmesiyle birlikte kendisini siyasi olayların
    içinde bulan Hz. Hüseyin, babasını takip ederek Kufe’ye geçti, onun bütün seferlerine iştirak
    etti. Bu bağlamda Cemel, Sıffîn ve Nehrevân savaşlarına katıldı.
    Babasının şehit edilmesinden (28 Ocak 661) sonra ağabeyi Hasan’ın yanında yer aldı. Onun
    altı ay sonra Muaviye ile belli şartlar altında anlaşma yapıp hilafetten çekilmesini ise bazı
    kaynaklara göre onaylamadı, ancak ağabeyine itaatini sürdürdü. Medine’ye intikal etti. Orada
    ilim ve ibadetle meşgul oldu.
    Ne var ki Muaviye ’nin ölümünden sonra oğlu Yezid’in hilafet makamına oturması durumu
    değiştirdi. Yezid Medine valisine mektup yazarak Hüseyin’in kendisine biatını sağlamasını
    emretti. Hz. Hüseyin buna şiddetle karşı çıktı. Önce Medine’den
    Mekke’ye geldi, orada çeşitli görüşmeler gerçekleştirdi.Bunun
    üzerine yerinde incelemeler yapmak ve durumu kendisine bildirmek üzere amcasının oğlu
    Müslim b. Akil’i Kûfe’ye gönderdi.
    Kufe’deki bu yeni gelişmelerden ve Müslim’in öldürüldüğünden haberi olmayan Hz.
    Hüseyin, bazı tecrübeli kimselerin “Kûfeliler’e güvenilemeyeceğini” söylemesine aldırış
    etmeksizin hazırlıklarını tamamladı ve yakınlarını yanına alarak küçük bir birlikle yola çıktı.
    Yolda bilahare Müslim’in öldürüldüğünü öğrenen Hz. Hüseyin, beraberinde bulunanlarla
    istişare ederek durum değerlendirmesi yaptı, isteyenlerin dönebileceğini söyledi. Kendisi
    samimi adamlarıyla birlikte yolculuğuna devam etti.



  6. 26.Kasım.2011, 12:41
    3
    Hüvel Baki..
    Sevgili peygamberimizi bir hadisinde Hicret yapılırken akılda tutulması gereken en önemli
    husususun niyet olduğuna şu şekilde işaret etmektedir.
    إن مَّا الأ عَمال بالن يِّ اَّت ، وإ نِ مَّ اَ ل كِ لُ امرئ م اَ ن وَ ىَ ، فمن »
    كان تَ هج رْ تَ هُ إ لِ ىَ الله ور سَ وُل هِ فهجرت هُ إلى الله ورس وُل هِ ، ومن كا نَ تْ
    هج رْ تَ هُ لد نُ يْ اَ ي صُيب هُا ، أ وَ امر أَ ةَ ي نَ كْح هُا فه جْ رْ تَ هُ إلى ما ه اَج رَ
    « إلي هْ
    “Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin
    niyeti Allah’a ve Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve
    Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına
    kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir.” [7]
    Yapacağımız bütün işlerimizde niyetimizin halis olması gerekir. Çünkü güzelliklerin temelinde,
    dünya ve ahiret mutluluğunun özünde Allah rızası yatmaktadır. Yaptığımız işlerin birçoğunda
    sonucu niyet belirlemektedir. Bu sebeple Hicretin temel amacı da Allah’ın rızası olmalıdır. Bu
    önemli husus Kuran-ı Kerimde ise şöyle ifade edilmektedir.
    و مَ نَ ي هُ اَج رِ ف يِ س بَ يِل الل هّ ي جَ دِ ف يِ الأ رَ ضْ م رُ اَغ مَا ك ثَ يِرا و مَ نَ ي خَ رْ جُ م نِ ب يَ تْ هِ م هُ اَج رِا إ لِ ىَ الل هّ و رَ سَ وُل هِ و سَ عَ ةًَ
    ف قَ دَ و قَ عَ أ جَ رْ هُ ع لَى الل هّ ث مُ ي دُ رْ كِ هْ ال مْ وَ تُْ
    و كَ اَن الل هّ غ فَ وُرا ر حَّ يِما
    “Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim
    Allah’a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm
    yetişirse, şüphesiz onun mükafatı Allah’a düşer. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet
    edicidir.” [8]
    Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz, karşılaştığı sıkıntıları gidermek için Allah rızası
    doğrultusunda hicret edenler övülmüştür.

