Konusunu Oylayın.: Tuzaklardan kurtuluş için sağlam iman gerek

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Tuzaklardan kurtuluş için sağlam iman gerek
  1. 22.Kasım.2011, 12:30
    1
    Misafir

    Tuzaklardan kurtuluş için sağlam iman gerek

  2. 22.Kasım.2011, 13:16
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,512
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Tuzaklardan kurtuluş için sağlam iman gerek




    Tuzaklardan kurtuluş için sağlam iman gerek.
    Bütün ömrünüzü iman ve ibadetle geçirmiş olabilirsiniz. Allah’ı sevmiş, hep Onu anmış, hep Onun rızasını düşünmüş olabilirsiniz. Bunlar yetmiyor büyük imtihanı kazanıp, sonsuz mutluluğa kavuşmaya.Ruhlar âleminden başlayıp anne karnından dünyaya, oradan kabre ve ahirete doğru uzanan yolda bir dizi tuzak, bir dizi engel var. Hepsinden başarıyla geçmek, son hedefinize varmak zorundasınız.
    İşte bu tuzaklardan en önemlisi, imanla kabre girmektir. İslâmı çok iyi yaşayan Allah dostları, son nefeslerini verinceye kadar „hüsn-ü hâtime“ için duâ etmişler, hep „iyi son“ dilemişlerdir. Bir kimse gitmek istediği şehre kalkan tren için bilet alır ve yolculuğun sonuna kadar tren içindeki kurallara uyabilir. Ama son anda trenden atlamaması gerekiyor ki, istediği şehre varabilsin. Yoksa yolculuk boyu çektiği acıların, sıkıntıların, uyduğu kuralların hiçbir önemi yoktur. Bir insan ne kadar imanlı ve iyi olursa olsun, son anda Allah’a olan inancını, ümidini, bağlılığını yitirirse, sonsuz mutluluk değil, sonsuz hüsran kazanır.
    İşte bu çetin imtihandan bütün Allah dostları tir tir titremişler, son anda imanla çene kapayabilmek için gözyaşı dökmüşler, gece gündüz yalvarmışlardır.Çünkü sekerât anında şeytan gelir ve insanın aklına şüpheler atar. İnsanın imanını çalmak için çırpınır. Eğer kişinin sağlam bir imanı yoksa son anda aldanır ve hayatta iken canı gibi sevdiği imanını kaybeder.Oysa Bediüzzaman’ın dediği gibi, ilme’l-yakînden, ayne’l-yakîne ve hakka’l-yakîne yükselen tahkikî iman kişinin aklına, kalbine, ruhuna ve bütün duygularına öyle bir yerleşir ki, şeytan onu aldatamaz ve imanını çalamaz.
    Düşünün: Bir ömür boyu iman ve ibadeti sevdiğini ve onu korumak için çırpındığını sanan bir Müslümanın, ölüm anında imanını kaybetmesi kadar acı bir olay olabilir mi? İşte Risâle-i Nur’u üstün körü değil, çöldeki susuz insanın buzlu suya yapışması gibi okumaya bu bakımdan da şiddetle ihtiyacımız var. Balıkların su içinde olduğu halde onun kıymetini bilmeyip, ancak çıktıktan sonra farkettikleri gibi, iman ve Kur’ân derslerinin yanı başında, hattâ içinde olan kimseler ondan kana kana içmezse, ahirette uyanmak çok geç olur. Rabbim bizi böyle gaflete düşmekten korusun.Şeytanın ölüm anındaki tuzağından başka, kabir, hesap, mizan, sırat engelleri var.Yüce Peygamberimiz (a.s.m.), „Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz, öyle haşrolursunuz“ buyuruyor.
