Konusunu Oylayın.: Allah’ı kabul ettikten sonra kâinattaki bütün evrimlerin, O’nun eseri olduğu görülecektir.

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Allah’ı kabul ettikten sonra kâinattaki bütün evrimlerin, O’nun eseri olduğu görülecektir.
  1. 25.Kasım.2011, 16:31
    1
    Misafir

    Allah’ı kabul ettikten sonra kâinattaki bütün evrimlerin, O’nun eseri olduğu görülecektir.






    Allah’ı kabul ettikten sonra kâinattaki bütün evrimlerin, O’nun eseri olduğu görülecektir. Mumsema Bir yazınızda; “Allah’ı kabul ettikten sonra kâinattaki bütün evrimlerin, O’nun eseri olduğu görülecektir.” Diyorsunuz. Bu ne demek? Yani siz aslında teistik evrimi kabul ediyor musunuz?


  2. 25.Kasım.2011, 16:31
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 25.Kasım.2011, 19:13
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Allah’ı kabul ettikten sonra kâinattaki bütün evrimlerin, O’nun eseri olduğu görülecektir.




    Allah Kâinatta Mutlak Tasarruf Sahibidir

    Atomdan galaksilere kadar, kâinattaki bütün varlıklar Allah’ın eseridir. Allah, varlıkların yaratılış ve gelişmesinde bir takım sebepleri, kudretine perde yapmıştır.


    Bunlardan birisi, canlıların tedrici yaratılışı ve gelişmesidir. Buğday tanesi dokuz-on ayda gelişmekte, bir insan yumurtası dokuz ayda bebek haline gelmektedir. Bir yumurta ile başlayan insan hayatı, her an devam eden değişme ve farklılaşmaya maruz kalmakta, bu değişiklikler ölünceye kadar devam etmektedir.

    Bu değişme ve farklılaşma kanunu, insanlar için böyle cereyan ettiği gibi, bitkiler için de, hayvanlar için de aynıdır. Hiç bir canlının yapısı sabit değildir. Her an değişmektedir.

    Ateist evrimciler, evolüsyon manasındaki bir evrimi, yani canlıların tek hücreden başlayarak tesadüfen ve tabiatın eseri olarak, silsile halinde değişip farklılaşarak birbirinden meydana geldiğini ısrarla iddia etmektedirler. Onlar bu felsefî görüşlerini perdelemek için, evrim kargaşalığına sebep olacak şekilde, her türlü değişikliği, evrim adı altında isimlendirmektedirler.

    Ateist evrimcilerle yaratılışçıların anlaşamadıkları en önemli konu, Allah’ın varlığıdır. Onlar bir yaratıcıyı kabul etmemekte, her şeyi tesadüfle ve gelişigüzellikle açıklamaya çalışmaktadırlar.

    İkinci önemli bir husus da, bu felsefî düşüncelerini, sanki ilmen ispatlanmış bilimsel bilgi gibi takdim etmeleridir.

    Bir üçüncüsü de, bütün varlıkların tek hücreden ve silsile halinde birbirinden teşekkül ettiği görüşüdür.

    Canlıların yeryüzünde görünüşü, çevre şartlarının iyileşmesine bağlı olarak, basit yapılıdan daha yüksek yapılıya doğru bir seyir izlemektedir. Ama canlıların yeryüzüne bu gelişi, yaratılışçılara göre Allah’ın sonsuz ilim, irade ve kudretinin eseridir. Allah her türlü yaratma fiilinin sahibidir. O isterse bir filden atı halk edebilir. Yaratılışçıların bu noktada hiçbir endişeleri yoktur. Ancak, geçmişe ait yaratılışta, insanın en mükemmel ve doğrudan insan olarak yaratıldığı beyan edilmektedir. Diğer canlı gruplarının yaratılışı hakkında Allah’ın bildirdiği, bütün canlıların sudan yaratıldığı şeklindedir.

    Bunun izahı ve yorumu, tarafsız bilim adamlarının çalışmalarıyla şekillenecektir. Yoksa şimdiki ateist evrimcilerin bu konudaki düşünce ve iddialarının ideolojik felsefî bir düşünceden fazla bir değeri yoktur ve bu görüşleri ancak kendilerini bağlar.

    Ateist evrimcilerin, şimdiye kadar geçiş formu olarak ileriye sürdükleri fosillerin hiç birisinin elle tutulur bilimsel bir tarafı yoktur. Bu konudaki pek çok fosil, farklı canlılara ait parçaların birleştirilmesinden ve insanın maymun soyundan geldiğini ısrarla savunun ateist evrimcilerin şekillendirmesinden ve değerlendirmesinden ibarettir.

    Günümüzdeki canlıların genetik yapısının hususiyeti ve özellikleri, her bir canlı grubunun müstakilen ve doğrudan mükemmel şekilde yaratıldığını ortaya koyuyor. Çünkü her bir canlı grubunun; görme, işitme, beslenme, sindirim ve hayata ait sistemleri, yarım ve kısmi yapı ile iş görecek tipte değildir.

    Yaratılışçıların göre, bugünkü canlıları tek hücreden yaratan kudret, geçmişte de bunları doğrudan tek hücreden yaratmıştır. Tek hücreden çam ağacını halk eden kudrete, başlangıçtaki o tek hücreyi yoktan yaratma ağır gelmez.

    İnsan kendisi de yine böyle tek hücreden bu hale getirilmiştir ve her an vücudundaki hücre ve dokularda değişme ve farklılaşmaları yaşamaktadır. İnsanda şu anda tasarruf eden, icraat yapan kim ise, geçmişte ilk insan Hz. Âdem’in yaratılışında da, onun eşi Hz. Havva’nın var edilişinde de yine O fiil sahibidir.

