Konusunu Oylayın.: Hicret ve islam tarihindeki yeri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hicret ve islam tarihindeki yeri
  1. 26.Kasım.2011, 07:41
    1
    Misafir

    Hicret ve islam tarihindeki yeri

  2. 26.Kasım.2011, 12:10
    2
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Hicret ve islam tarihindeki yeri




    HİCRET'İN İSLÂM TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ
    Şükrü ÖZBUĞDAY
    Hicret, İslâm tarihinin en önemli olayıdır Hicret, Müslümanları, müşriklerin zulmünden kurtarmış, İslâm'a yayılma imkânı
    sağlamış, böylece İslâm inkılâbının başlanğıcı olmuştur Bu itibârla olaydan 17 yıl sonra, Hz Ömer'in halifeliği esnâsında, Hz Peygamber'in hicret ettiği yılın 1 Muharrem'i olan 16 Temmuz 622 tarihi "Hicri-Kamerî Takvim" için "takvim başı" olarak kabul edilmiştir
    Bilindiği gibi Hz Peygamber, Mekke şehrinde doğmuştur Yüce Allah, O'nu burada peygamber olarak görevlendirmiştir
    Görevinin gereği olarak, "(Önce) en yakın akrabalarını uyar" (1) âyet-i kerimesi gereğince, yakınlarından başlamak üzere,
    insanları İslâm'a davet etmeye başlamıştır Kendilerini İslâm'a da'vet ettiği kimseler O'nu, el-Emin = güvenilir kişi olarak
    tanıyorlardı O'nun dürüstlüğü ve ahlâkî üstünlüğü üzerinde ittifak halinde idiler Kendisinin Allah tarafından gönderilmiş ve
    görevlendirilmiş Peygamber olduğunu duyunca, O'na inanmaya ve etrafında toplanmaya başladılar Müslümanların sayısı
    günden güne artıyor ve İslâmiyet hızla yayılıyordu Ancak Mekke'de Kureyş kabilesinin ileri gelenleri bundan endişe duyuyor, toplum üzerindeki hâkimiyetlerini kaybedeceklerinden korktukları için O'na engel olmaya çalışıyorlardı Bunun için
    Peygamberimize ve O'na inananlara amansız düşman kesilmişlerdi Müslümanlara zulmediyor, akıl almaz işkenceler
    yapıyorlardı Hz Peygamber, Mekkelilerin kendisine ve Müslümanlara karşı takındıkları tavır karşısında, hiçbir zaman yılmadı, doğacağına kesinlikle inandığı İslâm güneşine, başka ufuklar aramayı düşündü
    Müşriklerin, tahammülü çok ğüç olan bu zulümleri karşısında, Mekke'de Müslümanlar korunamaz hale gemişlerdi Bu sebeple
    Müslümanların Medine'ye hicret etmeleri kararlaştırılmıştı Sevgili Peygamberimiz (sas) ; "Sizin hicret edeceğiniz yerin iki
    kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi" (2) diyerek, Müslümanların Medine'ye hicretlerine izin verdi
    Böylece Peygamberliğin 13'üncü yılının ilk ayı Muharrem'de (Temmuz 622) Medine'ye hicret başlamış oldu
    Kâbe'ye yapılan senelik hac görevi, Arap yarımadasının bütün noktalarından Arapları Mekke'ye getiriyordu Hz Peygamber,
    bu sefer, kendisine sığınma imkânı ve peygamberlik vazifesini yerine getirme izni verecek bir kabile bulup, iknâ etmenin yollarını aradı Birbiri ardınca, yanlarına gittiği onbeş kabilenin temsilcilerinin hepsi de az çok kaba bir şekilde kendisini geri çevirdiler
    Umudunu hiç kaybetmedi, son olarak yarım düzine kadar Medineli ile karşılaştı Yahudi ve Hristiyanların komşuları olan bu
    kişiler, Peygamberler ve ilâhi vahiyler kavramına yabancı değillerdi, üstelik onlar, bu kutsal kitap sahiplerinin, bir Peygamberin, son bir tesellicinin gelmesini beklediklerini de biliyorlardı O yüzden bu konuda başkalarından önce davranmak fırsatını kaçırmak istemediler, derhal Hz Muhammed'e inandılar, kendisine Medine'de diğer inananlar bulmaya çalışacakları ve gereken desteği vereceklerine dâir söz verdiler Ertesi yıl oniki kadar Medineli kendisine bağlılık yemini ettiler ve İslâm'ı öğretecek bir öğretmen-dâvetçi istediler Bu görevi üzerine alan Mus'ab, bu işte hayli başarılı oldu ve bir sonraki sene Mekke'ye hac sırasında yeni müslüman olmuş, yetmiş üç kişilik bir kafile gönderdi Bunlar Hz Peygamberi ve diğer Mekkeli Müslümanları kendi şehirlerine göç etmeye dâvet ettiler, onları koruyacakları ve kendi aile bireyleriymiş gibi bağırlarına basacakları sözü verdiler Böylece Müslümanların en büyük kısmı gizlice ve küçük gruplar halinde Medine'ye hicret etti, (3) Kısa zamanda, Mekke'li Müslümanların hemen hepsi Medine'ye göç etti Yanlızca Hz Ebû Bekir ile Hz Ali'yi, Hz Peygamber Mekke'de alıkoymuştu
    Böylece İslâmiyet Medine'de de yayılmaya başladı Bu durum Kureyş ileri gelenlerini daha da telâşlandırdı Medine'nin