    Eğer işiniz gücünüz, aklınız fikriniz iman dersleriyle dolmuş, ibadet aşkıyla yoğrulmuş, hizmet şevkiyle yanıp tutuşuyorsa, müjde size, „Allah Allah“ diye can vereceksiniz. İman tahsilinize, tıpkı Denizli hapsinde Risâle yazarken şehit olan Hafız Ali (r.a.) gibi kabirde devam edeceksiniz. Orada başta Peygamberimiz (a.s.m.) olmak üzere tüm İslâm büyükleriyle, tüm sevdiklerinizle birlikte olacaksınız. Söyleyin, bundan daha büyük saadet olur mu? Bediüzzaman, toprak altındaki hayatı gördüğünü söylüyor. Başka birçok evliya, kabirdeki mü’minlerin bizden daha mutlu ve rahat bir şekilde yaşadıklarını müjdeliyorlar. Biz bunları görmüş gibi inanıyoruz. Onlar gibi olmak için de, iman ve Kur’ân dersleriyle en yüksek seviyede meşgul olmalıyız.
    Kabirden sonraki engel, hesap ve mizandır. Kur’ân, yaptığımız zerre kadar iyilik ve kötülüğün mutlaka hesabını vereceğimizi belirtiyor. Her şey en ince ayrıntısına kadar sorulacak. Buna karşı da, kâmil bir iman kazanıp, her an Allah’ın huzurunda olduğumuz şuuruyla yaşayıp, bütün davranışlarımıza ve sözlerimize dikkat etmemiz gerekmez mi?O haşir âlemi ki, müthiş bir âlem. Kıyame Sûresinde denildiği gibi, İnsanların anadan, babadan, eşinden çocuğundan kaçtığı bir âlem. Yüce Nebi’nin (a.s.m.) beyanıyla, güneşin tepemize indiği, herkesin günahına göre bir ter denizinde yüzdüğü bir âlem.
    İşte o en sıkıntılı bir anda bizim imdadımıza koşacak olan yine imanımız, imanımız, imanımızdır. Onu güçlendirmek ve en mükemmel hâle getirmek için gözümüzü kaybedinceye kadar okusak, beynimizi zorlayacak seviyede düşünsek ne kaybederiz? Hiçbir şey kaybetmeyiz. Kaldı ki, ne gözümüzü, ne aklımızı kaybetmeden bir iman çağlayanı olan Risâle-i Nur’u her gün muntazam okuyarak sağlam bir imanı kazanabiliriz.Bir de Sırat Köprüsünü düşünün. Mahiyeti bilinmediğinden, „Kıldan ince kılıçtan keskin“ diye anılan, altında Cehennem ve ilerisinde Cennet bulunan bu engeli aşmadan Cennete gireceğinizi mi sanırsınız? Bu öyle bir meseledir ki, ehl-i kemal zatlar, kahkahayla gülen insanlara, „Hayrola, nedir bu neşen? Sıratı mı geçtin?“ diyerek uyarırlarmış. Çünkü orayı geçmeden, tam rahatlık ve tam huzur duyamayız. Orayı geçmenin yolu da sağlam bir iman kazanmak, her gün iman ve tefekkürle meşgul olmak, başta namaz ve diğer ibadetleri hakkıyla yapmaktır. Çünkü namaz, Sırat’ta burak olacaktır. İşte, Risâle-i Nur’u okuyup anlamayı kendimize en büyük bir mesele ve en önemli bir dert edinmemiz için yığınla sebep var.
    Biz bunlardan sadece birkaçını saydık. Bunlar bile iman ve Kur’ân tahsili için deli divane olmaya yetmez mi?
    alıntı


