Konusunu Oylayın.: Hz. Yusuf ve Hz. İbrahim kısasındaki öğütler nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz. Yusuf ve Hz. İbrahim kısasındaki öğütler nelerdir?
  1. 26.Kasım.2011, 00:01
    1
    Misafir

    Hz. Yusuf ve Hz. İbrahim kısasındaki öğütler nelerdir?






    Hz. Yusuf ve Hz. İbrahim kısasındaki öğütler nelerdir? Mumsema Hz. Yusuf ve Hz. İbrahim kısasındaki öğütler nelerdir?


  2. 26.Kasım.2011, 00:01
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 26.Kasım.2011, 01:33
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz. Yusuf ve Hz. İbrahim kısasındaki öğütler nelerdir?




    Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

    Allah'a hicret etmek; O'na gönülden teslim olmak, tek dost ve vekil olarak O'nu edinmek ve Allah'ın himayesine sığınmak anlamlarına gelmektedir. Hz. İbrahim de, sapkın kavminin şirk dolu yaşamlarından uzaklaşarak Rabbimiz'e hicret etmiş, samimiyeti ve Allah'a tevekkülü ile katıksızca O'na yönelmiş kutlu bir peygamberdir. Hz. İbrahim'in yaşadığı dönemden Kuran ayetleriyle asrımıza ulaşan kıssaları da, tüm Müslümanlar için hikmetli birer örnektir.

    Gönderilen tüm kutlu elçiler, yaşamları süresince herşeyin üzerinde hakim olanın yalnızca Allah'ın üstün gücü olduğunu ve kavimlerini Hak yola çağırırken karşılaşabilecekleri zorlukları bilerek hareket etmişler, bu ilim sonucunda Allah'ın risaletini tüm zorluklara ve baskılara rağmen eksiksizce yerine getirmişlerdir. Peygamberlerin hayatı ve mücadeleleri, düşünen ve öğüt almasını bilen müminler için, güzel örneklerle doludur. Bu nedenle müminler peygamberler arasında hiçbir ayırım yapmadan, onların Kuran'da bildirilen güzel tavır ve mücadelelerini, üstün ahlaklarını kendilerine örnek almalı, onların öğüt ve tavsiyelerine büyük önem vermelidirler. Tüm yaşamı boyunca müşriklere karşı örnek bir mücadele veren Hz. İbrahim de bu kutlu peygamberlerden biridir. Hz. İbrahim hakkında Kuran'da şöyle buyurulmaktadır:

    "İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır..." (Mümtehine Suresi, 4)

    Hz. İbrahim'in Öğüt Verdiği İnkarcı Kişi

    Hz ibrahim kavmine tebliğ yaparken pek çok farklı durum ile karşılaşmış, ancak bunlara verdiği akılcı cevaplarla inkar edenlerin tutarsızlıklarını kesin olarak ortaya koymuştur. Bu konuşmalardan birisi de Hz. İbrahim'in insanları Allah'a iman etmeye davet ederken karşılaştığı azgın bir hükümdar ile arasında geçen konuşmadır. (Tarihi kaynaklarda bu inkarcı kişinin "Nemrud" olarak anılan bir hükümdar olduğu belirtilmektedir): Kuran'da şu şekilde bildirilmektedir:

    Allah'ın varlığını ve kudretini insanlara anlatan peygamberler, her zaman bu örnekteki gibi hikmetli ve akılcı anlatımlar kullanmışlardır. Rabbimiz'e olan samimi imanları onların tebliğlerini etkili kılmış, inkarcıların sapkın bakış açıları bu vesile ile geçersiz hale gelmiştir.


    Hz. İbrahim'in verdiği cevapta dikkat çeken bir diğer yön ise, onun samimiyeti ve üstün ahlakıdır. İçten gelen, samimi bir anlatım şekli Allah'ın izni ile her zaman insanların kalplerine ve vicdanlarına etki eder. Müminler de tebliğ yaparken farklı karaktere sahip pek çok insanla karşılaşabilirler. Bunlar arasında akıllı ve vicdanlı olanlar Kuran ahlakını yaşamayı tercih etse de, bazıları kendilerince büyüklenerek Yüce Rabbimiz'in sonsuz gücünü ve kudretini gerektği tanıyıp takdir edemezler. Bu durumda Müslümanların yapmaları gerekenlerden biri, Hz. İbrahim gibi onların kibirlerini ortadan kaldıracak, Allah'ın karşısında ne kadar aciz olduklarını kendilerine hissettirecek örnekler vermek olmalıdır. Bunun sonucunda, Allah dilerse inkar eden kişi artık kibirlenmesinin, malı ile övünmesinin hiçbir önemi olmadığını anlayacaktır. Kendi güç ve kudretinin sınırlı olduğunu, ölümü ile birlikte herşeyin yok olacağını, alemleri yoktan var eden Yüce Rabbimiz'in tek mutlak güç olduğunu vicdanı ile hissedecektir.

    Hz. İbrahim'in, kendisiyle tartışmaya giren kişiye karşı kullanmış olduğu anlatım şekli, tebliğde akılcı, hikmetli ve sonuca yönelik konuşmanın ne kadar önemli olduğunu da göstermektedir. Müslüman, hiçbir zaman tartışmaya dayalı ve sonuç getirmeyecek konuşmalara girmemelidir. Aksine her zaman için karşı tarafın psikolojik durumunu ve mantık örgüsünü iyi tahlil ederek, varsa onun batıl inançlarını ortadan kaldıracak, ona Allah'ın varlığını gösterecek etkileyici ve akılcı izahlar kullanmalıdır. Bu etkili ve hikmetli anlatım şekline ise, ancak imanda derinleşmiş, Kuran ahlakını uygulamada titiz davranan ve Allah'tan çok korkan insanların sahip olabilecekleri açıktır. Çünkü hikmet, dilediğini yapmaya gücü yeten Yüce Allah'ın insanlara bir lütfudur ve onu Allah'tan talep etmek gerekir.