    ه اَج رَ وُا و جَ اَه دَ وُا ف يِ س بَ يِل ن ال ذَّ يِن آم نَ وُا و اَل ذَّ يِن إ
    الل هّ أ وُ لْ َئ كِ ي رَ جْ وُن ر حَ مْ تََ
    الل هّ و اَلل هّ غ فَ وُر ر حَّ يِم “İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah’ın rahmetini
    umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” [9]
    Kameri aylardan Muharrem ayının onuncu günü ise, Aşure günüdür. Bu günde birçok
    Peygamberin hayatında önemli ve olumlu olaylar vuku bulmuştur. Sahih kaynaklarda
    zikredildiğine göre; Bu gün, Hz. Ademin dünya yüzüne indirilmesine sebep olan hatası için
    tövbesinin kabul edildiği, Hz. Nuh’un gemisinin Cudi dağına oturduğu, Hz. Yunus’un balığın
    karnından kurtulduğu, Hz. Musa ve Hz. İsa’nın doğduğu, Hz. Musa’nın ve kavminin Firavunun
    zulmünden kurtulduğu, Hz. Yakup’un oğlu Hz. Yusuf’a kavuştuğu gündür. Bu sebeple Aşure
    günü bütün dinlerde ve en son din İslam Dininde önemli bir yere sahiptir.
    Hz Peygamberimiz, muharremin onuncu günü hem kendisi oruç tutmuş hem de o gün oruç
    tutmalarını ashâbına tavsiye etmiştir.
    ي كُ فَ رِّ الس نَّ ةَ » : س ئُ لِ ع نَ ص يِ اَم ي وَ مْ عاش وُراء ، ف قَ اَل
    « الم اَض يِ ةَ
    Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e aşûre günü tutulan orucun kıymeti soruldu; o da:
    "Geçmiş bir senenin günahlarına kefâret olur" buyurdu.
    أ فَ ضْ لَ الص يِّ اَم بع دْ ر مَض اَن : ش هَ رْ الل هَّ المحر مَّ ، و أَ فَ ضْ لَ الص لَّاة ب عَ دْ الف رَ يِض ةَ : ص لَاة الل يَّ لِْ
    "Ramazan orucu dışında en faziletli oruç, Allah'ın ayı muharremde tutulan oruçtur.
    Farzlar dışında en faziletli namaz da gece namazıdır.

