Konusunu Oylayın.: Hamd ve Şükür ile ilgili hadisler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 12 kişi
Hamd ve Şükür ile ilgili hadisler
  1. 23.Kasım.2011, 20:49
    1
    Misafir

    Hamd ve Şükür ile ilgili hadisler






    Hamd ve Şükür ile ilgili hadisler Mumsema Hamd ve Şükür ile ilgili hadisler istiyorum teşekkür ediyorum. Hamd ve Şükür hakkında hadisi şerifler paylaşabilir misiniz ?


  2. 23.Kasım.2011, 20:49
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Hamd ve Şükür ile ilgili hadisler istiyorum teşekkür ediyorum. Hamd ve Şükür hakkında hadisi şerifler paylaşabilir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Hamd ve şükür ile ilgili Ayet var mı?

    - Şükür ve hamd

    - Şükür ve hamd nedir?

    - Hamd ve Şükür ile ilgili makale

    - Hamd ve Şükür ile ilgili yazı

  3. 25.Kasım.2011, 00:09
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: hamd ve Şükür ile ilgili hadisler




    Şükür ile ilgili hadis


    Sevgili Peygamberimiz her hâl ve hareketinde hamd ve şükür hâli içinde bulunmuştur. Âişe -radıyallâhu anhâ- onun bu durumun u şöyle anlatır; Nebî -sallallâhu aleyhi ve sellem-, gece ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Ona:

    – Niçin böyle yapıyorsun ey Allâh'ın Resûlü? Oysa Allâh senin geçmiş ve gelecek hatâlarını bağışlamıştır, dediğimde:

    “– Şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu. (Buhârî, Tefsîr, 48/2)

    Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu sözleriyle, Cenâb-ı Hakk'ın bahşetmiş olduğu nimetlerin, kulluğu azaltmaya değil, aksine teşekkürü artırmaya vesile kılınması gerektiğini bildirmiştir. Kulun hiç günahı olmasa dahî, lutfedilen ilâhî nîmetlere şükredebilmesi tâkatinin üzerindedir. Bu bakımdan da acziyet içinde istiğfâr etmek, kulluğun zarûretindendir. Böylece insan, kulluğa devam ile şükrünü ve Allâh'a yakınlığını artırır. Efendimiz'in bu ulvî duygularına Mevlânâ'nın şu sözleri ne güzel tercümân olmaktadır:

    “Nimete şükretmek nimetten daha hoştur. Şükrü seven kimse şükrü bırakır da nimet tarafına gider mi? Şükretmek nimetin canıdır. Nimet ise deri gibidir, kabuk gibidir. Çünkü seni dostun kapısına ancak şükür götürür. Nimet insana gaflet verir. Şükretmek ise uyanıklık getirir. Sen aklını başına al da şükür tuzağı ile nimet avla.” ( Mesnevî , beyt: 2895-2897)

    Hz. Ali'nin de bu konuda şöyle bir sözü vardır:

    “Bazı insanlar bir şeyler umarak kulluk yapar; bu tüccar kulluğudur. Bazıları da korkudan dolayı kulluk yapar; bu da köle kulluğudur. Diğer bir kısmı ise şükür olsun diye kulluk yapar; işte bu, tüm menfî duygulardan kurtulmuş seçkin kimselerin (havâssın) kulluğudur.”

    Böylesi şükür duyguları içinde bulunan kimseleri Allâh -celle celâlüh- mükâfatlandıracağını bildirerek şöyle buyurmaktadır:

    “…Kim dünyâ sermâyesini isterse, ona ondan veririz. Kim de âhiret sevâbını isterse ona da ondan veririz. Şükredenlere gelince, onları mutlaka mükâfâtlandıracağız.” (Âl-i İmrân 3/145)


    Abdurrahmân bin Avf -radıyallâhu anh- Peygamber Efendimiz'in Allâh'ın ikram ve ihsanlarına karşı şükründeki inceliğini gösteren diğer bir hâdiseyi şöyle anlatıyor:

    “Bir defâsında Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- mescidden çıkmıştı. Ben de onu hissettirmeden tâkip ettim. Bir hurma bahçesine girdi. Kıbleye karşı durarak secdeye vardı. Secdesini o kadar uzattı ki, vefât etti sandım. Hemen yanına vardım, eğilip yüzüne bakmaya başladım. Başını kaldırdı ve:

    «– Ne oldu ey Abdurrahmân?» diye sordu.