    Allah bir ayette "Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir..." (Bakara Suresi, 269) şeklinde buyurarak, bu sırrı bizlere haber vermektedir.

    Hz. İbrahim'in Putlara Kurduğu Tuzak

    Kuran'da bildirildiği üzere, Allah Kendisi'nden korkan kullarına "doğruyu yanlıştan ayırt etme" yeteneği verir. (Enfal Suresi, 29) Bu, sadece müminlere has olan çok büyük bir lütuf, üstün bir nimettir. Hz. İbrahim'in, kavmini Allah'a iman etmeye davet ederken izlediği yöntemler, aldığı kararlar ve kullandığı üslup, Allah'ın seçkin kullarına bahşettiği bu büyük nimetin önemli örnekleridir.

    Hz. İbrahim'in hayatındaki bu örneklerden biri, kavminin putlarına kurduğu tuzaktır. Hz. İbrahim, sayıca çok olan bir topluluğa karşı tek başına mücadele vermiştir. Bu, elbette tehlikeli bir ortamın varlığını ve dolayısıyla da tedbir alınması gerektiğini gösterir. Nitekim Hz. İbrahim de inkarcıların kendisine zarar vermelerini ve tebliğini engellemelerini önlemek için çeşitli tedbirler almıştır. Örneğin etrafındaki müşrikleri uzaklaştırmak için "hastayım" demiştir. Hz. İbrahim'in bu yöntemi Kuran'da şöyle haber verilmiştir:

    "Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizler neye tapıyorsunuz? Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz? Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?" Sonra yıldızlara bir göz attı. "Ben, doğrusu hastayım" dedi. Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar." (Saffat Suresi, 85-90)

    Hz. İbrahim inkarcı topluluğu kendinden uzaklaştırdıktan sonra putların yanına gitmiş ve onları parçalamıştır:

    "Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye." (Enbiya Suresi, 58)

    Hz. İbrahim'in, putların sadece birini sağlam bırakmış olmasının da önemli bir hikmeti vardı. Hz. İbrahim'in kavmi putların bulunduğu yere gittiklerinde, sözde ilahlarının paramparça olduğunu ve yalnızca en büyük olan putun kaldığını görmüşler ve hemen bunu yapan kişiyi aramaya başlamışlardır. Hz. İbrahim'in putlarla ve bu müşrik inançla olan mücadelesini bildiklerinden dolayı putları onun kırdığını hemen anlamış ve kendilerince intikam almak için Hz. İbrahim'i arayıp bulmuşlardır. Müşriklerin Hz. İbrahim'le olan konuşması ayetlerde şöyle bildirilmiştir:

    "Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir" dediler. "Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler. Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki, ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar." İbrahim'i getirdikten sonra; dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?" (Enbiya Suresi, 59-62)

    "Hayır" dedi. "Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin." (Enbiya Suresi, 63)

    İnkarcılar, Hz. İbrahim'in bu cevabı üzerine putların konuşmaya güç yetiremeyeceğini ister istemez düşünmüş ve anlamışlardır. O güne kadar bu taş parçalarının hiçbir gücü olamayacağını anlatan Hz. İbrahim'e inanmayan bu insanlar, onun bu hikmetli planı ile bu gerçeği kavramışlardır:

    "Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler."" (Enbiya Suresi, 64)

    Ancak inkarcıların bu pişmanlığı kısa sürmüş ve gerçeği anlamış olmalarına rağmen, sırf kendilerine atalarından miras kalan ve geçici dünyevi menfaatleri ile uyuşan şirk sistemini sürdürmek için Hz. İbrahim'e tekrar karşı çıkmışlardır. (Enbiya Suresi, 65-68)

    Hz. İbrahim'in putları kırmasındaki asıl amaçlardan biri, kavminin sahip olduğu inanç sisteminin ne kadar akıl dışı olduğunu onlara kavratabilmektir. Çünkü eğer bu yaptıklarının ne denli akıl dışı olduğunu anlamazlarsa, tekrar yeni putlar oluşturup onlara aynı şekilde tapınmaya devam edebilirlerdi. Bu nedenle önemli olan, putlara tapmanın Allah'ın vahyine ve imana karşı olan batıl bir sapkınlık olduğunu onlara kavratmaktır.


    Ancak bu anlayışsızlığın sadece Hz. İbrahim döneminde kaldığını sanmak büyük bir yanılgı olur. Putperestlik farklı isimler altında olsa da hala yaşamaktadır. Örneğin Hz. İbrahim'in karşılaştığı putperestlerin inançları, günümüzdeki Darwinistlerin, tüm evrenin sözde "tesadüf" sonucu meydana geldiğine inanmalarıyla çok büyük bir benzerlik göstermektedir.

    Hz. İbrahim'in Fikri Mücadelesi

    Hz. İbrahim'in kavmi inkarda direnen zorba bir topluluktu ve ayetlerde de bildirildiği üzere bu kıymetli insanla kendilerince tartışmaya girmeye çalışmışlardır. Kavmi ve özellikle de babası, Hz. İbrahim'e karşı zorba yöntemler kullanmak istemiştir. Oysa Hz. İbrahim sadece fikri bir çalışma yapmış, inkar edenlere karşı fikri bir mücadele yürütmenin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur. Karşısındakiler onu taşlamak, evinden sürmek ve hatta öldürmek istemiş, ama o kavminin zorbalıklarına güzellikle karşılık vermiştir. Bu, Allah'ın Kuran'da iman edenlere emrettiği üstün bir ahlak özelliğidir:

    "İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir." (Fussilet Suresi, 34)

    Hz İbrahim'in üstün ahlakının başka bir örneği de, çevresinde kimse olmasa bile Kuran ahlakından kesinlikle taviz vermemesi ve sadece Allah'ın hoşnut olacağı gibi bir yaşam sürmesidir. Allah, "Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi." (NahlSuresi, 120) ayetiyle Hz. İbrahim'in imanı tek başına yaşayabilen, sadece Allah'a yönelen bir kul olduğunu bildirmektedir. İşte bu nedenle de tüm iman edenler aynı Hz. İbrahim gibi kesin kararlılık gösterip, koşullar ne olursa olsun inkar edenlerin aldatmacaları ve tuzakları karşısında gevşekliğe kapılmamalıdırlar.