    kuvvetli bir İslâm merkezi haline gelmesinin aleyhlerine olacağını anladılar Konuyu tartışmak ve bir hal çâresi bulmak üzere
    "Dâru'n - Nedve" denilen yerde toplandılar Uzun uzun görüştüler ve tartıştılar Sonunda kendilerine kurtuluş yolunu
    göstermekten, dünya ve ahirette mutlu olmaları için çaba harcamaktan başka bir şey yapmayan, Peygamberimiz (sas)'i
    öldürmeye karar verdiler Kendilerince çok gizli olarak aldıkları bu karar ve plânlarından Kur'an-ı Kerimde şöyle
    bahsedilmektedir; "İnkâr edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı Allah düzen yapanların en iyisidir" (4)
    Müşriklerin bu korkunç plânlarını Cebrâil (as) Peygamberimiz'e haber verdi: "Bu gece, her zaman yatmakta olduğun
    yatağında yatmayacaksın, evini terk edeceksin" dedi Böylece Hz Peygamber'e hicret için izin verildi Peygamberimiz Hz
    Ali'yi çağırdı: "Ben Medine'ye gidiyorum Sen bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört Müşrikler beni yatıyor
    sansınlar, onlara bir şey sezdirme Sabahleyin şu emânetleri sahiplerine ver Ondan sonra sen de hemen gel" dedi
    Ortalık kararınca, Kureyş'in seçme cânileri evin etrafını sardılar Sabahleyin evinden çıkarken hep birden saldırıp
    öldüreceklerdi Hz Ali, Rasûl-i Ekrem'in yatağına yattı Hz Peygamber eline bir avuç kum alıp evini çeviren müşriklerin
    üzerine saçtı Saçılan kum taneleri, cânilerden her birine isâbet etmiş, hepsi de derin bir uykuya dalmışlardı Peygamberimiz
    (sas) "Yâ-sin " Süresi'nin şu anlamdaki âyetini okuyarak aralarından geçip gitti: "Biz onların önlerine ve arkalarına birer
    sed çektik, böylece gözlerini perdeledik Onlar artık elbette görmezler" (5)
    Rasûlü Ekrem gece evinden ayrıldıktan sonra Kabe'yi tavaf etti Sonra doğduğu yerden ayrılış hüznünü ifade eden şu sözleri
    söyledi "Ey Mekke! Sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve en bana sevimli yerisin Eğer çıkmak zorunda
    bırakılmasaydım senden ayrılmazdım" (6) Ertesi gün öğle sıcağında Hz Ebû Bekir'in evine vardı Allah'ın emriyle beraber
    Medine'ye hicret edeceklerini bildirdi
    Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sas), Hz Ebû Bekir'le birlikte Mekke'den çıkıp, Sevr Dağı'na gelerek oradaki
    mağarada saklandılar Kureyş'in araması bitinceye kadar, üç gün üç gece mağarada kaldılar Hz Peygamber'i ve Ebû
    Bekir'i arayanlar, iz sürerek nihâyet Sevr'deki mağaranın ağzına kadar geldiler Ayak sesleri ve konuşmaları içeriden
    duyuluyordu Hz Ebû Bekir, başını kaldırdığı zaman onların ayaklarını görmüş ve heyecanla: "Ya Resûlâllah, eğilip baksalar,
    bizi görecekler" demişti, bunun üzerine Peygamber Efendimiz: "Korkma, Allah'ın yardımı bizimledir (7) İki yoldaş ki,
    üçüncüsü Allah'tır, hiç endişe edilir mi?" buyurdu(8)
    Takipçiler Sevr dağına henüz çıkmadan, bir örümcek mağaranın ağzına ağ örmüş, bir çift beyaz güvercin yuva yapıp yumurt-
    lamıştı Bu durumda Kureyşliler, mağaranın içine bakmanın ahmaklık olacağını düşünerek bırakıp gittiler
    Resûlüllah'a ilk vahiy Hîra (Nûr) dağındaki mağarada gelmişti Hiradaki mağara ile Serv'deki mağara arasında geçen müddet,
    HzPeygamberin, Peygamberlik hayatının Mekke devrini teşkil etmişti Sevr dağındaki mağaradan başlayan hicret ise, Mekke
    devrinin sonu, Medine devrinin başlanğıcı olmuştur(9) Hicret yolculuğunda Peygamberimiz, iki önemli takiple karşılaştı
    Müdliçoğullarından Surâka, Kureyş'in ilân ettiği mükâfatı ele geçirmek hevesiyle, kendi bölgelerinden geçmiş olan hicret
    kafilesini tâkibe koyuldu Atını dörtnala sürerek Resûlûllah'a ve arkadaşlarına yaklaştığı sırada atı sürçüp kapaklandı Kendisi
    de yere yuvarlandı Yeniden atına binip koşturdu Tam yaklaştığı sırada atının ön ayakları kuma saplandığı için, yine düştü Atını
    zorlukla kurtardı Surâka'nın morali iyice bozulmuştu Hz Peygamber'den özür diledi Yazılı bir emanname alarak geri döndü, diğer takipçileri de "ben aradım, boşuna yorulmayın, bu tarafta yok" diyerek geri çevirdi
    Eslemoğullarından Büreyde de, Kureyş'in ilân ettiği mükâfatı alabilmek için Resûlüllah'ı tâkibe başlamıştı Fakat ilk görüşte
    yanındakilerle birlikte müslüman oldu Daha sonra başındaki beyaz sarığı çözerek mızrağının ucuna bağladı; "sizin gibi şanlı bir
    kafile bayraksız gitmez İzin verirseniz ilk alemdârınız olayım" diyerek tâ Kubâ Köyü'ne kadar bu şanlı Kâfileye bayraktarlık
    yaptı