    وعن ابن عباس رضي الل هَّ عنهما ، أ نَ ر سَول الل هَّ ص لَ ىّ الله ع لَ يَ هْ وس لَ مَّ ص اَم يو مْ عاشوراء ، وأ مَ رَ ب صِ يِ اَم هِ İbni Abbâs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve
    sellem aşûre gününde
    oruç tuttu ve oruç tutmayı tavsiye etti."
    Peygamber Efendimiz'e Yahudilerin ve Hıristiyanların sadece onuncu güne tazim ettikleri, bu
    sebeple o gün oruç tuttukları haber verilince,
    وع نَ ابن ع بَ اَّس ر ضَ يِ الل هَّ عن هْ مُ اَ ، ق اَل : قال رس وُل الل هَّ ص لَ ىّ
    ا لله ع لَ يَ هْ وس لَ مَّ « ل ئَ نِ ب قَ يِت إ لِى ق اَب لِ لأص وُم نَ الت اَّس عِ » :
    "Eğer gelecek seneye kadar yaşarsam dokuzuncu gün oruç tutarım" [10]
    buyurmuştur. Bu sebeple Peygamberimizin tuttuğu ve tutmaya niyet ettikleri günleri
    birleştirerek muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu günlerini oruçlu geçirmek müstehaptır.
    Hz. Peygamber'in sünnetine tam anlamıyla uygun hareket etmenin yoluda budur.
    Nice Peygamberin hayatında olumlu ve önemli bir yere sahip olan Aşure günü, İslam tarihinde
    Hz. Peygamberin torunu. Hz. Hüseyin ve aile fertlerinin 10 muharrem 61’de (10 Ekim 680)
    Kerbela’da şehit edildikleri bir gün olarak ta hatırlanmaktadır.
    -Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin iki çiçeğin yarısı idiler. O çiçek Hz. Peygamberin çiçeğidir. Nitekim
    Hz.Ali Efendimiz evlatları için şöyle demiştir.
    -“Oğlum Hasan, göğsünden başına kadar olan kısmında, diğer oğlum Hüseyin de bundan
    aşağı olan kısmında Hz. Peygamber’e çok benzerdi”
    -Hz. Hüseyin yine ağabeyi ile birlikte dedesinin özel dualarına mazhar olmuştur. Nitekim Hz.
    Peygamber, her iki torunu için “ Allah ’ım! Ben, bunları seviyorum. Sen de sev bunları”

    -“Hasan ve Hüseyin, benim dünyada kokladığım iki çiçeğimdir”
    -Yine Hz. Peygamber Hutbe okurken içeriye giren torunlarını kucağına almış, sevmiş ve
    hutbeye kaldığı yerden devam etmiştir.
    Haziran 656 yılında babası Hz. Ali ’nin hilafete geçmesiyle birlikte kendisini siyasi olayların
    içinde bulan Hz. Hüseyin, babasını takip ederek Kufe’ye geçti, onun bütün seferlerine iştirak
    etti. Bu bağlamda Cemel, Sıffîn ve Nehrevân savaşlarına katıldı.
    Babasının şehit edilmesinden (28 Ocak 661) sonra ağabeyi Hasan’ın yanında yer aldı. Onun
    altı ay sonra Muaviye ile belli şartlar altında anlaşma yapıp hilafetten çekilmesini ise bazı
    kaynaklara göre onaylamadı, ancak ağabeyine itaatini sürdürdü. Medine’ye intikal etti. Orada
    ilim ve ibadetle meşgul oldu.
    Ne var ki Muaviye ’nin ölümünden sonra oğlu Yezid’in hilafet makamına oturması durumu
    değiştirdi. Yezid Medine valisine mektup yazarak Hüseyin’in kendisine biatını sağlamasını
    emretti. Hz. Hüseyin buna şiddetle karşı çıktı. Önce Medine’den
    Mekke’ye geldi, orada çeşitli görüşmeler gerçekleştirdi.Bunun
    üzerine yerinde incelemeler yapmak ve durumu kendisine bildirmek üzere amcasının oğlu
    Müslim b. Akil’i Kûfe’ye gönderdi.
    Kufe’deki bu yeni gelişmelerden ve Müslim’in öldürüldüğünden haberi olmayan Hz.
    Hüseyin, bazı tecrübeli kimselerin “Kûfeliler’e güvenilemeyeceğini” söylemesine aldırış
    etmeksizin hazırlıklarını tamamladı ve yakınlarını yanına alarak küçük bir birlikle yola çıktı.
    Yolda bilahare Müslim’in öldürüldüğünü öğrenen Hz. Hüseyin, beraberinde bulunanlarla
    istişare ederek durum değerlendirmesi yaptı, isteyenlerin dönebileceğini söyledi. Kendisi
    samimi adamlarıyla birlikte yolculuğuna devam etti.



