Konusunu Oylayın.: Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ?
  1. 23.Kasım.2011, 23:56
    1
    Misafir

    Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ?






    Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ? Mumsema Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ? Bazı hocalar bunu yapan müşrik olur diyor.


  2. 23.Kasım.2011, 23:56
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 24.Kasım.2011, 18:46
    2
    Ercan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Temmuz.2011
    Üye No: 88468
    Mesaj Sayısı: 3,121
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: Gaziantep

    Cevap: Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ?




    Her peygamber kendi ümmetinin şefaatçisidir.

    Peygamberimiz (asv)'in “Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyen kimseler içindir.”( Ebu Davud, sünnet,23; Tirmizî, Kıyamet, 11; İbn Mace,Zuhd, 27) buyurması, hem ümmetine yapacağı şefaatin boyutunu aydınlatıcı hem de sevindirici bir müjdedir. Çünkü, bunun manası; “Küçük günahların sahibi zaten affedilir, asıl sorunlu olan büyük günah sahiplerine de ben şefaat ederim.” demektir. Siz o hocalardan uzak durun inşallah.



  4. 24.Kasım.2011, 18:46
    2
    Devamlı Üye



    Her peygamber kendi ümmetinin şefaatçisidir.

    Peygamberimiz (asv)'in “Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyen kimseler içindir.”( Ebu Davud, sünnet,23; Tirmizî, Kıyamet, 11; İbn Mace,Zuhd, 27) buyurması, hem ümmetine yapacağı şefaatin boyutunu aydınlatıcı hem de sevindirici bir müjdedir. Çünkü, bunun manası; “Küçük günahların sahibi zaten affedilir, asıl sorunlu olan büyük günah sahiplerine de ben şefaat ederim.” demektir. Siz o hocalardan uzak durun inşallah.



  5. 24.Kasım.2011, 19:57
    3
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ?

    kardeşim ne demek istediğini çok iyi anladım. Şefaat Ya rasulullah dediğiimiz Zaman Şirk oldu diyorlar. Yani Gavur oldu diyorlar. bunu söyleyende çok kişi var.

    Şefaat istemekte bir sakınca yoktur. Ezanlarda bile Aziz Allah şefaat Ya Rasulullah denilir. tabiki ben derim. Ehli sünnet Alimler Der. Vahabi mezhebindekiler hemen şirk derler. Zaten şirk demedikleri birşey yokki onlarında.

    bunun açıklamasını ben sitede hadislerle baya yapmıştım.


    Alıntı
    Bazı hocalar bunu yapan müşrik olur diyor


    Müslüman olan birine böyle yaptı diye Kafir damgası yerleştiren zihniyet. Tutturamayacagına göre. O laf ona döner. Sahi hadislerle açıklanmıştır. Müslümana kafir diyen kafir olur.


  6. 24.Kasım.2011, 19:57
    3
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    kardeşim ne demek istediğini çok iyi anladım. Şefaat Ya rasulullah dediğiimiz Zaman Şirk oldu diyorlar. Yani Gavur oldu diyorlar. bunu söyleyende çok kişi var.

    Şefaat istemekte bir sakınca yoktur. Ezanlarda bile Aziz Allah şefaat Ya Rasulullah denilir. tabiki ben derim. Ehli sünnet Alimler Der. Vahabi mezhebindekiler hemen şirk derler. Zaten şirk demedikleri birşey yokki onlarında.

    bunun açıklamasını ben sitede hadislerle baya yapmıştım.


    Alıntı
    Bazı hocalar bunu yapan müşrik olur diyor


    Müslüman olan birine böyle yaptı diye Kafir damgası yerleştiren zihniyet. Tutturamayacagına göre. O laf ona döner. Sahi hadislerle açıklanmıştır. Müslümana kafir diyen kafir olur.


  7. 24.Kasım.2011, 20:13
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ?

    Alıntı
    kardeşim ne demek istediğini çok iyi anladım Şefaat Ya rasulullah dediğiimiz Zaman Şirk oldu diyorlar
    kim diyor bunu?
    buna kimsenin cüreti olamaz ayetle sabittir
    kardeşim şefaat makamı (Makam-ı Mahmud)
    sadece Peygamberimiz (s.a.v) e verilmiştir.
    ama yardım istenmez ''Yetiş ya Muhammed''gibi
    Şefaatle yardımı birde Peygamberimiz (s.a.v) ile
    diğer Muhterem zaatları birbirine karıştırmayalım arasını ayıralım.



  8. 24.Kasım.2011, 20:13
    4
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    kardeşim ne demek istediğini çok iyi anladım Şefaat Ya rasulullah dediğiimiz Zaman Şirk oldu diyorlar
    kim diyor bunu?
    buna kimsenin cüreti olamaz ayetle sabittir
    kardeşim şefaat makamı (Makam-ı Mahmud)
    sadece Peygamberimiz (s.a.v) e verilmiştir.
    ama yardım istenmez ''Yetiş ya Muhammed''gibi
    Şefaatle yardımı birde Peygamberimiz (s.a.v) ile
    diğer Muhterem zaatları birbirine karıştırmayalım arasını ayıralım.



  9. 24.Kasım.2011, 20:49
    5
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ?

    Alıntı
    kim diyor bunu?
    buna kimsenin cüreti olamaz ayetle sabittir
    kardeşim şefaat makamı (Makam-ı Mahmud)
    sadece Peygamberimiz (s.a.v) e verilmiştir.
    ama yardım istenmez ''Yetiş ya Muhammed''gibi
    Şefaatle yardımı birde Peygamberimiz (s.a.v) ile
    diğer Muhterem zaatları birbirine karıştırmayalım arasını ayıralım
    .
    yetiş ya Muhammed kelimesine şirk diyenler, Şefaat ya rasullullah kelimesine de şirk diyorlar. ikisindede yardım isteme var kardeşim. Ne farkı var o iki cümlenin. Peygamberler kabirlerinde diri değilmi. namaz kılmıyorlar mı Hadislerle . ben Tv lerde Çok gördüm. youtube videolarında çok gördüm. birisi ezan okunuyor Aziz Allah şefaat ya rasulullah diyor. yanındakide hemen adama Gavur oldun diyor. Vehabi mezhebinde zaten bunlar şirk. onlar Peygamber ölmüştür der daha işitemez der. Salavat çekilmesine bile şirk derler.

    Alimler konusuna gelirsek. ben sizin uydurma dediginiz hadisi şeriflere iman ettim. ey Allahın kulları yetiş misali hadisi şerifler. çünkü Dolu hadisi şerifler var. Abdulkadir Geylani hazretlerinin , İmam rabbani hazretlerinin , İmam gazali , İmam suyuti , Mevlana halid gibi, imam nevevi bile o hadisi bende uyguladım. Ey Allahın kulları durdurun şu deveyi dedim deve durdu diyor. İmam nevevi Şafi mezhebinde müçtehiddir. Onlar kabul ediyorlar. Vesile Yardım konusunu benim ne haddimeki onlara Muhalefet edeyim. ben Sonuna kadarda hep derim. YETİŞ YA MUHAMMED , YETİŞ YA ALİ , YETİŞ YA ABDULKADİR GEYLANİ , bana bundan dolayı şirk e girdin diyen varsada buyursun desin. Yaradan Allah tır kim beni Peygamber yarattı dese Kafir olur. , '' ancak senden yardım isteriz '' in anlamı sizin düşündüğünüz gibi olsaydı. Diri olandanda yardım istenmezdi.



  10. 24.Kasım.2011, 20:49
    5
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    kim diyor bunu?
    buna kimsenin cüreti olamaz ayetle sabittir
    kardeşim şefaat makamı (Makam-ı Mahmud)
    sadece Peygamberimiz (s.a.v) e verilmiştir.
    ama yardım istenmez ''Yetiş ya Muhammed''gibi
    Şefaatle yardımı birde Peygamberimiz (s.a.v) ile
    diğer Muhterem zaatları birbirine karıştırmayalım arasını ayıralım
    .
    yetiş ya Muhammed kelimesine şirk diyenler, Şefaat ya rasullullah kelimesine de şirk diyorlar. ikisindede yardım isteme var kardeşim. Ne farkı var o iki cümlenin. Peygamberler kabirlerinde diri değilmi. namaz kılmıyorlar mı Hadislerle . ben Tv lerde Çok gördüm. youtube videolarında çok gördüm. birisi ezan okunuyor Aziz Allah şefaat ya rasulullah diyor. yanındakide hemen adama Gavur oldun diyor. Vehabi mezhebinde zaten bunlar şirk. onlar Peygamber ölmüştür der daha işitemez der. Salavat çekilmesine bile şirk derler.

    Alimler konusuna gelirsek. ben sizin uydurma dediginiz hadisi şeriflere iman ettim. ey Allahın kulları yetiş misali hadisi şerifler. çünkü Dolu hadisi şerifler var. Abdulkadir Geylani hazretlerinin , İmam rabbani hazretlerinin , İmam gazali , İmam suyuti , Mevlana halid gibi, imam nevevi bile o hadisi bende uyguladım. Ey Allahın kulları durdurun şu deveyi dedim deve durdu diyor. İmam nevevi Şafi mezhebinde müçtehiddir. Onlar kabul ediyorlar. Vesile Yardım konusunu benim ne haddimeki onlara Muhalefet edeyim. ben Sonuna kadarda hep derim. YETİŞ YA MUHAMMED , YETİŞ YA ALİ , YETİŞ YA ABDULKADİR GEYLANİ , bana bundan dolayı şirk e girdin diyen varsada buyursun desin. Yaradan Allah tır kim beni Peygamber yarattı dese Kafir olur. , '' ancak senden yardım isteriz '' in anlamı sizin düşündüğünüz gibi olsaydı. Diri olandanda yardım istenmezdi.