    – Yâ Resûlallâh! Secdeyi o kadar uzattınız ki vefât ettiniz diye korktum ve hemen yanınıza geldim, dedim. Resûl-i Ekrem Efendimiz:

    «– Bahçeye girdiğimde Cebrâil ile karşılaştım. Allâh Teâlâ'nın şöyle buyurduğunu müjdeledi; “Kim sana selâm verirse ben de ona selâmet veririm. Kim sana salavât getirirse, ben de ona salât ederim. (Bunun için Rabbime şükür secdesi yaptım) » buyurdu.” ( Hâkim, I, 344 )

    Resûl-i Ekrem Efendimiz Mekke fethi sonrasında Allâh'a karşı şükrünü ve hamdini daha da ziyâdeleştirerek:

    “Ben Allâh'ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O'na hamdederim. Allâh'tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tövbe ederim.” zikrini, namazlarında, özellikle rükû ve secdelerde çokça okumaya başlamıştı. Hz. Âişe bunun sebebini sorunca Efendimiz; “Rabbim bana ümmetimde bir alâmet göreceğimi, onu gördüğüm zaman bu zikri çokça yapmamı emretmişti. Ben o alâmeti gördüm.” buyurdu. (Müslim, Salât, 220)

    Peygamber Efendimiz'in bu hâli bize, yardım görmek, fetihlere nâil olmak ve dîni tebliğde başarılı olmak gibi en mühim hizmetlerin dahi zirvesinin tesbih ve şükür olduğunu öğretmektedir.

    Yüce Rabbimiz'in üzerimizdeki nimetlerini, saymakla bitiremeyiz. Bu nedenle bize, Mevlânâ ile hem-zebân olup (aynı dili paylaşıp);

    “Ya Rabbi, Sana şükürler olsun! Beni ansızın gamdan âzâd ettin. Bedenimde her kılın bir dili olsa da hepsi ile Sana şükretse, yine de şükrünü yerine getiremez.” ( Mesnevî , beyt: 2314-2315) demek düşmektedir.

    Kaynak:Üsve-i Hasene



  4. 25.Kasım.2011, 00:09
    2
    Özel Üye



    Şükür ile ilgili hadis


    Sevgili Peygamberimiz her hâl ve hareketinde hamd ve şükür hâli içinde bulunmuştur. Âişe -radıyallâhu anhâ- onun bu durumun u şöyle anlatır; Nebî -sallallâhu aleyhi ve sellem-, gece ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Ona:

    – Niçin böyle yapıyorsun ey Allâh'ın Resûlü? Oysa Allâh senin geçmiş ve gelecek hatâlarını bağışlamıştır, dediğimde:

    “– Şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu. (Buhârî, Tefsîr, 48/2)

    Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu sözleriyle, Cenâb-ı Hakk'ın bahşetmiş olduğu nimetlerin, kulluğu azaltmaya değil, aksine teşekkürü artırmaya vesile kılınması gerektiğini bildirmiştir. Kulun hiç günahı olmasa dahî, lutfedilen ilâhî nîmetlere şükredebilmesi tâkatinin üzerindedir. Bu bakımdan da acziyet içinde istiğfâr etmek, kulluğun zarûretindendir. Böylece insan, kulluğa devam ile şükrünü ve Allâh'a yakınlığını artırır. Efendimiz'in bu ulvî duygularına Mevlânâ'nın şu sözleri ne güzel tercümân olmaktadır:

    “Nimete şükretmek nimetten daha hoştur. Şükrü seven kimse şükrü bırakır da nimet tarafına gider mi? Şükretmek nimetin canıdır. Nimet ise deri gibidir, kabuk gibidir. Çünkü seni dostun kapısına ancak şükür götürür. Nimet insana gaflet verir. Şükretmek ise uyanıklık getirir. Sen aklını başına al da şükür tuzağı ile nimet avla.” ( Mesnevî , beyt: 2895-2897)

    Hz. Ali'nin de bu konuda şöyle bir sözü vardır:

    “Bazı insanlar bir şeyler umarak kulluk yapar; bu tüccar kulluğudur. Bazıları da korkudan dolayı kulluk yapar; bu da köle kulluğudur. Diğer bir kısmı ise şükür olsun diye kulluk yapar; işte bu, tüm menfî duygulardan kurtulmuş seçkin kimselerin (havâssın) kulluğudur.”