    Hz.Yusuf kısasındaki öğütler

    Bu surede öncelikle sabretmenin ne denli önemli olduğuna işaret edilmektedir. Yusuf (as) yaşadığı sıkıntılar karşısında nasıl sabredip tüm iftira ve olumsuzluklardan kurtulduysa, Hz. Muhammed (asv) ve biz ümmetine, sabrettiğimiz takdirde Hz. Yûsuf (as)’a verilmiş olan mükâfatın bir benzerinin verileceği hatırlatılmaktadır.

    - Yusuf’un (as) kardeşlerinin sahte delil getirmeleri ve babaları Yakub (as)’ın araştırmadan buna inanmaması bizler için örnek olmalıdır. Hucurat Suresi'nde de belirtildiği gibi gelen haberleri hemen kabul etmek yerine doğruluğunu araştırmalı ve ona göre karar vermeliyiz. (Hucurat, 49/6)

    - Bir mü’mın her nerede olursa olsun her zaman inanan insana yakışır şekilde davranmalı ve İslam ahlakı üzere bulunmalıdır. Nasıl Yusuf (as) inancının gereği olarak doğru -dürüst davrandı ve Rabbının yasaklarından kaçındıysa, bizlerde her nerede olursak olalım ve şartlar ne kadar olumsuz olursa olsun aynı şekilde haramlardan kaçınmalıyız. Kimse görmese de Yüce Allah’ın bizi her an gözetlediğini düşünerek ona göre hareket etmeliyiz. Bu şuurla hareket ettiğimiz takdirde Rabbimiz bizi başarıya ulaştıracaktır. Hz. Yûsuf (as), aristokrat bir hayat içinde yüzen Mısır saraylarında; hayâ, edep ve terbiye âbidesi olarak insanlara örnek olmuş, aslâ gayrimeşrû tekliflere iltifat etmemişti. Hatta ahlâksızca yapılan îmâ ve baskılara karşı Cenâb-ı Hakka, bunlardan kurtarması için yalvarıp, 'Zindan, bunların beni dâvet ettiği şeyden iyidir Rabbim, dedi.' (Yûsuf, 12/33)

    - Hiçbir olay karşısında kin ve nefret duymamalı ve müsamahalı davranmalıyız. Yusuf (as)’a çeşitli sıkıntılar, eziyetler vermelerine rağmen Hz. Yusuf’un kardeşlerine karşı kin ve düşmanlık beslememesi bize örnek olmalıdır. En yakınımızdan gelse bile sıkıntılara sabretmemiz ve onlara kin ve düşmanlık beslemememiz, hoşgörü ile muamele etmemiz Yusuf kıssasından alacağımız ibretlerden biridir. Çünkü sonuçta Yusuf (as) nasıl bu sabrı ve hoşgörüsüyle otuz yaşında Mısır’a sultan olduysa ve sonsuz saadete kavuştuysa bizler de kin ve nefretten uzak kalarak hoşgörüyle hem dünya hem de ahirette mutluluğa ulaşabiliriz.

    - Yûsuf aleyhisselâm zindandayken kendisine sorulanlara cevap vermezden evvel, tevhîde dâvet ve doğru yola irşad etmek istiyor.

    Bu dâvet ve tâbirinde doğruluğuna delâlet etmek üzere de, gaybden haber verme mûcizesini anlatıyor. Bizler de hangi konuda ve hangi nimet olursa olsun, öncelikle tevhide bağlamak ve Allah’tan bilmek durumundayız.

    - Yûsuf aleyhisselâm, Mısır'ın iktisadî bakımdan en kritik bir devresinde yani yedi sene süren kıtlık yıllarında hazînenin başına geçmiş ve önceden aldığı tedbirlerle ülkeyi bir bâdireden kurtarmıştır. Hz. Yûsuf (as), bu güzel hizmeti yapmayı, bizzat kendisi tercih etmiştir. İlk bakışta, peygamberlik makamında bulunan bir zâtın Mısır Hükümdârı'nın emrinde (bugünkü tâbirle) Mâliye Bakanlığı yapması garip karşılanabilir; fakat, insanlığa iktisadî yönden bir hizmet verirken, kazandığı sevgi-saygı ve hüsnizanla en müessir bir şekilde İslâm'ı tebliğ, telkin ve tâlim etmesi, kısacası o milleti maddî-mânevî tehlikelerden beraberce kurtarması, ibret ve ders alınacak bir husustur.

    - "En büyük saadetler, büyük ve acı felâketlerin neticesidir" Gerçekten Hz. Yusuf (as), Mısır azizliği gibi büyük bir makama, kardeşleri tarafından atıldığı kuyu, sonra Züleyha'nın iftirasına kurban gidip yıllar süren sıkıntılı bir zindan hayatından sonra ulaşabilmişti. Ve bütün bunlara büyük bir sabırla dayanmıştı. Demek dünyevî ve uhrevî saadetin yolu sabırdan geçiyor.