  11. 24.Kasım.2011, 21:02
    6
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ?

    Şefaat Ehli Sünnet itikadına göre haktır.
    Peygamberimizin şefaati konusunda bilgi verir misiniz?

    Hak ve hayır, vasat olan, orta olan, doğru olan yoldadır. Onun için nefis daima aşırılığa meyleder, uçlarda dolaşmak ister. İfrat ve tefrit, aşırılığın iki zıt kutbu. Birincisinde ileriye ve yukarıya, ikincisinde ise geriye yahut aşağıya doğru gidilir.

    Bir kimsenin değeri, faraza, yüz birim ise, bunu onbinlere, milyonlara çıkarmak ifrat, sıfıra indirmek, onunla da yetinmeyip eksi sonsuza doğru yol almak ise tefrittir. Bunların ikisi de aşırı, ikisi de zulüm. İkisinde de insaf ve adaletten eser yok.

    Bu mesele sadece şahıslar için değil, çoğu zaman mefhumlar için de geçerli.. Bunları yok saymak tefrit, onlara aşırı değer vermek ise ifrat.. İkisi de zarar, ikisi de istikametten uzak.. İkisi de rıza çizgisinin, hak çizgisinin, hikmet çizgisinin dışında...

    İfrat ve tefritin at oynattığı meydanlardan biri de “şefaat” meselesi. Bazılarını görürsünüz. Allah’ın sevgili kullarının türbelerine o kadar aşırı ve ölçüsüz rağbet gösterirler ki, sanki ne kadar günah işlerlerse işlesinler orada metfun zât, onları affetmeye güç yetirirmiş gibi... Bazılarını da görürsünüz, birincilerin aksine, evliyayı inkâr ederler, kabristanları yerle bir etmeği en büyük islâmî hizmet sayarlar. Kabir ziyaretine karşı çıkar, kabre doğru dua etmeyi şirk sayarlar. Bunların ikisi de aşırı ve ikisi de islâm’ın ruhundan uzak davranışlar.

    Konuyla yakın ilgisi dolayısıyla şirk meselesi üzerinde biraz durmak isteriz. Şirk, Allah’a ortak koşma cinayeti.. Bununla daha çok, tevhit inancından sapma ve birden fazla ilâha inanma kastedilir. Zaten şirkin en dehşetli derecesi ve aftan mahrumiyete götüren şekli de budur.

    Bir de şirk-i hafî var, yâni gizli şirk... Bunda Allah’ın zâtı birlenmekle beraber, sebeplere, vasıtalara o kadar fazla önem verilir ki, bunlar kişinin kalp âleminde sanki cenâb-ı hakk’a ortakmışçasına bir değer kazanırlar. Şefaatle ilgili tartışmalar da şirkin bu ikinci şekli üzerinde cereyan eder.

    Burada gözden kaçan ve çok iyi değerlendirilmesi gereken bir hakikat var: Allah, birçok icraatlarını sebepler dairesinde yürütüyor. Bu, o’nun kutsi hikmetinin bir gereği. Sebepleri yaratan da o, belli vazifelerde çalıştırılan da. O halde, sebep ne inkâr edilecek, ne de ona olduğundan fazla önem verilecek. Bunların biri ifrat, diğeri ise tefrit. Ve ikisi de sırat-ı müstakimden uzak.

    “bahçemdeki falan ağaç, bu sene şu kadar meyve verdi”, diyen adam, ağacı da meyveyi de Allah’ın yarattığını bilir. Kendisine sorduğumuzda bunu böylece ifade eder. Ama meyveyi ağacın eliyle aldığı için konuşmasında, mecaz olarak, bu ifadeyi kullanmıştır. Şimdi, bu adama: “sen şirke düştün, ağacı Allah’a, haşa, ortak koştun” diyen adam ifrattadır.

    İnsanlara rahmet eden, onları rızıklandıran Allah’tır; ama ağacı bu rahmetine vesile etmiş, sebep kılmıştır. Aynı şekilde, güneşi de zemin yüzünün aydınlanmasına sebep etmiştir. Maddî rızıklara ve ışıklara böyle sebepler yaratan Allah’ın, manevî ihsanlarına da bazı makbul kullarını sebep kılması aynı şekilde değerlendirilmeli...

    Vaktiyle bir eserde şöyle bir cümle okumuştum. Beni oldukça düşündürmüştü. Buyruluyordu ki: “kur’an, muhammed aleyhisselâmın ağzından dökülmüştür; ama kim, o’nu muhammed söyledi derse kâfir olur.”Bu aslında her mü’minin bildiği bir hakikat. Ama bunu böyle harika bir üslûpla ifade etmek, birçok hakikatlere kapı açıyor.

    Resulullahın (a.s.m.) ağzından dökülen âyetleri dinleyen müminler, burada Allah resulünün (a.s.m.) sadece bir elçi olduğunu, kelâmın Allah fermanı olduğunu tasdik ederler. Tıpkı nur verenin de, rızık verenin de Allah olduğuna, güneşin ve ağacın sadece birer sebep olduklarına inandıkları gibi, hidayetin de Allah’tan olduğuna, peygamberin buna sadece bir vesile olduğuna inanırlar. İstikamet yolu budur. Bunun ötesi ya ifrata veya tefrite çıkar..

    Hidayet şefaatten çok daha önemli ve neticesi çok daha büyük bir hâdise... Çünkü, hidayete eren bir insan, imanla göçmek kaydıyla, er-geç cennete girecek demektir. O artık rabbini tanımış, o’nun kulu olduğunun şuuru içinde, o’nun razı olduğu tarzda bir ömür geçirmeye başlamıştır. Yolculuğu ebede, rızaya, cennetedir.

    Böyle bir kul, beşeriyet itibariyle birtakım günahlar işlemiş olabilir. Mahşer meydanına çıkıldığında bu günahlarının bağışlanması için, kendilerine bu noktada izin verilmiş seçkin kulların Allah’tan mağfiret dilemeleri niçin şirk olsun!?..

    “Her hayır Allah’ın elindedir” hakikatince hiç kimsenin ve hiçbir şeyin elinde o’nun vermediği bir hayır olamaz. Eğer rabbimiz bizlere herhangi bir hayrı başkasının eliyle veriyorsa, biz o hayırda yine o’nun rahmetini görür, şükrümüzü o’na yaparız. Bu bizim tevhit inancımızın gereğidir.

    Affa mazhar olmak da bir hayır... Bu da ancak Allah’tan beklenir. Bir peygamberin yahut bir velinin kabrine, her hayır onların elindeymişçesine, ölçüsüz bir muhabbetle bağlanmak elbette islâm’ın ruhuna zıt ve bunu tasvip etmek de mümkün değil... Fakat bir kul, günahlarını ancak Allah’ın affedebileceğinin şuuru içinde: “yâ rabbi beni bu zâtların hürmetine bağışla” diye duada bulunursa ve bu niyetle o mümtaz, o hatırlı, o mübarek zâtların kabirlerini ziyaret ederse, bunu şirk saymak da en büyük bir insafsızlık olur.

    İbrahim aleyhisselâmın eliyle yapılan kâbe’yi tavaf etmeyi şirk saymayanların, âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili peygamberimizin kabrinin ziyaret edilmesine karşı çıkmaları da anlaşılacak bir mantık değil...

    Bir takım kimseler, şefaati inkâr ederlerken karşımıza bazı âyet-i kerimelerle çıkıyorlar. İşin tuhaf tarafı bu adamlar, âyetle yola çıkarken: “acaba bu hususta tefsir âlimleri ne buyurmuşlar” diye lütfen merak bile etmiyorlar. Arapça bilmelerine güvenerek, yahut sadece meal okuyarak yanlış sonuçlara varıyorlar.

    Her arapça bilen kur’an’dan hüküm çıkarabilseydi, bütün arap çocukları âlim olur ve artık ne fâkihe, ne müfessire, ne müçtehide lüzum kalmazdı. Kur’an’ı anlamak bir ilim meselesidir. Onu tefsir etmek, kur’an’ın edebî inceliklerini kavrayacak kadar mükemmel bir arapça bilgisi yanında, âyetlerin nüzul sebeplerini, nâzil oldukları şartları, makamları, ilgili oldukları tarihî hâdiseleri ve daha nice şeyleri bilmeye bağlı. Mesele, sadece basit bir lügat meselesi değil.

    Biz de bunun şuurunda olarak, tefsir âlimlerimizin eserlerinden aldığım dersleri nakletmekle yetineceğiz.

    Arap müşriklerinde yaygın olan bir kanaate göre, kişinin doğrudan doğruya rabbinden af dilemesi doğru olamazdı. Bu işe putların aracı olmaları gerekirdi. Yâni onlar, putları Allah katında şefaatçi kabul ediyorlardı. İşte şefaati reddeden âyetlerden bir kısmı bu bâtıl inancı yıkmak içindir. Bir misal:

    “Yoksa onlar. Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler. De ki, onlar hiçbir şeye güç yetiremez, akıl erdiremez olsalar da mı (onları şefaatçi edineceksiniz)!?.. (zümer, 43)

    İslâm’ın, şu âyet-i kerimelerde kati ifadesini bulan temel bir hükmü vardır: kişi ancak kendi ameliyle iyi veya kötü bir âkıbete uğrar.