    Bugün atı tek hücreden yaratan kim ise, onun evveliyatını da yine o yaratmıştır.

    Bizim o ilk yaratılışın mahiyet ve şeklini tam bilemememiz, ilmimizin ve malumatımızın noksanlığından kaynaklanmaktadır. Yoksa Allah’ın noksanlığından değildir.

    Prof. Dr. Adem Tatlı



  4. 25.Kasım.2011, 19:13
    2
    Silent and lonely rains



    Allah Kâinatta Mutlak Tasarruf Sahibidir

    Atomdan galaksilere kadar, kâinattaki bütün varlıklar Allah’ın eseridir. Allah, varlıkların yaratılış ve gelişmesinde bir takım sebepleri, kudretine perde yapmıştır.


    Bunlardan birisi, canlıların tedrici yaratılışı ve gelişmesidir. Buğday tanesi dokuz-on ayda gelişmekte, bir insan yumurtası dokuz ayda bebek haline gelmektedir. Bir yumurta ile başlayan insan hayatı, her an devam eden değişme ve farklılaşmaya maruz kalmakta, bu değişiklikler ölünceye kadar devam etmektedir.

    Bu değişme ve farklılaşma kanunu, insanlar için böyle cereyan ettiği gibi, bitkiler için de, hayvanlar için de aynıdır. Hiç bir canlının yapısı sabit değildir. Her an değişmektedir.

    Ateist evrimciler, evolüsyon manasındaki bir evrimi, yani canlıların tek hücreden başlayarak tesadüfen ve tabiatın eseri olarak, silsile halinde değişip farklılaşarak birbirinden meydana geldiğini ısrarla iddia etmektedirler. Onlar bu felsefî görüşlerini perdelemek için, evrim kargaşalığına sebep olacak şekilde, her türlü değişikliği, evrim adı altında isimlendirmektedirler.

    Ateist evrimcilerle yaratılışçıların anlaşamadıkları en önemli konu, Allah’ın varlığıdır. Onlar bir yaratıcıyı kabul etmemekte, her şeyi tesadüfle ve gelişigüzellikle açıklamaya çalışmaktadırlar.

    İkinci önemli bir husus da, bu felsefî düşüncelerini, sanki ilmen ispatlanmış bilimsel bilgi gibi takdim etmeleridir.

    Bir üçüncüsü de, bütün varlıkların tek hücreden ve silsile halinde birbirinden teşekkül ettiği görüşüdür.

    Canlıların yeryüzünde görünüşü, çevre şartlarının iyileşmesine bağlı olarak, basit yapılıdan daha yüksek yapılıya doğru bir seyir izlemektedir. Ama canlıların yeryüzüne bu gelişi, yaratılışçılara göre Allah’ın sonsuz ilim, irade ve kudretinin eseridir. Allah her türlü yaratma fiilinin sahibidir. O isterse bir filden atı halk edebilir. Yaratılışçıların bu noktada hiçbir endişeleri yoktur. Ancak, geçmişe ait yaratılışta, insanın en mükemmel ve doğrudan insan olarak yaratıldığı beyan edilmektedir. Diğer canlı gruplarının yaratılışı hakkında Allah’ın bildirdiği, bütün canlıların sudan yaratıldığı şeklindedir.

    Bunun izahı ve yorumu, tarafsız bilim adamlarının çalışmalarıyla şekillenecektir. Yoksa şimdiki ateist evrimcilerin bu konudaki düşünce ve iddialarının ideolojik felsefî bir düşünceden fazla bir değeri yoktur ve bu görüşleri ancak kendilerini bağlar.

    Ateist evrimcilerin, şimdiye kadar geçiş formu olarak ileriye sürdükleri fosillerin hiç birisinin elle tutulur bilimsel bir tarafı yoktur. Bu konudaki pek çok fosil, farklı canlılara ait parçaların birleştirilmesinden ve insanın maymun soyundan geldiğini ısrarla savunun ateist evrimcilerin şekillendirmesinden ve değerlendirmesinden ibarettir.

    Günümüzdeki canlıların genetik yapısının hususiyeti ve özellikleri, her bir canlı grubunun müstakilen ve doğrudan mükemmel şekilde yaratıldığını ortaya koyuyor. Çünkü her bir canlı grubunun; görme, işitme, beslenme, sindirim ve hayata ait sistemleri, yarım ve kısmi yapı ile iş görecek tipte değildir.

    Yaratılışçıların göre, bugünkü canlıları tek hücreden yaratan kudret, geçmişte de bunları doğrudan tek hücreden yaratmıştır. Tek hücreden çam ağacını halk eden kudrete, başlangıçtaki o tek hücreyi yoktan yaratma ağır gelmez.

    İnsan kendisi de yine böyle tek hücreden bu hale getirilmiştir ve her an vücudundaki hücre ve dokularda değişme ve farklılaşmaları yaşamaktadır. İnsanda şu anda tasarruf eden, icraat yapan kim ise, geçmişte ilk insan Hz. Âdem’in yaratılışında da, onun eşi Hz. Havva’nın var edilişinde de yine O fiil sahibidir.

    Bugün atı tek hücreden yaratan kim ise, onun evveliyatını da yine o yaratmıştır.

    Bizim o ilk yaratılışın mahiyet ve şeklini tam bilemememiz, ilmimizin ve malumatımızın noksanlığından kaynaklanmaktadır. Yoksa Allah’ın noksanlığından değildir.

    Prof. Dr. Adem Tatlı






+ Yorum Gönder