    - Hz. Yusuf (as) biliyordu ki her şey Allah'ın emir ve izniyle olmaktadır. Onun için zindana da girse, nimetlere de kavuşsa hepsini Allah'tan biliyordu. Her şeyde hikmetler vardı. Allah, onu zindandayken peygamberlik görevi gibi büyük bir nimetle ödüllendirmiş, rüyaların yorumlarını öğretmişti. Sonra da zindandan çıkıp önce Maliye Bakanı sonra da Mısır'a aziz olacak, kardeşlerine, anne babasına kavuşacak, bütün bu nimetleri Rabbinden bilip Ona şükredecek, anne-babasına, "Beni zindandan çıkarmakla ve şeytan, kardeşlerimle benim aramı bozduktan sonra, sizi çölden getirip bana kavuşturmakla da Rabbim bana ihsanda bulundu. Şüphesiz ki Rabbim dilediğin yapmakta pek büyük bir lütuf ve pek ince bir tedbir sahibidir. Her şeyi hakkıyla bilen, her işi hikmetle yapan da Odur" diyecekti. Ve yine onun, "Ey Rabbim, bana mülk ve saltanat verdin. İlâhî kitapların sırrını ve rüya tabirini öğrettin" diye Allah'ın verdiği nimetleri şükrederek dile getirdiğini, dünyada ve ahirette dostu ve gözeticisi olduğunu, Müslüman olarak vefat ettirip salih insanlar arasına katmasını istediğini görüyoruz. (Yusuf, 100/101)

    - Kıssanın en göze çarpan noktalarından biri de Hz. Yusuf'un onca imkânlar içinde bulunmasına rağmen kardeşlerinin yaptıklarını aslâ başlarına kakmamasıydı. Hz Yusuf (a s ), kendisini kuyuya atan kardeşlerine her türlü cezayı verebilecek bir mevkide iken, yüce karakteri sayesinde, onları affetmiş, üstelik onlara elinden gelen her iyiliği yapmıştır Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed (s a v ), Mekke fethi sırasında, kendisinden kararını açıklamasını bekleyen Mekke müşriklerine Hz Yusuf (a s )'ın kardeşlerini affederken söylediği sözlerini hatırlatmış ve o gün onlara ayıplama ve cezanın olmadığını ilân etmiştir. Şüphesiz her ikisi de, güçlü iken affetmeyi bilmenin olumlu neticelerini elde etmiş, geçmişin azılı düşmanlarının bu iyilik sayesinde samimi dostlar haline geldiğini görmüştür.

    - Allah Teâlâ, Yusuf kıssasının anlatıldığı Yusuf Sûresi'nin son âyetlerinde, Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.)'e hitap ederek, bu kıssanın ona vahyedilen gayb haberlerinden olduğunu bildirmiş ve bu olayların yaşandığı dönemde hayatta olmadığına göre, bu kıssa ile ilgili bilgileri edinmenin vahiyden başka bir kaynağı olmadığını vurgulamıştır. Cenab-ı Hak, ayrıca sûrenin son âyetlerinde, Rasüllah (asv)'i teselli edecek hakikatleri dile getirmiştir. İnsanların imana gelmesi için ne kadar büyük arzu duysa ve elçilik görevi karşılığında onlardan herhangi bir ücret istemese de, insanların çoğunun inanmayacağını hatırlatarak, bu münasebetle davetinin reddedilmesi ve işkencelere mâruz kalması sebebiyle üzülmemesini tavsiye etmektedir. Yine Kur'ân-ı Kerim'in âlemler için bir öğüt ve nasihat olduğunu, akıllarını kullananların ona tâbi olacağını bildirmektedir. Akıllarını kullanamayanların ise, göklerde ve yerde Allah'ın birliğini gösteren nice delillerden yüz çevirdiğini ve insanların çoğunun, Mekke müşrikleri gibi, Allah'a ortaklar koşarak şirke düştüklerini vurgulamaktadır. Ardından, bu inkarcıların, Allah'ın azabından, yahut kendilerini ansızın yakalayacak Kıyametten emin olup-olmadıkları sorulmakta ve sonunda Rasülullah (s a v )'in dilinden, peygamberlerin ortak mesajı seslendirilmektedir:

    "Ey Muhammed! İşte bu kıssa gayb haberlerindendir Bunları sana biz vahyediyoruz Onlar kararlarını verip tuzaklarını kurarlarken sen onların yanında değildin. Sen çok arzulu olsan da, insanların çoğu iman edecek değildir. Halbuki sen, buna karşı onlardan bir ücret istemiyorsun, Kur'ân, âlemler için ancak bir öğüttür. Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar, bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler. Onların çoğu, Allah'a ancak ortak koşarak iman ederler. Allah tarafından herkesi kapsayacak bir musibetin gelmeyeceğinden veya farkında olmadan Kıyametin ansızın kopmayacağından emin mi oldular? De ki: İşte bu, benim yolumdur. Ben, Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar, aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı tenzih ederim! Ve ben Allah'a ortaklar koşan müşriklerden değilim." (Yusuf, 102-107)

    Yusuf Sûresi'nin son üç âyetinde ise, Peygamberimize (asv) hitaben, daha önce de peygamberler gönderildiği hatırlatılarak onları inkâr edenlerin akıbetlerinden ibret alınması istenmektedir. Ardından, bütün peygamberlerin davet yolunda müşriklerin engelleme teşebbüsleri ve çeşitli kötülükleriyie karşılaştıkları, onlara ve mü'minlerine yapılan kötülüklerin giderek şiddetlendiği ve üstün sabır sahibi peygamberlerin tahammülünü zorladığı açıklanmaktadır. Hatta bu zorluklar yüzünden peygamberlerin neredeyse bütün ümitlerini kaybetme, kendilerine va'dedilen zaferden ümit kesme ve bütünüyle yalanlanma endişesine kapılacak derecede zorlandıkları; işte bu son noktada ilâhî yardımın onlara ulaştığı bildirilmektedir:

