Konusunu Oylayın.: Manisa şeyhleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Manisa şeyhleri
  1. 25.Kasım.2011, 22:54
    1
    Misafir

    Manisa şeyhleri






    Manisa şeyhleri Mumsema Manisa' lı olan olan dedemden yıllarca Mehmet Emin Efendi Hazretleri diye bir hocanın hikayelerini dinledik. Ancak yapmış olduğum hiçbir araştırmada Demirci' de yaşamış olan bu zatla ilgili bilgi bulamadım. Bilgisi olan var mı? Neden bu kişiyle ilgili bilgi yok? Dedem yıllarca bize masal mı anlatmış merak ediyorum. Lütfen bilgisi olan varsa cevaplasın.


  2. 25.Kasım.2011, 22:54
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Manisa' lı olan olan dedemden yıllarca Mehmet Emin Efendi Hazretleri diye bir hocanın hikayelerini dinledik. Ancak yapmış olduğum hiçbir araştırmada Demirci' de yaşamış olan bu zatla ilgili bilgi bulamadım. Bilgisi olan var mı? Neden bu kişiyle ilgili bilgi yok? Dedem yıllarca bize masal mı anlatmış merak ediyorum. Lütfen bilgisi olan varsa cevaplasın.


    Benzer Konular

    - Türkiyede bulunan tarikat isimleri ve mürşidleri şeyhleri kimlerdir?

    - Manisa camileri

    - Manisa Resimleri

    - İmam Buhari'nin şeyhleri kimlerdir ?

    - Menzil ve Şeyhleri hakkında bilgi verir misiniz?

  3. 29.Aralık.2011, 13:49
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: manisa şeyhleri