  3. 26.Kasım.2011, 12:10
    2
    Hüvel Baki..



    HİCRET'İN İSLÂM TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ
    Şükrü ÖZBUĞDAY
    Hicret, İslâm tarihinin en önemli olayıdır Hicret, Müslümanları, müşriklerin zulmünden kurtarmış, İslâm'a yayılma imkânı
    sağlamış, böylece İslâm inkılâbının başlanğıcı olmuştur Bu itibârla olaydan 17 yıl sonra, Hz Ömer'in halifeliği esnâsında, Hz Peygamber'in hicret ettiği yılın 1 Muharrem'i olan 16 Temmuz 622 tarihi "Hicri-Kamerî Takvim" için "takvim başı" olarak kabul edilmiştir
    Bilindiği gibi Hz Peygamber, Mekke şehrinde doğmuştur Yüce Allah, O'nu burada peygamber olarak görevlendirmiştir
    Görevinin gereği olarak, "(Önce) en yakın akrabalarını uyar" (1) âyet-i kerimesi gereğince, yakınlarından başlamak üzere,
    insanları İslâm'a davet etmeye başlamıştır Kendilerini İslâm'a da'vet ettiği kimseler O'nu, el-Emin = güvenilir kişi olarak
    tanıyorlardı O'nun dürüstlüğü ve ahlâkî üstünlüğü üzerinde ittifak halinde idiler Kendisinin Allah tarafından gönderilmiş ve
    görevlendirilmiş Peygamber olduğunu duyunca, O'na inanmaya ve etrafında toplanmaya başladılar Müslümanların sayısı
    günden güne artıyor ve İslâmiyet hızla yayılıyordu Ancak Mekke'de Kureyş kabilesinin ileri gelenleri bundan endişe duyuyor, toplum üzerindeki hâkimiyetlerini kaybedeceklerinden korktukları için O'na engel olmaya çalışıyorlardı Bunun için
    Peygamberimize ve O'na inananlara amansız düşman kesilmişlerdi Müslümanlara zulmediyor, akıl almaz işkenceler
    yapıyorlardı Hz Peygamber, Mekkelilerin kendisine ve Müslümanlara karşı takındıkları tavır karşısında, hiçbir zaman yılmadı, doğacağına kesinlikle inandığı İslâm güneşine, başka ufuklar aramayı düşündü
    Müşriklerin, tahammülü çok ğüç olan bu zulümleri karşısında, Mekke'de Müslümanlar korunamaz hale gemişlerdi Bu sebeple
    Müslümanların Medine'ye hicret etmeleri kararlaştırılmıştı Sevgili Peygamberimiz (sas) ; "Sizin hicret edeceğiniz yerin iki
    kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi" (2) diyerek, Müslümanların Medine'ye hicretlerine izin verdi
    Böylece Peygamberliğin 13'üncü yılının ilk ayı Muharrem'de (Temmuz 622) Medine'ye hicret başlamış oldu
    Kâbe'ye yapılan senelik hac görevi, Arap yarımadasının bütün noktalarından Arapları Mekke'ye getiriyordu Hz Peygamber,
    bu sefer, kendisine sığınma imkânı ve peygamberlik vazifesini yerine getirme izni verecek bir kabile bulup, iknâ etmenin yollarını aradı Birbiri ardınca, yanlarına gittiği onbeş kabilenin temsilcilerinin hepsi de az çok kaba bir şekilde kendisini geri çevirdiler
    Umudunu hiç kaybetmedi, son olarak yarım düzine kadar Medineli ile karşılaştı Yahudi ve Hristiyanların komşuları olan bu
    kişiler, Peygamberler ve ilâhi vahiyler kavramına yabancı değillerdi, üstelik onlar, bu kutsal kitap sahiplerinin, bir Peygamberin, son bir tesellicinin gelmesini beklediklerini de biliyorlardı O yüzden bu konuda başkalarından önce davranmak fırsatını kaçırmak istemediler, derhal Hz Muhammed'e inandılar, kendisine Medine'de diğer inananlar bulmaya çalışacakları ve gereken desteği vereceklerine dâir söz verdiler Ertesi yıl oniki kadar Medineli kendisine bağlılık yemini ettiler ve İslâm'ı öğretecek bir öğretmen-dâvetçi istediler Bu görevi üzerine alan Mus'ab, bu işte hayli başarılı oldu ve bir sonraki sene Mekke'ye hac sırasında yeni müslüman olmuş, yetmiş üç kişilik bir kafile gönderdi Bunlar Hz Peygamberi ve diğer Mekkeli Müslümanları kendi şehirlerine göç etmeye dâvet ettiler, onları koruyacakları ve kendi aile bireyleriymiş gibi bağırlarına basacakları sözü verdiler Böylece Müslümanların en büyük kısmı gizlice ve küçük gruplar halinde Medine'ye hicret etti, (3) Kısa zamanda, Mekke'li Müslümanların hemen hepsi Medine'ye göç etti Yanlızca Hz Ebû Bekir ile Hz Ali'yi, Hz Peygamber Mekke'de alıkoymuştu
    Böylece İslâmiyet Medine'de de yayılmaya başladı Bu durum Kureyş ileri gelenlerini daha da telâşlandırdı Medine'nin
    kuvvetli bir İslâm merkezi haline gelmesinin aleyhlerine olacağını anladılar Konuyu tartışmak ve bir hal çâresi bulmak üzere
    "Dâru'n - Nedve" denilen yerde toplandılar Uzun uzun görüştüler ve tartıştılar Sonunda kendilerine kurtuluş yolunu