    "Şüphesiz ki, daha önce Yusuf da, size apaçık delillerle gelmişti, onun getirdiklerinden de devamlı şüphe etmiştiniz. Yusuf ölünce de, 'Allah bundan sonra hiç bir peygamber göndermeyecek!' demiştiniz İşte Allah, haddi aşan şüphecileri böyle saptırır." (Mü'min sûresi, 40/34)



  4. 26.Kasım.2011, 01:33
    2
    Silent and lonely rains



    Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

    Allah'a hicret etmek; O'na gönülden teslim olmak, tek dost ve vekil olarak O'nu edinmek ve Allah'ın himayesine sığınmak anlamlarına gelmektedir. Hz. İbrahim de, sapkın kavminin şirk dolu yaşamlarından uzaklaşarak Rabbimiz'e hicret etmiş, samimiyeti ve Allah'a tevekkülü ile katıksızca O'na yönelmiş kutlu bir peygamberdir. Hz. İbrahim'in yaşadığı dönemden Kuran ayetleriyle asrımıza ulaşan kıssaları da, tüm Müslümanlar için hikmetli birer örnektir.

    Gönderilen tüm kutlu elçiler, yaşamları süresince herşeyin üzerinde hakim olanın yalnızca Allah'ın üstün gücü olduğunu ve kavimlerini Hak yola çağırırken karşılaşabilecekleri zorlukları bilerek hareket etmişler, bu ilim sonucunda Allah'ın risaletini tüm zorluklara ve baskılara rağmen eksiksizce yerine getirmişlerdir. Peygamberlerin hayatı ve mücadeleleri, düşünen ve öğüt almasını bilen müminler için, güzel örneklerle doludur. Bu nedenle müminler peygamberler arasında hiçbir ayırım yapmadan, onların Kuran'da bildirilen güzel tavır ve mücadelelerini, üstün ahlaklarını kendilerine örnek almalı, onların öğüt ve tavsiyelerine büyük önem vermelidirler. Tüm yaşamı boyunca müşriklere karşı örnek bir mücadele veren Hz. İbrahim de bu kutlu peygamberlerden biridir. Hz. İbrahim hakkında Kuran'da şöyle buyurulmaktadır:

    "İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır..." (Mümtehine Suresi, 4)

    Hz. İbrahim'in Öğüt Verdiği İnkarcı Kişi

    Hz ibrahim kavmine tebliğ yaparken pek çok farklı durum ile karşılaşmış, ancak bunlara verdiği akılcı cevaplarla inkar edenlerin tutarsızlıklarını kesin olarak ortaya koymuştur. Bu konuşmalardan birisi de Hz. İbrahim'in insanları Allah'a iman etmeye davet ederken karşılaştığı azgın bir hükümdar ile arasında geçen konuşmadır. (Tarihi kaynaklarda bu inkarcı kişinin "Nemrud" olarak anılan bir hükümdar olduğu belirtilmektedir): Kuran'da şu şekilde bildirilmektedir:

    Allah'ın varlığını ve kudretini insanlara anlatan peygamberler, her zaman bu örnekteki gibi hikmetli ve akılcı anlatımlar kullanmışlardır. Rabbimiz'e olan samimi imanları onların tebliğlerini etkili kılmış, inkarcıların sapkın bakış açıları bu vesile ile geçersiz hale gelmiştir.


    Hz. İbrahim'in verdiği cevapta dikkat çeken bir diğer yön ise, onun samimiyeti ve üstün ahlakıdır. İçten gelen, samimi bir anlatım şekli Allah'ın izni ile her zaman insanların kalplerine ve vicdanlarına etki eder. Müminler de tebliğ yaparken farklı karaktere sahip pek çok insanla karşılaşabilirler. Bunlar arasında akıllı ve vicdanlı olanlar Kuran ahlakını yaşamayı tercih etse de, bazıları kendilerince büyüklenerek Yüce Rabbimiz'in sonsuz gücünü ve kudretini gerektği tanıyıp takdir edemezler. Bu durumda Müslümanların yapmaları gerekenlerden biri, Hz. İbrahim gibi onların kibirlerini ortadan kaldıracak, Allah'ın karşısında ne kadar aciz olduklarını kendilerine hissettirecek örnekler vermek olmalıdır. Bunun sonucunda, Allah dilerse inkar eden kişi artık kibirlenmesinin, malı ile övünmesinin hiçbir önemi olmadığını anlayacaktır. Kendi güç ve kudretinin sınırlı olduğunu, ölümü ile birlikte herşeyin yok olacağını, alemleri yoktan var eden Yüce Rabbimiz'in tek mutlak güç olduğunu vicdanı ile hissedecektir.

    Hz. İbrahim'in, kendisiyle tartışmaya giren kişiye karşı kullanmış olduğu anlatım şekli, tebliğde akılcı, hikmetli ve sonuca yönelik konuşmanın ne kadar önemli olduğunu da göstermektedir. Müslüman, hiçbir zaman tartışmaya dayalı ve sonuç getirmeyecek konuşmalara girmemelidir. Aksine her zaman için karşı tarafın psikolojik durumunu ve mantık örgüsünü iyi tahlil ederek, varsa onun batıl inançlarını ortadan kaldıracak, ona Allah'ın varlığını gösterecek etkileyici ve akılcı izahlar kullanmalıdır. Bu etkili ve hikmetli anlatım şekline ise, ancak imanda derinleşmiş, Kuran ahlakını uygulamada titiz davranan ve Allah'tan çok korkan insanların sahip olabilecekleri açıktır. Çünkü hikmet, dilediğini yapmaya gücü yeten Yüce Allah'ın insanlara bir lütfudur ve onu Allah'tan talep etmek gerekir.

    Allah bir ayette "Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir..." (Bakara Suresi, 269) şeklinde buyurarak, bu sırrı bizlere haber vermektedir.