  3. 22.Kasım.2011, 13:16
    2
    Üye



    Tuzaklardan kurtuluş için sağlam iman gerek.
    Bütün ömrünüzü iman ve ibadetle geçirmiş olabilirsiniz. Allah’ı sevmiş, hep Onu anmış, hep Onun rızasını düşünmüş olabilirsiniz. Bunlar yetmiyor büyük imtihanı kazanıp, sonsuz mutluluğa kavuşmaya.Ruhlar âleminden başlayıp anne karnından dünyaya, oradan kabre ve ahirete doğru uzanan yolda bir dizi tuzak, bir dizi engel var. Hepsinden başarıyla geçmek, son hedefinize varmak zorundasınız.
    İşte bu tuzaklardan en önemlisi, imanla kabre girmektir. İslâmı çok iyi yaşayan Allah dostları, son nefeslerini verinceye kadar „hüsn-ü hâtime“ için duâ etmişler, hep „iyi son“ dilemişlerdir. Bir kimse gitmek istediği şehre kalkan tren için bilet alır ve yolculuğun sonuna kadar tren içindeki kurallara uyabilir. Ama son anda trenden atlamaması gerekiyor ki, istediği şehre varabilsin. Yoksa yolculuk boyu çektiği acıların, sıkıntıların, uyduğu kuralların hiçbir önemi yoktur. Bir insan ne kadar imanlı ve iyi olursa olsun, son anda Allah’a olan inancını, ümidini, bağlılığını yitirirse, sonsuz mutluluk değil, sonsuz hüsran kazanır.
    İşte bu çetin imtihandan bütün Allah dostları tir tir titremişler, son anda imanla çene kapayabilmek için gözyaşı dökmüşler, gece gündüz yalvarmışlardır.Çünkü sekerât anında şeytan gelir ve insanın aklına şüpheler atar. İnsanın imanını çalmak için çırpınır. Eğer kişinin sağlam bir imanı yoksa son anda aldanır ve hayatta iken canı gibi sevdiği imanını kaybeder.Oysa Bediüzzaman’ın dediği gibi, ilme’l-yakînden, ayne’l-yakîne ve hakka’l-yakîne yükselen tahkikî iman kişinin aklına, kalbine, ruhuna ve bütün duygularına öyle bir yerleşir ki, şeytan onu aldatamaz ve imanını çalamaz.
    Düşünün: Bir ömür boyu iman ve ibadeti sevdiğini ve onu korumak için çırpındığını sanan bir Müslümanın, ölüm anında imanını kaybetmesi kadar acı bir olay olabilir mi? İşte Risâle-i Nur’u üstün körü değil, çöldeki susuz insanın buzlu suya yapışması gibi okumaya bu bakımdan da şiddetle ihtiyacımız var. Balıkların su içinde olduğu halde onun kıymetini bilmeyip, ancak çıktıktan sonra farkettikleri gibi, iman ve Kur’ân derslerinin yanı başında, hattâ içinde olan kimseler ondan kana kana içmezse, ahirette uyanmak çok geç olur. Rabbim bizi böyle gaflete düşmekten korusun.Şeytanın ölüm anındaki tuzağından başka, kabir, hesap, mizan, sırat engelleri var.Yüce Peygamberimiz (a.s.m.), „Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz, öyle haşrolursunuz“ buyuruyor.
    Eğer işiniz gücünüz, aklınız fikriniz iman dersleriyle dolmuş, ibadet aşkıyla yoğrulmuş, hizmet şevkiyle yanıp tutuşuyorsa, müjde size, „Allah Allah“ diye can vereceksiniz. İman tahsilinize, tıpkı Denizli hapsinde Risâle yazarken şehit olan Hafız Ali (r.a.) gibi kabirde devam edeceksiniz. Orada başta Peygamberimiz (a.s.m.) olmak üzere tüm İslâm büyükleriyle, tüm sevdiklerinizle birlikte olacaksınız. Söyleyin, bundan daha büyük saadet olur mu? Bediüzzaman, toprak altındaki hayatı gördüğünü söylüyor. Başka birçok evliya, kabirdeki mü’minlerin bizden daha mutlu ve rahat bir şekilde yaşadıklarını müjdeliyorlar. Biz bunları görmüş gibi inanıyoruz. Onlar gibi olmak için de, iman ve Kur’ân dersleriyle en yüksek seviyede meşgul olmalıyız.
    Kabirden sonraki engel, hesap ve mizandır. Kur’ân, yaptığımız zerre kadar iyilik ve kötülüğün mutlaka hesabını vereceğimizi belirtiyor. Her şey en ince ayrıntısına kadar sorulacak. Buna karşı da, kâmil bir iman kazanıp, her an Allah’ın huzurunda olduğumuz şuuruyla yaşayıp, bütün davranışlarımıza ve sözlerimize dikkat etmemiz gerekmez mi?O haşir âlemi ki, müthiş bir âlem. Kıyame Sûresinde denildiği gibi, İnsanların anadan, babadan, eşinden çocuğundan kaçtığı bir âlem. Yüce Nebi’nin (a.s.m.) beyanıyla, güneşin tepemize indiği, herkesin günahına göre bir ter denizinde yüzdüğü bir âlem.
    İşte o en sıkıntılı bir anda bizim imdadımıza koşacak olan yine imanımız, imanımız, imanımızdır. Onu güçlendirmek ve en mükemmel hâle getirmek için gözümüzü kaybedinceye kadar okusak, beynimizi zorlayacak seviyede düşünsek ne kaybederiz? Hiçbir şey kaybetmeyiz. Kaldı ki, ne gözümüzü, ne aklımızı kaybetmeden bir iman çağlayanı olan Risâle-i Nur’u her gün muntazam okuyarak sağlam bir imanı kazanabiliriz.Bir de Sırat Köprüsünü düşünün. Mahiyeti bilinmediğinden, „Kıldan ince kılıçtan keskin“ diye anılan, altında Cehennem ve ilerisinde Cennet bulunan bu engeli aşmadan Cennete gireceğinizi mi sanırsınız? Bu öyle bir meseledir ki, ehl-i kemal zatlar, kahkahayla gülen insanlara, „Hayrola, nedir bu neşen? Sıratı mı geçtin?“ diyerek uyarırlarmış. Çünkü orayı geçmeden, tam rahatlık ve tam huzur duyamayız. Orayı geçmenin yolu da sağlam bir iman kazanmak, her gün iman ve tefekkürle meşgul olmak, başta namaz ve diğer ibadetleri hakkıyla yapmaktır. Çünkü namaz, Sırat’ta burak olacaktır. İşte, Risâle-i Nur’u okuyup anlamayı kendimize en büyük bir mesele ve en önemli bir dert edinmemiz için yığınla sebep var.
    Biz bunlardan sadece birkaçını saydık. Bunlar bile iman ve Kur’ân tahsili için deli divane olmaya yetmez mi?
    alıntı





+ Yorum Gönder