    “Her nefsin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir.” (bakara, 286) “hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez.” (fâtır, 18)

    İşte şefaatle ilgili bazı âyet-i kerimeler mü’mine başkasının yardımına bel bağlamadan, bu dünyada elinden geldiğince hayırlı ameller işlemesini öğüt verme makamındadır.

    Bu konudaki bazı âyetler de kıyametin dehşetini anlatır ve mahşer meydanının, resulullah efendimize (a.s.m.) şefaat müsaadesi verilmeden önceki hâlini tasvir eder.

    Bu âyet-i kerimelerden iki misal:

    “Öyle bir günden korunun ki, o günde hiç kimse hiç kimseye hiçbir fayda sağlayamaz. Ondan ne bir şefaatçi kabul edilir, ne de bir fidye alınır. Onlara yardım da edilmez.” (bakara , 48)

    “O gün kişi kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar. O gün herkesin kendine yetecek bir derdi vardır.” (abese , 34-37)

    Bu âyet-i kerimeler yanında bir çok âyetler de şefaatin hak olduğunu açıkça beyan buyururlar. Bu âyet-i kerimelerin verdiği derse göre, şefaat vardır, ama bu ancak Allah’ın izni ile ve o’nun razı olduğu kullara yapılabilir.

    Kulun günahını ancak Allah affedebilir. Ama bu affı, dilediği seçkin kullarının hatırı için yapmakla onların şerefini bütün mahşer ehline ilân eder. Bu mânâya en büyük mazhar resulûllah efendimizdir (a.s.m.). Allah’ın o en sevgili kulu, mahşer meydanında makam-ı mahmud denilen ulvî bir makamda rabbine secde edecek, yalvarıp yakaracak, Allah’ın kendisine ilham ettiği ve o güne kadar duyulmamış hamd cümleleriyle o’nu tâzim edecek ve sonunda kendisine şefaat izni verilecektir. O da (a.s.m.) ancak rabbinin razı olduğu kimselere şefaat edebilecektir.

    Bu mânâyı ders veren âyet-i kerimelerden bir kısmı:

    “O’nun huzurunda kendisine izin verdiğinden başkasının şefaati fayda vermez.” (sebe’, 23)

    “Göklerde nice melek vardır ki, Allah, dilediği ve razı olduğu kimseler için izin vermedikçe onların şefaati hiçbir işe yaramaz” (necm, 26)

    “O gün, ruh (cebrail) ve melekler saf hâlinde duracaklardır. Rahman’ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar. Konuşan da doğruyu söyler.” (nebe, 38)

    “O’nun izni olmadan huzurunda şefaat edecek kimdir!”(bakara , 255)

    Bu âyet-i kerimeler şefaatin hak olduğunu açıkça ifade ettiği halde, artık bu rahmanî müesseseye kim, hangi salâhiyetle ve neye dayanarak karşı çıkabilir!?.. Son âyet-i kerime, âyet-el kürsî’de geçer. Bu âyetin tamamında tevhit işlenir. Allah’ın azameti ve kutsiyeti ders verilir.

    Şefaatle ilgili bu âyetten bir önceki âyette: “göklerde ve yerde her ne varsa hepsi o’nundur” buyurulur. O halde ne sema, ne de arz ehli, o’nun izni olmaksızın şefaat edemezler. Bir sonraki âyette ise: “o, kişinin önünü ardını (geçmişini geleceğini) bilir. Onlar, o’nun bildirdiğinden başka, o’nun ilminden hiçbir şeyi ihata edemezler (bilemezler)” buyrulur. O halde, kime rahmet edileceğini, kimin şefaat etmeye yahut edilmeye lâyık olduğunu da en iyi o bilir. Ve o’nun sevgili kulları da ancak o’nun bildirdiği lâyık kullara şefaat edebilirler...

    Bu konuyla ilgili olarak, yanlış yorumlara uğrayan bir hadis-i şeriften de kısaca bahsedelim.

    Resulûllah efendimiz (a.s.m.): “benim şefaatim ümmetimin günah-ı kebair (büyük günah) işleyen kısmınadır” buyurmuşlardır. Bu kelâmın sahibi, peygamberlerin şahı resulûllah efendimiz (a.s.m.) “ismet” sıfatına sahip... Yâni o’na günah dokunamaz. O’nun yaratılışı günahsızlık üzeredir. Bu sıfat bütün peygamberler içinde de geçerli...

    Peygamberleri insanlar için birer rehber, birer önder olarak gönderen Allah, onları günahsız kılmakla insanlara şu mesajı da vermiş oluyor: “günah işlememeye bütün gücünüzle çalışın!”

    Sözü edilen hadis-i şerifi bu gerçeğin ışığında değerlendirmek gerek. Bu hadisten; “şefaatin ancak büyük günah işleyenlere yapılacağını, küçük günah işleyenlerin bundan mahrum kalacaklarını” anlamaya mantıken imkân yok.

    Dikkatle incelenirse, bu peygamber kelâmından şu iki büyük mesaj hemen alınabilir: Birincisi: bu hadis-i şerif, “büyük günah işleyenin küfürle iman arasında kalacağını” iddia eden mutezile fırkasına en güzel bir cevap... Ümmetinin yetmiş üç fırkaya ayrılacağını haber veren Allah resulünün (a.s.m) bu mübarek sözü, ehl-i sünnetin en büyük bir delili...

    Diğer mesaj da şu: şefaat izninin verilmesinden sonra, başta peygamberler olmak üzere, melekler ve salih kullar müminlerin günahlarının bağışlanması için Allah katında şefaatçi olacaklar. Bu herkesin manevî mertebesine göre gerçekleşecek.. Büyük günahlar ise, Allah katında hatırı en ileri olan peygamberimizin (a.s.m.) şefaatiyle af edilebilecektir.

    Nice insanların imana susadığı, iffetsizlikle kavrulduğu, cehalet içinde çırpındığı ve kendilerine uzanacak şefkatli eller beklediği bu dehşetli zamanda, bütün bunları bir tarafa bırakıp bu gibi, zihinleri karıştıracak meseleleri gündeme getirmek en azından büyük bir gaflet. Ve bunda ne fayda görüldüğünü anlamak da mümkün değil!..

    Prof. Dr. Alaaddin Başar
    s.islamiyet


  12. 24.Kasım.2011, 21:02
    6
    Özel Üye
    Şefaat Ehli Sünnet itikadına göre haktır.
    Peygamberimizin şefaati konusunda bilgi verir misiniz?

    Hak ve hayır, vasat olan, orta olan, doğru olan yoldadır. Onun için nefis daima aşırılığa meyleder, uçlarda dolaşmak ister. İfrat ve tefrit, aşırılığın iki zıt kutbu. Birincisinde ileriye ve yukarıya, ikincisinde ise geriye yahut aşağıya doğru gidilir.

    Bir kimsenin değeri, faraza, yüz birim ise, bunu onbinlere, milyonlara çıkarmak ifrat, sıfıra indirmek, onunla da yetinmeyip eksi sonsuza doğru yol almak ise tefrittir. Bunların ikisi de aşırı, ikisi de zulüm. İkisinde de insaf ve adaletten eser yok.

    Bu mesele sadece şahıslar için değil, çoğu zaman mefhumlar için de geçerli.. Bunları yok saymak tefrit, onlara aşırı değer vermek ise ifrat.. İkisi de zarar, ikisi de istikametten uzak.. İkisi de rıza çizgisinin, hak çizgisinin, hikmet çizgisinin dışında...

    İfrat ve tefritin at oynattığı meydanlardan biri de “şefaat” meselesi. Bazılarını görürsünüz. Allah’ın sevgili kullarının türbelerine o kadar aşırı ve ölçüsüz rağbet gösterirler ki, sanki ne kadar günah işlerlerse işlesinler orada metfun zât, onları affetmeye güç yetirirmiş gibi... Bazılarını da görürsünüz, birincilerin aksine, evliyayı inkâr ederler, kabristanları yerle bir etmeği en büyük islâmî hizmet sayarlar. Kabir ziyaretine karşı çıkar, kabre doğru dua etmeyi şirk sayarlar. Bunların ikisi de aşırı ve ikisi de islâm’ın ruhundan uzak davranışlar.

    Konuyla yakın ilgisi dolayısıyla şirk meselesi üzerinde biraz durmak isteriz. Şirk, Allah’a ortak koşma cinayeti.. Bununla daha çok, tevhit inancından sapma ve birden fazla ilâha inanma kastedilir. Zaten şirkin en dehşetli derecesi ve aftan mahrumiyete götüren şekli de budur.

    Bir de şirk-i hafî var, yâni gizli şirk... Bunda Allah’ın zâtı birlenmekle beraber, sebeplere, vasıtalara o kadar fazla önem verilir ki, bunlar kişinin kalp âleminde sanki cenâb-ı hakk’a ortakmışçasına bir değer kazanırlar. Şefaatle ilgili tartışmalar da şirkin bu ikinci şekli üzerinde cereyan eder.

    Burada gözden kaçan ve çok iyi değerlendirilmesi gereken bir hakikat var: Allah, birçok icraatlarını sebepler dairesinde yürütüyor. Bu, o’nun kutsi hikmetinin bir gereği. Sebepleri yaratan da o, belli vazifelerde çalıştırılan da. O halde, sebep ne inkâr edilecek, ne de ona olduğundan fazla önem verilecek. Bunların biri ifrat, diğeri ise tefrit. Ve ikisi de sırat-ı müstakimden uzak.