  7. 26.Kasım.2011, 12:41
    4
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Muharrem Ayı-Hicret-Aşure Günü Vaazlar

    Bu arada vali İbn Ziyad, önce Hür b. Yezid komutasında öncü kuvvet hazırlayıp Hüseyin’i
    sıkıştırmasını istedi. Hür istenileni yaptı. Arkasından Ömer bin Sa’d komutasında 4.000 kişilik
    bir kuvveti daha Hz. Hüseyin’in üzerine gönderdi. Bu birlik Kerbelâ’da Hz. Hüseyin ve
    adamlarını kuşattı, ikmal yollarını tutarak Fırat ’tan su almalarını
    engelledi.
    İnsanlar, özellikle de kadınlar ve çocuklar susuz kaldı. Zulüm had safhaya ulaştı. Bu arada
    bazı görüşmeler yapıldı ise de sonuç vermedi. Nihayet 10 Muharrem yani aşura günü (10
    Ekim 680) Ömer b. Sa’d’ın ordusu Hz. Hüseyin’in 23 atlı, 40 piyadeden oluşan sembolik
    birliğine bütün gücüyle saldırdı. Hz. Hüseyin’in askerleri yiğitçe mücadele etti, çok geçmeden
    sonra teker teker şehit oldular. Hz. Hüseyin’in üzerine yürüdüler, önce onu atından düşürdüler,
    ardından da kılıçla mübarek başını gövdesinden ayırdılar. Hz. Peygamber’in öpüp kokladığı
    mübarek “baş” önce Kufe’ye, ardından da Şam’a götürüldü (Ağırlıkla anlayışa göre Hüseyin’in
    başı daha sonra
    Medine’ye getirilerek annesi Fatıma’nın kabrinin yanına defnedilmiştir).
    Bu suretle Hz. Peygamber’in nadide çiçeği Kerbela ’da koparıldı. O günden beri kalplere
    kor düştü. Peygamber’i seven, Peygamber’i sevdiği için onun ehl-i beytini seven, “âl-in
    Muhammed” diyerek onlara dua ede bütün Müslümanlar üzüldü. Hüseyin sevginin,
    Kerbelada acının adı oldu. Hangi sosyo-kültürel dünyaya mensup olursa olsun bütün Müslümanlar
    içtenlikle Hz. Hüseyin’ sevdiler,
    Kerbela’da onun “baş”ına gelenlerden üzüntü duydular.
    Bütün şehitlerimizin, başta Hz. Hüseyin olmak üzere Kerbela şehitlerinin ruhu şâd olsun!
    [11]
    Tarihin belirli bir kesiminde meydana gelen ve bizleri derinden etkileyen bu olay hakkında iyi
    düşünmek ve gerekli dersleri çıkarmak gerekmektedir. Bu husus hepimizin yüreğini
    dağlamakta ve derinden üzmektedir. Ama bu üzüntü bizleri bir ayrıma götürmemeli, intikam
    duygularının ortaya çıktığı bedenlerimizi tahrip ettiğimiz bir olaya dönüşmemelidir.