    Hz. İbrahim'in Putlara Kurduğu Tuzak

    Kuran'da bildirildiği üzere, Allah Kendisi'nden korkan kullarına "doğruyu yanlıştan ayırt etme" yeteneği verir. (Enfal Suresi, 29) Bu, sadece müminlere has olan çok büyük bir lütuf, üstün bir nimettir. Hz. İbrahim'in, kavmini Allah'a iman etmeye davet ederken izlediği yöntemler, aldığı kararlar ve kullandığı üslup, Allah'ın seçkin kullarına bahşettiği bu büyük nimetin önemli örnekleridir.

    Hz. İbrahim'in hayatındaki bu örneklerden biri, kavminin putlarına kurduğu tuzaktır. Hz. İbrahim, sayıca çok olan bir topluluğa karşı tek başına mücadele vermiştir. Bu, elbette tehlikeli bir ortamın varlığını ve dolayısıyla da tedbir alınması gerektiğini gösterir. Nitekim Hz. İbrahim de inkarcıların kendisine zarar vermelerini ve tebliğini engellemelerini önlemek için çeşitli tedbirler almıştır. Örneğin etrafındaki müşrikleri uzaklaştırmak için "hastayım" demiştir. Hz. İbrahim'in bu yöntemi Kuran'da şöyle haber verilmiştir:

    "Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizler neye tapıyorsunuz? Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz? Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?" Sonra yıldızlara bir göz attı. "Ben, doğrusu hastayım" dedi. Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar." (Saffat Suresi, 85-90)

    Hz. İbrahim inkarcı topluluğu kendinden uzaklaştırdıktan sonra putların yanına gitmiş ve onları parçalamıştır:

    "Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye." (Enbiya Suresi, 58)

    Hz. İbrahim'in, putların sadece birini sağlam bırakmış olmasının da önemli bir hikmeti vardı. Hz. İbrahim'in kavmi putların bulunduğu yere gittiklerinde, sözde ilahlarının paramparça olduğunu ve yalnızca en büyük olan putun kaldığını görmüşler ve hemen bunu yapan kişiyi aramaya başlamışlardır. Hz. İbrahim'in putlarla ve bu müşrik inançla olan mücadelesini bildiklerinden dolayı putları onun kırdığını hemen anlamış ve kendilerince intikam almak için Hz. İbrahim'i arayıp bulmuşlardır. Müşriklerin Hz. İbrahim'le olan konuşması ayetlerde şöyle bildirilmiştir:

    "Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir" dediler. "Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler. Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki, ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar." İbrahim'i getirdikten sonra; dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?" (Enbiya Suresi, 59-62)

    "Hayır" dedi. "Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin." (Enbiya Suresi, 63)

    İnkarcılar, Hz. İbrahim'in bu cevabı üzerine putların konuşmaya güç yetiremeyeceğini ister istemez düşünmüş ve anlamışlardır. O güne kadar bu taş parçalarının hiçbir gücü olamayacağını anlatan Hz. İbrahim'e inanmayan bu insanlar, onun bu hikmetli planı ile bu gerçeği kavramışlardır:

    "Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler."" (Enbiya Suresi, 64)

    Ancak inkarcıların bu pişmanlığı kısa sürmüş ve gerçeği anlamış olmalarına rağmen, sırf kendilerine atalarından miras kalan ve geçici dünyevi menfaatleri ile uyuşan şirk sistemini sürdürmek için Hz. İbrahim'e tekrar karşı çıkmışlardır. (Enbiya Suresi, 65-68)

    Hz. İbrahim'in putları kırmasındaki asıl amaçlardan biri, kavminin sahip olduğu inanç sisteminin ne kadar akıl dışı olduğunu onlara kavratabilmektir. Çünkü eğer bu yaptıklarının ne denli akıl dışı olduğunu anlamazlarsa, tekrar yeni putlar oluşturup onlara aynı şekilde tapınmaya devam edebilirlerdi. Bu nedenle önemli olan, putlara tapmanın Allah'ın vahyine ve imana karşı olan batıl bir sapkınlık olduğunu onlara kavratmaktır.


    Ancak bu anlayışsızlığın sadece Hz. İbrahim döneminde kaldığını sanmak büyük bir yanılgı olur. Putperestlik farklı isimler altında olsa da hala yaşamaktadır. Örneğin Hz. İbrahim'in karşılaştığı putperestlerin inançları, günümüzdeki Darwinistlerin, tüm evrenin sözde "tesadüf" sonucu meydana geldiğine inanmalarıyla çok büyük bir benzerlik göstermektedir.

    Hz. İbrahim'in Fikri Mücadelesi

    Hz. İbrahim'in kavmi inkarda direnen zorba bir topluluktu ve ayetlerde de bildirildiği üzere bu kıymetli insanla kendilerince tartışmaya girmeye çalışmışlardır. Kavmi ve özellikle de babası, Hz. İbrahim'e karşı zorba yöntemler kullanmak istemiştir. Oysa Hz. İbrahim sadece fikri bir çalışma yapmış, inkar edenlere karşı fikri bir mücadele yürütmenin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur. Karşısındakiler onu taşlamak, evinden sürmek ve hatta öldürmek istemiş, ama o kavminin zorbalıklarına güzellikle karşılık vermiştir. Bu, Allah'ın Kuran'da iman edenlere emrettiği üstün bir ahlak özelliğidir:

    "İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir." (Fussilet Suresi, 34)

    Hz İbrahim'in üstün ahlakının başka bir örneği de, çevresinde kimse olmasa bile Kuran ahlakından kesinlikle taviz vermemesi ve sadece Allah'ın hoşnut olacağı gibi bir yaşam sürmesidir. Allah, "Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi." (NahlSuresi, 120) ayetiyle Hz. İbrahim'in imanı tek başına yaşayabilen, sadece Allah'a yönelen bir kul olduğunu bildirmektedir. İşte bu nedenle de tüm iman edenler aynı Hz. İbrahim gibi kesin kararlılık gösterip, koşullar ne olursa olsun inkar edenlerin aldatmacaları ve tuzakları karşısında gevşekliğe kapılmamalıdırlar.