    “bahçemdeki falan ağaç, bu sene şu kadar meyve verdi”, diyen adam, ağacı da meyveyi de Allah’ın yarattığını bilir. Kendisine sorduğumuzda bunu böylece ifade eder. Ama meyveyi ağacın eliyle aldığı için konuşmasında, mecaz olarak, bu ifadeyi kullanmıştır. Şimdi, bu adama: “sen şirke düştün, ağacı Allah’a, haşa, ortak koştun” diyen adam ifrattadır.

    İnsanlara rahmet eden, onları rızıklandıran Allah’tır; ama ağacı bu rahmetine vesile etmiş, sebep kılmıştır. Aynı şekilde, güneşi de zemin yüzünün aydınlanmasına sebep etmiştir. Maddî rızıklara ve ışıklara böyle sebepler yaratan Allah’ın, manevî ihsanlarına da bazı makbul kullarını sebep kılması aynı şekilde değerlendirilmeli...

    Vaktiyle bir eserde şöyle bir cümle okumuştum. Beni oldukça düşündürmüştü. Buyruluyordu ki: “kur’an, muhammed aleyhisselâmın ağzından dökülmüştür; ama kim, o’nu muhammed söyledi derse kâfir olur.”Bu aslında her mü’minin bildiği bir hakikat. Ama bunu böyle harika bir üslûpla ifade etmek, birçok hakikatlere kapı açıyor.

    Resulullahın (a.s.m.) ağzından dökülen âyetleri dinleyen müminler, burada Allah resulünün (a.s.m.) sadece bir elçi olduğunu, kelâmın Allah fermanı olduğunu tasdik ederler. Tıpkı nur verenin de, rızık verenin de Allah olduğuna, güneşin ve ağacın sadece birer sebep olduklarına inandıkları gibi, hidayetin de Allah’tan olduğuna, peygamberin buna sadece bir vesile olduğuna inanırlar. İstikamet yolu budur. Bunun ötesi ya ifrata veya tefrite çıkar..

    Hidayet şefaatten çok daha önemli ve neticesi çok daha büyük bir hâdise... Çünkü, hidayete eren bir insan, imanla göçmek kaydıyla, er-geç cennete girecek demektir. O artık rabbini tanımış, o’nun kulu olduğunun şuuru içinde, o’nun razı olduğu tarzda bir ömür geçirmeye başlamıştır. Yolculuğu ebede, rızaya, cennetedir.

    Böyle bir kul, beşeriyet itibariyle birtakım günahlar işlemiş olabilir. Mahşer meydanına çıkıldığında bu günahlarının bağışlanması için, kendilerine bu noktada izin verilmiş seçkin kulların Allah’tan mağfiret dilemeleri niçin şirk olsun!?..

    “Her hayır Allah’ın elindedir” hakikatince hiç kimsenin ve hiçbir şeyin elinde o’nun vermediği bir hayır olamaz. Eğer rabbimiz bizlere herhangi bir hayrı başkasının eliyle veriyorsa, biz o hayırda yine o’nun rahmetini görür, şükrümüzü o’na yaparız. Bu bizim tevhit inancımızın gereğidir.

    Affa mazhar olmak da bir hayır... Bu da ancak Allah’tan beklenir. Bir peygamberin yahut bir velinin kabrine, her hayır onların elindeymişçesine, ölçüsüz bir muhabbetle bağlanmak elbette islâm’ın ruhuna zıt ve bunu tasvip etmek de mümkün değil... Fakat bir kul, günahlarını ancak Allah’ın affedebileceğinin şuuru içinde: “yâ rabbi beni bu zâtların hürmetine bağışla” diye duada bulunursa ve bu niyetle o mümtaz, o hatırlı, o mübarek zâtların kabirlerini ziyaret ederse, bunu şirk saymak da en büyük bir insafsızlık olur.

    İbrahim aleyhisselâmın eliyle yapılan kâbe’yi tavaf etmeyi şirk saymayanların, âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili peygamberimizin kabrinin ziyaret edilmesine karşı çıkmaları da anlaşılacak bir mantık değil...

    Bir takım kimseler, şefaati inkâr ederlerken karşımıza bazı âyet-i kerimelerle çıkıyorlar. İşin tuhaf tarafı bu adamlar, âyetle yola çıkarken: “acaba bu hususta tefsir âlimleri ne buyurmuşlar” diye lütfen merak bile etmiyorlar. Arapça bilmelerine güvenerek, yahut sadece meal okuyarak yanlış sonuçlara varıyorlar.

    Her arapça bilen kur’an’dan hüküm çıkarabilseydi, bütün arap çocukları âlim olur ve artık ne fâkihe, ne müfessire, ne müçtehide lüzum kalmazdı. Kur’an’ı anlamak bir ilim meselesidir. Onu tefsir etmek, kur’an’ın edebî inceliklerini kavrayacak kadar mükemmel bir arapça bilgisi yanında, âyetlerin nüzul sebeplerini, nâzil oldukları şartları, makamları, ilgili oldukları tarihî hâdiseleri ve daha nice şeyleri bilmeye bağlı. Mesele, sadece basit bir lügat meselesi değil.

    Biz de bunun şuurunda olarak, tefsir âlimlerimizin eserlerinden aldığım dersleri nakletmekle yetineceğiz.

    Arap müşriklerinde yaygın olan bir kanaate göre, kişinin doğrudan doğruya rabbinden af dilemesi doğru olamazdı. Bu işe putların aracı olmaları gerekirdi. Yâni onlar, putları Allah katında şefaatçi kabul ediyorlardı. İşte şefaati reddeden âyetlerden bir kısmı bu bâtıl inancı yıkmak içindir. Bir misal:

    “Yoksa onlar. Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler. De ki, onlar hiçbir şeye güç yetiremez, akıl erdiremez olsalar da mı (onları şefaatçi edineceksiniz)!?.. (zümer, 43)

    İslâm’ın, şu âyet-i kerimelerde kati ifadesini bulan temel bir hükmü vardır: kişi ancak kendi ameliyle iyi veya kötü bir âkıbete uğrar.

    “Her nefsin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir.” (bakara, 286) “hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez.” (fâtır, 18)

    İşte şefaatle ilgili bazı âyet-i kerimeler mü’mine başkasının yardımına bel bağlamadan, bu dünyada elinden geldiğince hayırlı ameller işlemesini öğüt verme makamındadır.

    Bu konudaki bazı âyetler de kıyametin dehşetini anlatır ve mahşer meydanının, resulullah efendimize (a.s.m.) şefaat müsaadesi verilmeden önceki hâlini tasvir eder.

    Bu âyet-i kerimelerden iki misal:

    “Öyle bir günden korunun ki, o günde hiç kimse hiç kimseye hiçbir fayda sağlayamaz. Ondan ne bir şefaatçi kabul edilir, ne de bir fidye alınır. Onlara yardım da edilmez.” (bakara , 48)

    “O gün kişi kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar. O gün herkesin kendine yetecek bir derdi vardır.” (abese , 34-37)

    Bu âyet-i kerimeler yanında bir çok âyetler de şefaatin hak olduğunu açıkça beyan buyururlar. Bu âyet-i kerimelerin verdiği derse göre, şefaat vardır, ama bu ancak Allah’ın izni ile ve o’nun razı olduğu kullara yapılabilir.

    Kulun günahını ancak Allah affedebilir. Ama bu affı, dilediği seçkin kullarının hatırı için yapmakla onların şerefini bütün mahşer ehline ilân eder. Bu mânâya en büyük mazhar resulûllah efendimizdir (a.s.m.). Allah’ın o en sevgili kulu, mahşer meydanında makam-ı mahmud denilen ulvî bir makamda rabbine secde edecek, yalvarıp yakaracak, Allah’ın kendisine ilham ettiği ve o güne kadar duyulmamış hamd cümleleriyle o’nu tâzim edecek ve sonunda kendisine şefaat izni verilecektir. O da (a.s.m.) ancak rabbinin razı olduğu kimselere şefaat edebilecektir.

    Bu mânâyı ders veren âyet-i kerimelerden bir kısmı:

    “O’nun huzurunda kendisine izin verdiğinden başkasının şefaati fayda vermez.” (sebe’, 23)

    “Göklerde nice melek vardır ki, Allah, dilediği ve razı olduğu kimseler için izin vermedikçe onların şefaati hiçbir işe yaramaz” (necm, 26)

    “O gün, ruh (cebrail) ve melekler saf hâlinde duracaklardır. Rahman’ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar. Konuşan da doğruyu söyler.” (nebe, 38)

    “O’nun izni olmadan huzurunda şefaat edecek kimdir!”(bakara , 255)

    Bu âyet-i kerimeler şefaatin hak olduğunu açıkça ifade ettiği halde, artık bu rahmanî müesseseye kim, hangi salâhiyetle ve neye dayanarak karşı çıkabilir!?.. Son âyet-i kerime, âyet-el kürsî’de geçer. Bu âyetin tamamında tevhit işlenir. Allah’ın azameti ve kutsiyeti ders verilir.

    Şefaatle ilgili bu âyetten bir önceki âyette: “göklerde ve yerde her ne varsa hepsi o’nundur” buyurulur. O halde ne sema, ne de arz ehli, o’nun izni olmaksızın şefaat edemezler. Bir sonraki âyette ise: “o, kişinin önünü ardını (geçmişini geleceğini) bilir. Onlar, o’nun bildirdiğinden başka, o’nun ilminden hiçbir şeyi ihata edemezler (bilemezler)” buyrulur. O halde, kime rahmet edileceğini, kimin şefaat etmeye yahut edilmeye lâyık olduğunu da en iyi o bilir. Ve o’nun sevgili kulları da ancak o’nun bildirdiği lâyık kullara şefaat edebilirler...