    göstermekten, dünya ve ahirette mutlu olmaları için çaba harcamaktan başka bir şey yapmayan, Peygamberimiz (sas)'i
    öldürmeye karar verdiler Kendilerince çok gizli olarak aldıkları bu karar ve plânlarından Kur'an-ı Kerimde şöyle
    bahsedilmektedir; "İnkâr edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı Allah düzen yapanların en iyisidir" (4)
    Müşriklerin bu korkunç plânlarını Cebrâil (as) Peygamberimiz'e haber verdi: "Bu gece, her zaman yatmakta olduğun
    yatağında yatmayacaksın, evini terk edeceksin" dedi Böylece Hz Peygamber'e hicret için izin verildi Peygamberimiz Hz
    Ali'yi çağırdı: "Ben Medine'ye gidiyorum Sen bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört Müşrikler beni yatıyor
    sansınlar, onlara bir şey sezdirme Sabahleyin şu emânetleri sahiplerine ver Ondan sonra sen de hemen gel" dedi
    Ortalık kararınca, Kureyş'in seçme cânileri evin etrafını sardılar Sabahleyin evinden çıkarken hep birden saldırıp
    öldüreceklerdi Hz Ali, Rasûl-i Ekrem'in yatağına yattı Hz Peygamber eline bir avuç kum alıp evini çeviren müşriklerin
    üzerine saçtı Saçılan kum taneleri, cânilerden her birine isâbet etmiş, hepsi de derin bir uykuya dalmışlardı Peygamberimiz
    (sas) "Yâ-sin " Süresi'nin şu anlamdaki âyetini okuyarak aralarından geçip gitti: "Biz onların önlerine ve arkalarına birer
    sed çektik, böylece gözlerini perdeledik Onlar artık elbette görmezler" (5)
    Rasûlü Ekrem gece evinden ayrıldıktan sonra Kabe'yi tavaf etti Sonra doğduğu yerden ayrılış hüznünü ifade eden şu sözleri
    söyledi "Ey Mekke! Sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve en bana sevimli yerisin Eğer çıkmak zorunda
    bırakılmasaydım senden ayrılmazdım" (6) Ertesi gün öğle sıcağında Hz Ebû Bekir'in evine vardı Allah'ın emriyle beraber
    Medine'ye hicret edeceklerini bildirdi
    Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sas), Hz Ebû Bekir'le birlikte Mekke'den çıkıp, Sevr Dağı'na gelerek oradaki
    mağarada saklandılar Kureyş'in araması bitinceye kadar, üç gün üç gece mağarada kaldılar Hz Peygamber'i ve Ebû
    Bekir'i arayanlar, iz sürerek nihâyet Sevr'deki mağaranın ağzına kadar geldiler Ayak sesleri ve konuşmaları içeriden
    duyuluyordu Hz Ebû Bekir, başını kaldırdığı zaman onların ayaklarını görmüş ve heyecanla: "Ya Resûlâllah, eğilip baksalar,
    bizi görecekler" demişti, bunun üzerine Peygamber Efendimiz: "Korkma, Allah'ın yardımı bizimledir (7) İki yoldaş ki,
    üçüncüsü Allah'tır, hiç endişe edilir mi?" buyurdu(8)
    Takipçiler Sevr dağına henüz çıkmadan, bir örümcek mağaranın ağzına ağ örmüş, bir çift beyaz güvercin yuva yapıp yumurt-
    lamıştı Bu durumda Kureyşliler, mağaranın içine bakmanın ahmaklık olacağını düşünerek bırakıp gittiler
    Resûlüllah'a ilk vahiy Hîra (Nûr) dağındaki mağarada gelmişti Hiradaki mağara ile Serv'deki mağara arasında geçen müddet,
    HzPeygamberin, Peygamberlik hayatının Mekke devrini teşkil etmişti Sevr dağındaki mağaradan başlayan hicret ise, Mekke
    devrinin sonu, Medine devrinin başlanğıcı olmuştur(9) Hicret yolculuğunda Peygamberimiz, iki önemli takiple karşılaştı
    Müdliçoğullarından Surâka, Kureyş'in ilân ettiği mükâfatı ele geçirmek hevesiyle, kendi bölgelerinden geçmiş olan hicret
    kafilesini tâkibe koyuldu Atını dörtnala sürerek Resûlûllah'a ve arkadaşlarına yaklaştığı sırada atı sürçüp kapaklandı Kendisi
    de yere yuvarlandı Yeniden atına binip koşturdu Tam yaklaştığı sırada atının ön ayakları kuma saplandığı için, yine düştü Atını
    zorlukla kurtardı Surâka'nın morali iyice bozulmuştu Hz Peygamber'den özür diledi Yazılı bir emanname alarak geri döndü, diğer takipçileri de "ben aradım, boşuna yorulmayın, bu tarafta yok" diyerek geri çevirdi
    Eslemoğullarından Büreyde de, Kureyş'in ilân ettiği mükâfatı alabilmek için Resûlüllah'ı tâkibe başlamıştı Fakat ilk görüşte
    yanındakilerle birlikte müslüman oldu Daha sonra başındaki beyaz sarığı çözerek mızrağının ucuna bağladı; "sizin gibi şanlı bir
    kafile bayraksız gitmez İzin verirseniz ilk alemdârınız olayım" diyerek tâ Kubâ Köyü'ne kadar bu şanlı Kâfileye bayraktarlık
    yaptı