  8. 26.Kasım.2011, 12:41
    4
    Hüvel Baki..
    Bu arada vali İbn Ziyad, önce Hür b. Yezid komutasında öncü kuvvet hazırlayıp Hüseyin’i
    sıkıştırmasını istedi. Hür istenileni yaptı. Arkasından Ömer bin Sa’d komutasında 4.000 kişilik
    bir kuvveti daha Hz. Hüseyin’in üzerine gönderdi. Bu birlik Kerbelâ’da Hz. Hüseyin ve
    adamlarını kuşattı, ikmal yollarını tutarak Fırat ’tan su almalarını
    engelledi.
    İnsanlar, özellikle de kadınlar ve çocuklar susuz kaldı. Zulüm had safhaya ulaştı. Bu arada
    bazı görüşmeler yapıldı ise de sonuç vermedi. Nihayet 10 Muharrem yani aşura günü (10
    Ekim 680) Ömer b. Sa’d’ın ordusu Hz. Hüseyin’in 23 atlı, 40 piyadeden oluşan sembolik
    birliğine bütün gücüyle saldırdı. Hz. Hüseyin’in askerleri yiğitçe mücadele etti, çok geçmeden
    sonra teker teker şehit oldular. Hz. Hüseyin’in üzerine yürüdüler, önce onu atından düşürdüler,
    ardından da kılıçla mübarek başını gövdesinden ayırdılar. Hz. Peygamber’in öpüp kokladığı
    mübarek “baş” önce Kufe’ye, ardından da Şam’a götürüldü (Ağırlıkla anlayışa göre Hüseyin’in
    başı daha sonra
    Medine’ye getirilerek annesi Fatıma’nın kabrinin yanına defnedilmiştir).
    Bu suretle Hz. Peygamber’in nadide çiçeği Kerbela ’da koparıldı. O günden beri kalplere
    kor düştü. Peygamber’i seven, Peygamber’i sevdiği için onun ehl-i beytini seven, “âl-in
    Muhammed” diyerek onlara dua ede bütün Müslümanlar üzüldü. Hüseyin sevginin,
    Kerbelada acının adı oldu. Hangi sosyo-kültürel dünyaya mensup olursa olsun bütün Müslümanlar
    içtenlikle Hz. Hüseyin’ sevdiler,
    Kerbela’da onun “baş”ına gelenlerden üzüntü duydular.
    Bütün şehitlerimizin, başta Hz. Hüseyin olmak üzere Kerbela şehitlerinin ruhu şâd olsun!
    [11]
    Tarihin belirli bir kesiminde meydana gelen ve bizleri derinden etkileyen bu olay hakkında iyi
    düşünmek ve gerekli dersleri çıkarmak gerekmektedir. Bu husus hepimizin yüreğini
    dağlamakta ve derinden üzmektedir. Ama bu üzüntü bizleri bir ayrıma götürmemeli, intikam
    duygularının ortaya çıktığı bedenlerimizi tahrip ettiğimiz bir olaya dönüşmemelidir.



  9. 26.Kasım.2011, 12:42
    5
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Muharrem Ayı-Hicret-Aşure Günü Vaazlar