    Böylesi şükür duyguları içinde bulunan kimseleri Allâh -celle celâlüh- mükâfatlandıracağını bildirerek şöyle buyurmaktadır:

    “…Kim dünyâ sermâyesini isterse, ona ondan veririz. Kim de âhiret sevâbını isterse ona da ondan veririz. Şükredenlere gelince, onları mutlaka mükâfâtlandıracağız.” (Âl-i İmrân 3/145)


    Abdurrahmân bin Avf -radıyallâhu anh- Peygamber Efendimiz'in Allâh'ın ikram ve ihsanlarına karşı şükründeki inceliğini gösteren diğer bir hâdiseyi şöyle anlatıyor:

    “Bir defâsında Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- mescidden çıkmıştı. Ben de onu hissettirmeden tâkip ettim. Bir hurma bahçesine girdi. Kıbleye karşı durarak secdeye vardı. Secdesini o kadar uzattı ki, vefât etti sandım. Hemen yanına vardım, eğilip yüzüne bakmaya başladım. Başını kaldırdı ve:

    «– Ne oldu ey Abdurrahmân?» diye sordu.

    – Yâ Resûlallâh! Secdeyi o kadar uzattınız ki vefât ettiniz diye korktum ve hemen yanınıza geldim, dedim. Resûl-i Ekrem Efendimiz:

    «– Bahçeye girdiğimde Cebrâil ile karşılaştım. Allâh Teâlâ'nın şöyle buyurduğunu müjdeledi; “Kim sana selâm verirse ben de ona selâmet veririm. Kim sana salavât getirirse, ben de ona salât ederim. (Bunun için Rabbime şükür secdesi yaptım) » buyurdu.” ( Hâkim, I, 344 )

    Resûl-i Ekrem Efendimiz Mekke fethi sonrasında Allâh'a karşı şükrünü ve hamdini daha da ziyâdeleştirerek:

    “Ben Allâh'ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O'na hamdederim. Allâh'tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tövbe ederim.” zikrini, namazlarında, özellikle rükû ve secdelerde çokça okumaya başlamıştı. Hz. Âişe bunun sebebini sorunca Efendimiz; “Rabbim bana ümmetimde bir alâmet göreceğimi, onu gördüğüm zaman bu zikri çokça yapmamı emretmişti. Ben o alâmeti gördüm.” buyurdu. (Müslim, Salât, 220)

    Peygamber Efendimiz'in bu hâli bize, yardım görmek, fetihlere nâil olmak ve dîni tebliğde başarılı olmak gibi en mühim hizmetlerin dahi zirvesinin tesbih ve şükür olduğunu öğretmektedir.

    Yüce Rabbimiz'in üzerimizdeki nimetlerini, saymakla bitiremeyiz. Bu nedenle bize, Mevlânâ ile hem-zebân olup (aynı dili paylaşıp);

    “Ya Rabbi, Sana şükürler olsun! Beni ansızın gamdan âzâd ettin. Bedenimde her kılın bir dili olsa da hepsi ile Sana şükretse, yine de şükrünü yerine getiremez.” ( Mesnevî , beyt: 2314-2315) demek düşmektedir.

    Kaynak:Üsve-i Hasene



  5. 14.Mayıs.2014, 21:07
    3
    Misafir

    Cevap: hamd ve Şükür ile ilgili hadisler

    Sağolun hadisleri aldım ödevimi yaptım


  6. 14.Mayıs.2014, 21:07
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Sağolun hadisleri aldım ödevimi yaptım





+ Yorum Gönder