  4. 26.Kasım.2011, 12:10
    3
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Hicret ve islam tarihindeki yeri

    Hz Peygamber'in yola çıktığı Medine'de duyulmuştu Bu yüzden Medineliler, Rasûl-i Ekrem (sas)'i karşılamak üzere her
    sabah şehir dışına çıkıp bekliyorlardı 12 Rabîulevvel Pazartesi günü yine öğleye kadar beklemişler, sıcak bastırınca ümitlerini
    kesip dönmüşlerdi Bu esnâda bir iş için evinin çatısına çıkan bir Yahûdi, bir kafilenin uzaktan gelmekte olduğunu gördü ve
    yüksek sesle:
    "İşte günlerdir yolunu beklediğiniz devletli geliyor "diye haykırdı Medineliler, bir bayram sevinci içinde yollara döküldüler
    Hz Peygamberi Medine'ye yaya yürüyüşle 1 saat uzaklıkta Kubâ köyünde karşıladılar Peygamberimiz burada, Amr b Avf
    oğulları'nda 14 gece misâfir kaldı Bu esnâda Kur'an-ı Kerim'de "takvâ üzere yapıldığı" bildirilen Kubâ Mescidini binâ etti
    ve burada namaz kıldı (10)
    Hz Peygamber'den 3 gün sonra tek başına yola çıkmış olan Hz Ali de gündüzleri gizlenip, geceleri yürüyerek, Kubâ'da iken
    kafileye yetişti
    14 gün sonra, bir Cuma günü Peygamberimiz devesine bindi Karşılamağa gelenlerle muhteşem bir alay içinde Medine'ye
    hareket etti Yolda "Sâlim b Avfoğulları"na ait "Rânûna Vâdisi"nde öğle vakti oldu Hz Peygamber, burada arka arkaya iki hutbe okuyarak ilk cuma namazını kıldırdı Bu ilk cuma hutbesinde, Sevgili Peygamberimiz, İslâm'ın bazı temel prensiplerine temas ettiği için, burada nakletmeyi faydalı görüyorum; Rasûl-i Ekrem, birinci hutbeye Allah'a hamd ve senâ ederek başladı ve şöyle devam etti:
    "Ey insanlar, ölmeden önce Allah'a tevbe ediniz, fırsat elde iken iyi işlere koşunuz Allah'ı çok anmak, gizli ve âşikar çok
    sadaka vermek suretiyle O'nunla aranızdaki bağı kuvvetlendiriniz Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görürsünüz,
    kaçırdıklarınızı tekrar elde edersiniz"
    Biliniz ki, Cenâb-ı Hak, içinde bulunduğum yılın bu ayında, bugün şu bulunduğum yerde cuma namazını kıyâmete kadar,
    üzerinize farz kıldı Hayâtımda veya benden sonra -âdil veya zâlim- bir imamı olduğu halde önemsiz gördüğü veya inkâr ettiği
    için, kim bu namazı terkederse, Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve hiçbir işine hayır vermesin Biliniz ki, böylesini,
    tevbe etmedikçe, ne namazı, ne zekâtı, ne haccı, ne orucu, ne de herhangi bir iyiliği Allah katında bir değer taşır Ancak, kim
    tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder (11)
    Ey insanlar, âhiret için azık hazırlayıp önceden gönderin Hepiniz ölecek ve sürünüzü çobansız bırakacaksınız Sonra Rabbiniz
    -arada tercüman veya perdedâr olmaksızın- bizzat:
    -Sana benim peygamberim gelip haber vermedi mi? Ben sana mal vermiş, ihsanda bulunmuştum Sen bunlardan âhiretin için ne
    gönderdin, diye soracaktır O kimse sağına, soluna bakacak, hiçbir şey göremeyecek Sonra önüne bakacak, orada
    cehennem'i görecek Öyleyse yarım hurma ile de olsa, kendini ateşten korumaya gücü yeten, bunu yapsın Buna gücü
    yetmeyen, bâri güzel sözle kendini kurtarsın Çünkü bir iyiliğe 10'dan 700 katına kadar sevap verilir Allah'ın selâm ve
    rahmeti üzerinize olsun"
    Hz Peygamber, birinci hutbeyi böylece bitirdikten sonra, ikinci hutbede de şunları söylemiştir:
    "Hamd Allah'a mahsustur O'na hamdeder, ondan yardım dileriz Nefislerimizin şerlerinden ve kötü işlerimizden Allah'a
    sığınırız Allah'ın hidâyet verdiğini kimse saptıramaz O'nun saptırdığını da kimse doğru yola koyamaz
    Allah'tan başka ilâh olmadığına şahâdet ederim O birdir, eşi, ortağı ve benzeri yoktur Sözlerin en güzeli, Allah Kitabı
    (Kur'an-ı Kerim) dir Allah'ın, kalbini Kur'an ile süslediği, küfürden sonra İslâm'a soktuğu, Kur'an-ı, diğer sözlere tercih
    eden kimse felâh bulup kurtulmuştur
    Allah'ın sevdiğini seviniz Allah'ı bütün kalbinizle (can ve gönülden) seviniz Allah kelâmı Kur'an'dan ve zikrinden
    usanmayınız Allah'ın kelâmına karşı kalbiniz katılaşmasın
    Yalnız Allah'a kulluk edip, ibâdetinizde Ona hiçbir şeyi ortak yapmayınız Ondan hakkıyla sakınınız Yaptığınız iyi şeyleri
    dilinizle doğrulayınız Aranızda Allah'ın rahmet ve merhametiyle sevişiniz Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun"(12)
    Cuma namazından sonra Hz Peygamber (sas), Medine'ye hareket etti Medine, tarihinin en önemli gününü yaşıyordu Halk,
    bayram sevinci içinde, Kubâ'dan itibâren yolu, iki taraflı doldurmuştu Rasûl-i Ekrem'in anne tarafından akrabası olan
    Neccâroğulları, O'nu karşılamaya gelmişlerdi Ensâr'ın ileri gelenleri O'na yaklaşarak:Ey Allah'ın Resûlü! İşte evlerimiz, işte
    mallarımız, işte canlarımız emrinize hazır" dediler Peygamberimiz, onları taltif ve gönüllerini hoş ederek yoluna devam etti Tam şehre gireceği sırada kalabalık o dereceyi bulmuştu ki kadınlar, damların üzerine çıkarak şöyle şiir söylüyorlardı:
    "Veda tepesinin sırtlarından ay doğdu üstümüze,
    Allah'a davet eden bulundukça şükretmek vacip oldu bize"
    Küçük kızlar def çalarak şenlik yapıyorlar ve şu şarkıyı terennüm ediyorlardı:
    "Biz Neccâr oğullarının kızlarıyız,
    Ne mutlu bize Muhammed'in komşularıyız"(13)
    Medine halkı, Resûlüllah (sas)'in gelişinden duyduğu sevinci, hiçbir şeyden duymamıştı Herkes Peygamber Efendimizi, kendi
    evinde misafir etmek istiyor, "Ey Allah'ın Rasûlü, bize buyurunuz" diyerek deveyi durdurmak istiyorlardı Hz Peygamber ise, kimseyi gücendirmemek için devesini serbest bırakmıştı
    "Siz deveyi kendi haline bırakınız O memurdur, emrolunduğu yere gider" diyerek dâvet edenlerden izin istiyordu Nihâyet
    deve, halen "Mescidü'n-Nebi"nin bulunduğu boş arsada çöktü, Rasûlüllah (sas) inmedi Deve kalkarak birkaç adım
    gittikten sonra geri dönüp ilk çöktüğü yere yeniden çöktü, bir daha kalkmadı Hz Peygamber, devenin üzerinden inerek:
    "Akrabamızdan en yakın kimin evi?" diyerek etrafındakilere sordu Hâlid b Zeyd:
    "İşte evim, işte kapısı, buyurunuz Yâ Rasûlâllah" diyerek, Rasûl-i Ekrem'i dâvet etti Peygamber Efendimiz böylece Hz
    Halid'in misafiri oldu Bu misâfirlik, "Mescidü'n-Nebi" nin inşaatı tamamlanıncaya kadar yedi ay devam etti
    Rasûlüllahın hicreti Peygamberliğin 13'üncü yılında, 12 Rabiulevvel de olmuştur Bu tarih, aynı zamanda Peygamber
    Efendimizin 53'üncü doğum yıldönümüdür
    Hicretle, 23 yıl süren peygamberlik devrinin 13 yıllık "Mekke Devri" sona ermiş, 10 yıllık "Medine Devri" başlamıştır(14)