    Müslümanlara düşen görev, bu gibi olayların tekrar yaşanmaması için gerekli tedbirleri almak
    ve belli bir bilinci oluşturmak olmalıdır. Nitekim Yüce Rabbimiz’de bizlere şu tavsiyeleri
    bildirmektedir.
    و اَذ كْ رُ وُ ا وْ اع تْ صَ مِ وُا ب حِ بَ لْ الل هّ ج مَ يِعا و لَا ت فَ رَ قَّ وُا ن عِ مْ تَ الل هّ ع لَ يَ كْ مُ إ ذِ ك نُت مُ أ عَ دْ اَء ف أَ لَ فَّ ب يَ نْ ق لُ وُب كِ مُْ
    ف أَ صَ بْ حَ تْ مُ ب نِ عِ مْ تَ هِ إ خِ وْ اَنا و كَ نُت مُ ع لَ ىَ ش فَ اَ ح فُ رْ ةَ م نِّ الن اَّرِ
    ف أَ نَق ذَ كَ مُ م نِّ هْ اَ ك ذَ لَ كِ ي بُ يَ نِّ الل هّ ل كَ مُ آي اَت هِ ل عَ لَ كَّ مُ ت هَ تْ دَ وُنَ
    “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kuran’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan
    nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte
    O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.” [12]
    Şu ana kadar ifade etmiş olduğumuz bilgiler ışığında şu hususları yeniden gözden geçirmemiz
    gerekmektedir.
    -Muharrem hicri takvimin ilk ayıdır. Hicret ise Peygamberlerin hayatlarında vuku bulmuş bir
    hadisedir. Bununla beraber gerçek hicretimiz ise yanlışlardan doğrulara, günahlardan
    sevaplara doğru yol almamızla gerçekleşecektir.
    -Muharrem ayında bulunan aşure gününde birçok Peygamberin hayatında önemli ve olumlu
    olaylar meydana gelmiştir. Bizlerinde içerisinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulmanın yolu
    Allah’ın (c.c.) yardımı iledir. Bu sebeple Rabbimizin emirlerini yerine getirmeli, yasaklarından
    kaçmalı O’nun rızasına uygun işler içerisinde olmalıyız.
    -Aşure gününde meydana gelen Kerbela olayı, birlik ve beraberliğimizi kaybetmemek için
    üzerimize düşen bütün vazifelerimizi yerine getirmemizi göstermektedir. Müslümanlar arasına
    atılan bir ayrılık çok kötü sonuçlar doğurmaktadır. Hz. Hüseyin Efendimizin ve beraberinde
    bulunan yetmiş kişinin şehadeti bunun en acı örneğidir. Bize düşen bugünde birlik ve
    beraberliğimizi korumaktır.
    Vaazımızı Kur’an-ı Kerimden ayetler ve Sevgili Peygamberimizin hadisleriyle sonlandırıyorum.
    إ نِ مَّ اَ ال مْ ؤُ مْ نِ وُن إ خِ وْ ةَ ف أَ صَ لْ حِ وُا ب يَ نْ أ خَ وَ يَ كْ مُ و اَت قَّ وُا
    ا لل هَّ ل عَ لَ كَّ مُ ت رُ حْ مَ وُنَ “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin
    arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin”
    لا ت بَاغ ضَ وُا ، ولا تحاسد وُا، ولا ت دَاب رَ وُا ، ولا ت قَ اَطع وُا ، و كَ وُن وُا
    ع بِاد الل هَّ إخوانا ، ولا ي حَ لِ ل مِ سُ لْ مِ أن يه جْ رُ أخ اَه ف وَق ثلاث “Birbirinize kin tutmayınız, haset etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah'ın
    kulları, kardeş olunuz. Bir Müslüman’ın, din kardeşini üç günden fazla terk etmesi helâl
    değildir.”
    مث لَ ال مْ ؤُ مْ نِ يِن ف يِ ت وَ اَد هِّ مِ وت رَ اَح مُ هِ مِ وت عَاط فُ هِ مِ ، م ثَ لَ ال جْ سَ دَ إ ذِ اَ اش تْ كَ ىَ م نِ هْ ع ضُ وْ ت دَاع ىَ له سائ رِ ال جْسد بالسه رَِ
    وال حْ مُ ىَّ
    “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda
    benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve
    ateşli hastalığa tutulurlar.”

    Ahmet ÜNAL


    [1] Müslim, Sıyam, 202-203
    [2] TDV İslam Ansiklopedisi, “Hicret” md. c. 17, s.458
    [3] Ankebut, 29/26
    [4] Hicr, 15/65
    [5] Araf, 7/88
    [6] Taha, 20/77-78
    [7] Riyazü’s-Salihin Hadis No:1
    [8] Nisa, 4/100
    [9] Bakara, 2/218
    [10] Müslim, Sıyam, 134
    [11] İlyas ÜZÜM, sayfasından
    alınmıştır
    [12] Al-i İmran, 103