    Hz.Yusuf kısasındaki öğütler

    Bu surede öncelikle sabretmenin ne denli önemli olduğuna işaret edilmektedir. Yusuf (as) yaşadığı sıkıntılar karşısında nasıl sabredip tüm iftira ve olumsuzluklardan kurtulduysa, Hz. Muhammed (asv) ve biz ümmetine, sabrettiğimiz takdirde Hz. Yûsuf (as)’a verilmiş olan mükâfatın bir benzerinin verileceği hatırlatılmaktadır.

    - Yusuf’un (as) kardeşlerinin sahte delil getirmeleri ve babaları Yakub (as)’ın araştırmadan buna inanmaması bizler için örnek olmalıdır. Hucurat Suresi'nde de belirtildiği gibi gelen haberleri hemen kabul etmek yerine doğruluğunu araştırmalı ve ona göre karar vermeliyiz. (Hucurat, 49/6)

    - Bir mü’mın her nerede olursa olsun her zaman inanan insana yakışır şekilde davranmalı ve İslam ahlakı üzere bulunmalıdır. Nasıl Yusuf (as) inancının gereği olarak doğru -dürüst davrandı ve Rabbının yasaklarından kaçındıysa, bizlerde her nerede olursak olalım ve şartlar ne kadar olumsuz olursa olsun aynı şekilde haramlardan kaçınmalıyız. Kimse görmese de Yüce Allah’ın bizi her an gözetlediğini düşünerek ona göre hareket etmeliyiz. Bu şuurla hareket ettiğimiz takdirde Rabbimiz bizi başarıya ulaştıracaktır. Hz. Yûsuf (as), aristokrat bir hayat içinde yüzen Mısır saraylarında; hayâ, edep ve terbiye âbidesi olarak insanlara örnek olmuş, aslâ gayrimeşrû tekliflere iltifat etmemişti. Hatta ahlâksızca yapılan îmâ ve baskılara karşı Cenâb-ı Hakka, bunlardan kurtarması için yalvarıp, 'Zindan, bunların beni dâvet ettiği şeyden iyidir Rabbim, dedi.' (Yûsuf, 12/33)

    - Hiçbir olay karşısında kin ve nefret duymamalı ve müsamahalı davranmalıyız. Yusuf (as)’a çeşitli sıkıntılar, eziyetler vermelerine rağmen Hz. Yusuf’un kardeşlerine karşı kin ve düşmanlık beslememesi bize örnek olmalıdır. En yakınımızdan gelse bile sıkıntılara sabretmemiz ve onlara kin ve düşmanlık beslemememiz, hoşgörü ile muamele etmemiz Yusuf kıssasından alacağımız ibretlerden biridir. Çünkü sonuçta Yusuf (as) nasıl bu sabrı ve hoşgörüsüyle otuz yaşında Mısır’a sultan olduysa ve sonsuz saadete kavuştuysa bizler de kin ve nefretten uzak kalarak hoşgörüyle hem dünya hem de ahirette mutluluğa ulaşabiliriz.

    - Yûsuf aleyhisselâm zindandayken kendisine sorulanlara cevap vermezden evvel, tevhîde dâvet ve doğru yola irşad etmek istiyor.

    Bu dâvet ve tâbirinde doğruluğuna delâlet etmek üzere de, gaybden haber verme mûcizesini anlatıyor. Bizler de hangi konuda ve hangi nimet olursa olsun, öncelikle tevhide bağlamak ve Allah’tan bilmek durumundayız.

    - Yûsuf aleyhisselâm, Mısır'ın iktisadî bakımdan en kritik bir devresinde yani yedi sene süren kıtlık yıllarında hazînenin başına geçmiş ve önceden aldığı tedbirlerle ülkeyi bir bâdireden kurtarmıştır. Hz. Yûsuf (as), bu güzel hizmeti yapmayı, bizzat kendisi tercih etmiştir. İlk bakışta, peygamberlik makamında bulunan bir zâtın Mısır Hükümdârı'nın emrinde (bugünkü tâbirle) Mâliye Bakanlığı yapması garip karşılanabilir; fakat, insanlığa iktisadî yönden bir hizmet verirken, kazandığı sevgi-saygı ve hüsnizanla en müessir bir şekilde İslâm'ı tebliğ, telkin ve tâlim etmesi, kısacası o milleti maddî-mânevî tehlikelerden beraberce kurtarması, ibret ve ders alınacak bir husustur.

    - "En büyük saadetler, büyük ve acı felâketlerin neticesidir" Gerçekten Hz. Yusuf (as), Mısır azizliği gibi büyük bir makama, kardeşleri tarafından atıldığı kuyu, sonra Züleyha'nın iftirasına kurban gidip yıllar süren sıkıntılı bir zindan hayatından sonra ulaşabilmişti. Ve bütün bunlara büyük bir sabırla dayanmıştı. Demek dünyevî ve uhrevî saadetin yolu sabırdan geçiyor.