  5. 26.Kasım.2011, 12:10
    3
    Hüvel Baki..
    Hz Peygamber'in yola çıktığı Medine'de duyulmuştu Bu yüzden Medineliler, Rasûl-i Ekrem (sas)'i karşılamak üzere her
    sabah şehir dışına çıkıp bekliyorlardı 12 Rabîulevvel Pazartesi günü yine öğleye kadar beklemişler, sıcak bastırınca ümitlerini
    kesip dönmüşlerdi Bu esnâda bir iş için evinin çatısına çıkan bir Yahûdi, bir kafilenin uzaktan gelmekte olduğunu gördü ve
    yüksek sesle:
    "İşte günlerdir yolunu beklediğiniz devletli geliyor "diye haykırdı Medineliler, bir bayram sevinci içinde yollara döküldüler
    Hz Peygamberi Medine'ye yaya yürüyüşle 1 saat uzaklıkta Kubâ köyünde karşıladılar Peygamberimiz burada, Amr b Avf
    oğulları'nda 14 gece misâfir kaldı Bu esnâda Kur'an-ı Kerim'de "takvâ üzere yapıldığı" bildirilen Kubâ Mescidini binâ etti
    ve burada namaz kıldı (10)
    Hz Peygamber'den 3 gün sonra tek başına yola çıkmış olan Hz Ali de gündüzleri gizlenip, geceleri yürüyerek, Kubâ'da iken
    kafileye yetişti
    14 gün sonra, bir Cuma günü Peygamberimiz devesine bindi Karşılamağa gelenlerle muhteşem bir alay içinde Medine'ye
    hareket etti Yolda "Sâlim b Avfoğulları"na ait "Rânûna Vâdisi"nde öğle vakti oldu Hz Peygamber, burada arka arkaya iki hutbe okuyarak ilk cuma namazını kıldırdı Bu ilk cuma hutbesinde, Sevgili Peygamberimiz, İslâm'ın bazı temel prensiplerine temas ettiği için, burada nakletmeyi faydalı görüyorum; Rasûl-i Ekrem, birinci hutbeye Allah'a hamd ve senâ ederek başladı ve şöyle devam etti:
    "Ey insanlar, ölmeden önce Allah'a tevbe ediniz, fırsat elde iken iyi işlere koşunuz Allah'ı çok anmak, gizli ve âşikar çok
    sadaka vermek suretiyle O'nunla aranızdaki bağı kuvvetlendiriniz Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görürsünüz,
    kaçırdıklarınızı tekrar elde edersiniz"
    Biliniz ki, Cenâb-ı Hak, içinde bulunduğum yılın bu ayında, bugün şu bulunduğum yerde cuma namazını kıyâmete kadar,
    üzerinize farz kıldı Hayâtımda veya benden sonra -âdil veya zâlim- bir imamı olduğu halde önemsiz gördüğü veya inkâr ettiği
    için, kim bu namazı terkederse, Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve hiçbir işine hayır vermesin Biliniz ki, böylesini,
    tevbe etmedikçe, ne namazı, ne zekâtı, ne haccı, ne orucu, ne de herhangi bir iyiliği Allah katında bir değer taşır Ancak, kim
    tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder (11)
    Ey insanlar, âhiret için azık hazırlayıp önceden gönderin Hepiniz ölecek ve sürünüzü çobansız bırakacaksınız Sonra Rabbiniz
    -arada tercüman veya perdedâr olmaksızın- bizzat:
    -Sana benim peygamberim gelip haber vermedi mi? Ben sana mal vermiş, ihsanda bulunmuştum Sen bunlardan âhiretin için ne
    gönderdin, diye soracaktır O kimse sağına, soluna bakacak, hiçbir şey göremeyecek Sonra önüne bakacak, orada
    cehennem'i görecek Öyleyse yarım hurma ile de olsa, kendini ateşten korumaya gücü yeten, bunu yapsın Buna gücü
    yetmeyen, bâri güzel sözle kendini kurtarsın Çünkü bir iyiliğe 10'dan 700 katına kadar sevap verilir Allah'ın selâm ve
    rahmeti üzerinize olsun"
    Hz Peygamber, birinci hutbeyi böylece bitirdikten sonra, ikinci hutbede de şunları söylemiştir:
    "Hamd Allah'a mahsustur O'na hamdeder, ondan yardım dileriz Nefislerimizin şerlerinden ve kötü işlerimizden Allah'a
    sığınırız Allah'ın hidâyet verdiğini kimse saptıramaz O'nun saptırdığını da kimse doğru yola koyamaz
    Allah'tan başka ilâh olmadığına şahâdet ederim O birdir, eşi, ortağı ve benzeri yoktur Sözlerin en güzeli, Allah Kitabı
    (Kur'an-ı Kerim) dir Allah'ın, kalbini Kur'an ile süslediği, küfürden sonra İslâm'a soktuğu, Kur'an-ı, diğer sözlere tercih
    eden kimse felâh bulup kurtulmuştur
    Allah'ın sevdiğini seviniz Allah'ı bütün kalbinizle (can ve gönülden) seviniz Allah kelâmı Kur'an'dan ve zikrinden
    usanmayınız Allah'ın kelâmına karşı kalbiniz katılaşmasın
    Yalnız Allah'a kulluk edip, ibâdetinizde Ona hiçbir şeyi ortak yapmayınız Ondan hakkıyla sakınınız Yaptığınız iyi şeyleri
    dilinizle doğrulayınız Aranızda Allah'ın rahmet ve merhametiyle sevişiniz Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun"(12)
    Cuma namazından sonra Hz Peygamber (sas), Medine'ye hareket etti Medine, tarihinin en önemli gününü yaşıyordu Halk,
    bayram sevinci içinde, Kubâ'dan itibâren yolu, iki taraflı doldurmuştu Rasûl-i Ekrem'in anne tarafından akrabası olan
    Neccâroğulları, O'nu karşılamaya gelmişlerdi Ensâr'ın ileri gelenleri O'na yaklaşarak:Ey Allah'ın Resûlü! İşte evlerimiz, işte
    mallarımız, işte canlarımız emrinize hazır" dediler Peygamberimiz, onları taltif ve gönüllerini hoş ederek yoluna devam etti Tam şehre gireceği sırada kalabalık o dereceyi bulmuştu ki kadınlar, damların üzerine çıkarak şöyle şiir söylüyorlardı:
    "Veda tepesinin sırtlarından ay doğdu üstümüze,
    Allah'a davet eden bulundukça şükretmek vacip oldu bize"
    Küçük kızlar def çalarak şenlik yapıyorlar ve şu şarkıyı terennüm ediyorlardı:
    "Biz Neccâr oğullarının kızlarıyız,
    Ne mutlu bize Muhammed'in komşularıyız"(13)
    Medine halkı, Resûlüllah (sas)'in gelişinden duyduğu sevinci, hiçbir şeyden duymamıştı Herkes Peygamber Efendimizi, kendi
    evinde misafir etmek istiyor, "Ey Allah'ın Rasûlü, bize buyurunuz" diyerek deveyi durdurmak istiyorlardı Hz Peygamber ise, kimseyi gücendirmemek için devesini serbest bırakmıştı
    "Siz deveyi kendi haline bırakınız O memurdur, emrolunduğu yere gider" diyerek dâvet edenlerden izin istiyordu Nihâyet
    deve, halen "Mescidü'n-Nebi"nin bulunduğu boş arsada çöktü, Rasûlüllah (sas) inmedi Deve kalkarak birkaç adım
    gittikten sonra geri dönüp ilk çöktüğü yere yeniden çöktü, bir daha kalkmadı Hz Peygamber, devenin üzerinden inerek:
    "Akrabamızdan en yakın kimin evi?" diyerek etrafındakilere sordu Hâlid b Zeyd:
    "İşte evim, işte kapısı, buyurunuz Yâ Rasûlâllah" diyerek, Rasûl-i Ekrem'i dâvet etti Peygamber Efendimiz böylece Hz
    Halid'in misafiri oldu Bu misâfirlik, "Mescidü'n-Nebi" nin inşaatı tamamlanıncaya kadar yedi ay devam etti
    Rasûlüllahın hicreti Peygamberliğin 13'üncü yılında, 12 Rabiulevvel de olmuştur Bu tarih, aynı zamanda Peygamber
    Efendimizin 53'üncü doğum yıldönümüdür
    Hicretle, 23 yıl süren peygamberlik devrinin 13 yıllık "Mekke Devri" sona ermiş, 10 yıllık "Medine Devri" başlamıştır(14)



