Konusunu Oylayın.: “Akılsız insanlar; 'Müslümanları daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren sebep nedir?' diyecekler.” (Bakara, 2/142) ayet

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
“Akılsız insanlar; 'Müslümanları daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren sebep nedir?' diyecekler.” (Bakara, 2/142) ayet
  1. 20.Kasım.2011, 23:19
    1
    Misafir

    “Akılsız insanlar; 'Müslümanları daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren sebep nedir?' diyecekler.” (Bakara, 2/142) ayet






    “Akılsız insanlar; 'Müslümanları daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren sebep nedir?' diyecekler.” (Bakara, 2/142) ayet Mumsema “Akılsız insanlar; 'Müslümanları daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren sebep nedir?' diyecekler.” (Bakara, 2/142) ayeti gelecekten haber mi veriyor?


  2. 20.Kasım.2011, 23:40
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: “Akılsız insanlar; 'Müslümanları daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren sebep nedir?' diyecekler.” (Bakara, 2/14




    lgili ayetin meali şöyledir:

    “Akılsız / beyinsiz insanlar: 'Müslümanları daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren sebep nedir?' diyecekler. De ki: 'Doğu da Batı da Allah’ındır. O dilediği kimseyi doğru yola yöneltir.' ”

    Bu ayette yer alan “Se Yekulü = Diyecek” fiili, bilindiği gibi gelecek zamana ait bir muzari kiptir. Bununla beraber, bazı alimlere göre bu fiilin başında bulunan “SİN” istikbal edatı, burada maziyi pekiştirmek için kullanılmıştır. Bu alimlere göre, bu ayet Müşrik, Münafık, Yahudilerin “Müslümanları daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren sebep nedir?” şeklindeki sözlerinden sonra inmiştir.

    Ancak alimlerin büyük çoğunluğuna göre, bu ayet gelecekten haber vermiş gaybi bir haberdir. Söz konusu sefihler / beyinsizler, bu ayetin inmesinden sonra bu sözleri söylemiş ve ayetin ihbar-ı gaybî nevindeki haberini lisan-ı kal ve lisan-ı halleriyle tasdik etmişlerdir.(bk. Razî, İbn Aşur, Alusî, ilgili ayetin tefsiri).

    İşte daha kıblenin değişmesinden önce, ileride sefihlerin ne diyecekleri ve onlara nasıl cevap verileceği hususuna işaret etmek üzere 142. ve 143. ayetler inmiştir. (bk. Taberî, Zemahşerî, Nesefî, ilgili ayetin tefsiri)

    Asrımızın değerli müfessirlerinden Seyyid Kutub’a göre de bu âyet, gelecekten haber vermektedir. Bu âyet, kıblenin değiştirilmesi neticesinde beyinsizlerin söyleyecekleri uydurma lâflar ve sorulara bir başlangıçtır. Âyet-i kerîme, söyleyecekleri şeylerin belli, plânlarının malûm ve cevaplarının hazır olduğu hissini vermek için istikbâl sığası ile başlıyor. Hem yersiz soru sorma hareketlerinin tesirini tedavi ediyor, hem de Resûlullah (asv)’a onlara verilecek cevabı telkin ediyor... (bk. Kutub, Fi Zılal, ilgili âyetin tefsiri)

    Medine döneminin başında Peygamberimiz (asv)'in Beyt-i Makdis’e dönmesinin emredilmesiyle kendi Kâbe’lerini bırakmaya hazır olmayan müşrik Araplar denendi. Bu, kabilecilik geleneğini, bu tür cahiliye değerlerinin tesirlerini yok etme adına zorlu bir imtihandı, fakat samimi mü’minler başarılı oldular, kabile taassubu içinde olanlar ise imtihanı kaybettiler.