    Bu konuyla ilgili olarak, yanlış yorumlara uğrayan bir hadis-i şeriften de kısaca bahsedelim.

    Resulûllah efendimiz (a.s.m.): “benim şefaatim ümmetimin günah-ı kebair (büyük günah) işleyen kısmınadır” buyurmuşlardır. Bu kelâmın sahibi, peygamberlerin şahı resulûllah efendimiz (a.s.m.) “ismet” sıfatına sahip... Yâni o’na günah dokunamaz. O’nun yaratılışı günahsızlık üzeredir. Bu sıfat bütün peygamberler içinde de geçerli...

    Peygamberleri insanlar için birer rehber, birer önder olarak gönderen Allah, onları günahsız kılmakla insanlara şu mesajı da vermiş oluyor: “günah işlememeye bütün gücünüzle çalışın!”

    Sözü edilen hadis-i şerifi bu gerçeğin ışığında değerlendirmek gerek. Bu hadisten; “şefaatin ancak büyük günah işleyenlere yapılacağını, küçük günah işleyenlerin bundan mahrum kalacaklarını” anlamaya mantıken imkân yok.

    Dikkatle incelenirse, bu peygamber kelâmından şu iki büyük mesaj hemen alınabilir: Birincisi: bu hadis-i şerif, “büyük günah işleyenin küfürle iman arasında kalacağını” iddia eden mutezile fırkasına en güzel bir cevap... Ümmetinin yetmiş üç fırkaya ayrılacağını haber veren Allah resulünün (a.s.m) bu mübarek sözü, ehl-i sünnetin en büyük bir delili...

    Diğer mesaj da şu: şefaat izninin verilmesinden sonra, başta peygamberler olmak üzere, melekler ve salih kullar müminlerin günahlarının bağışlanması için Allah katında şefaatçi olacaklar. Bu herkesin manevî mertebesine göre gerçekleşecek.. Büyük günahlar ise, Allah katında hatırı en ileri olan peygamberimizin (a.s.m.) şefaatiyle af edilebilecektir.

    Nice insanların imana susadığı, iffetsizlikle kavrulduğu, cehalet içinde çırpındığı ve kendilerine uzanacak şefkatli eller beklediği bu dehşetli zamanda, bütün bunları bir tarafa bırakıp bu gibi, zihinleri karıştıracak meseleleri gündeme getirmek en azından büyük bir gaflet. Ve bunda ne fayda görüldüğünü anlamak da mümkün değil!..

    Prof. Dr. Alaaddin Başar
    s.islamiyet


  13. 24.Kasım.2011, 21:10
    7
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ?

    Alıntı
    Yaradan Allah tır kim beni Peygamber yarattı dese Kafir olur ,
    O zaman Rabbimizin izni olmadıkça kimse kimseye
    ne yardım nede şefaat edemeyeceğini bilmen gerekli Peygamberimiz (s.a.v) in
    şefaati Rabbimizin izin verdiği ümmetinin günahkarları içindir
    herşey Rabbimizden istenir örneğin dua ederken
    Allahım bizi sana layık kul,Habibullahına layık ümmet eyle
    bizlerden Rahmetini esirgeme Peygamberimiz (s.a.v) in şefaatine nail eyle...gibi
    deriz herşeyi birbirine karıştırma
    ayrıca hangi hadisten bahsediyorsun ben anlamadım
    ben hangi hadise uydurma demişim dediğimi hatırlamıyorum
    iftiraya da bulaşma kardeş=(



  14. 24.Kasım.2011, 21:10
    7
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    Yaradan Allah tır kim beni Peygamber yarattı dese Kafir olur ,
    O zaman Rabbimizin izni olmadıkça kimse kimseye
    ne yardım nede şefaat edemeyeceğini bilmen gerekli Peygamberimiz (s.a.v) in
    şefaati Rabbimizin izin verdiği ümmetinin günahkarları içindir
    herşey Rabbimizden istenir örneğin dua ederken
    Allahım bizi sana layık kul,Habibullahına layık ümmet eyle
    bizlerden Rahmetini esirgeme Peygamberimiz (s.a.v) in şefaatine nail eyle...gibi
    deriz herşeyi birbirine karıştırma
    ayrıca hangi hadisten bahsediyorsun ben anlamadım
    ben hangi hadise uydurma demişim dediğimi hatırlamıyorum
    iftiraya da bulaşma kardeş=(



  15. 24.Kasım.2011, 21:15
    8
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ?

    Alıntı
    “yâ rabbi beni bu zâtların hürmetine bağışla” diye duada bulunursa ve bu niyetle o mümtaz, o hatırlı, o mübarek zâtların kabirlerini ziyaret ederse, bunu şirk saymak da en büyük bir insafsızlık olur.
    vesile edinmeye inşaAllah daha şirk diyen olmaz..

    Alıntı
    Peygamberleri insanlar için birer rehber, birer önder olarak gönderen Allah, onları günahsız kılmakla insanlara şu mesajı da vermiş oluyor: “günah işlememeye bütün gücünüzle çalışın!”
    Peygamberlerde günah işler diyen zihniyete güzel bir cevap.


    Allah razı olsun Galus kardeşim. güzel bir yazı. ben aşırıya gitmiyorum zaten, Yaradan Allah tır. bir insanın bir insana yardım etmesinide yaradan Allah tır. Allahın izni olmadan. insan insanada zarar veremez. Allahın izni olmadan . bir bedenen vefat etmiş Peygamber bile gelip yardım edemez. Allahın izin verdikleri müstesna.

    ------------------------


    sana yönelik birşey demedimki Desert Rose kardeş , zaten Allah izin vermese kimse kimseye yardım etmezki ben aksini söylemiyorum ki

    ha hadisi şerifleri sormuştun bende Aşağıya yazayım inkar edilecek hadisi şerifler değil çünkü onlarüstüne alınma sen inkar ediyorsun demiyorum inkar edenler var

    Abdurrahman ibn-i Sa'd (Radıyallahu anh ) şöyle anlatıyor : '' bir kere Abdullah ibn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) nın ayağı uyuştu , o zaman bir adam ona : '' en sevdiğin insanı an'' dedi
    O da '' Ya Muhammed! '' der demez , bağlardan Kurtulmuş gibi rahatladı ( Buhari , el edebü'l-müfred: 438 , no : 993 sh :262)


    '' Peygamberler kabirlerinde diridirler , Namaz kılarlar i Hacca Giderler '' (Ebu Ya'la , el müsned , no : 3425,6/147 ibni Hacel , el-Metaibü'l Aliye , No 3452,3/269 )


    Mus'ab ibn-i Sa'd (R A) dan rivayet edilen

    ''siz ancak zayıfların hürmetine yardım olunuyor ve rızıklandırılıyorsunuz ''
    (Buhari , Cihad75 , No : 2739, 3/1061 ; Nesai , Cihad :43, No :3178 )


    '' Sizin biriniz bir şey kaybederse yahut yanında arkadaşı bulun madıgı bir yerde yardım dilerse: '' Ey Allah'ın Kulları bana yardım edin ! Ey Allahın kulları bana imdat ' desin çünkü Allahın bizim görmedigimiz kulları vardır (Taberani , el mu'cemül - Kebir No: 290 , 17/117 ; Heysemi , Mecme'u'z- zevaid No : 17103 , 10 /188)


    şüphesiz Allahın hafaza melekleri dışında yer yüzünde melekleri vardır ki, Ağaç yapraklarından düşenleri yazarlar sizin birinize çöl arazisinde bir aksaklık isabet ederse : '' ey Allahın Kulları Bana Yardım edin diye seslensin (ibn-i Hacer)

    ''sizin birinizin sahrada hayvanı kaçarsa :
    '' ey Allahın Kulları hapsedin ! Ey Allahın Kulları durdurun ! diye seslensin çünkü Allahın yeryüzünde hazır bulunan kulları vardırki , kısa bir zaman içinde onu tutarlar (ebu ya'la , Taberani , ibn-i hacer )

    imam nevevi (Rahimetullah ) şöyle demiştir
    bir kere benimde aralarında bulundugum bir cemaatte , hayvan kaçmaya başladıinsanlar onu tutmaktan aciz kalınca ben bu yardım isteme lafzını söyledim benim bu sözümden başka görünen hiçbir sebep ortada yokken hayvan o anda durdu (Nevevi , el- Ezkar , Sh : 201 ) İmam Nevevi (Rahimetullah ) gibi Şafi 'i Mezhebinden ictihat mertebesine ulaşmış büyük bir alimin bu beyanı , bu hadis-i Şerifin sağlamlığına ve bununla amel etmenin cevazına açıkca delalet etmektedir


    Hafız İbn-i Kesir (rahimetullah) ın naklettigine göre Yemame vak'asında Müslümanların şiarı (nişanı)
    ''ey Muhammed ! Bize yardım et ! '' sözleriydi (ibn-i Kesir , el bidaye ve'n - Nihaye : 6 / 324 )


  16. 24.Kasım.2011, 21:15
    8
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    “yâ rabbi beni bu zâtların hürmetine bağışla” diye duada bulunursa ve bu niyetle o mümtaz, o hatırlı, o mübarek zâtların kabirlerini ziyaret ederse, bunu şirk saymak da en büyük bir insafsızlık olur.
    vesile edinmeye inşaAllah daha şirk diyen olmaz..

    Alıntı
    Peygamberleri insanlar için birer rehber, birer önder olarak gönderen Allah, onları günahsız kılmakla insanlara şu mesajı da vermiş oluyor: “günah işlememeye bütün gücünüzle çalışın!”
    Peygamberlerde günah işler diyen zihniyete güzel bir cevap.