    1078'te (1664) Tokat'ta doğdu. Hayatı hakkındaki bilgilerin önemli bir kısmı, mensuplarından Seyyid Yahya'nın yazmaya başlayıp Hasib Üsküdârî'nin tamamla­dığı Menâkıbnâme'sine dayanmaktadır. Babası terzi Hasan Efendi, Nakşibendiyye tarikatının Urmeviyye kolunun pîri Aziz Mahmûd-ı Urmevi'nin müridiydi. Diyarbekir'de halkın büyük teveccühünü kaza­nan, IV. Murad'Ia birlikte Revan seferine katılıp padişahtan ilgi ve yakınlık gören Şeyh Ürmevî sefer dönüşü idam edilince (1048/1639) Hasan Efendi Diyarbekir'den ailesiyle birlikte Tokat'a göç etmek zorun­da kaldı. Gençlik dönemini Tokat'ta geçi­ren Mehmed Emin. 1110(1698) yılında İstanbul'a gidip civarında hemşehrileri­nin oturduğu Zeyrek'teki Pîrî Paşa Medresesi'ne yerleşti. Burada kaldığı yıllarda Şeyhülislâm Mirzazâde Şeyh Mehmed Efendi'den dinî ilimleri okudu. Yedikuleli Hâşimîzâde Seyyid Abdullah Efendi'den sülüs ve nesih yazılarını meşkederek ica­zet aldı. Ta'lik ve diğer hat çeşitlerinde de üstattı.(Müstakimzâde, Tuhfe, s. 400) Rûznâmçe-i evvel kesedarı Ali Efendi'nin oğluna ders vermeye başlayınca bazı dev­let ricalinin dikkatini çekti ve reîsülküttâb kalemi kâtipliğine tayin edildi. Bu gö­revine devam ederken Şehzadebaşı Camii'nde ve Kesedar Ali Efendi'nin kendi­sine ayırdığı evde bazı talebelere Hâfız-ı Şîrâzî'nin divanını okutmaya başladı. Derslerine İzzet Ali Paşa ve Yeğen Meh­med Paşa gibi devlet adamları da katıldı.
    Kesedar Ali Efendi 1114'te (1702) Edir­ne'de görevlendirildiğinde oğluna ders vermesi için onu da beraberinde götürdü. Burada tanıştığı mûsiki üstatları Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi, Küçük Mü­ezzin Mehmed Efendi ve Yahya Nazîm Çelebi'den mûsiki dersleri almaya başla­dı. Ancak birkaç ay sonra Ali Efendi'nin oğlu vefat edip kendisi boşta kalınca Kâdirî Dergâhı şeyhi Mehmed Efendi ona hacca gitmesini tavsiye etti ve Mekke'de bulunan Nakşibendî- Müceddidî şeyhi Ahmed Yekdest-i Cüryânî'ye selâmını gö­türmesini söyledi. Mehmed Emin Tokadı İstanbul'dan deniz yoluyla Kahire'ye git­ti, oradan da Hicaz'a ulaştı.
    Kabe'de kıldığı ilk sabah namazından sonra dikkatini çeken bir derviş grubunun zikir halkasına katılan Mehmed Emin bu sırada meclisin şeyhinin Ahmed Yekdest-i Cüryânî olduğunu öğrendi. Bunun üzeri­ne ona intisap ederek üç yıl kadar yanın­da bulundu. 1117(1706) yılı hac mevsi­minin sonunda şeyhinin izniyle üç ay Kahire'de kalıp Ezher ulemâsı ve bölgedeki şeyhlerle görüştükten sonra İstanbul'a döndü. Şeyhinin mektubunu götürdüğü Hazinedar Kımıl Mehmed Bey'in isteği üzerine onun evinde kalmaya başlayan Mehmed Emin bu yıllarda Şehzadebaşı Camii'nde ders verdi. Halvetî şeyhi İsâ Mahvî Efendi ve Nûreddin Sünbülî'nin sohbetlerine katıldı.
    Kımıl Mehmed Bey 1122'de (1710) mîrimîranlık göreviyle Habeşistan'a, ardın­dan Kudüs valiliğine tayin edildiğinde, kâtip olarak onun yanında bulundu. Kımıl Mehmed Bey'in görevi dolayısıyla Mek­ke'ye gittiklerinde Medine'ye uğrayıp şey­hinin daha önce bildirdiği üzere halifele­rinden Abdürrahîm-i Buhârî ile buluşup kendisinden Nakşibendî- Müceddidî hilâ­feti aldı. Dârüssaâde Ağası Hacı Beşir Ağa ile bu sırada tanışıp dostluk kurdu. Kımıl Mehmed Bey'in İstanbul'a çağrıldığı 1129 (1717) yılına kadar Mekke'de kalan Meh­med Emin Tokadî bu dönemde muhaddis Ahmed b. Muhammed en-Nahlî'den ha­dis icazeti aldı. İstanbul'da önce Dârüssa­âde ağalığına tayin edilen, ardından rûz­nâmçe-i evvel olan Kımıl Mehmed Bey'in maiyetinde görev yapmaya devam eden Mehmed Emin onun vefatından sonra ev­lendi (1132/1719:20). Bir süre Eyüp Sultan Türbesi'nde türbedarlık yaptı. İrşad faali­yetini uzun yıllar bir tekke şeyhi olmadan sürdürdü. Şeyhülislâm Mustafa Efendi, 1156'da (1743) Ayvansaray'daki Emîr Buhârî Tekkesi'nin şeyhi, Tokadî'nin pîrdaşı Kırımlı Ahmed Efendi vefat edince bu tekkenin şeyhliğini ona teklif etti. Bu tek­lifi tekkede ikamet etmemek şartıyla kabul eden Mehmed Emin, iki yıl kadar tekke şeyhliği yaptıktan sonra 15 Şaban 1158 (12 Eylül 1745) tarihinde vefat etti ve Zeyrek'te Pîrî Paşa (Soğukkuyu) Camii Kabristanına defnedildi. Kâtibzâde Meh­med Refî tarafından ta'lik hatla yazılı mezar kitabesinde müridlerinden Müs­takimzâde Süleyman Sâdeddin Efendi'­nin şu tarih beyti bulunmaktadır:
    "Peyk-i vahdet sırr-ı pâkinden okur târihini / Ol­du lâhûta revan Allah deyip rûh-ı Emîn."
    İmâm-i Rabbânî'nin Mektûbâtının Müstakimzâde tarafından Türkçe'ye ter­cümesini sağlayan Mehmed Emin, İstan­bul Nakşibendî-Müceddidîliği'nin XVIII. yüzyıldaki en önemli temsilcisidir. Tekke şeyhliğine pek rağbet etmemesi, tekke şeyhi olduktan sonra tekke geleneklerinin bir kısmını gösteriş olacağı gerekçesiyle terketmesi, bu anlayışın bir tarikat ilkesi olduğu Bayramî-Melâmîliği'ne mensup La'Iîzâde Abdülbâki Efendi'nin sohbetle­rine devam etmesi (Müstakimzâde, Risâ-le-i Melâmiyye-i Şüttâriyye, vr. 75a) Nakşibendî-Müceddidîliği'nin kesinlikle karşı olduğu devran hakkında Sıyânet-i Dervîşân adlı bir risale yazarak bu uygula­mayı savunması onun Nakşibendî-Mü­ceddidî şeyhleri arasında özgün bir yer edinmesini sağlamıştır.(DİA, M. Emin TOKADİ Md.)