    Kıble, Kudüs’ten Kâbe’ye çevrildiğinde ise Müslüman olan Yahudi ve Hrıstiyanlar deneniyordu. Gerçek müminler, kıble değişikliklerine itiraz etmedikleri gibi, imanlarında ve imanlarının gereği namazlarında samimi olduklarından ve diğer Müslüman kardeşlerini kendi nefisleri kadar sevdiklerinden; “Vefat eden arkadaşlarımızın kıldıkları namazlar ne olacak?” diye telâş ve endişeye kapıldılar. Bunun üzerine şu âyet indi:

    "Ve işte böylece Biz sizi örnek bir ümmet kıldık ki, insanlar nezdinde Hakk’ın şahitleri olasınız ve Peygamber de sizin hakkınızda şahit olsun. Senin arzulayıp da şu anda yöneldiğin Kâbe’yi kıble yapmamızın sebebi, sırf Peygamberin izinden gidenlerle O’ndan ayrılıp gerisin geriye dönecekleri meydana çıkarmaktır. Gerçi bu, oldukça ağır bir iştir, ancak Allah’ın doğru yola erdirdiği kimseler için mesele teşkil etmez. Allah, imanınızı (Beyt-i Makdis’e doğru kıldığınız namazlarınızı) zayi edecek değildir. Çünkü Allah, insanlara karşı pek şefkatlidir, çok merhametlidir." (Bakara, 2/143; bk. Ebû Davud, sünne 16; Tirmizî, tefsir 3)

    Hz. Peygamber (a.s.m.), bu işaretler üzerine artık kıblenin değişmesiyle ilgili vahiy emrinin gelmesini bekleyip duruyordu. Adeta semadan Cibril (as)’in yolunu gözlüyor ve atası İbrahim aleyhisselâmın kıblesi olan Kâbe’ye yönelmek için Allah’a duâ ediyordu. Nihayet şu âyetler nâzil oldu:

    "Elbette ilâhî buyruğu bekleyerek yüzünün semada aranıp durduğunu görüyoruz. Artık müsterih ol, işte memnun olacağın kıbleye seni yöneltiyoruz. Haydi çevir yüzünü Mescid-i Haram’a doğru! Kendilerine Kitap verilmiş olanlar, kıbleyi çevirmenin gerçekten Rableri tarafından olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir." (Bakara, 2/144)

    Kıblenin çevrilmesi hakkındaki 115’nci âyetle başlayıp, 142 ve 143’ncü âyetlerle devam eden işaretler, bu 144’ncü âyet ile son ve kesin şeklini almıştır. Artık namazda Kâbe’ye yönelmek farz olarak kesinlik kazanmıştır. (Elmalılı, Hak Dini, İlgili ayetlerin tefsiri)
    alıntı



  3. 20.Kasım.2011, 23:40
    2
    Silent and lonely rains



    lgili ayetin meali şöyledir:

    “Akılsız / beyinsiz insanlar: 'Müslümanları daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren sebep nedir?' diyecekler. De ki: 'Doğu da Batı da Allah’ındır. O dilediği kimseyi doğru yola yöneltir.' ”

    Bu ayette yer alan “Se Yekulü = Diyecek” fiili, bilindiği gibi gelecek zamana ait bir muzari kiptir. Bununla beraber, bazı alimlere göre bu fiilin başında bulunan “SİN” istikbal edatı, burada maziyi pekiştirmek için kullanılmıştır. Bu alimlere göre, bu ayet Müşrik, Münafık, Yahudilerin “Müslümanları daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren sebep nedir?” şeklindeki sözlerinden sonra inmiştir.

    Ancak alimlerin büyük çoğunluğuna göre, bu ayet gelecekten haber vermiş gaybi bir haberdir. Söz konusu sefihler / beyinsizler, bu ayetin inmesinden sonra bu sözleri söylemiş ve ayetin ihbar-ı gaybî nevindeki haberini lisan-ı kal ve lisan-ı halleriyle tasdik etmişlerdir.(bk. Razî, İbn Aşur, Alusî, ilgili ayetin tefsiri).