  10. 26.Kasım.2011, 12:42
    5
    Hüvel Baki..
    Müslümanlara düşen görev, bu gibi olayların tekrar yaşanmaması için gerekli tedbirleri almak
    ve belli bir bilinci oluşturmak olmalıdır. Nitekim Yüce Rabbimiz’de bizlere şu tavsiyeleri
    bildirmektedir.
    و اَذ كْ رُ وُ ا وْ اع تْ صَ مِ وُا ب حِ بَ لْ الل هّ ج مَ يِعا و لَا ت فَ رَ قَّ وُا ن عِ مْ تَ الل هّ ع لَ يَ كْ مُ إ ذِ ك نُت مُ أ عَ دْ اَء ف أَ لَ فَّ ب يَ نْ ق لُ وُب كِ مُْ
    ف أَ صَ بْ حَ تْ مُ ب نِ عِ مْ تَ هِ إ خِ وْ اَنا و كَ نُت مُ ع لَ ىَ ش فَ اَ ح فُ رْ ةَ م نِّ الن اَّرِ
    ف أَ نَق ذَ كَ مُ م نِّ هْ اَ ك ذَ لَ كِ ي بُ يَ نِّ الل هّ ل كَ مُ آي اَت هِ ل عَ لَ كَّ مُ ت هَ تْ دَ وُنَ
    “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kuran’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan
    nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte
    O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.” [12]
    Şu ana kadar ifade etmiş olduğumuz bilgiler ışığında şu hususları yeniden gözden geçirmemiz
    gerekmektedir.
    -Muharrem hicri takvimin ilk ayıdır. Hicret ise Peygamberlerin hayatlarında vuku bulmuş bir
    hadisedir. Bununla beraber gerçek hicretimiz ise yanlışlardan doğrulara, günahlardan
    sevaplara doğru yol almamızla gerçekleşecektir.
    -Muharrem ayında bulunan aşure gününde birçok Peygamberin hayatında önemli ve olumlu
    olaylar meydana gelmiştir. Bizlerinde içerisinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulmanın yolu
    Allah’ın (c.c.) yardımı iledir. Bu sebeple Rabbimizin emirlerini yerine getirmeli, yasaklarından
    kaçmalı O’nun rızasına uygun işler içerisinde olmalıyız.
    -Aşure gününde meydana gelen Kerbela olayı, birlik ve beraberliğimizi kaybetmemek için
    üzerimize düşen bütün vazifelerimizi yerine getirmemizi göstermektedir. Müslümanlar arasına
    atılan bir ayrılık çok kötü sonuçlar doğurmaktadır. Hz. Hüseyin Efendimizin ve beraberinde
    bulunan yetmiş kişinin şehadeti bunun en acı örneğidir. Bize düşen bugünde birlik ve
    beraberliğimizi korumaktır.
    Vaazımızı Kur’an-ı Kerimden ayetler ve Sevgili Peygamberimizin hadisleriyle sonlandırıyorum.
    إ نِ مَّ اَ ال مْ ؤُ مْ نِ وُن إ خِ وْ ةَ ف أَ صَ لْ حِ وُا ب يَ نْ أ خَ وَ يَ كْ مُ و اَت قَّ وُا
    ا لل هَّ ل عَ لَ كَّ مُ ت رُ حْ مَ وُنَ “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin
    arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin”
    لا ت بَاغ ضَ وُا ، ولا تحاسد وُا، ولا ت دَاب رَ وُا ، ولا ت قَ اَطع وُا ، و كَ وُن وُا
    ع بِاد الل هَّ إخوانا ، ولا ي حَ لِ ل مِ سُ لْ مِ أن يه جْ رُ أخ اَه ف وَق ثلاث “Birbirinize kin tutmayınız, haset etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah'ın
    kulları, kardeş olunuz. Bir Müslüman’ın, din kardeşini üç günden fazla terk etmesi helâl
    değildir.”
    مث لَ ال مْ ؤُ مْ نِ يِن ف يِ ت وَ اَد هِّ مِ وت رَ اَح مُ هِ مِ وت عَاط فُ هِ مِ ، م ثَ لَ ال جْ سَ دَ إ ذِ اَ اش تْ كَ ىَ م نِ هْ ع ضُ وْ ت دَاع ىَ له سائ رِ ال جْسد بالسه رَِ
    وال حْ مُ ىَّ
    “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda
    benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve
    ateşli hastalığa tutulurlar.”

    Ahmet ÜNAL


    [1] Müslim, Sıyam, 202-203
    [2] TDV İslam Ansiklopedisi, “Hicret” md. c. 17, s.458
    [3] Ankebut, 29/26
    [4] Hicr, 15/65
    [5] Araf, 7/88
    [6] Taha, 20/77-78
    [7] Riyazü’s-Salihin Hadis No:1
    [8] Nisa, 4/100
    [9] Bakara, 2/218
    [10] Müslim, Sıyam, 134
    [11] İlyas ÜZÜM, sayfasından
    alınmıştır
    [12] Al-i İmran, 103






+ Yorum Gönder