    Allah razı olsun Galus kardeşim. güzel bir yazı. ben aşırıya gitmiyorum zaten, Yaradan Allah tır. bir insanın bir insana yardım etmesinide yaradan Allah tır. Allahın izni olmadan. insan insanada zarar veremez. Allahın izni olmadan . bir bedenen vefat etmiş Peygamber bile gelip yardım edemez. Allahın izin verdikleri müstesna.

    ------------------------


    sana yönelik birşey demedimki Desert Rose kardeş , zaten Allah izin vermese kimse kimseye yardım etmezki ben aksini söylemiyorum ki

    ha hadisi şerifleri sormuştun bende Aşağıya yazayım inkar edilecek hadisi şerifler değil çünkü onlarüstüne alınma sen inkar ediyorsun demiyorum inkar edenler var

    Abdurrahman ibn-i Sa'd (Radıyallahu anh ) şöyle anlatıyor : '' bir kere Abdullah ibn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) nın ayağı uyuştu , o zaman bir adam ona : '' en sevdiğin insanı an'' dedi
    O da '' Ya Muhammed! '' der demez , bağlardan Kurtulmuş gibi rahatladı ( Buhari , el edebü'l-müfred: 438 , no : 993 sh :262)


    '' Peygamberler kabirlerinde diridirler , Namaz kılarlar i Hacca Giderler '' (Ebu Ya'la , el müsned , no : 3425,6/147 ibni Hacel , el-Metaibü'l Aliye , No 3452,3/269 )


    Mus'ab ibn-i Sa'd (R A) dan rivayet edilen

    ''siz ancak zayıfların hürmetine yardım olunuyor ve rızıklandırılıyorsunuz ''
    (Buhari , Cihad75 , No : 2739, 3/1061 ; Nesai , Cihad :43, No :3178 )


    '' Sizin biriniz bir şey kaybederse yahut yanında arkadaşı bulun madıgı bir yerde yardım dilerse: '' Ey Allah'ın Kulları bana yardım edin ! Ey Allahın kulları bana imdat ' desin çünkü Allahın bizim görmedigimiz kulları vardır (Taberani , el mu'cemül - Kebir No: 290 , 17/117 ; Heysemi , Mecme'u'z- zevaid No : 17103 , 10 /188)


    şüphesiz Allahın hafaza melekleri dışında yer yüzünde melekleri vardır ki, Ağaç yapraklarından düşenleri yazarlar sizin birinize çöl arazisinde bir aksaklık isabet ederse : '' ey Allahın Kulları Bana Yardım edin diye seslensin (ibn-i Hacer)

    ''sizin birinizin sahrada hayvanı kaçarsa :
    '' ey Allahın Kulları hapsedin ! Ey Allahın Kulları durdurun ! diye seslensin çünkü Allahın yeryüzünde hazır bulunan kulları vardırki , kısa bir zaman içinde onu tutarlar (ebu ya'la , Taberani , ibn-i hacer )

    imam nevevi (Rahimetullah ) şöyle demiştir
    bir kere benimde aralarında bulundugum bir cemaatte , hayvan kaçmaya başladıinsanlar onu tutmaktan aciz kalınca ben bu yardım isteme lafzını söyledim benim bu sözümden başka görünen hiçbir sebep ortada yokken hayvan o anda durdu (Nevevi , el- Ezkar , Sh : 201 ) İmam Nevevi (Rahimetullah ) gibi Şafi 'i Mezhebinden ictihat mertebesine ulaşmış büyük bir alimin bu beyanı , bu hadis-i Şerifin sağlamlığına ve bununla amel etmenin cevazına açıkca delalet etmektedir


    Hafız İbn-i Kesir (rahimetullah) ın naklettigine göre Yemame vak'asında Müslümanların şiarı (nişanı)
    ''ey Muhammed ! Bize yardım et ! '' sözleriydi (ibn-i Kesir , el bidaye ve'n - Nihaye : 6 / 324 )


  17. 24.Kasım.2011, 21:23
    9
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ?

    sana yönelik birşey demedimki Desert Rose kardeş , zaten Allah izin vermese kimse kimseye yardım etmezki. ben aksini söylemiyorum ki.

    ha hadisi şerifleri sormuştun. bende Aşağıya yazayım. inkar edilecek hadisi şerifler değil çünkü onlar. üstüne alınma sen inkar ediyorsun demiyorum. inkar edenler var.


    Abdurrahman ibn-i Sa'd (Radıyallahu anh ) şöyle anlatıyor : '' bir kere Abdullah ibn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) nın ayağı uyuştu , o zaman bir adam ona : '' en sevdiğin insanı an'' dedi
    O da '' Ya Muhammed! '' der demez , bağlardan Kurtulmuş gibi rahatladı ( Buhari , el edebü'l-müfred: 438 , no : 993 sh :262)


    '' Peygamberler kabirlerinde diridirler , Namaz kılarlar i Hacca Giderler '' (Ebu Ya'la , el müsned , no : 3425,6/147 ibni Hacel , el-Metaibü'l Aliye , No 3452,3/269 )


    Mus'ab ibn-i Sa'd (R A) dan rivayet edilen

    ''siz ancak zayıfların hürmetine yardım olunuyor ve rızıklandırılıyorsunuz ''
    (Buhari , Cihad75 , No : 2739, 3/1061 ; Nesai , Cihad :43, No :3178 )



    '' Sizin biriniz bir şey kaybederse yahut yanında arkadaşı bulun madıgı bir yerde yardım dilerse: '' Ey Allah'ın Kulları bana yardım edin ! Ey Allahın kulları bana imdat ' desin. çünkü Allahın bizim görmedigimiz kulları vardır (Taberani , el mu'cemül - Kebir No: 290 , 17/117 ; Heysemi , Mecme'u'z- zevaid No : 17103 , 10 /188)


    şüphesiz Allahın hafaza melekleri dışında yer yüzünde melekleri vardır ki, Ağaç yapraklarından düşenleri yazarlar. sizin birinize çöl arazisinde bir aksaklık isabet ederse : '' ey Allahın Kulları Bana Yardım edin diye seslensin (ibn-i Hacer)

    ''sizin birinizin sahrada hayvanı kaçarsa :
    '' ey Allahın Kulları hapsedin ! Ey Allahın Kulları durdurun ! diye seslensin çünkü Allahın yeryüzünde hazır bulunan kulları vardırki , kısa bir zaman içinde onu tutarlar (ebu ya'la , Taberani , ibn-i hacer )


    imam nevevi (Rahimetullah ) şöyle demiştir.
    bir kere benimde aralarında bulundugum bir cemaatte , hayvan kaçmaya başladı. insanlar onu tutmaktan aciz kalınca ben bu yardım isteme lafzını söyledim. benim bu sözümden başka görünen hiçbir sebep ortada yokken hayvan o anda durdu (Nevevi , el- Ezkar , Sh : 201 ) İmam Nevevi (Rahimetullah ) gibi Şafi 'i Mezhebinden ictihat mertebesine ulaşmış büyük bir alimin bu beyanı , bu hadis-i Şerifin sağlamlığına ve bununla amel etmenin cevazına açıkca delalet etmektedir.



    Hafız İbn-i Kesir (rahimetullah) ın naklettigine göre Yemame vak'asında Müslümanların şiarı (nişanı)
    ''ey Muhammed ! Bize yardım et ! '' sözleriydi (ibn-i Kesir , el bidaye ve'n - Nihaye : 6 / 324 )



  18. 24.Kasım.2011, 21:23
    9
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    sana yönelik birşey demedimki Desert Rose kardeş , zaten Allah izin vermese kimse kimseye yardım etmezki. ben aksini söylemiyorum ki.

    ha hadisi şerifleri sormuştun. bende Aşağıya yazayım. inkar edilecek hadisi şerifler değil çünkü onlar. üstüne alınma sen inkar ediyorsun demiyorum. inkar edenler var.


    Abdurrahman ibn-i Sa'd (Radıyallahu anh ) şöyle anlatıyor : '' bir kere Abdullah ibn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) nın ayağı uyuştu , o zaman bir adam ona : '' en sevdiğin insanı an'' dedi
    O da '' Ya Muhammed! '' der demez , bağlardan Kurtulmuş gibi rahatladı ( Buhari , el edebü'l-müfred: 438 , no : 993 sh :262)


    '' Peygamberler kabirlerinde diridirler , Namaz kılarlar i Hacca Giderler '' (Ebu Ya'la , el müsned , no : 3425,6/147 ibni Hacel , el-Metaibü'l Aliye , No 3452,3/269 )


    Mus'ab ibn-i Sa'd (R A) dan rivayet edilen

    ''siz ancak zayıfların hürmetine yardım olunuyor ve rızıklandırılıyorsunuz ''
    (Buhari , Cihad75 , No : 2739, 3/1061 ; Nesai , Cihad :43, No :3178 )



    '' Sizin biriniz bir şey kaybederse yahut yanında arkadaşı bulun madıgı bir yerde yardım dilerse: '' Ey Allah'ın Kulları bana yardım edin ! Ey Allahın kulları bana imdat ' desin. çünkü Allahın bizim görmedigimiz kulları vardır (Taberani , el mu'cemül - Kebir No: 290 , 17/117 ; Heysemi , Mecme'u'z- zevaid No : 17103 , 10 /188)


    şüphesiz Allahın hafaza melekleri dışında yer yüzünde melekleri vardır ki, Ağaç yapraklarından düşenleri yazarlar. sizin birinize çöl arazisinde bir aksaklık isabet ederse : '' ey Allahın Kulları Bana Yardım edin diye seslensin (ibn-i Hacer)

    ''sizin birinizin sahrada hayvanı kaçarsa :
    '' ey Allahın Kulları hapsedin ! Ey Allahın Kulları durdurun ! diye seslensin çünkü Allahın yeryüzünde hazır bulunan kulları vardırki , kısa bir zaman içinde onu tutarlar (ebu ya'la , Taberani , ibn-i hacer )


    imam nevevi (Rahimetullah ) şöyle demiştir.
    bir kere benimde aralarında bulundugum bir cemaatte , hayvan kaçmaya başladı. insanlar onu tutmaktan aciz kalınca ben bu yardım isteme lafzını söyledim. benim bu sözümden başka görünen hiçbir sebep ortada yokken hayvan o anda durdu (Nevevi , el- Ezkar , Sh : 201 ) İmam Nevevi (Rahimetullah ) gibi Şafi 'i Mezhebinden ictihat mertebesine ulaşmış büyük bir alimin bu beyanı , bu hadis-i Şerifin sağlamlığına ve bununla amel etmenin cevazına açıkca delalet etmektedir.