    İşte daha kıblenin değişmesinden önce, ileride sefihlerin ne diyecekleri ve onlara nasıl cevap verileceği hususuna işaret etmek üzere 142. ve 143. ayetler inmiştir. (bk. Taberî, Zemahşerî, Nesefî, ilgili ayetin tefsiri)

    Asrımızın değerli müfessirlerinden Seyyid Kutub’a göre de bu âyet, gelecekten haber vermektedir. Bu âyet, kıblenin değiştirilmesi neticesinde beyinsizlerin söyleyecekleri uydurma lâflar ve sorulara bir başlangıçtır. Âyet-i kerîme, söyleyecekleri şeylerin belli, plânlarının malûm ve cevaplarının hazır olduğu hissini vermek için istikbâl sığası ile başlıyor. Hem yersiz soru sorma hareketlerinin tesirini tedavi ediyor, hem de Resûlullah (asv)’a onlara verilecek cevabı telkin ediyor... (bk. Kutub, Fi Zılal, ilgili âyetin tefsiri)

    Medine döneminin başında Peygamberimiz (asv)'in Beyt-i Makdis’e dönmesinin emredilmesiyle kendi Kâbe’lerini bırakmaya hazır olmayan müşrik Araplar denendi. Bu, kabilecilik geleneğini, bu tür cahiliye değerlerinin tesirlerini yok etme adına zorlu bir imtihandı, fakat samimi mü’minler başarılı oldular, kabile taassubu içinde olanlar ise imtihanı kaybettiler.

    Kıble, Kudüs’ten Kâbe’ye çevrildiğinde ise Müslüman olan Yahudi ve Hrıstiyanlar deneniyordu. Gerçek müminler, kıble değişikliklerine itiraz etmedikleri gibi, imanlarında ve imanlarının gereği namazlarında samimi olduklarından ve diğer Müslüman kardeşlerini kendi nefisleri kadar sevdiklerinden; “Vefat eden arkadaşlarımızın kıldıkları namazlar ne olacak?” diye telâş ve endişeye kapıldılar. Bunun üzerine şu âyet indi:

    "Ve işte böylece Biz sizi örnek bir ümmet kıldık ki, insanlar nezdinde Hakk’ın şahitleri olasınız ve Peygamber de sizin hakkınızda şahit olsun. Senin arzulayıp da şu anda yöneldiğin Kâbe’yi kıble yapmamızın sebebi, sırf Peygamberin izinden gidenlerle O’ndan ayrılıp gerisin geriye dönecekleri meydana çıkarmaktır. Gerçi bu, oldukça ağır bir iştir, ancak Allah’ın doğru yola erdirdiği kimseler için mesele teşkil etmez. Allah, imanınızı (Beyt-i Makdis’e doğru kıldığınız namazlarınızı) zayi edecek değildir. Çünkü Allah, insanlara karşı pek şefkatlidir, çok merhametlidir." (Bakara, 2/143; bk. Ebû Davud, sünne 16; Tirmizî, tefsir 3)

    Hz. Peygamber (a.s.m.), bu işaretler üzerine artık kıblenin değişmesiyle ilgili vahiy emrinin gelmesini bekleyip duruyordu. Adeta semadan Cibril (as)’in yolunu gözlüyor ve atası İbrahim aleyhisselâmın kıblesi olan Kâbe’ye yönelmek için Allah’a duâ ediyordu. Nihayet şu âyetler nâzil oldu:

    "Elbette ilâhî buyruğu bekleyerek yüzünün semada aranıp durduğunu görüyoruz. Artık müsterih ol, işte memnun olacağın kıbleye seni yöneltiyoruz. Haydi çevir yüzünü Mescid-i Haram’a doğru! Kendilerine Kitap verilmiş olanlar, kıbleyi çevirmenin gerçekten Rableri tarafından olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir." (Bakara, 2/144)

    Kıblenin çevrilmesi hakkındaki 115’nci âyetle başlayıp, 142 ve 143’ncü âyetlerle devam eden işaretler, bu 144’ncü âyet ile son ve kesin şeklini almıştır. Artık namazda Kâbe’ye yönelmek farz olarak kesinlik kazanmıştır. (Elmalılı, Hak Dini, İlgili ayetlerin tefsiri)
    alıntı






+ Yorum Gönder