  6. 26.Kasım.2011, 12:11
    4
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Hicret ve islam tarihindeki yeri

    Hz Peygamber (sas), Medine'ye geldiklerinde, burada yaşayan yabancılarla, dayanışma temeli üzerine bir antlaşma
    imzalamıştı Bu antlaşma, İslâm Dininin Müslüman olmayan topluluklarla barış içinde yaşamaya ve onlarla dâima iyi ilişkiler
    içinde olmaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir Yine Sevgili Peygamberimiz, Mekke'den gelen göçmenlerle Medine'li
    Müslümanlar, yani "Muhacirler" ile "Ensar" arasında kardeşlik kurmuştu Bu kardeşlik esasına göre, Medine'li
    Müslümanlar mallarının yarısını göçmen kardeşlerine vermişlerdi ki, tarihte bu dayanışma ve yardımlaşmanın bir benzerini daha
    göstermek mümkün değildir Böylece, Medine şehrinde ilk İslâm topluluğu, kardeşlik ve dayanışma temelleri üzerine oluşmaya
    başlamıştır
    Böylece Hicret, ilk Müslümanların, sıkıntılı günlerden kurtulmalarına ve kardeşlik esası üzerine kurulan toplum hayatına
    kavuşmalarına vesile olmuştur
    Ayrıca İslâmiyet, Mekke şehri hudutları dışına Hicret'le taşmış ve bu güneş, dünyaya Medine ufuklarından yayılmıştır
    Yazımı "HİCRET" başlıklı aşağıdaki şiirle bitirmek istiyorum: HİCRET
    Mekke'yle Medine arası yollar;
    Çizik çizik, hasret arası yollar
    Vardığı her nokta yine başlangıç;
    Gitgide Allah'a varası yollar
    Mekke'yle Medine arası yollar
    Bu çıplak yollarda ne in, ne de cin,
    Yalnız iki çift nurdan güvercin
    Bunlar iki dostun ayakları ki,
    Yolları göklere bağlayan perçin
    Bu çıplak yollarda ne in, ne de cin
    Hicret, yurtdışında aranan destek
    Dâvâ sahibine öz yurdu köstek;
    Merkezi dışardan sarmaktır murad,
    Merkezi çevreden fethidir istek
    Hicret, yurtdışında aranan destek
    İnsan kaçar, ufuk kaçar beraber,
    Ufukta, varılmaz gâyeden haber
    O ki, eteğinde, ufuk ve gâye,
    O ki, Gaye -İnsan, Ufuk- Peygamber
    İnsan koşar, ufuk kaçar beraber