    Hafız İbn-i Kesir (rahimetullah) ın naklettigine göre Yemame vak'asında Müslümanların şiarı (nişanı)
    ''ey Muhammed ! Bize yardım et ! '' sözleriydi (ibn-i Kesir , el bidaye ve'n - Nihaye : 6 / 324 )



  19. 24.Kasım.2011, 21:30
    10
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ?

    Alıntı
    sana yönelik birşey demedimki Desert Rose kardeş , zaten Allah izin vermese kimse kimseye yardım etmezki ben aksini söylemiyorum ki

    ha hadisi şerifleri sormuştun bende Aşağıya yazayım inkar edilecek hadisi şerifler değil çünkü onlarüstüne alınma sen inkar ediyorsun demiyorum inkar edenler var
    Alıntı
    Alimler konusuna gelirsek ben sizin uydurma dediginiz hadisi şeriflere iman ettim
    ben yanlış mı anladım ne...yok,yanlışlık yok,sadece çelişki var galiba


  20. 24.Kasım.2011, 21:30
    10
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    sana yönelik birşey demedimki Desert Rose kardeş , zaten Allah izin vermese kimse kimseye yardım etmezki ben aksini söylemiyorum ki

    ha hadisi şerifleri sormuştun bende Aşağıya yazayım inkar edilecek hadisi şerifler değil çünkü onlarüstüne alınma sen inkar ediyorsun demiyorum inkar edenler var
    Alıntı
    Alimler konusuna gelirsek ben sizin uydurma dediginiz hadisi şeriflere iman ettim
    ben yanlış mı anladım ne...yok,yanlışlık yok,sadece çelişki var galiba


  21. 24.Kasım.2011, 21:35
    11
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ?

    Alıntı
    ben yanlış mı anladım ne...yok,yanlışlık yok,sadece çelişki var galiba
    evet çelişki açık biçimde var

    haklısın orada genel konuşma yapmışım. hakkını helal et. Kusura bakma. sizin demekle. tekil olarak söylemedim çoğul olarak söyledim. dolayısıyla sende girmiş oldun. bir yandan kırılmanıda istemedim. peki o hadisi şeriflere inanıyorsun o zaman. Daha ey Allahın kulları yardım edin diyene karışmassın



  22. 24.Kasım.2011, 21:35
    11
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    ben yanlış mı anladım ne...yok,yanlışlık yok,sadece çelişki var galiba
    evet çelişki açık biçimde var

    haklısın orada genel konuşma yapmışım. hakkını helal et. Kusura bakma. sizin demekle. tekil olarak söylemedim çoğul olarak söyledim. dolayısıyla sende girmiş oldun. bir yandan kırılmanıda istemedim. peki o hadisi şeriflere inanıyorsun o zaman. Daha ey Allahın kulları yardım edin diyene karışmassın



  23. 24.Kasım.2011, 22:01
    12
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'den şefaat istenir mi ?

    Alıntı
    hakkını helal et Kusura bakma sizin demekle tekil olarak söylemedim çoğul olarak söyledim dolayısıyla sende girmiş oldun
    estağfirullah rica ederim kardeş ama demediğim sözü,sözleri bana isnat etme yeterli

    Alıntı
    peki o hadisi şeriflere inanıyorsun o zaman Daha ey Allahın kulları yardım edin diyene karışmassın
    ben karışmıyorum kardeş sen nasıl istiyorsan öyle amel et
    ama burada yanlış bilgilendirme olmasına karşı çıkıyorum sadece
    aşağıdaki konuya bir göz atabilirsin...



    Abdullah b. Amr b. Âs'dan rivayetle Resûlüllah (s.a.v) şöyle buyururmuştur:

    «Müezzini işittiğiniz vakit siz de onun dediğini deyin. Sonra bana salavât getirin. Çünkü her kim bana bir defa salavat getirirse, Allah ona o salâvat sebebiyle on defa salât eyler. Sonra Allah'dan benim için vesileyi isteyin. Zira vesile cennette bir makamdır ki Allah'ın kullarından yalnız bir tanesine lâyıktır. Umarım ki; o bir kişi de ben olayım. İmdi her kim benim için vesileyi isterse ona şefaatim vâcib olur.» (Müslim, Salat, 7)

    Allahtan benim için vesileyi isteyin» buyurulmuş, fakat onu ne şekilde ve hangi kelimelerle isteyeceğimiz bildirilmemiştir. Ancak İmam Buhari (r.a) hadisi ele almış ve hadîsin bu cihetini de îzah etmiştir.

    Hz. Câbir (r.a.) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: "Ezanı işittiği zaman kim: "Allâhümme Rabbe hâzihi'dda'veti'ttâmme ve'ssalâti'lkâime âti Muhammedeni'l-Vesîlete ve'lfadîlete veb'ashu makâmen mahmûdeni'llezî va'adtehu. (Ey bu eksiksiz davetin ve kılınan namazın sahibi! Muhammed'e Vesîle'yi ve fazîleti ver. O'nu, va'adettiğin -bir rivayette va'adettiğin üzere- makam-ı Mahmûd üzere ba's et (dirilt)" derse, ona Kıyâmet günü mutlaka şefaatim helal olur."(Buhârî, Ezân: 8; ayrıca bkz. Ebû Dâvud, Salât: 28; Tirmizî, Salât: 157; Nesâî, Ezân: 38; İbnu Mâce, Ezân: 4)

    el-VESÎLE lügat olarak bir büyüğe yaklaşmayı sağlayan vasıta, aracı mânasına gelir. Hadiste bununla cennetteki yüce bir makam kastedilmiş olmaktadır. Nitekim Vesîle'yi dile getiren rivayetlerde Resûlullah (s.a.v)'ın yaptığı tarif "Zîra o (elvesîle), cennette bir makamdır..." buyurmakta, bu makamı Allah'ın bir kişiye vereceğini belirtmekte ve tevâzu olarak bu kimsenin kendisi olması hususundaki temennisini ifade buyurmaktadır. Öyle ise, daha net ifade ile el-Vesîle, cennetteki en yüce makamdır, bu makam tek bir insana verilecektir, o da Allah indinde insanların en yüce olduğunu Mi'rac ve Kur'an gibi mucizelere mazhariyetle isbat eden Eşref-i Mahlukât ve Fahr-i Kâinat Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm)'dir.

    Bu yüce makama vâsıl olan, Allah'a yakındır; böylece Efendimiz, günahların affı dahil her çeşit ebedî lütuflara mazhariyet için şart olan ilâhî yakınlığı elde etmeye vesîle olmuş olur. (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/324).

    "Fazilet" de üstün bir makamın adı olup, diğer mahlûkattan yüce bir mertebedir.

    "Makâm-ı mahmûd", her lisanın övgü ve yüceltmesine lâyık makam demektir. O makamda olanı ilk yaratılan insandan son yaratılacak olana kadar herkes över ve yüceltir. Makâm-ı mahmûd, şefaat makamıdır ki, Resûlullah Efendimiz'e ihsân olunmuştur.

    Ehl-i sünnete göre şefaat haktır ve mahşerde Peygamberimize şefaat yetkisi verilecektir. Hz. Peygamber (s.a.v), "Her Peygamberin bir duası vardır. Ben ise, inşaallah duamı kıyamet gününde ümmetime şefâat etmek için saklamak istiyorum" buyurmuştur (Buhârî, Daavât, 1)


    "O gün, kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlamayacağı bir gündür. O gün buyruk, yalnız Allah'ındır." (İnfitar, 82/19)

    O gün hiçbir kimse başkası için bir fay-da sağlayamaz, kimse kimseyi koruyamaz; herkes kendisini düşünür ve kendi der-diyle uğraşır. Herhangi bir zararı dokunabilir endişesiyle çoluk çocuğundan ve ya-kın akrabasından dahi kaçar. Allah izin vermedikçe hiçbir şefaatçi şefaat edemez. O gün iş Allah'a kalmıştır.

    Bu ayet şefaatin olmayacağına delil değildir. Aksine, şefaatin Allah'ın izniyle olacağına işaret eden ayetlerdendir. Evet, o gün hiç kimse hiç kimseye Allah'ın izni olmadan bir fayda sağlayamaz, şefaat de edemez. Kur'an-ı Kerim'de şefaat ile ilgili ayetlere dikkatle bakıldığında, şefaatin Allah'ın izni ile olacağı vurgusu yapılmaktadır.