  4. 29.Aralık.2011, 13:49
    2
    Editör



    1078'te (1664) Tokat'ta doğdu. Hayatı hakkındaki bilgilerin önemli bir kısmı, mensuplarından Seyyid Yahya'nın yazmaya başlayıp Hasib Üsküdârî'nin tamamla­dığı Menâkıbnâme'sine dayanmaktadır. Babası terzi Hasan Efendi, Nakşibendiyye tarikatının Urmeviyye kolunun pîri Aziz Mahmûd-ı Urmevi'nin müridiydi. Diyarbekir'de halkın büyük teveccühünü kaza­nan, IV. Murad'Ia birlikte Revan seferine katılıp padişahtan ilgi ve yakınlık gören Şeyh Ürmevî sefer dönüşü idam edilince (1048/1639) Hasan Efendi Diyarbekir'den ailesiyle birlikte Tokat'a göç etmek zorun­da kaldı. Gençlik dönemini Tokat'ta geçi­ren Mehmed Emin. 1110(1698) yılında İstanbul'a gidip civarında hemşehrileri­nin oturduğu Zeyrek'teki Pîrî Paşa Medresesi'ne yerleşti. Burada kaldığı yıllarda Şeyhülislâm Mirzazâde Şeyh Mehmed Efendi'den dinî ilimleri okudu. Yedikuleli Hâşimîzâde Seyyid Abdullah Efendi'den sülüs ve nesih yazılarını meşkederek ica­zet aldı. Ta'lik ve diğer hat çeşitlerinde de üstattı.(Müstakimzâde, Tuhfe, s. 400) Rûznâmçe-i evvel kesedarı Ali Efendi'nin oğluna ders vermeye başlayınca bazı dev­let ricalinin dikkatini çekti ve reîsülküttâb kalemi kâtipliğine tayin edildi. Bu gö­revine devam ederken Şehzadebaşı Camii'nde ve Kesedar Ali Efendi'nin kendi­sine ayırdığı evde bazı talebelere Hâfız-ı Şîrâzî'nin divanını okutmaya başladı. Derslerine İzzet Ali Paşa ve Yeğen Meh­med Paşa gibi devlet adamları da katıldı.
    Kesedar Ali Efendi 1114'te (1702) Edir­ne'de görevlendirildiğinde oğluna ders vermesi için onu da beraberinde götürdü. Burada tanıştığı mûsiki üstatları Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi, Küçük Mü­ezzin Mehmed Efendi ve Yahya Nazîm Çelebi'den mûsiki dersleri almaya başla­dı. Ancak birkaç ay sonra Ali Efendi'nin oğlu vefat edip kendisi boşta kalınca Kâdirî Dergâhı şeyhi Mehmed Efendi ona hacca gitmesini tavsiye etti ve Mekke'de bulunan Nakşibendî- Müceddidî şeyhi Ahmed Yekdest-i Cüryânî'ye selâmını gö­türmesini söyledi. Mehmed Emin Tokadı İstanbul'dan deniz yoluyla Kahire'ye git­ti, oradan da Hicaz'a ulaştı.
    Kabe'de kıldığı ilk sabah namazından sonra dikkatini çeken bir derviş grubunun zikir halkasına katılan Mehmed Emin bu sırada meclisin şeyhinin Ahmed Yekdest-i Cüryânî olduğunu öğrendi. Bunun üzeri­ne ona intisap ederek üç yıl kadar yanın­da bulundu. 1117(1706) yılı hac mevsi­minin sonunda şeyhinin izniyle üç ay Kahire'de kalıp Ezher ulemâsı ve bölgedeki şeyhlerle görüştükten sonra İstanbul'a döndü. Şeyhinin mektubunu götürdüğü Hazinedar Kımıl Mehmed Bey'in isteği üzerine onun evinde kalmaya başlayan Mehmed Emin bu yıllarda Şehzadebaşı Camii'nde ders verdi. Halvetî şeyhi İsâ Mahvî Efendi ve Nûreddin Sünbülî'nin sohbetlerine katıldı.