    Ayakta, Medine Müslümanları,
    İslâm'ın "Yardımcısı" kahramanları
    Rasûller Rasûlü uğruna fedâ
    Malları, canları, hânümanları
    Ayakta, Medine Müslümanları (15)

    1- Şuarâ, 214
    2- El-Buhârî, 4/255; Tecrid-i Sarih ter
    cemesi, 10/86
    3- Prof Dr Muhammed Hamidullah;
    İslâm'a Giriş, Çev Cemal Aydın,
    TDVYayınları, Ankara 1996, s,
    13,14
    4- Enfâl, 30
    5- Yâ-Sîn, 9
    6- İbn-i Mâce 2/1037 (Hadis no:
    3108);
    Tirmizi, 5/722 (Hadis No: 3925)
    7- Tevbe, 40
    8- El-Buhâri; 4/263; Tecrid-i Sarih ter
    cemesi, 10/119 (Hadis No: 1557)
    9- İrfan YÜCEL, Peygamberimizin Ha
    yatı, DİB Yayınları, Ankara 1998
    s:88-94
    10- Tevbe, 108
    11- İbn-i Mâce, Sünen, C 1, S
    343 (Hadis No: 1081)
    12- İbn-i Hişâm, 2/147
    13- Mevlânâ Şiblî, Asr-ı Saâdet, Terc
    Ö Rıza Doğrul, İst 1973, C 1, s
    203
    14- YÜCEL, age, 98, 99, 100
    15- Necip Fâzıl KISAKÜREK
    Kaynak: Diyanet dergisi, Sayı 103, 1999



  7. 26.Kasım.2011, 12:11
    4
    Hüvel Baki..
    Hz Peygamber (sas), Medine'ye geldiklerinde, burada yaşayan yabancılarla, dayanışma temeli üzerine bir antlaşma
    imzalamıştı Bu antlaşma, İslâm Dininin Müslüman olmayan topluluklarla barış içinde yaşamaya ve onlarla dâima iyi ilişkiler
    içinde olmaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir Yine Sevgili Peygamberimiz, Mekke'den gelen göçmenlerle Medine'li
    Müslümanlar, yani "Muhacirler" ile "Ensar" arasında kardeşlik kurmuştu Bu kardeşlik esasına göre, Medine'li
    Müslümanlar mallarının yarısını göçmen kardeşlerine vermişlerdi ki, tarihte bu dayanışma ve yardımlaşmanın bir benzerini daha
    göstermek mümkün değildir Böylece, Medine şehrinde ilk İslâm topluluğu, kardeşlik ve dayanışma temelleri üzerine oluşmaya
    başlamıştır
    Böylece Hicret, ilk Müslümanların, sıkıntılı günlerden kurtulmalarına ve kardeşlik esası üzerine kurulan toplum hayatına
    kavuşmalarına vesile olmuştur
    Ayrıca İslâmiyet, Mekke şehri hudutları dışına Hicret'le taşmış ve bu güneş, dünyaya Medine ufuklarından yayılmıştır
    Yazımı "HİCRET" başlıklı aşağıdaki şiirle bitirmek istiyorum: HİCRET
    Mekke'yle Medine arası yollar;
    Çizik çizik, hasret arası yollar
    Vardığı her nokta yine başlangıç;
    Gitgide Allah'a varası yollar
    Mekke'yle Medine arası yollar
    Bu çıplak yollarda ne in, ne de cin,
    Yalnız iki çift nurdan güvercin
    Bunlar iki dostun ayakları ki,
    Yolları göklere bağlayan perçin
    Bu çıplak yollarda ne in, ne de cin
    Hicret, yurtdışında aranan destek
    Dâvâ sahibine öz yurdu köstek;
    Merkezi dışardan sarmaktır murad,
    Merkezi çevreden fethidir istek
    Hicret, yurtdışında aranan destek
    İnsan kaçar, ufuk kaçar beraber,
    Ufukta, varılmaz gâyeden haber
    O ki, eteğinde, ufuk ve gâye,
    O ki, Gaye -İnsan, Ufuk- Peygamber
    İnsan koşar, ufuk kaçar beraber

    Ayakta, Medine Müslümanları,
    İslâm'ın "Yardımcısı" kahramanları
    Rasûller Rasûlü uğruna fedâ
    Malları, canları, hânümanları
    Ayakta, Medine Müslümanları (15)

    1- Şuarâ, 214
    2- El-Buhârî, 4/255; Tecrid-i Sarih ter
    cemesi, 10/86
    3- Prof Dr Muhammed Hamidullah;
    İslâm'a Giriş, Çev Cemal Aydın,
    TDVYayınları, Ankara 1996, s,
    13,14
    4- Enfâl, 30
    5- Yâ-Sîn, 9
    6- İbn-i Mâce 2/1037 (Hadis no:
    3108);
    Tirmizi, 5/722 (Hadis No: 3925)
    7- Tevbe, 40
    8- El-Buhâri; 4/263; Tecrid-i Sarih ter
    cemesi, 10/119 (Hadis No: 1557)
    9- İrfan YÜCEL, Peygamberimizin Ha
    yatı, DİB Yayınları, Ankara 1998
    s:88-94
    10- Tevbe, 108
    11- İbn-i Mâce, Sünen, C 1, S
    343 (Hadis No: 1081)
    12- İbn-i Hişâm, 2/147
    13- Mevlânâ Şiblî, Asr-ı Saâdet, Terc
    Ö Rıza Doğrul, İst 1973, C 1, s
    203
    14- YÜCEL, age, 98, 99, 100
    15- Necip Fâzıl KISAKÜREK
    Kaynak: Diyanet dergisi, Sayı 103, 1999






+ Yorum Gönder