    - Hz. Yusuf (as) biliyordu ki her şey Allah'ın emir ve izniyle olmaktadır. Onun için zindana da girse, nimetlere de kavuşsa hepsini Allah'tan biliyordu. Her şeyde hikmetler vardı. Allah, onu zindandayken peygamberlik görevi gibi büyük bir nimetle ödüllendirmiş, rüyaların yorumlarını öğretmişti. Sonra da zindandan çıkıp önce Maliye Bakanı sonra da Mısır'a aziz olacak, kardeşlerine, anne babasına kavuşacak, bütün bu nimetleri Rabbinden bilip Ona şükredecek, anne-babasına, "Beni zindandan çıkarmakla ve şeytan, kardeşlerimle benim aramı bozduktan sonra, sizi çölden getirip bana kavuşturmakla da Rabbim bana ihsanda bulundu. Şüphesiz ki Rabbim dilediğin yapmakta pek büyük bir lütuf ve pek ince bir tedbir sahibidir. Her şeyi hakkıyla bilen, her işi hikmetle yapan da Odur" diyecekti. Ve yine onun, "Ey Rabbim, bana mülk ve saltanat verdin. İlâhî kitapların sırrını ve rüya tabirini öğrettin" diye Allah'ın verdiği nimetleri şükrederek dile getirdiğini, dünyada ve ahirette dostu ve gözeticisi olduğunu, Müslüman olarak vefat ettirip salih insanlar arasına katmasını istediğini görüyoruz. (Yusuf, 100/101)

    - Kıssanın en göze çarpan noktalarından biri de Hz. Yusuf'un onca imkânlar içinde bulunmasına rağmen kardeşlerinin yaptıklarını aslâ başlarına kakmamasıydı. Hz Yusuf (a s ), kendisini kuyuya atan kardeşlerine her türlü cezayı verebilecek bir mevkide iken, yüce karakteri sayesinde, onları affetmiş, üstelik onlara elinden gelen her iyiliği yapmıştır Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed (s a v ), Mekke fethi sırasında, kendisinden kararını açıklamasını bekleyen Mekke müşriklerine Hz Yusuf (a s )'ın kardeşlerini affederken söylediği sözlerini hatırlatmış ve o gün onlara ayıplama ve cezanın olmadığını ilân etmiştir. Şüphesiz her ikisi de, güçlü iken affetmeyi bilmenin olumlu neticelerini elde etmiş, geçmişin azılı düşmanlarının bu iyilik sayesinde samimi dostlar haline geldiğini görmüştür.

    - Allah Teâlâ, Yusuf kıssasının anlatıldığı Yusuf Sûresi'nin son âyetlerinde, Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.)'e hitap ederek, bu kıssanın ona vahyedilen gayb haberlerinden olduğunu bildirmiş ve bu olayların yaşandığı dönemde hayatta olmadığına göre, bu kıssa ile ilgili bilgileri edinmenin vahiyden başka bir kaynağı olmadığını vurgulamıştır. Cenab-ı Hak, ayrıca sûrenin son âyetlerinde, Rasüllah (asv)'i teselli edecek hakikatleri dile getirmiştir. İnsanların imana gelmesi için ne kadar büyük arzu duysa ve elçilik görevi karşılığında onlardan herhangi bir ücret istemese de, insanların çoğunun inanmayacağını hatırlatarak, bu münasebetle davetinin reddedilmesi ve işkencelere mâruz kalması sebebiyle üzülmemesini tavsiye etmektedir. Yine Kur'ân-ı Kerim'in âlemler için bir öğüt ve nasihat olduğunu, akıllarını kullananların ona tâbi olacağını bildirmektedir. Akıllarını kullanamayanların ise, göklerde ve yerde Allah'ın birliğini gösteren nice delillerden yüz çevirdiğini ve insanların çoğunun, Mekke müşrikleri gibi, Allah'a ortaklar koşarak şirke düştüklerini vurgulamaktadır. Ardından, bu inkarcıların, Allah'ın azabından, yahut kendilerini ansızın yakalayacak Kıyametten emin olup-olmadıkları sorulmakta ve sonunda Rasülullah (s a v )'in dilinden, peygamberlerin ortak mesajı seslendirilmektedir:

    "Ey Muhammed! İşte bu kıssa gayb haberlerindendir Bunları sana biz vahyediyoruz Onlar kararlarını verip tuzaklarını kurarlarken sen onların yanında değildin. Sen çok arzulu olsan da, insanların çoğu iman edecek değildir. Halbuki sen, buna karşı onlardan bir ücret istemiyorsun, Kur'ân, âlemler için ancak bir öğüttür. Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar, bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler. Onların çoğu, Allah'a ancak ortak koşarak iman ederler. Allah tarafından herkesi kapsayacak bir musibetin gelmeyeceğinden veya farkında olmadan Kıyametin ansızın kopmayacağından emin mi oldular? De ki: İşte bu, benim yolumdur. Ben, Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar, aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı tenzih ederim! Ve ben Allah'a ortaklar koşan müşriklerden değilim." (Yusuf, 102-107)

    Yusuf Sûresi'nin son üç âyetinde ise, Peygamberimize (asv) hitaben, daha önce de peygamberler gönderildiği hatırlatılarak onları inkâr edenlerin akıbetlerinden ibret alınması istenmektedir. Ardından, bütün peygamberlerin davet yolunda müşriklerin engelleme teşebbüsleri ve çeşitli kötülükleriyie karşılaştıkları, onlara ve mü'minlerine yapılan kötülüklerin giderek şiddetlendiği ve üstün sabır sahibi peygamberlerin tahammülünü zorladığı açıklanmaktadır. Hatta bu zorluklar yüzünden peygamberlerin neredeyse bütün ümitlerini kaybetme, kendilerine va'dedilen zaferden ümit kesme ve bütünüyle yalanlanma endişesine kapılacak derecede zorlandıkları; işte bu son noktada ilâhî yardımın onlara ulaştığı bildirilmektedir:

    "Şüphesiz ki, daha önce Yusuf da, size apaçık delillerle gelmişti, onun getirdiklerinden de devamlı şüphe etmiştiniz. Yusuf ölünce de, 'Allah bundan sonra hiç bir peygamber göndermeyecek!' demiştiniz İşte Allah, haddi aşan şüphecileri böyle saptırır." (Mü'min sûresi, 40/34)






+ Yorum Gönder