    "Allah’ın izni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir?" (Bakara, 2/255)

    Bu ayet-i kerimede, Allah’ın izni olmadan kimsenin şefaat edemeyeceği beyan buyrulmuştur. “Allah’ın izni olmadan kimse şefaat edemeyecektir.” ifadesi, “Allah’ın izni olduğunda şefaat edebilecektir” manasına gelmekte ve bu da şefaatin hak ve hakikat olduğu neticesine ulaştırmaktadır. Zira eğer Allah’ın izni ve müsaadesi dairesinde şefaat olmasaydı, ayette geçen “Allah’ın izni olmadan” ifadesi gereksiz olurdu. Kur'an’da ise gereksiz bir ifadenin bulunması mümkün değildir. O halde, Allah’ın izni dairesinde şefaat haktır, gerçektir ve ayetin beyanıdır.

    "O’nun izni olması müstesna, şefaat edecek yoktur." (Yunus, 10/3)

    Bu ayet-i kerimede şefaat, Allah’ın iznine hamledilmiştir. Demek Allah’ın izni dairesinde şefaat vardır ve haktır.

    "Onlar, Allah'ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler." (Enbiya, 21/28)

    Bu ayet-i kerimenin açık ifadesiyle, Allah’ın razı olduğu kullara şefaat edilecektir. Zira ayette geçen “Allah'ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler.” ifadesi, Allah’ın razı olduğu kullara şefaatin yapılabileceği hakikatini netice vermektedir.

    "O gün, Rahman’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselerden başkasına şefaat fayda vermez." (Taha, 20/109)

    "(O gün) Rahman (olan Allah)'ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır." (Meryem, 19/87)

    "Allah'ın huzurunda şefaat fayda vermez. Ancak izin verdiği kimseninki müstesna!" (Sebe 34/23)

    "Göklerde nice melekler vardır ki, Allah dileyip izin vermeden ve razı olmadan önce onların şefaatleri hiç bir fayda vermez." (Necm, 53/26)
    sorularla İslamiyet



  24. 24.Kasım.2011, 22:01
    12
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    hakkını helal et Kusura bakma sizin demekle tekil olarak söylemedim çoğul olarak söyledim dolayısıyla sende girmiş oldun
    estağfirullah rica ederim kardeş ama demediğim sözü,sözleri bana isnat etme yeterli

    Alıntı
    peki o hadisi şeriflere inanıyorsun o zaman Daha ey Allahın kulları yardım edin diyene karışmassın
    ben karışmıyorum kardeş sen nasıl istiyorsan öyle amel et
    ama burada yanlış bilgilendirme olmasına karşı çıkıyorum sadece
    aşağıdaki konuya bir göz atabilirsin...



    Abdullah b. Amr b. Âs'dan rivayetle Resûlüllah (s.a.v) şöyle buyururmuştur:

    «Müezzini işittiğiniz vakit siz de onun dediğini deyin. Sonra bana salavât getirin. Çünkü her kim bana bir defa salavat getirirse, Allah ona o salâvat sebebiyle on defa salât eyler. Sonra Allah'dan benim için vesileyi isteyin. Zira vesile cennette bir makamdır ki Allah'ın kullarından yalnız bir tanesine lâyıktır. Umarım ki; o bir kişi de ben olayım. İmdi her kim benim için vesileyi isterse ona şefaatim vâcib olur.» (Müslim, Salat, 7)

    Allahtan benim için vesileyi isteyin» buyurulmuş, fakat onu ne şekilde ve hangi kelimelerle isteyeceğimiz bildirilmemiştir. Ancak İmam Buhari (r.a) hadisi ele almış ve hadîsin bu cihetini de îzah etmiştir.

    Hz. Câbir (r.a.) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: "Ezanı işittiği zaman kim: "Allâhümme Rabbe hâzihi'dda'veti'ttâmme ve'ssalâti'lkâime âti Muhammedeni'l-Vesîlete ve'lfadîlete veb'ashu makâmen mahmûdeni'llezî va'adtehu. (Ey bu eksiksiz davetin ve kılınan namazın sahibi! Muhammed'e Vesîle'yi ve fazîleti ver. O'nu, va'adettiğin -bir rivayette va'adettiğin üzere- makam-ı Mahmûd üzere ba's et (dirilt)" derse, ona Kıyâmet günü mutlaka şefaatim helal olur."(Buhârî, Ezân: 8; ayrıca bkz. Ebû Dâvud, Salât: 28; Tirmizî, Salât: 157; Nesâî, Ezân: 38; İbnu Mâce, Ezân: 4)

    el-VESÎLE lügat olarak bir büyüğe yaklaşmayı sağlayan vasıta, aracı mânasına gelir. Hadiste bununla cennetteki yüce bir makam kastedilmiş olmaktadır. Nitekim Vesîle'yi dile getiren rivayetlerde Resûlullah (s.a.v)'ın yaptığı tarif "Zîra o (elvesîle), cennette bir makamdır..." buyurmakta, bu makamı Allah'ın bir kişiye vereceğini belirtmekte ve tevâzu olarak bu kimsenin kendisi olması hususundaki temennisini ifade buyurmaktadır. Öyle ise, daha net ifade ile el-Vesîle, cennetteki en yüce makamdır, bu makam tek bir insana verilecektir, o da Allah indinde insanların en yüce olduğunu Mi'rac ve Kur'an gibi mucizelere mazhariyetle isbat eden Eşref-i Mahlukât ve Fahr-i Kâinat Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm)'dir.

    Bu yüce makama vâsıl olan, Allah'a yakındır; böylece Efendimiz, günahların affı dahil her çeşit ebedî lütuflara mazhariyet için şart olan ilâhî yakınlığı elde etmeye vesîle olmuş olur. (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/324).

    "Fazilet" de üstün bir makamın adı olup, diğer mahlûkattan yüce bir mertebedir.

    "Makâm-ı mahmûd", her lisanın övgü ve yüceltmesine lâyık makam demektir. O makamda olanı ilk yaratılan insandan son yaratılacak olana kadar herkes över ve yüceltir. Makâm-ı mahmûd, şefaat makamıdır ki, Resûlullah Efendimiz'e ihsân olunmuştur.

    Ehl-i sünnete göre şefaat haktır ve mahşerde Peygamberimize şefaat yetkisi verilecektir. Hz. Peygamber (s.a.v), "Her Peygamberin bir duası vardır. Ben ise, inşaallah duamı kıyamet gününde ümmetime şefâat etmek için saklamak istiyorum" buyurmuştur (Buhârî, Daavât, 1)


    "O gün, kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlamayacağı bir gündür. O gün buyruk, yalnız Allah'ındır." (İnfitar, 82/19)

    O gün hiçbir kimse başkası için bir fay-da sağlayamaz, kimse kimseyi koruyamaz; herkes kendisini düşünür ve kendi der-diyle uğraşır. Herhangi bir zararı dokunabilir endişesiyle çoluk çocuğundan ve ya-kın akrabasından dahi kaçar. Allah izin vermedikçe hiçbir şefaatçi şefaat edemez. O gün iş Allah'a kalmıştır.

    Bu ayet şefaatin olmayacağına delil değildir. Aksine, şefaatin Allah'ın izniyle olacağına işaret eden ayetlerdendir. Evet, o gün hiç kimse hiç kimseye Allah'ın izni olmadan bir fayda sağlayamaz, şefaat de edemez. Kur'an-ı Kerim'de şefaat ile ilgili ayetlere dikkatle bakıldığında, şefaatin Allah'ın izni ile olacağı vurgusu yapılmaktadır.

    "Allah’ın izni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir?" (Bakara, 2/255)

    Bu ayet-i kerimede, Allah’ın izni olmadan kimsenin şefaat edemeyeceği beyan buyrulmuştur. “Allah’ın izni olmadan kimse şefaat edemeyecektir.” ifadesi, “Allah’ın izni olduğunda şefaat edebilecektir” manasına gelmekte ve bu da şefaatin hak ve hakikat olduğu neticesine ulaştırmaktadır. Zira eğer Allah’ın izni ve müsaadesi dairesinde şefaat olmasaydı, ayette geçen “Allah’ın izni olmadan” ifadesi gereksiz olurdu. Kur'an’da ise gereksiz bir ifadenin bulunması mümkün değildir. O halde, Allah’ın izni dairesinde şefaat haktır, gerçektir ve ayetin beyanıdır.

    "O’nun izni olması müstesna, şefaat edecek yoktur." (Yunus, 10/3)

    Bu ayet-i kerimede şefaat, Allah’ın iznine hamledilmiştir. Demek Allah’ın izni dairesinde şefaat vardır ve haktır.

    "Onlar, Allah'ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler." (Enbiya, 21/28)

    Bu ayet-i kerimenin açık ifadesiyle, Allah’ın razı olduğu kullara şefaat edilecektir. Zira ayette geçen “Allah'ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler.” ifadesi, Allah’ın razı olduğu kullara şefaatin yapılabileceği hakikatini netice vermektedir.

    "O gün, Rahman’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselerden başkasına şefaat fayda vermez." (Taha, 20/109)

    "(O gün) Rahman (olan Allah)'ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır." (Meryem, 19/87)

    "Allah'ın huzurunda şefaat fayda vermez. Ancak izin verdiği kimseninki müstesna!" (Sebe 34/23)

    "Göklerde nice melekler vardır ki, Allah dileyip izin vermeden ve razı olmadan önce onların şefaatleri hiç bir fayda vermez." (Necm, 53/26)
    sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder
Git 12 Son