    Kımıl Mehmed Bey 1122'de (1710) mîrimîranlık göreviyle Habeşistan'a, ardın­dan Kudüs valiliğine tayin edildiğinde, kâtip olarak onun yanında bulundu. Kımıl Mehmed Bey'in görevi dolayısıyla Mek­ke'ye gittiklerinde Medine'ye uğrayıp şey­hinin daha önce bildirdiği üzere halifele­rinden Abdürrahîm-i Buhârî ile buluşup kendisinden Nakşibendî- Müceddidî hilâ­feti aldı. Dârüssaâde Ağası Hacı Beşir Ağa ile bu sırada tanışıp dostluk kurdu. Kımıl Mehmed Bey'in İstanbul'a çağrıldığı 1129 (1717) yılına kadar Mekke'de kalan Meh­med Emin Tokadî bu dönemde muhaddis Ahmed b. Muhammed en-Nahlî'den ha­dis icazeti aldı. İstanbul'da önce Dârüssa­âde ağalığına tayin edilen, ardından rûz­nâmçe-i evvel olan Kımıl Mehmed Bey'in maiyetinde görev yapmaya devam eden Mehmed Emin onun vefatından sonra ev­lendi (1132/1719:20). Bir süre Eyüp Sultan Türbesi'nde türbedarlık yaptı. İrşad faali­yetini uzun yıllar bir tekke şeyhi olmadan sürdürdü. Şeyhülislâm Mustafa Efendi, 1156'da (1743) Ayvansaray'daki Emîr Buhârî Tekkesi'nin şeyhi, Tokadî'nin pîrdaşı Kırımlı Ahmed Efendi vefat edince bu tekkenin şeyhliğini ona teklif etti. Bu tek­lifi tekkede ikamet etmemek şartıyla kabul eden Mehmed Emin, iki yıl kadar tekke şeyhliği yaptıktan sonra 15 Şaban 1158 (12 Eylül 1745) tarihinde vefat etti ve Zeyrek'te Pîrî Paşa (Soğukkuyu) Camii Kabristanına defnedildi. Kâtibzâde Meh­med Refî tarafından ta'lik hatla yazılı mezar kitabesinde müridlerinden Müs­takimzâde Süleyman Sâdeddin Efendi'­nin şu tarih beyti bulunmaktadır:
    "Peyk-i vahdet sırr-ı pâkinden okur târihini / Ol­du lâhûta revan Allah deyip rûh-ı Emîn."
    İmâm-i Rabbânî'nin Mektûbâtının Müstakimzâde tarafından Türkçe'ye ter­cümesini sağlayan Mehmed Emin, İstan­bul Nakşibendî-Müceddidîliği'nin XVIII. yüzyıldaki en önemli temsilcisidir. Tekke şeyhliğine pek rağbet etmemesi, tekke şeyhi olduktan sonra tekke geleneklerinin bir kısmını gösteriş olacağı gerekçesiyle terketmesi, bu anlayışın bir tarikat ilkesi olduğu Bayramî-Melâmîliği'ne mensup La'Iîzâde Abdülbâki Efendi'nin sohbetle­rine devam etmesi (Müstakimzâde, Risâ-le-i Melâmiyye-i Şüttâriyye, vr. 75a) Nakşibendî-Müceddidîliği'nin kesinlikle karşı olduğu devran hakkında Sıyânet-i Dervîşân adlı bir risale yazarak bu uygula­mayı savunması onun Nakşibendî-Mü­ceddidî şeyhleri arasında özgün bir yer edinmesini sağlamıştır.(DİA, M. Emin TOKADİ Md.)





+ Yorum Gönder